Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Arkadaşsız Olmak: Dijital Yalnızlık Üzerine

Dijital yalnızlık, TikTok kalabalıkları ve sosyal medya gürültüsü karşısında mesafeli duran birey

Potansiyel Yetmezliği Üzerine

Aklıma geldi yazayım dedim. Bugün ablamın bir sözüne denk geldim. Telefondaydı. “Hiç arkadaşı yok!” diyordu. En yakın dostuma söylüyor bunu! Bana dair. Kardeşlerin birbirlerine yabancı olmaları bilinmedik bir şey değil. O anda bir Holmes sahnesi geldi gözümün önüne. “Ayrıca benim çok arkadaşım vardır. Arkadaşı olmayan sensin, arkadaşsız Sherlock!” diyordu 🙂

Arkadaşsız olmak, potansiyel uyumsuzluğu ve dijital çağda yalnızlık üzerine felsefi bir anlatım

Kendimi şöyle bir tartım. Aslında geçmişten beri çok arkadaşım olmuştu. Bugün bile öyle. Ama kaçıyla sinemaya gitmek istedim? Kaç randevuya gönül soğukluğu çökmüş ve kaçını iptal etmiştim? Neden oldu ki bu? Okunacak kitaplar, yazılacak yazılar ve düşünecek fikirler mi birikmişti? Yoksa çocukluğumdan beri kendime geç kaldığımı ya da yetişemeyeceğimi mi düşünmüştüm? Bu yüzden mi kendimi asla yalnız bırakmadım?

Tartım biçtim. Aslında ortada bir potansiyel vardı ve dışarıda bu potansiyeli karşılayacak çok az arkadaş vardı. Seçtiğim yol felsefenin, bilimin ve sanatın yoluydu. Bu seçmeli bir dersti ve bizim sınıf oldukça sessizdi! Çok açık ki ne onlar tüm bunlarla ilgilenmiş ne de ben onların aptalca kahkahalarıyla alakadar olmuştum. Bu seni yalnızlığa iter miydi? Belli kalabalıklar içindeki yalnızlığa…

Kim Kimden Ne Kadar Eksildi?

Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe” adlı kitabında Soren Kierkegaard şöyle söylüyor: “Mutsuzluk, sevenlerin birbirine kavuşamamasında değil, birbirini anlayamamasında yatar.” Bu da ona denk. İnsanlar anlamak istemedikleri şeylerle ilgilenmezler. İlgilenmedikleri şeyleri anlamayı hiç istemezler.

Aslında çok yakın dostluklar için aynı frekansta olup değer vermek de bir yere kadar. Başta eksikliği hissedilmeli. Güzel bir havadis varsa paylaşılmalı. Bir hafta konuşmayınca “Yine kaç gündür hangi cehennemde, dur hele şunu bir arayayım!” diyebilmelisin.

Ama bunun için şahsen belli bir dozda duygusal derinliğe ihtiyaç duyarım. Bir haftadan sonra telefonun ucunda kollarını açarak koşan o cismin sıcaklığını betimleyebilmeliyim. Aradaki perdenin kalın ya da inceliğiyle alakalı. Kim kimden ne kadar parça koparmış! Kim razı, kimin eyvahları var…

TikTok’suz Olmak Ayıp Sayıldığında...

Bana TikTok adresimi soruyorlar. Sorarken elleri telefonda. Arayıp bulacak ve anında ekleyecekler. Hesabım yok deyince şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla kalkıyor kafalar. “Niye ki?” Samanyolu Galaksisinin bir ucundan bir ucuna gitmek yüz bin yıl sürüyor, dediğimde bu kadar ilgilerini çekmemişti.

Bu platform kuşkusuz muazzam bir kitleye sahip. Üretimini yaymak için yüksek potansiyelli bir yer. Orada yer almamak biraz ahmaklık olarak görülebilir. Bu benim de dikkatimi çekti. Yazdığım şeylerin dozajı ortada. Peki, şu dizelerimi orada kime nasıl yedirebilirim: “Kan uykularıma davettir asılsız ölüm korkuları! Her gece bir zindanda kurulur yağlı urganım!

Dijital yalnızlık, TikTok kalabalıkları ve sosyal medya gürültüsü karşısında mesafeli duran birey

Yediremezsin. Öyleyse kaliteyi düşürmeden oraya özel nasıl bir üretim yapabilirsin? Ben de bir formül buldum. Nasıl mı? Az Erotik Çok Müstehcen Şiirler planını devreye sokarak. “Ver Mehteri” şiiri bunlara bir örnek. Anladıkları dilden:

Gel gelelim şu bizim
Çükümüz de çük vallah
Şükür olsun derdimiz
Çükten başka yok vallah

İsteyene ver bunu
Melül melül bakıtma
Köy çeşmesi değil bu
Dakka başı akıtma

Ver mehteri mehterci
Yolumuz uzun bizim
Böyle bozuk nefisle
Sonumuz hazin bizim

Şaka bir yana bu şiiri yazmamdaki amaç Tiktok değildi. Bir tane bile olsa müstehcen şiirim olsun diye.

Lafın özü şu ki Tiktok’ta yokum zira orada ilgimi çeken bir şey yok. Birkaç günde viral olup milyonlara ulaşan videolara bir bakın. İzledikçe algılarım acı çekiyor. Peki, nereden doğuyor dersiniz bu acı? Sürekli düşünen ve üreten bir zihnin, zihin tembelliğine karşı verdiği mücadeleden. Üstelik okurken uykusu gelen büyük bir kitleden söz ediyoruz. Böyle bir toplumda kahve içebileceğin kaç kişi vardır? Kaç arkadaş ve sevgili adayı…

 

Günay Aktürk

Not: Artık TikTok’um var. Ama dans etmek, trend kovalamak ya da algoritmaya yaranmak için değil. Seslendirme ve fon müziklerinin bir arada durabilmesi için var.

Read more

Penceresi Naylon Kaplı Kış Ahalisi

beynimizin sevişme pozisyonları

Beynimizin Sevişme Pozisyonları!

beynimizin sevişme pozisyonları

Günler bazen sıkıcı bir kitap hissi verebiliyor. İnsan hayatı kaldırıp atamayacak kadar da değerli. Arasına ayraç koymayı deniyoruz. Dışarıda güzel bir akşam yemeği, iki kadeh bira ya da ölü uykusu. Seyahat iyi gelirdi ama cep delik cepken delik diye uyarmıştı kahin!

Para yok. Zaman yok. Dolapta yumurta yokken omlet yapamazsın ki. Borç yazdırmak eski gelenek. İnsan hayatına vurursan, yeni insan arayışına denk düşer bu.

Ama ‘eksiklik kendi özümde‘ demiş başka bir kahin. İçerideki titremenin sebebi dışarıdaki ayazdır sanıyoruz. Hey gidi hey penceresi naylon kaplı kış ahalisi! Yak sobanı otursana. Suların kesik. Tuvaletin tıkanmış. Üstelik mutfak da çöp yığınağı! İç dünyanın bunca keşmekeş olması, birilerinin sokağa tükürmesinden midir?

Yaşam şeridinin gidiş dönüş yolları sıkışık olabilir. Bunalımın kırmızı ışıklarında beklemek de sıkabilir insanı. Ama… İşte o ‘ama’ yı bulabilmek bütün uğraşımız. En kaliteli kitaplarda bile insanı sıkan uzun pasajlar vardır. İnsan hayatı neden daha fazlasını vaad etsin ki! Ama ille de inat edecek, iftarı bekleyen bir Arap zihni kadar bile mutlu olmadığımızdan dem vuracaksınız.

Mutlu olacağımızın garantisini kim vermiş? İnsan psikolojisi bir ev değil ki yangına ve depreme karşı sigorta yaptıralım. Twain’in dediği gibi “her beynin amacı zekaya doğru gitmek” olabilir ama mutluluk da insan hayatının nihai amacı değil ki. O amacı biz koyduk kendimize. Doğanın dengesinde böyle kutsal bir amaç yok. Doğayla çatışa çatışa geldik bugüne.

Beynimize zevk gitmediği zamanlarda mutsuz olabiliriz. O da insan psikolojisinin bir parçası. Duygulara karşı üvey evlat muamelesi yapmanın anlamı yok. Bir tabak da onun önüne koy. Geldiği gibi karşıla her şeyi.

Üç kağıtçı beyin! Değirmen misali öğütecek un arıyor kendine. Yani düşünce. Yani bir sorun. Bilgi. Uğraş. Uzun molalar ona göre değil. Körelirse kör testereyle keser seni. Keskin zekanın daha çok acı çekmesi bu yüzden olabilir.

Ben borularımı boşalttım. Şimdi mola verirsem bundan hoşlanabilir. Yazı yazmak beynimin sevişme pozisyonlarından biri. Mutlu olmak istiyorsanız siz de kendinize göre uygun bir pozisyon bulun derim.

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Benim Öyle Hiç Uzun Yürüyüşlerim Olmadı

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

"Haydi Gel!"

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

Benim öyle hiç uzun yürüyüşlerim olmadı.
Bütün keskin virajları hep yolun sonudur sandım.
Yürüyen kendi yolunda böyle yol aldı:
Yol da tıpkı böyle göründü yolcuya.
“Yürüyeceksen bizim gibi yürü!” dediler,
Sadece kavşağa kadar eşlik ettiler.

Ama tüm yolculuklar böyle olmadı.
Bir sabah “Hadi gel!” diye bağırdı neşeli bir ses:
Tutup kavşaktan karşıya geçirdi beni.
Yine de uzun yolculuklarım olmadı benim.
Çünkü ona da başka türlü görünmüştü yol.
Nereye gittiğini tam olarak bilmeyen,
Bunu da pek umursamayan bir sesti bu.

Şimdi adres soranlara virajı gösteriyorum:
Hele git oraya kadar da, orada tekrar sor!

Yol ki bir insan sureti gibi göründü gözümüze.
Korktuk yalnızlığın hışımlı uğultusundan.
Yolda kendimizle konuşmaktan korktuk.
Korktuk delilikten, divanelikten,
Yolda bir başına yol sürmekten…
Kendi virajlarımızı dönemez olduk,
Hep bir başkasının yolunda yürümekten…

Günay Aktürk

Read more

Charles Bukowski Kadınlar

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Charles Bukowski Kadınlar – Seçme Alıntılar ve Metnin Teması

Charles Bukowski, Kadınlar adlı eserinde aşkı, arzuyu, yalnızlığı ve modern ilişkilerin çürümesini sert ve filtresiz bir dille ele alır. Bu metin, romantik ideallerden çok, insanın iç dünyasındaki çatlaklara ve kadın–erkek ilişkilerinin güç, korku ve bağımlılık ekseninde nasıl şekillendiğine odaklanır.

Bukowski’nin kadınlara bakışı ne yücelticidir ne de uzlaşmacı; aksine çelişkili, rahatsız edici ve çoğu zaman acımasızdır. Kadınlar metninde yer alan bu seçme alıntılar, yazarın aşk, cinsellik, yalnızlık ve bireysel özgürlük üzerine düşüncelerini açıkça ortaya koyar. Bu sayfada yer alan bölümler, eserin tamamını değil; ruhunu, tonunu ve felsefesini yansıtan pasajları bir araya getirir.

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Kadınlar – Sözleri (Seçme Alıntılar)


Bir kadın olarak doğmuş olsaydım kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için, sürekli kadınları arzuladım. Buna rağmen kadınlar beni hep korkuttu. Çünkü onlar hep ruhunuzu ele geçirmek ister. Öyle olsa benden geriye ne kalırdı korumak isteyeceğim.


Bazı kadınlar erkekler kadar aşağılık değildi. Bazıları ise para için ruhunu bile satabilirdi. Ruhunu satan bir kadın, bir fahişe kadar saygın olamazdı. Onlardan hep kaçtım.


Kadınlar sizi sevebilir. Fakat bir süre sonra bir şey olur onlara, sizi ölürken izlemek isterler, arabayla sizi ezip suratınıza tükürmek isterler.


Kadınlar korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuma sahip olmak istiyorlardı. Oysa ben ruhumdan arta kalanı kendime saklıyordum. Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü özel isteklerde bulunmuyorlardı. Gittiklerinde de hiçbir şey yitirilmiş olmuyordu.


İnsan ilişkileri doğru düzgün yürümüyordu nasılsa. İlk iki hafta herşey canlı gider, sonra taraflar ilgilerini kaybederlerdi. Maskeler düşer, gerçek yüzler görünmeye başlar: çatlaklar, bönler, kaçıklar, kinciler, sadistler, katiller. Modern toplum kendi türünü yaratmıştı ve insanlar birbirleriyle besleniyorlardı. Ölümle düello gibiydi.


Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.


Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.


Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.


Charles Bukowski’nin kadınlar temasını alegorik sahnelerle anlatan, yaşlı bir adam, kadın figürleri, tutku, yalnızlık ve insan ilişkilerinin çürümesini betimleyen yazısız resim

Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.

Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.

Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.

Erkekler futbol seyreder, bira içip bowling oynarken onlar, yani kadınlar, bizim hakkımızda düşünüyor, bizi inceliyor, karar vermeye çalışıyorlardı – bizi bıraksalar mı, atsalar mı, değiştirseler mi, öldürseler mi, yoksa sadece terk mi etseler?


Aşık olmadığıma sevindim. Aşık insanlar asabi, tehlikeli olurlar, perspektif duygularını kaybederler. Sinirli, can sıkıcı psikopatlara dönüşürler…


Zordur benimle yürümek!
Bunu benimle yola çıkanlar bilir,
hepsi yarı yolda gittiler!
Suç kimde? Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor.
Yapacak bir şey yok! Suçum var mı?
Tabii ki var; zor yola, kolay kişilerle çıkmak
en büyük hatam!


Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Eylül Akşamı – Bülent Ortaçgil (Şiir)

Eylül akşamı şiiri

SESLENDİRME: GÜNAY AKTÜRK

EYLÜL AKŞAMI - SÖZLERİ

Hiçbir neden yokken,
Ya da biz bilmezken tepemiz atmış
Ve konuşmuşuzdur…
Onca neden varken
Ve tam sırası gelmişken
Hiçbir şey yapmamış
Ve susmuşuzdur…
Aynı anda aynı sessiz geceye doğru
İçim sıkılıyor demişizdir
Aynı sabaha uyanırken
Kim bilir
Aynı düşü görmüşüzdür
Olamaz mı?
Olabilir.
Onca yıl sen burada
Onca yıl ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

Belki benim kağıt param,
Bir şekilde, döne dolaşa
Senin cebine girmiştir
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa,
Birkaç mektup atmışızdır
Ayın karpuz dilimi gibi
Batışını izlemişizdir deniz kıyısında
Aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
Belki de birkaç gün arayla
Olamaz mı?
Olabilir.
Onca yıl sen burada
Onca yıl ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.

Bülent Ortaçgil

Read more

Kadın Kucağı Özlemi

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bir Kadının Kucağını Özlemek

Kadın kucağı özlemi, kalabalıklar içinde insanın kendi sesini kaybetmesiyle başlar her zaman…

Bir Kadının Kucağı - Günay Aktürk

Bir anı bile kalmamıştır geceler boyu sevişmelerden. Binlerce yıl uzaktadır, binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, aşk, iki kişiliktir.

Ataol Behramoğlu

İki kişilik olan lazımdı bize. Oysa hep yatağın da yemeğin de tek kişilik olanı rast geldi. Esirlikten nefret ederim. Ama hayattaki tek güzel tutsaklığın iki gönlün bir sevdaya esir düşmesi olduğunu romanımdaki kahramanıma söyletmemiş miydim? Söylemek başka, başarmak başka. Ummak başka, umulmamak bambaşka.

Yaşamın uğultusunu bir kenara koymadan mümkün değil biriyle mutlu olmak. Gün boyu insan denilen şu azman sürüsüyle cebelleşirken, aklının dipsiz kuyularında akşamı iple çekebilmek asıl başarı! Bir kadının şefkat dolu kucağını özlemek! Her günün özel olabilmesi için deli divane olmak…

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bu ateş, bu kalp çarpıntısı, bu har ve bu travma… Bir fincan acı kahveye susamış yalnız ve yoksul dudaklar… Ama geriye bakıyorsun, silme hayal kırıklığı. Durak sapa, yolcu ruh hastası, güzergah yanlış istikamette…

İnsanlar artık çarpılmıyorlar. Ama bir yıla sığdırılan sevgili sayısına bakın bir de. Be hey ilk görüşte aradığı aşkı bulduğunu zanneden hayvani avanaklar! Buldum dediğiniz şey gerçekte nedir? Bedenin ateşi kendini söndürecek soğuk sulara kolaylıkla ulaşabilir. Onca yıldan sonra kurulabilecek köprüyü bir haftada ne tez kurarsınız?

Sıcak bir kadın kucağı demiştim! Her baş her kucakta eğleşmez gülüm! İşte yalnızlık da bu yüzdendir cancağızım! Aynı frekansta titreşmeyen iki ruh deli gibi sevmişse de ortada ne deli vardır ne divane!

Ben mi? Yanmak ve yakılmak mı? Elbette yanmışlığımız da yakmışlığımız da çoktur. Fakat işin dozu ne ile ölçülür? Günün sonunda ne kaldı elimizde? Elimiz, soğuk kış gecelerinde trajik bir ısınma aracı!

Günay Aktürk

Bu yazılara da Bakabilirsiniz

Read more

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Belki de tuhaf bir davranış sergilemiş olabilirim az önce. Yatağımın yanında süpürgeden sökülmüş bir sap duruyor. Gecenin çökmesiyle beraber kudurup hunharca yaşayan gürültülü üst komşum için. Fakat başka bir şey oldu bugün.

Yalnız yaşamış bir kadının haberini okudum. Bir zamanlar İngiltere’de televizyon başında kalp krizi geçirerek ölen ve 42 sene boyunca kimsenin haberi olmayan bir kadın. “Böyle bir son mu olacak?” dedim. Ödenmeyen faturaların tahsilatı için çilingir yardımıyla içeri girecek olan devlet baba sayesinde mi?

Hayatımın geri kalanını huzurla yaşayacağımı biliyorum. Üstelik bu dolu dolu geçen tek kişilik tiyatroyu ben seçtim. Asla pişman olmayacağım. Ayrıca yazdığım şeylerle en geç bir hafta içinde ortaya çıkmazsam kuşkuya düşecek insanları unutamam. Sağ olsunlar.

Ya diyorum bir gün ses tonumu beğenmezsem? Çamaşırları asarken “Rica etsem mandalı uzatabilir misin?” diye kendime seslendiğim sırada: “Her defasında aynı salak soruyu sormaktan vazgeç!” şeklinde yanıtlayan içimdeki ses bir gün ürkütmeye başlarsa beni!

Sen asla yalnız yürümeyeceksin!” böyle söylemişti. Biliyorum. Biz bunu “yalnız kalmazsın” diye de düzeltebiliriz. Çok istememe rağmen artık müstakil bir evde yaşamak isteyeceğimden emin değilim. Belki de bu yüzden, bir süredir üst kattaki komşudan gürültü patırtı çıkmayınca endişeyle sopayı alıp bir kaç kez vurdum tavana!

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

“Bana kalbimdesin deme. Bilirsin kalabalık yerleri sevmem.”

Edip Cansever

 

– Doğruya doğru arkadaş. İnsan kalbi kalabalıktır. Öyle görünmez. Öyle görünmemek için de elinden geleni yapar. O daha çok erdemli sözcükler savurmaktan yanadır. Gerçek hayatta karşılığı olmasa da…

– Kimisi de “Kalbim Bomboş.” der. Açıp bakarsın ki metrobüs gibidir. Bir köşeye geçip etrafı süzer haldedir. Yalnızdır. Kalbi boştur evet. Huzurlu olsa bir işe yarar da, huzursuz kalbe de güvenilmez ki.

– Kendi kalbini ara sıra kahve içmeye davet etmeyen insandan uzak duracaksın arkadaş. O, mutluluğu dışarıda arar. Kendi kendine yetemeyen insan gider bir başkasının enerjisini tüketir.

– “Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına, Sırılsıklam yalnızım aslında.” diyor Edip Cansever. Yalnızlık hali her insanda var. Belki de gerekli. Fakat süreklilik arz ettiği zaman marazlı bir hastalığa dönüşüyor sanki. İnsanın kalbi kalabalık olsa ne yazar öte yandan, kimseye dokunamadıktan sonra…
– Ruhun doyumundan bahsetmiş miydim? Bizler göğüs göğüse sevişerek evrilmiş bir türüz. Cinsel arzunun ötesinde bir vaka bu. İnsanın bazen özel hissedesi geliyor. Bir kez bile anlaşılamamış, taktir edilmemiş ve sevilmemiş olduğunuzu düşünsenize! Ne canice bir ruh yaratır bu hal. Ressamlar neden resim çizer? Yazarlar neden kitap çıkartır?

– Şimdi gelelim gerçek manada kalbi kalabalık olanlara. İnsan içgüdüsü çok eşliliğe meyillidir. Bedenin yeni beden arayışları… Bunu reddedebilirsiniz ama sizi en iyi siz tanırsınız. Peki, bir ömür halinden memnun mu yaşar insan? İlerleyen yaşlarda geçmişin hesabını sormaz mı? Ne ne var? Elde koca bir sıfır var.

– Ellili yaşlarda bile ruhu hala doyabiliyorsa belki amenna! Fakat artık gözden mi düştü? İstediği kalbe kolayca giremiyor mu? Gençlik yıllarından beri yaşamına hükmeden düzensizliği mi fark etti? Ya da bir düzen halini alan o “düzensizlik” altüst mü oldu? Varın siz düşünün gerisini…

 

Günay Aktürk

Read more