Saraydaki Kralın Korkusu | Italo Calvino

Tahtında oturan ve korkuyla sarayını dinleyen bir kralı betimleyen Italo Calvino öyküsü illüstrasyonu.

İktidarın Gölgesinde Büyüyen Korku

Italo Calvino‘nun “Kulak Kesilmiş Bir Kral” adlı metninden seçilen bu bölüm (Saraydaki Kralın Korkusu), iktidarın yalnızlığını, korkuyu ve paranoyayı giderek karanlıklaşan alegorik bir anlatıyla gözler önüne seriyor.

Tahtında hiç kıpırdamadan oturan bir kral… Sarayın alışılmış seslerini dinliyor; kapıları, ayak seslerini, nöbet değişimlerini, mutfaktan gelen gürültüleri… Fakat düzenin içindeki en küçük değişiklik bile zihninde yeni bir kuşku yaratıyor. Muhafızlar hâlâ ona sadık mı? Saraya düşman ajanlar mı sızdı? Aşçıların yerini zehirleyiciler mi aldı? Yoksa darbe çoktan gerçekleşti de kral bundan habersiz mi?

İtalyan edebiyatının önemli yazarlarından Italo Calvino, bu anlatıda iktidar, korku ve paranoya arasındaki ilişkiyi kendine özgü ironisiyle ele alıyor. Gücü elinde tuttuğunu düşünen bir hükümdarın, sahip olduğu her şeyi kaybetme korkusuyla nasıl kendi tahtının tutsağına dönüştüğünü etkileyici bir dille anlatıyor.

Aşağıdaki sesli kitap kaydında, “Saraydaki Kralın Korkusu” adlı metinden seslendirdiğimiz bu bölümü dinleyebilirsiniz.

I am raw html block.
Click edit button to change this html

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Kaçma Şüphesi Vardır | Uğur Mumcu Sakıncalı Piyade

Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade adlı eserindeki "Kaçma Şüphesi Vardır" bölümünü simgeleyen Bosch tarzı kapak illüstrasyonu.

Kaçan Yok, Kaçma Şüphesi Var

Uğur Mumcu, Sakıncalı Piyade adlı eserinde 12 Mart döneminin hukuk anlayışını, bürokrasisini ve insanı şaşkınlığa düşüren çelişkilerini bakın nasıl gözler önüne seriyor. “Kaçma Şüphesi Vardır” başlıklı bu bölüm, daha ilk satırlarından itibaren okuru hem gülümseten hem de düşündüren sıra dışı bir anlatıya dönüşür. Bir insanın kendi isteğiyle teslim olmaya çalışırken nasıl beklenmedik bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını anlatan bu bölüm, Uğur Mumcu‘nun ince mizahını ve keskin gözlem gücünü en iyi yansıtan metinlerden biridir. Aşağıda, Sakıncalı Piyade kitabının en çok konuşulan bölümlerinden birini okuyabilirsiniz.

Adil'i Aldılar, Seni De Alacaklar!

Uğur Mumcu, Sakıncalı Piyade'de anlatılan gözaltı sürecinin başlangıcında gelen telefonu dinlerken tasvir edilen Bosch tarzı illüstrasyon.

Devir 12 Mart devri. Adamın hiç gözünün yaşına bakmazlar. Bir gün telefon çaldı. Karşımdaki ses Adil Özkol’un eşinin. Ağlıyor.

— Adil’i aldılar, seni de alacaklar.

Ben de eve, anneme telefon ettim.

— Anne, arayan soran oldu mu? Olmamış. Fakat biraz sonra annem telaşla beni arıyor:

— Oğlum, polisler geldi, seni sordular…

Ben ne yapayım? Şimdi eve gidip çamaşırlarımı hazırlayıp teslim olsam iyi. İyi ama ya yolda kaçıyor diye vururlarsa? O günler öyle. Sokak ortasında takır takır adam vuruyorlar. Gerekçe de hazır. “Güvenlik kuvvetlerine ateş açan anarşistler silah çatışması sonunda ölü olarak ele geçirildiler.” Gerçi bu düşünceye olasılık tanımıyorum pek ama yine de ne olur ne olmaz.

Telefonla Sıkı Yönetim Komutanlığı’nı arıyorum. Adımı söylüyorum.

— Beni arıyormuşsunuz, nereye teslim olayım?
— Bizim bir bilgimiz yok efendim…

Sıkıyönetim savcılığı’nı arıyorum. Onlardan da bir yanıt alamıyorum. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne telefon ediyorum.

— Bizde adınız yok, herhalde sıkıyönetimin işidir.

Allah Allah, biri bizi işletiyor mu yoksa?

Yıldırım bölge tutuk evine telefon ediyorum. Oradan da yanıt alamadım:

— Bizim bir bilgimiz yok…

Ben de galiba kendimi zorla tutuklatacağım. Avukat Turan Tamar’a dönüp:

— Tutukluluktan istifa ettim, diyorum.

Ama yine de aramaya devam ediyorum. Yok, kimse kabul etmeyecek, açıkta kalacağım. Açıkta kalacağım ve üniversiteye giremeyen öğrencilere döneceğim.

Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade kitabında anlattığı Mamak Cezaevi'ne teslim olma sürecini betimleyen Bosch tarzı dijital illüstrasyon.

Bir de Mamak tutukevine telefon ediyorum:

— Nasıl olsa oraya geleceğim ama ben kime teslim olayım?

Kimsenin beni kabule niyeti yok. Neyse, sonunda Ankara emniyet Müdürlüğü’ne gidip teslim oldum. Durumu da anlattım. Anlayışla karşıladılar. Ankara emniyet Müdürlüğü’nden, önce doğru, Mamak Cezaevi’ne gittik. Emniyet görevlileri gerçekten çok nazik davranıyorlardı. Birlikte cezaevinin bulunduğu 28. tümen nizamiyesine gittik.

— Bu beyi teslim edeceğiz. Tutuklanmış da, siyasi…

Üsteğmen beni şöyle bir sözdü:

— Ben karışmam, dedi.

Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade kitabında Muhabere Okulu Cezaevi'ne girişini ve arkadaşları tarafından karşılanışını betimleyen Bosch tarzı dijital illüstrasyon.

Herhalde ben karışacağım. Neyse, sağa sola telefonlar, telsiz konuşmaları, sonunda, sıkıyönetim komutanlığının emriyle gözaltına alındığı anlaşılıyor. Hemen muhabere okulu cezaevine yollandık. Koğuşa, “iyi akşamlar.” diyerek girdim. Prof. Uğur Alacakaptan, Doçent Mukbil Özyörük ve Asistan Adil Özkol, bir sobanın başında ısınıyorlardı. Alacakaptan:

— Gözümüz yolda kalmıştı, diyor.

Gülüyoruz. Bunları neden anlatıyorum? Neden mi? Şundan: 10 gün sonra mahkemeye çıktım ve “Kaçma şüphesi vardır” gerekçesiyle tutuklandım. Güler misin ağlar mısın…

Cezaevinden hemen bu tutuklama kararına itiraz ettim. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklanmamın yasaya ters düştüğünü anlattım. Sonra devam ettim: “İşlediğimi ileri sürdüğünüz suç Demirel hükümeti döneminde işlenmiştir. Bu hükümet ise, Cumhuriyetin geleceğini tehlikeye sokmak suçundan istifaya zorlanmıştır. Öyleyse suç devlet ve hükümet nüfuzunu kıran suçlardan sayılmaz.”

Sıkıyönetim hukukçularının hiç böyle tartışmalara girmeye niyetleri yoktu. Hemen karar geldi:

— Oy birliğiyle reddine…

Tutuklanmak için çalmadığım kapı kalmadı, sonunda kaçma şüphesi vardır gerekçesiyle tutuklandım. Dava önce, ceza yasasının 141. maddesinden açılıyordu. Yani şu ünlü madde: “Sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerindeki tahakkümünü kurmak amacıyla örgüt kurmak.” Örgütten bol ne var ki, bul örgütünü kur tahakkümünü.

Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade kitabında "Kaçma Şüphesi Vardır" bölümü kapsamında sıkıyönetim mahkemesinde yargılanışını tasvir eden Bosch tarzı dijital illüstrasyon.

Benim suçum sınıf tahakkümünü kurmayı amaçlayan örgüte, yani Dev-Genç’e yol göstermek. Nasıl diyeceksiniz? Efendim, yol göstermek, bilindiği gibi, yurttan sesler programında olur. Saz sanatçılarından biri, bağlama ile yol gösterir. Öyle mi acaba?

Savcı, 141. maddeden kovuşturulduğumu söyledi. Sonra: — 159 da düşünülebilir, dedi. 159 madde de, hükümetin, bakanlıkların, güvenlik kuvvetlerinin ve Silahlı Kuvvetlerin manevi şahsiyetine hakaret suçlarını kapsıyor. İddianame geldiğinde baktım, dava ne 141 maddeden açılmış ne de 159’dan. Askeri savcı, konuşmalarımda komünizm propagandası bulmuş ve davayı 142. maddeden açmış.

Ben dava boyunca 142. maddeden yargılandım. Davanın sonuna doğru suçun niteliği değişti. Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga’dan suçlandım. Yani 146. maddeden. Mahkeme 146. maddeden mahkum etti. Askeri Yargıtay bu hükmü bozdu. Mahkeme eski kararında direndi.

Bu arada af yasası çıktı. Mahkemede son duruşmaya geldiğimizde, duruşma Yargıcı Sadettin Üçüncüoğlu kararını açıkladı:

— Yargıtay kararına uyuyoruz. Sizin suçunuz 312. maddeye giriyor. O da af kapsamında. Dosyanızı kaldırıyoruz. Haydi güle güle…

Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade kitabında yaşadığı yargılama sürecini dostlarına mizahi bir dille anlattığı anı betimleyen Bosch tarzı dijital illüstrasyon.

Yani aynı suç için ceza yasasının 141. maddesinden gözaltına alın, sonra komünizm propagandası yapmak suçundan 142. madde gereğince yargılan, sonra suçun niteliği değişsin. Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga suçunun kapsamına alın. Yargıtay suçu yok desin, bundan sonra da aynı eylem için bir yıllık bir cezayı öngören 312. maddeye sokul, ondan sonra da dosyan kaldırılsın. Sen sağ ben selamet.

Şimdi bana soruyorlar:

— Hangi maddeden yargılanmıştın?

Ne diyeyim? Bunları uzun uzun anlatmamak için:

— 146 küsür, komünizm falan, anayasayı tağyir, tebdil, ilga filan… Diyorum, çıkıyorum işin içinden.

Uğur Mumcu / Sakıncalı Piyade
Tekin Yayınevi
21. Basım – 1980 Eylül

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Maya Gerektir – Akbaba Dergisi (1958) | Bursalı

Akbaba Dergisi 1958’de yayımlanan Maya Gerektir şiirinden esinlenen, şair, muhalif, iktidar yalakası, karaborsacı, ajanlar ve şeytan taşlayan hocayı alegorik biçimde anlatan çizim

Akbaba Dergisi’nden Unutulmuş Bir Hiciv Şiiri

Yine eski dergileri karıştırırken karşıma böylesine şahane bir şiir çıktı. Çok da hoşuma gitti. Maya Gerektir şiiri, Akbaba Dergisi’nin 1958 tarihli bir sayısında yayımlanmış. Akbaba, 1922–1977 yılları arasında çıkmış, Türkiye’nin en uzun soluklu mizah ve hiciv dergilerinden biri. Hatta Markopaşa, Leman ve Uykusuz’un dedesi sayılır.

Akbaba dergisinde 1958 yılında yayımlanan Maya Gerektir adlı hiciv şiiri

Dergiyi ilk kez, Yusuf Ziya Ortaç’ın Aziz Nesin’e yazdığı zekâ dolu ve iğneleyici bir mektupta fark etmiştim. Sonra öğrendim ki Ortaç, bir dönem derginin imtiyaz sahibiymiş. Buradan aklıma bir fikir geldi: Neden bir antoloji kitabı tasarlamayalım? Okuru az olur belki ama kaliteli olur, geleceğe bir edebiyat mirası bırakır. Sadece dergi sayfalarında kalmış bu gerçek cevherleri bulup çıkarmak kadar faydalı bir iş var mı?

Böylece hem bu eserleri edebiyata kazandırmış oluruz hem de Türk edebiyatına başka bir yönden katkı sunarız. Çünkü yalnızca şair ya da yazar olmak yetmez. Edebiyat, sanatın yedi dalından biridir ve en çok da bizler çoğul yaşamalıyız.

Nasıl ki eski bir tarih dergisinden Anzavur Ahmet gibi bir vatan hainini bulup çıkardıysak, nasıl ki dört bin yıl önce kendi dilinin yok olacağından korkan bir Sümer şairinin endişelerine 21. yüzyılda ağız olduysak, bunu da kesinlikle yapmalıyız.

Akbaba Dergisi 1958’de yayımlanan Maya Gerektir şiirinden esinlenen, şair, muhalif, iktidar yalakası, karaborsacı, ajanlar ve şeytan taşlayan hocayı alegorik biçimde anlatan çizim

Amacımız belli. Herkes kendi becerisi dâhilinde bu aydınlanmacı kavgaya müdahil olmalı. Öyleyse yakınmayı bırakıp işimize bakalım.

Maya Gerektir – Bursalı (1958)

Bismillah demeynen olunmaz şair
Şaire kalemle boya gerektir
Söze başladı mı devrana dair
Taşı gediğine koya gerekir

Muhalif oldun mu işin pütürlü
Yağcılık yapayım desen bir türlü
Sövsen bir türlüdür övsen bir türlü
Kaypaklık mı dedin, maya gerektir

Kimimiz deh, çüş der kimimiz vat vat
Nurluymuş istikbal parlakmış hayat
Kerpiçleri boyar bizim iktisat
Derler ki: çuvala oya gerektir

Dışarda Moskof var başı kopası
İçerde istifçi, karaborsası
Muhalifin hakkı meşe sopası
Tatarağaları yaya gerektir

Bursalı uslu dur yine başlama
O kadar dikine çok tıraşlama
Çıkıp minareye şeytan taşlama
Ona taş vız gelir, kaya gerektir

Bursalı (1958)

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Aşık Veysel Demokrasinin Budur Rejimi

Aşık Veysel’in Adnan Menderes döneminde yazdığı “Demokrasinin Budur Rejimi” şiirini simgeleyen illüstratif görsel

Adnan Menderes Dönemi: Demokrat Parti, CHP ve İktidar Gerilimi

Aşık Veysel, 1950’li yılların baskı ortamında yazdığı Demokrasinin Budur Rejimi şiiriyle bir döneme itiraz eder. Türkiye çok partili hayatla yeni tanışmıştır, demokrasi emekleme çağındadır. İktidarda Demokrat Parti, muhalefette CHP vardır. Ancak muhalefet sadece Meclis’te değil, sokakta da susturulmak istenir. Adnan Menderes, “Vatan Cephesi” adı altında halkı kendi safında toplamaya girişir. Katılmayanlar fişlenir, dışlanır, hain ilan edilir.

Aşık Veysel’in Adnan Menderes döneminde yazdığı “Demokrasinin Budur Rejimi” şiirini simgeleyen illüstratif görsel

Devlet radyosu her gün saatlerce bu cepheye katılanların isimlerini okuyor. İşte tam da böyle bir dönemde, bir halk ozanına da uzanıyor bu çağrı: Aşık Veysel’e… O ise dik duruyor. Valinin defalarca köyüne gelip Vatan Cephesi‘ne katılma teklifini geri çeviriyor. Ne siyasi menfaate eğiliyor, ne iktidarın gölgesine sığınıyor. Bu duruşunun bedelini ağır ödüyor: resmen köyüne hapsediliyor. Ama onun sesi, sazından yükselen vicdanın sesi, susturulamıyor.

Ve işte Âşık Veysel, 1950’lerin baskıcı ve yasakçı yönetimine karşı ”Demokrasinin Budur Rejimi” isimli şiiriyle karşılık veriyor.

Demokrasinin Budur Rejimi

Bu video, Aşık Veysel’in Adnan Menderes iktidarı döneminde yazdığı Demokrasinin Budur Rejimi adlı şiirin seslendirmesidir. Şiir, Vatan Cephesi uygulamaları ve 1950’ler Türkiye’sindeki demokrasi tartışmalarına doğrudan bir itiraz niteliği taşır.

Demokrasinin budur rejimi!
Vatan milletindir, kim kovar kimi?
Sıkma savcıları, kovma hâkimi,
Şekavet yok, adalet var bu yolda.

Topkapı’da, Kayseri’de, Uşak’ta,
Kimin hakkı vardır, bu sefil halkta?
Parmaklar oynuyor türlü nifakta,
Selamet yok, felaket var bu yolda.

Radyo denilen milletin malı,
Neşriyatlar tarafsızca olmalı.
Hâkimiyet milletindir bilmeli,
Esaret yok, hep millet var bu yolda.

Manasız mantıksız Vatan Cephesi!
Vatan milletindir bu neyin nesi?
Maksat Menderes’in seçim dalgası!
Menderes yok, memleket var bu yolda.

Milletsiz bir devlet yoktur olamaz.
Eğri bakan aradığın’ bulamaz.
Hiçbir parti ebediyen kalamaz,
Şikâyet yok, nihayet var bu yolda.

Veysel söyler ama duyulmaz sesi!
Doğru diyenlere diyorlar asi!
Böyle değildi şu demokrasi,
“Tahkikat” yok, hürriyet var bu yolda.

Söz: Aşık Veysel
Seslendirme: Günay Aktürk

Read more

Ey Zavallı Milletim Dinle – Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim metnini temsil eden toplumsal eleştiri temalı görsel

Ey Milletim Neden Az Gelişiyorsun

Ey Zavallı Milletim Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar adlı eserinde, topluma yöneltilmiş en sert ve en ironik yüzleşmelerden biridir. Bu metin, “neden az gelişiyoruz?” sorusunu basit bir yakınma olarak değil, düşünmeyen, sorgulamayan ve kendisiyle yüzleşmekten kaçan bir toplum eleştirisi olarak ele alır. Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim Dinle hitabıyla başlayan bu bölüm, bireyin ve milletin ortak aklını hedef alan güçlü bir edebi monologdur.

Ey zavallı milletim dinle! Şu anda hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz.

Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar.

Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz.

Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim metnini temsil eden toplumsal eleştiri temalı görsel
Read more

Malcolm X : Amerikan Rüyası Görmüyorum, Amerikan Kâbusu Görüyorum.

malcolm x sözleri - günay aktürk

Bütün Uyuyanları Uyandırmaya Bir Tek Uyanık Yeter

Malcolm X Sözleri
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı Seçme “Motivasyon Videoları” serisine yeni bir video daha. Bu defa suikast sonucu öldürülen, insan hakları savunucusu ve gelmiş geçmiş en etkili siyahi Amerikalılardan biri olan Malcolm X ve Motivasyon tadında seçme sözleri. Yorum: Günay Aktürk

Kısaca Malcolm X Kimdir?

Malcolm x Altı yaşındayken babası öldürüldü. On üç yaşına geldiğinde, annesi gittikçe kötüleşen durumu nedeniyle Michigan eyaletinin Kalamoza akıl hastanesine yatırıldı ve kendisi koruyucu aileye verildi. Yaşamına bir süre bu şekilde devam etti.

1946 yılında (20 yaşındayken), hırsızlık ve hâneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi. Hapishanede “İslam Ümmeti” (İngilizce: Nation of Islam) isimli siyahî harekete katıldı.

1952 yılında şartlı tahliye edildi. Tahliye edildikten sonra kısa zamanda hareketin liderlerinden biri hâline geldi. Bu hareketin en meşhur siması olduğu yaklaşık 12 yıl içinde, siyâhî üstünlüğüne inandığı İslam Ümmeti öğretileri doğrultusunda, siyah ile beyaz Amerikalılar’ın ayrılması gerektiğini savundu ve sivil haklar hareketinin ırksal bütünleşme vurgularına karşı alaycı tavırlar sergiledi.

Malcolm X kimdir

malcolm x kimdir - Günay Aktürk Seslendirme

1964 yılının Mart ayında; Malcolm X, İslam Ümmeti (siyahi hareket) ve lideri Elijah Muhammed ile ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğradı. En sonunda da hareketi ve öğretilerini reddetti. Devamında Sünni İslam ile tanıştı. Orta Doğu ve Afrika’da bulunduğu süre zarfından sonra Müslüman Camisi (İngilizce: Muslim Mosque, Inc.) isimli şirketi ve Afro-Amerikan Birliği Örgütü’nü kurmak için ABD’ye geri döndü. Daha sonra da Pan-Afrikanizm, siyahilerin kendi kaderini tayin edebilme ve kendi kendilerini savunma hakkı gibi konuların önemini vurgulayarak ırkçılığı reddederek, “Siyahi bir Müslüman olarak şu an özür dilememe sebep olan birçok şey yaptım. Bir hortlak gibiydim… belli bir yön işaret edildi ve yürümem söylendi.” demiştir.

İslam Ümmeti hareketini terk ettikten sonra Şubat 1965’te, hareketin üç üyesi tarafından suikaste uğradı. Ölümünden kısa bir süre sonra da 20. yüzyılın en etkileyici kitaplarından biri olarak kabul edilen Malcolm X Otobiyografisi (İngilizce: The Autobiography of Malcolm X) isimli biyografisi yayınlandı.

Motivasyon Tadında Malcolm X Sözleri

  • Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.
  • Benim dinim benim kişisel konumdur. O benim kişisel hayatımı, kişisel ahlakımı yönetir. Ve benim dinsel felsefem, benimle inandığım Tanrı arasındadır.
  • Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, “özgürlük” kelimesini lûgatınızdan çıkarın. Özgürlük uğruna savaşmak için bir erkek olmanıza gerek yok. Tek yapmanız gereken aklı başında bir insan olmanızdır. Kimse sana özgürlüğünü vermez. Kimse sana eşitliği, adaleti ve başka hiçbir şeyi vermez. Bunları kendin alırsın!
  • İnsanlar bir insanın bütün hayatının bir tek kitapla değişebileceğinin farkında değiller.
  • Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter.
  • İyi siyah veya iyi beyaz olmak gibi bir durum yoktur. İyi veya kötü insanlar vardır.
  • Gerçekle yüz yüze gelemeyecek kadar vatanseverlikle kör olmamalısınız. Yanlış yanlıştır, kimin söylediği önemli değil.

Malcolm X Sözleri

malcolm x sözleri - günay aktürk
  • Ben bir şehit olacaksam, bu kardeşlik uğruna olacaktır. Bu ülkeyi kurtaracak tek şey budur.
  • Müslümanlara göre fazla dünyeviyim; diğerlerine göre fazla dindarım. Militanlara göre, fazla ılımlıyım; ılımlılara göre, fazla militanım.
  • Herkes isyanımı soruyor, kimse isyan ettirene niye zalimsin demiyor.
  • Haysiyetimi ve inancımı satın alamadılar, en büyük öfkeleri buna.
  • Şiddetin avukatlığını yaptığım anlamına gelmesin, ama aynı zamanda, nefsi müdafaa için şiddet kullanılmasına karşı değilim. Nefsi müdafaada olunca ona şiddet demem, aklını kullanmak derim. Barışçıl olun, kibar olun, kurallara itaat edin, herkese saygılı olun; fakat biri size dokunacak olursa onu mezara gönderin.
  • Hayatımın erken dönemlerinde öğrendim ki eğer bir şeyi istiyorsan, biraz gürültü yapsan iyi olur.
  • Bana bir kapitalist gösterin, ben de size bir kan emici göstereyim.
  • Amerikan rüyası görmüyorum, Amerikan kâbusu görüyorum.
Read more

Ben Bir Ceviz Ağacıyım – Nazım Hikmet Ran

ben bir ceviz ağacıyım - nazım hikmet (Günay Aktürk)

Ben Bir Ceviz Ağacıyım | Nazım Hikmet Ran Şiiri – Günay Aktürk Yorumuyla

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Nazım Hikmet Ran’ın en bilinen şiirlerinden biridir. Bu sayfada şiirin tam metni yer almakta; ayrıca şiir, Günay Aktürk tarafından yorumlanarak seslendirilmiştir. Video içerik aşağıda yer alacaktır.

Şiire dair hatalı bir iddia:

Nâzım Hikmet’in cezaevinden kaçtıktan sonra sevgilisi Piraye ile polis ablukası altında Gülhane Parkı’nda buluşamadığı ve bu sergüzeştin ardından Ceviz Ağacı’nı yazdığı iddiası, gerçeği yansıtmayan bir hikâyedir. Nâzım Hikmet, Ceviz Ağacı şiirini 1 Temmuz 1957’de Bulgaristan’ın Balçık adlı kentinde yazmıştır. Hikâyede aktarılanın aksine, herhangi bir cezaevinden kaçmayan Nâzım Hikmet, Ceviz Ağacı’nı yazdığında Piraye Altınoğlu’yla değil Münevver Andaç ile birlikteydi.

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Şiiri

Başım köpük köpük bulut,
İçim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım Hikmet

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Encyclopédie Nedir? | Aydınlanma Çağının Bilgi Projesi

Denis Diderot tarafından hazırlanan Encyclopédie’nin ilk cildinin kapak sayfası

Encyclopédie Nedir?

Dünyanın tüm bilgisini derleyerek gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan Denis Diderot ve Jean le Rond d’Alembert, bu büyük hedefle yola çıkarak Encyclopédie’yi hazırladılar. Eser, yaklaşık 250 yıl önce, 1772’de, Fransa’da son cildinin yayımlanmasıyla tamamlandı.

Voltaire, Rousseau ve Montesquieu gibi Aydınlanma düşüncesinin önde gelen isimlerinin de katkı sunduğu Encyclopédie; 71.818 madde başlığı ve 3.129 görselden oluşan 28 ciltlik kapsamlı bir çalışmadır. Bu yönüyle yalnızca bir ansiklopedi değil, aynı zamanda 1789 Fransız Devrimi’nin düşünsel hazırlayıcılarından biri olarak tarihsel bir önem taşır.

Denis Diderot tarafından hazırlanan Encyclopédie’nin ilk cildinin kapak sayfası

Ansiklopedinin yazarları rasyonel olarak akla inanıyor. Kopernik devriminin ve Newton yasalarının ardından 18. yüzyılda bilimsel buluşlar ışığında şekillenen aydınlanma felsefesine sonsuz bağlılık duyuyorlardı. Bu açıdan ansiklopedinin önemi bizzat içeriği ile, varlığı ile bilimsel bir devrim olmasıydı.

Örneğin “siyasi iktidar” başlığı altında aydınlanmanın en önemli tezlerinden biri olan Rousseau‘nun sosyal sözleşme kavramı anlatılıyor. İktidarın ilahi güçlerden alınarak artık halkın eline geçmekte olduğu belirtiliyordu. Bu süreçte ilahi değerlerin zayıflattığı endişesi Taşıyan kilise ansiklopediden rahatsız olmuş ve devamını engellemeye çalışmıştı.

Bozulmaya Başlayan Çağ Ve Ansiklopedinin Ölümü

Encyclopédie’nin alegorik kapak gravürü ve Aydınlanma düşüncesini simgeleyen figürler

İnternet hayatımıza gireli 25 yıl kadar oluyor. Ortaokul dönem ödevlerini günlük gazetelerin kupon karşılığı cilt cilt sunduğu Brittanica’lardan, Larousse’lardan madde madde okuyup hazırlayan çocuklar olarak basılı ansiklopedi görmemiş kuşakları anlatacak çok anımız var.

O yıllarda dijital devrimin başladığını, Bu yüzden basılan ansiklopedilerin yayın haklarının hızla düştüğünü tabii ki bilmiyorduk. Cumhuriyet aydınlanması ile şahlanan bilginin ve akla olan inancın, kendi postmodern antitezi olan arabesk kültürle bir karışımını yaşamaktaydık 80’lerde. Bu tuhaf melez kültür günlük yaşamın tüm estetiğine sızmaktaydı. Kimi evlere yalnızca televizyonun yanında duracak süs objesi olarak giren dizi dizi ansiklopedilerle, gazete kuponuyla bile olsa bu bilgiye sahip olmanın kıvancı sergileniyordu bir yerde.

Yeni Çağın Ansiklopedisi Olarak Wikipedia

Wikipedia logosu ve dijital ansiklopedi arayüzü

Bu 25 yılın 10 katı kadar bir süre önce yayımlanmasıyla aydınlanma devimini hızlandıran Encylopédie‘nin yerini ise, dev internet okyanusu içinde sığınacak az sayıda aydınlık limandan biri olan Wikipedia aldı. Basılan ansiklopedi bir açıdan postmodern bir kırılmaya uğrayarak binlerce kişinin yazarlığını üstlendiği, kolektif, elinden geldiğince “hakikati, yalnızca hakikati” aktarma misyonunu taşıyan bir internet sayfasına bayrağı teslim etti.

Wikipedia’nın, atası Encylopédie‘ye oranla daha demokratik bir mecra olduğu söylenebilir. Peki, her türlü sesi açık bir ansiklopedi gerçeği gerçek olmayandan nasıl ayırır? Post-truth olarak adlandırılan, alternatif sosyal gerçekliklerden bahsedilen çağımızda o biricik bilimsel hakikati aktarmak o kadar zorlaştı ki.

Encyclopédie’nin frontispice gravürü ve alegorik figürlerin yer aldığı açıklama sayfası

Dünya düzdür diyenlerden karşı karşılıklarına kadar bin bir çeşit komplo teorisi üretenler arasında aydınlanmanın ışığını hasretle arar hale geldik. Bugünler: “Hakikatse benim hakikatim de bu.” diye bağıran post modern cehaletin karşısındaki son kale olan o ansiklopedik ışığa sarılmak için son şansımız. Bir sonraki 250 yılda bilgi ve bilim 21 yüzyılın post modern depremi ile çoktan karanlıkta kalmış olabilir.

İlk yayımlandığı yer:
Natos Dergisi, Kasım–Aralık 2022
Yalın Gündüz – Frankfurt

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Temiz Eller Deneyi | Elin Temizi Nasıl Anlaşılır? | Günay Aktürk

Nasıl Anlaşılır Elin Temizi?

Temiz Eller Deneyi, insanın ahlakını, sanatla kurduğu ilişkiyi ve empati yeteneğini sorgulayan metaforik bir denemedir. “Elin temizi nasıl anlaşılır?” sorusu üzerinden, kirli güç ile temiz bakış arasındaki fark irdelenir. Günay Aktürk bu metinde, temiz ellerin gözlere yansıyan bir bilinç hâli olduğunu öne sürer.

“Mermerden bir elin mermerden bir kumaşı tutabilmesidir sanat.”
Thomas Ridgeway Gould, 1876 (Batı Rüzgarı)

Yukarıdaki alıntı üzerinden Temiz Eller Deneyi yapabilir miyiz sizinle? Deneyelim efendim.

“Adamın elleri mermer kadar sertti, mezar kadar soğuk. Hiçbir serçe ve hiçbir güvercin konmazdı bu ellere su içmek için. Kalın parmakları vardı. Ne bir bebeğin minik ellerine yakışırdı onlar ne de evlenme çağındaki bir kadının hayallerine… Yüzük parmağında paslı bir alyansın soluk gölgesi… Şimdi Osmanlı tuğrası işlemeli bir yüzük kapatmakta üstünü.

Ama ne çok talibi vardır o ellerin! Kabaymış ne dert, kanlıymış ne çıkar! Ah o zavallı gözler! Ah derin etkileniş! Ustası değildir bakıp da görmelerin!

Temiz Eller… Mermerden bir kumaşa mı dokunacakmış o sahtekâr? Oysa kabarıktır o elin günahı! Onu soğuk ve ıslak gecelerden sormalısınız. Kaç kez yıkanmıştır kanlı derelerde o eller…

Peki, nasıl anlaşılır elin temizi? Sanatkâr olsa mesela? Çıkmasa içi kitap dolu yapılardan? Türküler bestelese? Senaryolar yazsa?

Elin temizi gözlere yansır efendim. Siz belki nur dersiniz ona, ışık dersiniz. Ben “olmasa da olur” u okurum o bakışlardan. Ateşli savunucusu değildir hiçbir şeyin. O bakışlarda her şeyin boyu bir karınca sureti kadardır. Anlamıştır efendim, anlamıştır… Ama yitirmiştir anlamını anlaşılan şeyler! Sanat, kitaplar, medeni zekâ… Onlar koca denizde heybetli bir gemidir sadece. Bir zaman yolculuk etmiş ama sonunda inmiştir gezegenin ıssız bir adasına…

Ellerini görmek istiyorsanız, iyi bakın o gözlere. Temiz eller eleştirel bakar. Yani gerçekten anlamak için. Merhamet denilen şey de bundan beslenir. Belki siz empati dersiniz buna. Doğrudur. Kirli ellerin empatiden uzak olduğu da doğrudur. İyi bakın öyleyse! Sizi anlamak için zihninize yeteri kadar girebiliyor mu?

 

Günay Aktürk

Read more
Powered by Gelecek Internet