Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt

Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt
Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt

Dediğim dedik çaldığım düdük olmasın da. Yoksa o düdükten hepimizde var. Bir eksik olmuş. “Freud’un da dediği gibi” diye bir ekleme daha yapalım. Sözün hangi manada söylendiği biraz karışık. Çatallı yol.

Kulak tıkamak kolay fakat bir Freud’un felsefesini aradan nice zaman geçmiş hâlâ çürütemiyoruz. Bir Spinoz olmak kolay mı? Yarattık mı ondan bir tane? Ona erişebildik mi? Anca laf. Ha diyorsan ki onun bunun kelamını düşünmeden at sürer gibi ikide bir dehleyip duruyorsun, başımla beraber. Fakat burada da yol çatallı.

Bilgiye dair söylenecek birkaç söz daha var. Bir bilgi bir insan ömrü boyunca sıfırdan üretilip son halini alıyor değil. Bilgi, İnsanlık tarihi boyunca yavaş yavaş üretilen, gelişen, dönüşen; dönüştükçe insanı da dönüştüren bir medeni hâl! O olmasa hâlâ Afrika savanasında yırtıcıların elinden leş çalmaya devam ediyor olurduk.

Saygı duyun bilgiye. Saltanattan, güçten, güzellikten daha etkili bir silah. İnsan toplulukları onsuz koca bir hiç. Günay’ın da dediği gibi, aha ben ölüp gideceğim, kime kalacak bunca yazılıp çizilenler? Yine size kalacak. Peşini bırakmayın siz bilginin.

 

Günay Aktürk

Read more

Toparlan Generalim

Toparlan Generalim
Toparlan Generalim

Yenilgi Her Zaman Olur

Yaşama karşı yeni bir savaş düzeni almak gerekir bazen. Yenilgi her zaman olur. Ocak söner, akbabalar dolanır gökyüzünde. Bir gün başını kaldırıp yavaşça doğrulursun ve dersin ki: “iki kez çürüyecek değiliz ya toprakta!” O ateş ki eninde sonunda tekrar yakılır.

Bu oda benim yeni savaş düzenim. Ben, uzak diyarlarda yaşayan bir vahşinin en ilkel barbarıydım! Bozguna uğradım! Çağlar öncesinden kalma şu boktan mızrağım, çelik mayalı güçlü zırhları delemedi! Kendime geldiğimde baktım ki bir hayli geriye çekilmişim.

Bu şehir enkaz, taş üstünde taş kalmamış. Kırık bir sandalyeye çöküp emri verdim: “Geç otur karşıma generalim!” dedim kendime: “Geç otur! İki kez çürüyecek değiliz ya toprakta. Bak bakalım kaç kişi kalmış bizden geriye, kaybımız nedir… Kilere göz at, hasadı yokla! Bu erzak bu kışı çıkartır mı, görelim!

 

Günay Aktürk

Read more

Uyuşturulmuş kulluk!

Uyuşturulmuş kulluk!
Uyuşturulmuş kulluk!

“De hadi kendi binsin, eli ayağı yok mu! Dün de binmişti. Geçen sene de. On sene önce ben yapardım bu işi. O zamanlar tutku vardı. Şimdi arkadaş bile sayılmayız. Çocuk olmasa…

Bir kadının kapısını açmak hangi duygulara hizmet etmektir? O duygular artık hizmet etmiyor bize. Bir yabancı daha heyecan verici. Ama ya öteki! İllegal olanı canım. Yasakların içinde tatlı bir düş! Henüz başındayız rüyanın. Diyelim ki bekarım. Heyecan, bembeyaz bir kar yığını! Yağması yenice. Vakit var.

Kapısını açmak da neymiş, paspas eylesin beni. Daha kanmış değilim tutkusuna. Ya araba! Tomarla para saydım. O da bir tutku. Yenice bir ihtiras.”

İşte hâl böyle böyle. Yeni olan, yaşamın koynuna açılan bir kapı değilse ne? Eski yeterince dem tutmadıysa, demek ki her şey yanlış yürümüş. Derler ki asıl aşk, aşk bittikten sonra başlar. Doğrudur. Tescillidir.

Aşk elbette biter. Fakat onun hissettirdikleri bitmez. Aşk, insanı akıl hastalarına çevirebilir. Kişi delirmezse hastalık geçer, tertemiz bir akıl kalır geriye. O akılla kapısını da açarsın, kapısına kul da olursun. Uyuşturulmuş bir kulluk değildir bu. Dümende akıl vardır.

Duygu denilen tayfalar zevkle sarılırlar işlerine. Ne mutlu aklın hizmet ettiği tutkulara.

Günay Aktürk

Read more

Seni Düşünüyorum – Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Seni Düşünüyorum

Seni Düşünüyorum’, Günay Aktürk’ün savaş, yıkım ve barış kavramları etrafında şekillenen şiirlerinden biridir. Bu sayfada şiirin sesli yorumunu dinleyebilir, tam metnine ulaşabilirsiniz.

I am raw html block.
Click edit button to change this html

Yağmur yağıyor seni düşünüyorum güneş çıkıyor seni…
Yıldırımda ve şimşekte,
gök gürültüsünde ve kuşağında göğün…
Kasırgalar çıktığında geceleyin,
hele ki düşmüşsem ıraklık gafletine,
kabuslar içinde görüyorum seni.
En çok da çocuk çığlıklarında
ve yok edilen şehirlerin
enkazı altında görüyorum seni.
Birimizden biri kurtarmalı ötekini artık.
Kardeşlerimi boğazlıyorlar yani başımda.
Tüm direniş bunca barikat
ve bütün öfke senin için.
Ve sen onca güzelliğinle hangi yöndesin?
Nerdesin ey barış?

Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Toprak suyu yeterince emdi. Geride kaldı kuraklık. Şimdi fidanlar için boy verme zamanı.

Artık delirmek zorunda değiliz. Sen de terk etmek istediğin bu kente çadırını kurabilirsin. Bu şehre çirkef çamurunu bulaştıran o sıçan lağımına geri döndü.

Olur da bir rastlantı eseri karşılaşırsan onunla, artık gözün bir yerden ısırmaya bile tenezzül etmeyecek onu.

Günay Aktürk

Read more

Hay Aksi

hay aksi günay aktürk

Hay Aksi

hay aksi günay aktürk

Sevgiliye dedim ama görüleceği üzere pek de sevgilim değildi. Belki de olması gereken buydu. Başını göğsüme dayasa yine de yazılır mıydı bu şiir? Bu haliyle yazılmayacağına şüphe yok. Öyleyse aşk, sadece şiire mi hizmet ediyor? Tabii ki de hayır. Fakat bir nevi dışa vurumdur bu. Tümevarım, tümdengelim! Lütfen saçmalamayalım! Duygularımıza soralım öyleyse, kimdir o büyüleyici insan? Ne diye anılır o? Karşılık görmese bile “sevgili” diye hitap edemez miyiz ona? Ah yine mi hayır! Ne yaralar bir bilseniz bu “hayır” ve bu acı gerçekler, göğsümüzün o dikenli kafesindeki tutsağı…

Vakitlerden bir sabahtı
yeni uyanmış olmalıydı.
Sesi titriyordu az biraz.
Ah benim bir gıcımık kadınım!
Seninle, dedi, konuşmalıyız mutlaka.

Ne sorgu ne sual,
ne merak ne bir heyecan,
hayhay efendimiz dedim.
Mutlu bir havadisi olmalıydı.

Azdan az çoktan çok,
bir iki gün geçti aradan
aradı hiç beklenmedik
geç bir saatinde gecenin.
Sesinin telleri gülüyordu adeta.
Seninle, dedi, acilen hem de…
hay aksi şeytan!

Dur, dedim, dur hele efendimiz,
soluklan hele sen,
dinle bir yol sustuklarımı!
Sustu, kulak kesti pür dikkat!
Seviyorum seni, dedim,
Seviyorum efendimiz!
Ne gündüz ne gece,
molası yook, kederi çook
aahh o dudakların, o dudakların,
diş izlerini gizler dudakların…

Sustu!
Kesildi sesinin ardı.
Usulca kapattı telefonu.
Huzurluydum, yaslandım ardıma,
yerindeydi şimdi kafamın tası!
Avanak bir gülümseme aldı vurdu…
Ürperdim!

Hey gidi efendimiz hey!
Hey gidi bir gıcımık kadınım!
Rüzgâr misali yelkene vurmak yüreği,
kapılmak dalgalara, köpürmek sevda kasırgalarında…
Hoştur bilirim, hoştur gürül gürül sevdalanmak…
Yalnız, hiç de hoş değildir,
bir ulu denize sevdalandım, diyecek olmak,
diyecek olmak, senden vurgun yemiş bir denizciye…

Günay Aktürk

Read more

Yaktın Beni Kül Eyledin – Günay Aktürk

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Yaktın Beni Kül Eyledin

Yaktın Beni Kül Eyledin, Günay Aktürk’ün gençlik dönemine ait, tutku ile deneyimsizliğin iç içe geçtiği bir aşk şiiridir. Şiir, saf sevgi zannedilen duyguların zamanla bir yanılgıya dönüşmesini ve bu yanılmanın bıraktığı içsel yanışı dile getirir.

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Hormonsal Edepsizlik

Huzurlarınızda tam da yirmi yaşlarına yakışır dozda bir şiir. Biraz arabesk sosu ekelenmiş olduğunu itiraf edebilirim. O çağlarda gönül, bedeni aşıp da içindekileri göremezdi ki! Aslında içindekilere odaklanıyor fakat hiç de mecazi anlamda değil. Hormonsal edepsizlik. Sadece saf bir sevgi sandık onu. Önünde eğilirken erdemin yüceliğinden bahsettik. Fakat nedense yalnız büyülendiğimiz kadına yetecek kadar insani erdem vardı elimizde. Bu bizi kuşkulandırmadı bile. Tek asil köleliğin sevdiğimiz kadının önünde eğilmek olduğunu sandık. Diz çöktük önünde. İçimizdeki yakıcı madde artık yakamaz olduğunda ise doğrulup kalktık. Ortada ne erdem kalmıştı ne de yücelik. Olup olacağı tam olarak buydu. Fırtına dindi ve baraka onarıldı.

Bugün otuz beş yaşındayım. Kaç kez onardım bu barakayı bir bilseniz… Kasırgalar geldi geçti ama kuşlar misali eninde sonunda konacak bir saçak bulabildik kendimize. Anladım ki yücelik denilen şey, sevme eyleminin tutkulu bir alışkanlık haline getirilmesindeydi. Ama böyle bir insan olmayabilirdim. Uğrak verdiğim o “hormonsal edepsizlik” rıhtımında bambaşka işler çevirebilir, mesela tek gözümü kör edip azılı ve azgın bir korsana da dönüşebilirdim. Öyleyse yaşasın peşine düştüğümüz erdemlere:) Şimdi gönül rahatlığıyla on beş yıl öncesine dönebiliriz.

(Ocak 2020)

Yaktın Beni

Cilven ile nazın ile
O tertemiz özün ile
Her şakanda dozun ile
Yaktın beni kül eyledin

Seni sevmek sana azdı
Sonbaharım senle yazdı
Aşkın bana büyük hazdı
Yaktın beni kül eyledin

Yanmaz idim görmeseydim
Anmaz idim sevmeseydim
Keşke gönül vermeseydim
Yaktın beni kül eyledin

Günay Aktürk
2004

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bu Gidiş Nereye

bu gidiş nereye

Bu Gidiş Nereye

bu gidiş nereye

Bu gidiş nereye?
Bu arayış kimden?
Ölü bilincimde kâbus
ve gün ortasında ayan ve beyan,
nicedir hem duyar hem görürüm seni.
Kıstırmaktasın kuyruğunu nicedir.
Nicedir sarhoş,
umudun elini bırakmış bir anne güdüsüyle,
kendi yamacında gönenmektesin.
Delirdin mi sen?
İstilacılara mı erdin?
Çiğ bir sevinçte kuşkuya dahi meyletmeden kadınım,
bir garip hal eylemektesin…
Bu gidiş nereye?
Bu arayış kimden?
Delirdin mi sen?

Günay Aktürk

Read more

Yedi Çağ Ötesinde

Yedi çağ ötesinde günay aktürk şiirleri

Yedi Çağ Ötesinde

Yedi çağ ötesinde günay aktürk şiirleri

“Yedi çöl, yedi dağ, yedi çağ ötesinde yaşasam!
Tuzaklar kursam sizlere,
Ulaşamasanız yurduma hiçbiriniz…
Ezan sesiyle günaydın deyip sizlere,
akşam namazında yakılmasam sizlerce!
Şiirler yazsam kendimce,
yazılmamış romanlar okusam,
bozulmamış düşler kursam…
Yedi çöl, yedi dağ, yedi çağ ötesinde.”

Günay Aktürk
( Umudun Çocuğu isimli şiir kitabımdan.)

Read more

Sanrılar Romanı – Günay Aktürk’ün Psikolojik Anlatısı

Sanrılar romanı Günay Aktürk kitap kapağı, insan yüzünün aydınlık ve karanlık iki yönünü simgeleyen psikolojik roman görseli

Sanrı Nedir

Sanrı” kelimesinin ruh bilimindeki karşılığı şöyledir: Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı ancak gerçekte olmayan olguları algılaması ve yaşaması. Diğer bir ifadeyle sanrı; varsanı, birsam, halüsinasyon olarak da adlandırılır.

Ne diyordu Attilâ İlhan:
“Olmaz, gerçek olamaz bu yaşadığımız, ya sanrı ya sanrıya çok yakın bir şey.”

Sanrılar romanının kapağında yer alan siyah yüz, içimizdeki o “ben”i temsil eder. Küçük, karanlık ama son derece ikna edici bir ben. Dışarıya çıkıp kendi terörünü estirebilmek için, kimi ihtiyaçlarımızı cicili bicili renklere boyar; bize kendini güzel, masum ve gerekliymiş gibi göstermeye çalışır. Tıpkı arka sıralardaki izleyiciler de görsün diye abartılı makyaj yapan bir tiyatro sanatçısı gibi.

Bu noktada aşk, gerçeklik algılarımızla oynayan yoğun bir duygulanım hâli olarak belirir. Adının anlamını bilmediği hâlde çağrıldığında dönüp bakan bir delidir aşk. Var olup olmadığını kestirmek zordur; fakat şiddetli acılarını koyacak bir kalıp bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü aşk, çoğu zaman kızgın alevlere sarılarak gelir.

Sanrılar romanı Günay Aktürk kitap kapağı, insan yüzünün aydınlık ve karanlık iki yönünü simgeleyen psikolojik roman görseli

Kadın cinayetlerinde sıkça duyduğumuz “Çok seviyordum hâkim bey!” savunmasını düşündüğümüzde, bu duygunun ne kadar yanlış anlaşıldığı da ortaya çıkar. Sigmund Freud’un “Aşk yoktur, libido vardır.” sözü de bu bağlamda unutulmamalıdır. İşte tüm bunlara Sanrılar‘ın diyecek bir sözü var.

Sanrılar: Sanrılı Bir Kitap Önerisi

Aslında kitabın adını “yüzleşme” koysam daha isabetli olurdu. Gerçi sanrılar da on ikiden vurdu ya… Her ne kadar öyle görünse de bu bir aşk romanı değil. Olay örgüsü başka türlü de gelişebilirdi. Sıklıkla kitap önerisi yaptığımız halde bir kitabın nasıl okunması gerektiğini bilmiyoruz. Bakın bu çıkarımda son derece ciddiyim.

Her kitabın bir ana teması vardır ve olaylar o temanın etrafında gerçekleşir. Tabii ki yazarın bundan haberi varsa. Okuduğunuz yapıtın faydasını görmek istiyorsanız ana temaya odaklanmalısınız. Bu kitabın meramı nedir? Çoğu kitap bu bilgiden habersiz olan okuyucuların elinde amacına ulaşamadan yüzeysel bir okumayla tozlu raflara gömülüyor.

Sanrılar romanı günay aktürk

Sanrılar yüzleşmenin romanıdır. Taylan, en temel güdülerinin baskıcı arzularından habersiz bir halde ağır bir aşk acısı çekerken, o duyguyu tanımlamakta zorlanır. Nedir aşk? İlahi bir duygu mudur o? Kutsal mıdır? Çektiği acı bu kadar yoğunken neden bir başka kadını da pekâlâ arzulayabilmektedir? Yoksa insan özünde çok eşli bir canlı mıdır? Ya kadın? Erkeğin güdüleri güdüdür de kadının ki patates püresi midir? İşte Sanrılar ın aradığı yanıt da tam olarak budur.

Bazı yorumlar aldım kitaba dair. Taylan ve Asya’nın seçimleri hakkında yorumlar. Bu iki karakter sadakat konusunda beceriksiz oldukları için öfkelenmişlerdi. Aslında öfkeleri kendilerine idi. Çünkü ben hayali bir karakter yaratmadım. İnsana baktım ve ne gördüysem onu yazdım. Sadakatsiz bir karaktere sövmek en çok sadakatli insanların işi olmalı. Tabii ki kimseyi yaftalamıyorum ama romanın adı bu yüzden “yüzleşme” olmalıydı diyorum:Yüzleşme! Ben size kendi doğanızı sundum. Okuyun ve size ait olan parçayı bulun : )

 

Günay Aktürk

Sanrılar’dan kısa bir alıntı – yıllar önce kaydedilmiş bir arşiv seslendirmesi.

Sanrılar Romanı Tanıtım Yazısı

“Kişinin yaptığı her seçim, kendi doğasına açtığı savaşın bir cephesidir aslında. Özgür irade dedikleri şey koca bir yalan. Bir şeyi seçmek zorunda kalmak o konuda hiçbir özgürlüğün olmadığının en bariz göstergesi değil midir? İnsan meyleder, arzular ve bir şeye sahip olmak ister. Sahip olduğunda sanki bütün büyü bozulur ve eski iştahının zerresine bile özlemle bakmaya başlar. Burada sahip olunan şey değil, onu elde etme sürecinde duyulan derin kazanma arzusudur. Hedeflenen şeyler sadece cinsel dürtülerle tanımlanamayacak kadar geniştir. Saygınlık, sevgi açlığı, beğenilme arzusu, ego, kibir, maddi-manevi çıkarlar işin içine girince cinsellik denilen faaliyet yirmi dört saatin en fazla yarım saatini kapsar; Halbuki diğer arızalı duygular uykuda bile çalışmaya devam eder.”

Kitabı temin edebileceğiniz online kitap sitelerinden bazıları:

Diğer Kitaplarıma da Bakabilirsiniz

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne
Günay Aktürk'ün İnsan İnsanın Geleceğidir kitabının kapak tasarımını gösteren, insan figürlerinden oluşan kalabalık bir yüz silüeti ve düşünsel temalı bir kompozisyon
Read more