Mahsa Amini: İran “Ahlak Polisi”nin Başörtüsü Cinayeti

Mahsa Amini’nin İran’da başörtüsü yasası nedeniyle gözaltına alınmadan önce çekilmiş fotoğrafı

Mahsa Amini Cinayeti

Mahsa Amini’nin İran’da başörtüsü yasası nedeniyle gözaltına alınmadan önce çekilmiş fotoğrafı

Mahsa Amini (Kürtçe adıyla Jina Amini) İran İslam Cumhuriyeti Kolluk Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olan ve kamuda örtünme kurallarının uygulanmasını denetleyen Ahlak Polisi tarafından, örtüsünün hükümet standartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle tutuklandı. Karakoldan yapılan açıklamada kadının karakolda aniden kalp yetmezliği geçirdiği, yere düştüğü ve iki gün komada kaldıktan sonra öldüğü söylendi. Olayın görgü tanıkları, kadının dövüldüğünü ve başının bir polis arabasının yan tarafına çarptığını, buna ek olarak sızdırılan tıbbi tetkikler sonucunda beyin kanaması ve inme teşhisi konulduğunu söyledi. (16 Eylül 2022)

Geçmişten Bugüne Başörtüsü Yasağı

Yıl, Milattan Önce 1600 yılları. Bir Asur kralının yaptığı kanunun kırkıncı maddesi kadınlarla ilgili. Bütün evli ve dul kadınların başlarını örtmeleri şart koşuluyor. Kızlar ve sokak fahişeleri ise örtünmeyecek. Ağır cezası var. Böylece, diyor Muazzez İlmiye Çığ, evli ve dul kadınlar da mabet fahişeleri gibi yasal seks yaptıklarından kutsallaştırılmışlardır.

O tarihten önce sadece tapınak fahişeleri örtünüyor. Buradaki fahişelik, anladığımız türden bir fahişelik değil. Kendini tanrıya adayan, sokakta değil sadece tapınakta ilişkiye giren (ve bunu da bedava yapan) kadınlar. Burada bereket kültü var. Ülkenin bereketi, tanrıları da memnun etmek vs Tanrı için bedenini bile feda ettiklerinden dolayı toplumda oldukça saygın durumdalar. Mabet fahişelerinin başlarını örtmeleri ise o saygınlığın bir göstergesi.

İsa’nın annesi Meryem doğmadan önce, Meryem’in annesi onu mabede adamış.” Kur’an’ın Âl-İmran Suresi 35-37 ayetleri bundan söz eder.

Örtünmeyi binlerce yıl önce de görüyoruz. Ama soylu kadınları halktan ayıran bir imaj sadece. İffet ile hiçbir alakası yok. Bu, ince bir şal da olabilir.

İslam’ın tarih sahnesine çıktığı dönemde Müslüman kadınlar için henüz örtünme yok. Bu Medine döneminde başlıyor. İlkin sadece peygamberin eşleri için ve kim oldukları bilinsin de bir fenalık yapılmasın diye.

Tüm bunların ışığında… Başörtüsü kimi dönemlerde soylu ve zengin kadınlarla halktan kadınları birbirinden ayıran bir imaj iken, kimi dönemlerde tapınaktaki kutsal fahişelerin soyluluklarını betimliyordu. İçinde bulunduğumuz Semavi dinler çağında ise dinsel bir imaja büründü. İslam ile başlamadığının altını şiddetle çizelim! Yanına bir de iffet eklendi.

Nasıl ki taç bir kralı adaletli, hırka bir dervişi bilge ve sakal da hocayı alim yapmaya yetmiyorsa örtü de kadını iffetli yapmaya yetmez. Ve sırf örtünmüyor diye bir kadını aşağılamak ve öldürmek, 5000 yıl önce yaşamış bir erkeğin şimdiki erkekten daha zeki, ahlaklı ve uygar olduğunu gösterir!

Read more

Lao Tzu Der Ki: Tanrı Size İstediğiniz İnsanları Vermez

Lao-tzu-on-All-Around-Mastery

Bir Alıntı Bir Yorum

lao tzu : tanrı size istediğiniz insanları değil

“Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, size acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi saplayacaktır.

Lao Tzu

Demek o yüzden gelmedi dün akşamki randevuya. Ben de sanmıştım ki aklını yeter ölçüde bağlayamadım. Ah yüceler yücesi… Demek benim için farklı planların varmış ha! Olmadığı gün olmuş mudur ki? Kurban olduğum yazgımı hiç de B plansız bırakmaz. Boyuna onu devreye sokar, şükür A planını görmek henüz kısmet olmadı! Yine başıma iş açmasa bari!

Lao Tzu büyük adam, klasiklere bile girmiş. Hiç yanılır mı! Tanrı babamız elbette çıkartmaz karşımıza istediğimiz insanları. Onun kafasında illaki münasip biri vardır. Görücü usulü gibi! Ne bilirim ki zaten ben! Biraz eski kafalıdır da ondan olur bu. Kainattaki en eski şeyden çok daha eskidir.

Ah Lao Tzu Ah!

Bizi bir kötüye yamasa da iyiliğimizedir. Şiddete uğrayan kadınlar mı? Tacize ve tecavüze? İyilik Allah’tan ise kötülük de ondan. Eğip bükmeye ne lüzum, yaprak kımıldamazmış “ol” demeyince. Öyleyse ne? Olgunlaşmanın yolu yöntemi acıdır. Başka yolu yokmuş ki, aklına sadece bu gelmiş. Olmamız gereken insana dönüşmek için ille de silkeleyecek. Olmuş halimizle de yaratabilirdi ama böylesi daha keyifli sanırım. Uçsuz bucaksız kâinatı çekip çevirmek kolay da, insanla savaş halinde. İnsan Tanrının eşiti çünkü o da kurguluyor! Hem de en azılısından!

Lao Tzu bir yerde haklı. İnsanlarla münasebetimiz yetiştiriyor bizleri. Ama bu organizasyondan Tanrı mı sorumlu? Çevresine kötülük saçan insanları bizimle karşılaştıran Tanrı mı? O halde olması gereken şeye dönüşemeden öldürülüyorsa insan yığınları, malzemeden çalan müteahhitler gibi o da beyin fırtınasından çalmış olmalı!

Lao-tzu-on-All-Around-Mastery

“Görmek istemeyenden daha kör bir kimse yoktur.” Lao Tzu

Her şey tanrıdan ise kimse suçu üzerine almaz. Öyleyse merhameti de kovun gitsin. Göklerden gelen taşaklı bir emir varken insan ırkı olarak merhameti nerede besleyip büyüteceğiz! İnsanlığın başladığı yer tam da burası olmalıdır. Demelidir ki kendi kendine: “Delil yetersizliğinden salıveriyorum seni ey yüceler yücesi.” İşte o zaman zavallı bir insan olmaktan çıkar ve kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenebilir.

Read more

Dünyanın Vebalı Zombileri

walking dead - günay aktürk

Gün Gelir ve Silahlı Çeteler İstikrar İddiasında Bulunur!

walking dead - günay aktürk

Walking Dead dizisinde dünya bir zombi istilasına uğrarken, en büyük tehlike bu değildi aslında. Hükümetler devrilip polis ve asker kuvvetleri ortadan kalkınca silahlı çeteler peyda oldu.

Gerçek dünya bundan pek de farklı değil. Dünyanın vebalı zombileri terör örgütleridir. Yoksulluk ve eğitim seviyelerindeki düşük oranlarını düşünün. İşte zombiliğin gıdası! Onları besleyip büyütenler gerçekten ne yaptıklarının farkındalar mı acaba?

saddam heykelinin yıkılışı

Saddam, ABD önderliğinde bizzat Irak halkı tarafından devrilince istikrarsız kalan devlet saldırı ve savunma yeteneğini kaybetti. Aynı şey Suriye’nin de başına geldi. İşte o güç boşluğunu dolduran IŞİD bu yüzden o muazzam gücüne kavuşmuş oldu. Bu topraklardan başka türlü bir sonuç beklemek saflık olurdu zaten.

boko haram

350 etnik kökene ayrılan Nijerya ise Boko Haram’ı yarattı. Ne tesadüftür ki ülkenin kuzeyindeki bu zombiler tam da yoksulluk ve eğitimsizliğin içinde doğdular. Taliban’dır, Eş-Şebab’tır, Hizbullah’tır, El-Kaide’dir… Hepsi de eğitim ve yoksulluk gibi ortak genlere sahipler. Hatta İslam’ın tarih sahnesine çıktığı ilk dönemde ehlibeyte kan kusturan “Hariciler” de çöllerde yaşayan bedevi Araplardı. Onların cehaletleri de derin yoksulluğun ve eğitimsizliğin izlerini taşıyordu.

Hepiniz Topun Ağzındasınız!

Bizim coğrafyamız da esasen bir zombi istilası altında. Bu istila bizzat evrensel cihat yapmak gayesinde olan, günümüzde “selefiler” olarak adlandırılsalar da esasen tarihi motivasyonlarını “harici” zihniyetinden alan bir zihniyettir. Üstelik topun ağzında sadece seküler bir hayat tarzı benimsemiş olan laikler, ateistler, deistler, demokratlar ve sosyalistler de yok. Dört mezhebe mensup kitleler de var. Daha da ileri giderek söyleyebiliriz ki dini yapılanmalar da bu topun ağzında. Zira İslam tarihi boyunca gerçekleştirilen ayaklanma sonucu ortaya çıkan 27 savaşın 23’ünden bu Harici kitlesi sorumlu. Tam da burada durup bu konuyu başka bir makaleye saklayalım.

selefiler kimdir

Devlet otoritesinin gücünü kaybettiği yerde ülkenin bir anda zombiler tarafından kuşatılacağı gerçeğini asla unutmayalım. Bir ülke ne kadar çok etnik kökene ayrılırsa, bölünerek parçalanma tehlikesine o kadar fazla yaklaşır. Kargaşaya müsaittir çünkü. Aslında asıl fitne çıkartmak da budur. Fitnelik, çeşitli ırklara ve dini bölünmelere gitmektir. Bu olduğu zaman kazanan taraf asla bu bölünen taraflardan biri olmaz.

Bu ülke için asıl tehlike “evrensel cihat” naralarıdır. Bunu görmek için cihat istemiyle bölünen ülkelere bakmak gerek. Şeriat çiçeklerle gelmez. “Kan dökülmeden devrim olmaz” deyimi gibi. Ortaya çıkacak olan tek şey korku, baskı, cehalet, biat ve insanlık dışı eylemler olacaktır. Kahin olmaya gerek yok. IŞİD’in kontrolü ele geçirdiği bölgelerde yaptığı ilk şeyin tarihi yerleri ve sanat eserlerini parçalayarak büyük meydanlara ezidi kadınlar için kurdukları köle pazarlarını unutmayalım.

Gerçek İslam Bu Değil!

Belki “Gerçek İslam bu değil” diyorsunuzdur ama başımıza ve başınıza gelecek olan bu. Motivasyonu iyi kavramak gerek. Bu insanlar peygamber dönemindeki hayat tarzının tekrar hayata geçirilmesini istiyorlar. Yani peygamber Muhammed’in yaşam tarzını taklit etmek. Katı şeriat kuralları. En ideal Müslüman benim diyene bile Cumhuriyeti özletecek bir sistem. Köle pazarlarını, cariyeliği, çocuk yaşta evliliği özlüyor ve istiyorsanız o başka. Kaldı ki gerçek İslam dediğiniz o hayalinizdeki rüyayı yaşayabilmenizin imkanı da yok. Zira bir şeriat ülkesindeki din, liderin algıladığı dindir. Yani sevgili liderinizin anladığı din her ne ise sizler de o dini yaşayacaksınız. Hayır mı? İslam “rivayetler” dini olduğu için bir kılıfına uydurup sizi o yola sokacaktır, hiç merak etmeyin.

Son olarak Stephan ROSINY‘nin “İslam Devleti Halifeliğinin (IŞİD) Yükselişi ve Çöküşü Adlı Makelesinin şu son bölümlerini dikkatle okumalısınız:

Bir Çıkış Yolu

  • Cihatçı savaşçıların anavatanlarını, yeni üyelerin savaş alanına katılmalarını ve cihattan çıkmak isteyen vatandaşlar için bir çıkış yolu bulmaları gerekmektedir.
  • Selefi kolundaki Sünni ilahiyatçılar, cihatçıların ideolojilerini romantizm dışına çıkarmalı ve bütün vatandaşları için kapsayıcı bir devlet düzeni sunan akli bir siyaset anlayışına izin veren bir teoloji sunmalıdır.
  • Batılı devletler, devlet inşasına daha etkili bir yardım sağlamalıdır. Sadece terörizme karşı mücadelede askeri müdahale için değil; ortaklığa dayanan siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği sunmalıdır. (Kendi yarattıkları IŞİD’i yok etmek için kurdukları koleksiyona atıfla söylüyor)
  • Gereken önlemler alınmadığı takdirde Orta Doğu toplumlarındaki derin ayrışma -el-Kaide ya da IŞİD gibi- küresel haklarını kaybetmiş bir toplumu kolayca cezbeden ve onları yeni bir kurtuluş tasavvuru etrafında kolayca silah altına alan radikal hareketlerin yuvası olmaya devam edeceklerdir. Ayrıca selefi doktrine göre Peygamber Muhammed’in “cihat döngüsü”nü başarıyla gerçekleştirme projesini sürdürmek için kısa zamanda başka “sözde halifeler” çıkacaktır.

Stephan ROSINY
İslam Devleti Halifeliğinin Yükselişi ve Çöküşü

BATILI DEVLETLERE BİNAEN

Dünyanın karakolu olduğunu iddia eden ABD ve onun batılı destekçilerine de birkaç söz söylemeden geçemeyeceğim… Bilgi ve teknoloji cehaletten üstündür ama Mars’a gidebilecek teknolojiniz bile olsa, medeniyetiniz bir kez yıkıldığı taktirde, hayatta kalmak için ilkel bir selefiden daha vahşi olabilecek misiniz acaba?

 

Günay Aktürk

Read more

Tavasin – Hallac-ı Mansur (En-el Hak)

tavasin - hallac-ı mansur

Ve Şeytan Kovuldu!

Hallac-ı Mansur‘un “Tavasin” En-el Hak adlı kitabında şeytanın cennetten kovuluşunu okuyoruz. Yani bir de bu gözle bakıyoruz olaya.

Hallac-ı Mansur - Tavasin (En-el Hak) Kitabından

Tanrı şeytana sordu: “Secde etmiyor musun ey alçak?” O da şöyle söyledi: “Daha doğrusu aşık demeliydin. Aşıklar hor görülür. Bu yüzden beni alçak ve aşağılık diye adlandırıyorsun. Bana olacakları anlaşılır kitapta okudum ben ey her şeye gücü yeten ve sonrasız olan! Öyleyse nasıl alçaltabilirdim kendimi Adem’in önünde? Madem ki onu topraktan ve beni ateşten yarattın, bu iki karşıt varlık anlaşamazlar. Ben sana daha uzun bir süre hizmet ettim. Benim erdemim onunkinden daha yüksek, bilgim daha geniş. Eylemlerim daha yetkin.”

Yüce Tanrı ona dedi: “Seçim benimdir senin değil.

O da şöyle dedi: “Tüm seçimler gibi benim seçimim de senindir. Çünkü sen beni seçmiş bulunuyorsun ey yaradan. Onun önünde secde etmemi sen engelledin. Sözlerimde yanlışlık olsa benim böyle konuşmama izin vermezdin. Çünkü sen her şeyi duyansın. Onun önünde secde etmemi istemiş olsaydın buna boyun eğerdim. Seni benden daha iyi tanıyan bir kimse bilmiyorum bilgilerin içinde.”


Tavasin – Hallac-ı Mansur

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Bayramınız Mübarek Olsun!

bayramınız mübarek olsun

Yoksul İnsanlar Oruç Tutmamalı!

bayramınız mübarek olsun

Bayramın mübarek olsun.” dedi metrodan inerken. “Ama hiç katkım olmadı ki!” dedim: “Siz otuz gün boyunca aç kaldınız. Oysa gün içinde kaç kez top patladı bana.” “Sevindi açlığının tasdik edilmesine.

Burun kıvırmakta geç kalmayıp: “Ama” dedim: “Sonunda ucunu bayrama bağlamayı başardınız. Üç gün üç gece bayram edeceksiniz. Bittiğine mi seviniyorsunuz? Aç kaldığınızla kalmayın da…”

Yoksul insanlar oruç tutmamalı. Ay başını zor getiren, ekmek ve yağ kuyruğunda bekleyenler; üstü başı yırtık, borç batağında kıt kanaat geçinen yoksullar… Yoksulun şekli de değişti gerçi. Modern yoksullar pek öyle değil. İlle de eski elbise giymesi gerekmez. Ev ile iş arasında mekik dokuyor bugünün yoksulu. Yani açlık sınırının altında yaşıyoruz. Ölmeyecek kadar lokma. Tatile bile bütçe yok.

Öyle bir yoksulluk ki kafanın içine kazınmış. Bir milyon doları olsa yine para arttırmaya bakar. Yiyip içmesini bilmez. İştahının gerektirdiğine bakmaz da, ucuz ve orta yollusunu seçer menünün. Yoksulluğun en kötüsü de bu.

Açlık sınırının altındaki birinin otuz gün aç kalması pek normal değil. Ekonomisinin dar boğazını her yıl yeniden cilalıyor. Tekrara dayalı bir sindirim sistemi: kabullenme. “Bu sene bir kez daha aç kal ki ait olduğun sınıfı unutmayasın.”

Hayır! Nefis kontrolü bu. Öyle miydi? Nefsine değil ama zaten cüzdanına bakıyor insan. Ayağını yorganına göre… Nefsine zaten hakim. Oruçla değil, cüzdanı ile. Beden kontrolü mü? Bu haliyle her tarafının döküldüğü konusunda da mı hemfikir değiliz? Bizlere öte alemlerden haber getirmek yerine, daha iyi bir yaşam sunmayı seçebilirdiniz. Dünyayı şekillendiriyorsunuz ama açlığın sebebini de kader diye geçiştirmekten başka bir şey gelmiyor elinizden…

Read more

Aşkın Orucuna Niyetlendik Bizler!

aşk orucu - günay aktürk

Aslolan Aşktır O Da İnsanın Ömrü Kadardır!

aşk orucu - günay aktürk

Bizim orucumuz oruçların en zorlusudur. Aşk orucuna niyetlendik bizler. Aşk ki artık inananı kalmamış bir dindir bizim için. On kişiden sekizi hayatının bir devrinde en az bir kez bu dine uğrar, sonrasında ise pek çoğu ya mürted olur ya da kuduruk!

Ayaklar altında bir paspas bizim dinimiz! Alıklık olarak görülür. Teslimiyeti kabul etmezler. Ama haz duyarlar teslim almaktan. Onlar bizim dinimizin şaşkın şeytanlarıdır. Aslında şeytan aşkı hiç yaşamamıştır…

Yemek ve içmek serbesttir bizim dinimizde. Serbesttir ama kolay da değildir. Aşk, vücudun iştaha direnmesidir!

Peki, Ehl-i Can ve Cananın orucu nasıl bozulur dersiniz? Müjdeler olsun ki bir tutuldu mu kolay kolay bozulmaz. Ne içinize girenle bozulur o, ne de içinizden çıkanla! Aşkın orucu bedenle değil zihinle ilgilidir çünkü. İsteseniz de çıkaramazsınız.

Ama bedeniyle oruç tutanın oruçluğu uzun sürmez. Onlarınki nafile orucudur ve kaza etmek dahi gerekmez.

Aşk bir teslimiyet olsa da, kapısında sabahlamayı şart koşmaz. Aşk, acıya eyvallah çekmektir. Onun orada olduğunu bildiğin ve onunla yaşamaya alıştığın bir zihin acısıdır aşk.

Asıl bizim dinimizde zorlama yoktur. Zorlayan, sapkınlardandır artık. Sapkın olan ise aşkın yezidi olmuş demektir. Bizde de bir Kerbala vardır ki adı ‘Kadın cinayetleri’dir. Dünyanın her köşesi her anda bir Kerbeladır…

Ehl-i aşkın ömürlük orucu… Sevabı yoktur, cennetten ıraktır… Bunu da kimse dayatmamıştır bizlere.

Ama en nihayetinde Aşk, tek bir varlık üzerinden tanrısallaşamaz. Ulaşamadığımız o kutsal bedene şirk koştuğumuz zamanlar da olur. Ama ulaşılmaz olması değildir bunun nedeni. İnsanın doğası budur. İnsan insana kutsal anlamlar yüklememelidir. Aslolan aşktır, o da insanın ömrü kadardır

 

Günay Aktürk

Read more

Tanrı Nerede? Göklerde Mi?

Tanrı Nerede

Göklerde Farz edilen Tanrı Gerçekten Nerede?

Tanrı Nerede

Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz?Mülk Suresi 16-17 ayet.

Gökte olan kim? Tanrı. Demek ki Tanrı gökte. Demek ki Tanrı’nın bir yeri yurdu var.

Buna karşılık şu soru sorulmuştur: “Tanrı gökte olsa, Tanrı’nın gökten küçük olması gerekir. Bu nasıl olur?” Kur’an’ın bizzat kendisi Tanrı’nın açık adresini beyan etse de, pek çok yorumcu bunu Tanrı’ya yakıştıramamıştır. Zorlamalı yorumlarla sis içinde kalan bir vaka.

Onlar, Tanrı’nın ve meleklerin gölgeli bulutlar içinde gelmesini beklerler. Ve işlerinin bitirilmesini.” Bakara 210

Tanrı’nın bulutlar içinde gelmesi Tevrat’ta da var. Kaynak da zaten orası.

Kur’an’da yeri ve gökleri yarattıktan sonra Tanrı’nın arşa dayandığı bildirilir. Hadislerde de “ARŞ”ın, göklerde bulunduğu bildirilir. Tanrı’nın arştaki tahtını sekiz melek taşır. Miraçta da Hz. Muhammed Arşa çıkarak Tanrı ile görüşür.

İlk çağların ilkellerinin de, çağdaş ilkellerin de Tanrı’larının yeri göklerdir.

Hakka Suresi 17. Ayette, kıyamet günü Tanrı’nın, “tahtını taşıyan sekiz melekle geleceği” yazar.

Peygamber: “Efendi Tanrımız her gece, gecenin üçte biri kaldığında, Dünya Göğüne iner.” der.

Tanrı’nın dünya göğüne (1. Kat Göğe) inmesini Tanrı’ya yakıştıramayan yorumcular, “te’vil” yoluna sapıp yorumlarla durumu kurtarmaya çalışırlar.

Kaynak: Turan Dursun – Din Bu

Read more

Rüyada Cin Görmek ve Cini Çıkartmak

Cin çıkarma sahnesini hicivli biçimde anlatan illüstrasyon, hocanın cinle konuştuğu ve hastanın yerde olduğu karanlık ritüel sahnesi

Cin Suresi Olmadan Cinlerle Nasıl Başa Çıkılır?

Rüyada cin görmek ya da cin çıkarmak ve benzeri anlatıların gerçekliğini tartışmaktan çok; bu anlatıların nasıl sorgulanmadan kabul edildiğini, korku ve inanç üzerinden nasıl bir alışkanlığa dönüştüğünü göstermeyi amaçlamak, bu yazının çıkış noktasıdır. Metin, herhangi bir inancı hedef almak için değil; kanıt, akıl ve hurafe arasındaki sınırları hiciv yoluyla görünür kılmak için yazılmıştır.

Cin çıkarma sahnesini hicivli biçimde anlatan illüstrasyon, hocanın cinle konuştuğu ve hastanın yerde olduğu karanlık ritüel sahnesi

Başarılı bir cin çıkarma operasyonunun ilk kuralı, önce girdiğinden emin olmaktır. Aksi takdirde hastayı pişman etmekle kalmaz, boşa kürek çekersiniz.

Girip girmediğinden tam olarak emin değilseniz kendinize şu soruyu sorun: girdiğine dair kanıt var mı? Genelde ilk yanaşmanın rüyada gerçekleştiği söylenir. Kabus görmediğinizden emin olun. Belki epeyce zorlamış ama tam girememiş de olabilir.

Diyelim ki girdiğinden emin olduk. Peki, nasıl ve nereden çıkartacağız bu kafiri? Elbette nereden girdiyse oradan çıkartacağız. Bu mekruhların ayakları ters ve biraz da büyük olur. Ayağı büyük olan cinin başı da büyük olur. İşinde uzman hocalar iyi bilirler bunu! Büyük olduğu için de çıkarken acı verebilir, korkmayın. “Girerken acı vermemişti!” diyebilirsiniz ama unutmayın ki girerken hevesli olan cini istemi dışında çıkartmaya çalışırsanız girdiği bölgeyi kanırtma ihtimali var.

Hastayı kıblenin tersi yönünde çevirerek işe başlıyoruz. Neden tersi, çünkü kafirin başı göründüğü zaman kıbleyi fark ederse, onu dine döndürmeye çalıştığımızı sanıp kızabilir. Bundan hoşlanmazlar. Boşuna ayet okumayın. Kafirle kâfir dilinde konuşmalı. Demeli ki: “Cin yoldaş, tebelleş olduğun bedenin zaten bir sahibi var. Sizin taifeden biri. Senin bu azgın kanırtmalarını duyarsa kan çıkar alimallah! Sen, eli kitaplı, dili ayetli, işi gücü şaibeli bedenlere layıksın. And olsun ki onların kim olduğunu sen iyi bilirsin!” Yani hedef saptıracağız.

Çıktı çıktı! Çıkmadı geçmiş olsun. Çıkıp çıkmadığından tam olarak emin değilseniz kendinize şu soruyu sorun: gerçekten içimden çıkmasını istiyor muyum ve haftaya tekrar gireceği ihtimali bende korku mu yaratıyor yoksa heyecan mı?

Son olarak… İçine cin girdiğinden şüphelendiğiniz birini hocaya karşı domaltmadan önce, hastanızın şizofren ya da manik depresif olmadığından emin olmalısınız.

 

Günay Aktürk

Read more

Taliban Ehli Sünnet Midir

taliban ehli sünnet mi

Taliban Ehli Sünnet Midir?

taliban ehli sünnet midir

Taliban Ehli Sünnet midir diye sormadan önce biraz geriye gidip tarihine bakalım. Yaklaşık yirmi yıl önce Afganistan’ın güneyinde kendisini “medrese talebeleri” şeklinde tanıtan Taliban adında bir örgüt ortaya çıktı ve o günden bugüne neredeyse bütün dünyanın ilgisini celp etmeyi başardı.

Bu örgüt ortaya çıktığı ilk andan itibaren, kimliğini ve meşruiyetini dini ve mezhebi referanslara dayandırdı. Ancak ister Sünni ister Şii olsun hiçbir Müslüman bilinen Afganistan tarihinde, ne böylesi bir harekete ne de bu nitelikte bir dini algıya tanık olmuştur. Peki, bu Taliban nedir ve kimdir? Mahiyeti nedir? Örgüt, hangi konjoktürün eseridir?

Taliban Örgütünü Divbend akımıyla ilişkilendirenler olduğu gibi, Hanefi mezhebine müntesip olduklarını söyleyenler olmuştur. Taliban liderlerinden birçoğunun Hanefilere ait olan Divbendi medreselerinde okuduğu doğrudur ama bu ilişki örgütün siyasi meşrebi ve genel uygulamaları itibariyle Ehl-i Sünnet ve özellikle de Hanefilik, daha da özelde Divbend ekolünün inanç sistemi ve düşünce dünyasıyla paralellik arz ettiği anlamına gelir mi?

Bin dört yüz seneyi aşkın süre içinde İslam’dan muhtelif mezhep ve meşrep neşet etmiştir. Neşet eden mezhep ve meşreplere; Ehl-i Sünnet (ve dört ana fıkhi mezhebi) Şia, Mutezile, Eşariye, Maturidiye, Zahiriye, Zeydiye, İsmailiye, Ehl-i Rey, Ehl-i rivayet ve çok sayıdaki diğer mezhepleri örnek vermek mümkündür. Ne var ki incelediğimiz ve bildiğimiz kadarıyla Taliban örgütünün teorik yaklaşımları ve pratik uygulamaları mezkur mezhep ve meşreplerin hiç biriyle uyuşmamaktadır?

Taliban‘ın düşünce sistemi ve beslendiği kaynaklar, ta Asr-ı Saadete dek kökleri uzanan tek bir akıma dayanır ki o da Havaric (Hariciler)’tir. Bu örgütün uygulamaları iyi irdelendiğinde Haricilerin tıpatıp kopyası olduğu anlaşılacaktır. Taliban, “Haricilik” aidiyetini beyan etsin veya etmesin, bu durum fiili gerçeği değiştirmeyecektir. Çünkü psikolojik yapıları, sosyal yaklaşımları, düşünce sistemleri, siyasi tutumları, hatta dış görünüşleri bile şaşırtıcı derecede Haricilere benzemektedir. Bakalım, fikri ataları da iddia ettikleri kadar Ehli Sünnet midir! 

Hariciler: Hz. Peygamber'den Daha Takvalı Bir Örgüt (!)

haricilik nedir

Haricilerin ilk belirtileri ta Hz. Peygamber zamanında görülmeye başlanmıştı. Bu durumu, Buhari‘nin Ebu Said el-Hudri kanalıyla rivayet ettiği şu hadisten anlayabiliyoruz:

Rivayete göre, Hz. Ali tarafından Yemen bölgesinden gönderilen bir miktar altını Hz. Peygamber, Zeydu’lHayl, Akra b. Habis, Uyeyne b. Hısn ve Alkame b. Alase isimli dört Arap belediye reisi arasında paylaştırır. Bu altınların dağıtımı sırasında gür sakallı, paçaları sıvanmış, alnı çıkık, saçı tıraşlı ve çökük gözlü Hurkus b. Zuhery (Zu’l-Huveysire) adında bir şahıs o sahneyi izliyordu.

Ansızın peygambere: “Allah’tan kork!” diyerek hitap etti. Peygamber: “Yeryüzünde Allah’tan en fazla sakınan ben değil miyim?” şeklinde mukabelede bulundu.

Bir başka rivayete göre Hurkus b. Zuhery Hz. Peygambere şöyle seslendi: “Ey Muhammed! Adaletli ol!” Hz. Peygamber de şöyle buyurdu: “Eğer ben adaletli değilsem o zaman kim adaletlidir?Hurkus b. Zuhery bunu söyledikten sonra uzaklaştı. Hz. Peygamber ona bakıp orada olanlara şu ikazda bulundu:

Bu insanın sulbünden öyle insanlar çıkacak ki Kuran’ı okurlar ama gırtlaklarını geçmez, okun yaydan çıktığı gibi de dinden çıkarlar.

Hariciler'in Tarihi

hariciler kimdir

Bu hadisenin üzerinden yıllar geçti. Hz Peygamber vefat etti. Nihayet Muaviye ve Hz Ali arasında yaşanan Sıffin Savaşı’yla Müslümanlar, Haricilerin resmi bir şekilde din ve siyaset sahasına girişlerine şahit oldu. İşte bu savaşta Hurkus b. Zuhery, Haricilerin en etkin kadrosunda yer aldı ve Hz. Peygamberin sözünün doğrulayıcı kanıtı oldu. En sonunda da Hurkus, Hz. Ali ve Hariciler arasında cereyan eden Nehriyan Savaşı sırasında Hz. Ali’nin askerleri tarafından öldürüldü.

İslam tarihinde ilk Harici olarak bilinen Hurkus Zu’l-Huveysire nasıl kendini Peygamber’den daha adil addetmişse, aynı şekilde tarihsel seyir içinde bu eğilimi izleyen diğer Hariciler de, Allah’ın dinine ve müminler için çizdiği doğru yola herkesten çok daha yakın olduklarına inanmışlardı.

Şehristani, Karabisi ve Kabi‘nin aktardığına göre, Haricilerin Meymuniye ve Acaride gibi bazı kolları Yusuf Suresi‘nin Kur’andan olmadığı görüşünü savunuyordu. Zira, onlara göre aşktan bahsetmek Kur’an’ın şanına yakışmazdı.

Ayrıca onlar İslam’ın bütün fıkhi mezheplerinin aksine hırsızın elinin omuzdan kesilmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Kur’an’da açık bir şekilde, ehl-i kitab’ın kestiği hayvanların helal olduğuna dair ayet varken, Endülüs Haricileri onların kestiğini haram sayıyor, hatta balığı boğazlamadan yemiyordu.

Haricilerin Ezarika isimli kolu daha ileri gidip kadınların adet hali sırasında dahi namazlarını kılmaları ve oruçlarını tutmaları gerektiğini söylüyordu.

Taliban ve İslam

taliban ve islam

Taliban a gelince… Peygamberin şeriatını tamamlama iddiasıyla ortaya çıkan bu hareket, sergilediği gösterileriyle adeta peygamberden daha takvalı (!) bir anlayışı hayata geçirmeye çalıştı! Aslında Hurkus’un peygamberi itham eden din algısını ve düşünsel yapısını, Taliban‘ın giderek teorik yaklaşımlarında ve pratiklerinde açık bir biçimde müşahede etmek mümkündür. Bu benzerliğin itiraf edilmemiş olması, vakıayı değiştirmez.

  • Örneğin Hz. Muhammed’in şeriatında sünnet olan sakal bırakma, bunların döneminde farz konumuna yükseltildi; buna istinaden de sakalını tıraş eden veya çeki düzen veren insanlar kalabalıkların gözü önünde caddelerde kırbaçlandı ve hapsedildi.
  • Peygamber döneminde kadınlar mescitte, medresede, savaşta, barışta, Habeşistan ve Medine hicretlerinde, özetle yaşamın her alanında aktif bir toplumsal rol üstlenmişlerdi. Ama Taliban Örgütü döneminde adeta hayatın dışına itildi ve yüzlerine kapatılmış kapılar ardında Afganistan tarihindeki en pasif halini yaşamaya mecbur edildi.
  • Hz. Aişe ile birlikte Habeşli erkeklerin oyununu seyretme konusunda bir beis görmeyen Hz. Peygamber’i de aşan bir takva (!) ile güya şer’i bir kanunla, uçurtma uçurmak dahi haram ilan edildi. Hırsızın elinin kolundan kesilmesi gerektiğine hükmeden eski Hariciler’de olduğu gibi, Taliban da hadlerin ikamesi hususunda bir hayli cömert (!) davrandı ve yüzlerce aç insanın elini, hatta ayaklarını kesti.

Özetle ifade edersek, Taliban Örgütü Şeriat adına öyle uygulamalar geliştirdi ki, Müslümanlar, bilinen tarihleri süresince İslam Coğrafyasında bu tarz kanunlara ve pratiklere hiçbir zaman şahit olmamışlardı.

 

Kaynak: “TEORİSİ, PRATİĞİ VE TARİHSEL ARKA PLANIYLA TALİBAN”
Dr. Beşir Ahmed Ensari

Bir sonraki makalede kitaptaki Hariciler kısmına daha fazla değinilecektir.  

Read more

Günay Aktürk – Tanrım Özür Dilerim

tanrım özür dilerim

BİR ALINTI BİR YORUM

tanrım özür dilerim, günay aktürk

“İnsanın adaletli bir Tanrı’ya ettiği dua “Günahlarımızı affet!” değil, “Günahlarımız için bizi cezalandır!” olmalıydı.

Oscar Wilde

Neydi o söz? “Ceza almamış ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur.” Sanırım De Sade söylemişti. Günahlarımı affet, diyorsun çünkü yanmaktan korkuyorsun. Bu sırada vicdanda hiçbir dalgalanma yok. Mevlana: “Ne olursan ol yine gel!” mi demiş. “Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!” Yok canım! Bu gerçekten bilgece söylenmiş bir söylev midir? Bütün kapıları açmışsın. Adam düşünecek: “Yeni bir suç işlesem yine çağıracak beni!” Mahsuru var mı? Yok.

Yeter ki gelsin, demekle olmuyor ama. O gelecek ve ayinlerine katılacak ara sıra. Sen ona tanrı korkusunu aşılayacaksın. Öyledir de. Tanrı korkusunun Tanrı sevgisinden daha üstün tutulduğu bir zamanda yaşıyoruz. O’nun merhametine odaklanan rivayetlerin hepsi de, “bağışlayıcı” olduğu sonucuna ulaşmak için anlatılıyor. Artık ne kötülükler yapılıyorsa!

Evet, sadece ayinlerine katılacak. Tekrar edecek sözlerini. Belki imanı da güçlenecek ama ona kötülük yapmasını sağlayan gerekçeler kurumayacak. İnsan, canı yanan birinin acısını zihninde hissetmedikçe onun için asla gözyaşı dökmez. Onun acısını kendi acısı gibi sahiplenmez. İnsan kendini parçalarcasına affedilmeyi istiyorsa, bunun nedeni kendine acıdığındandır…

Bağışlanmayı dileyen insan acizdir. Her suçun bir cezası olmalı. Yine de yetmez. Metafizik düşünceleriyle konuşacak olursam benim bir önerim var. Bazı suçların cezası ağır olmalı. Mesela tecavüz mü ettin, eğer gerçekten adaletli bir Tanrı isen, cehennemini kirletmeyeceksin onunla. Ruhunu sonsuza kadar yok edeceksin! Öyle ya! Ölümden sonra yaşamın olmadığı fikri saçma geliyor hani! O sefil ruhlar için bu ceza epeyce katmerli olurdu.

Ben bu dünyada görmek istiyorum. İnsanlık “İnsan-ı Kamil” ini yaratana kadar şimdilik çükünü keselim. Hoş, bu halle nasıl erişeceksin o konuma… Tanrı bağışlayıcıdır, tövbe et, diyorlar. Onlar da tövbe ediyor. Yani bunun Türkçesi şöyledir: “Tanrı’m kötülük ettim, özür dilerim.” Bu insanlar vicdana o kadar yabancılar ki özür dilemenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini anlamıyorlar! Vicdan diyorum vicdan, korkunun değil, ancak vicdanın özrü kabul edilebilir!

 

Günay Aktürk

Read more