Devletin Malı Deniz Diyen Domuz

Devletin malı deniz anlayışını temsil eden, teknede oturan domuz figürü ve çevresinde ahlaki çöküşü anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Onur Yitiminin Tuhaf İtibarı

Devletin malı deniz anlayışı, bireysel ahlaksızlıktan çok daha fazlasını anlatır. Bu yazı, kamusal mülkiyetin nasıl sıradan bir yağma alanına dönüştüğünü; itibar, çıkar ve toplumsal kabullerin nasıl çarpıklaştığını ironik ve sert bir dille ele alıyor.

Devletin malı deniz anlayışını temsil eden, teknede oturan domuz figürü ve çevresinde ahlaki çöküşü anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Stendhal, “Kırmızı ve Siyah” adlı kitabında diyor ki: “Devlet gemisinde herkes gemiciliğe ve kaptanlığa heves edecek çünkü parası iyi.” Ne de olsa itibarlı bir iş. Takım elbiseli kravatlı falan. Sakın ağzından kaçırıp da devletin malı deniz yemeyen domuz demeyesin! Diyenlerin de başlarına bir şey gelmiyor gerçi. Yedikleri için sanırım. Artık herkesin dilinde bir söz. Bir defa dile düşen bir düşünce, zamanla ahlak kuralı haline geliyor her nedense! Cehennemlik bir davranış da olsa, şık bir şapka gibi alıp geçiriyorlar başlarına!

Devam edelim. İyi yere kapak atarsan araba da verirler. Öğle yemeği en fazla üç lira. Sıkı pazarlık yaparsan bir liraya düştü say. Maaşı dolgun. Zaten maaşla geçinmeyeceksin ki. Onu bahşişe sakla. Vekillikte filan gözün olmasın. Eskisi kadar fosforlu değil. Sırtından sopayı eksik etmezler. En iyisi mi sen belediye başkanlığına oyna. Muhtemelen orayı da sana yedirmeyeceklerdir. Ama muhtarlık, hatta azalık bile iş görür. Aza olup da azma sakın ha. Hovardalık istemem!

Aslında bu iş için “itibar” ulvi bir gereklilik değil. Devlet gemisine binince anında yapışıyor alnına. Bu gemide ne hikmetse keriz görmek her gün daha da zorlaşıyor. Sen de çok para kazanmak istiyorsan deve götü yağlamasını öğrenmelisin. Bu günlerde bir söylenti dolaşıyor ortalıkta. Ben eskilerden örnek vereyim de sen ne olduğunu anla. Bunu bir nevi iç hesaplaşma yerine sayalım biz.

Pir Sultan Abdal‘ın iki köpeği vardır ve adları “Sarı Kadı” ile “Kara Kadı”dır. Düşmanları gidip iki kadıya söylerler. Adlarının köpeklere verildiğini duyan kadılar küplere binerler. Hemen Pir Sultanı tutuklatıp Sivas’a, huzurlarına getirirler. Köpeklerinin adlarını sorduklarında Pir Sultan gerçeği saklamaz. “Evet!” der: “Benim köpeklerimin adı Kara Kadı ve Sarı Kadı’dır. Ama onlar sizden daha iyidir. Çünkü benim köpeklerim haram yemezler.

At izi it izine karışmış. Sen bari haramzadelerden olma. Şaka canım bunca söylev. Anlayasın diye sözün manasını. Devletin malı deniz yemeyen domuz! Hadi bunu söyleyen söylüyor, çıkarı var kendince. Ya bir milletin böyle bir sözü içselleştirerek atasözleri listesine geçirmekteki başarısına ne demeli? İşte onu aklım almıyor. Bu atasözü kütüphanemdeki “Türkiye Türkçesinde Atasözleri” isimli kitapta 5930. söz. 5926. söz ne biliyor musunuz? “Devlet, sırtına binmediği eşeğe yem yedirmez!” Burası ne garip bir ülke yahu!

 

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Yaşlılara Merhamet Meselesi

Yaşlılara Merhamet Meselesi

Yaşlıya Saygı Rızıklandırır

Yaşlılara Merhamet Meselesi

Aslına bakarsanız doğada yaşlılar her zaman saf dışı edilirler. Doğa, zayıf halkaları sevmez. Sürüsünden kovulan yaşlı erkek aslanlara bakın. Ama bizde öyle değil. Sanırım baktık ki sıra bize geliyor: “Saygı duyalım bari.” demiş olmalıyız. İnsan merhametinin kudreti. Durun bir dakika! Ne merhameti? Kimden kime gelen merhamet? Ne demiş Yunus Emre: “İnsan iyiliği kadar taşlanır, merhameti kadar dışlanır.” Şu yaşlılara merhamet meselesine bir bakalım hele.

Bu toplumun çok acılı bir geçmişi var. Ne yazık ki katliamlar ülkesi. Yaşlı bir adam gördüğümde hep geçmişte nasıl bir insan olduğunu düşünürüm. Seksen darbesinden önce kimlerin canını yaktığını. Bu yüzden kolay kolay saygı duymuyorum insanlara. Eğer çok gerekli görmüşseniz, o merhamet duygusunu önce hak etmeniz gerekir.

Bir gün Sincan‘dan otobüse bindim. İçi ihtiyar doluydu, sakalları göğüslerinde… Kalkıp yer verecektim ama çivi gibi çakıldım! Bakışları merhametsizdi bu ihtiyarların. Etekli bir kadın görseler lince soyunurlardı ve sürüsüne bereket, örneği çoktu bunun.

Tecavüzcüler de yaşlandı artık. Barbarlar, “cehennemde yanın” diyenler. Bir kelle karşılığında cenneti garantilediklerini sananlar. Onlar yine aynı insanlar fakat biraz belleri büküldü o kadar! Ve burası Türkiye. Ve burada çok kan akıtıldı. Otobüstesin. Başında bir ihtiyar ve yorulmuş dizleri. Kalk ve yer ver! Burası Türkiye. Geçmiş hiç de uzakta değil.

Ama insanın yüreği gözlerine yansır. Hiçbir itirafçı, gözlerin anlattığı şeylerden fazlasını itiraf edemez. Ve ihtiyarların bakışları da epeyce içselleşmiştir! Gençliğindeki gibi oyun oynayamaz artık. Tabii ki saygı duymalısın. Fakat ağarmış saçlarını değirmende mi ağartmıştır gerçekten? Varı yoğu alın teri mi yoksa bir başkasının gözyaşları mıdır?

Çocuklara benzetirim onları. Bu yüzden ben de yaşlılara merhamet duyarım. Fakat insan yılan mıdır ki deri değiştirip tazelensin? Ortada mecazi bir yılanlık olduğu aşikar. Boyuna birilerinin ahını alıp duruyor insanlar. “Mezar mezar kaçasın inşallah.” sözü pek yaygındır bizim oralarda. Bol keseden merhamet dağıtacak olan varsa buyursun meydana. “Her şey affedildi!” diyorsanız o mezar alıntısı sizin için de söylenmiş sayılır. Ben karşılaştığım bakışlardaki itirafları dinlemeye devam edeceğim…

 

Günay Aktürk

Read more

Helal Zina Tohumu – İnsan

Günay Aktürk
Helal Zina Tohumu - İnsan

“Ben insanlara soğuk davranıyorum, insanların sorunlarıyla ilgilenmiyorum, dolayısıyla da sevilmiyorum.”

Tolstoy

📌 Bazen seviyoruz insanları, bazen götün götün kaçıyoruz onlardan. Ne tam girebiliyoruz içlerine, ne tastamam çıkabiliyoruz.
📌 Bazen bir ihtiyar gibi görünüyorlar da gözümüze, karşıdan karşıya geçiresimiz geliyor, bazen de çelmeyi takıp boylu boyunca deviresimiz.
📌 Bazen bir bülbül güftesi yaratıyor sanatsallığı, çoğu zaman da borazan tonunda çıkıyor sesi. Bazen gülünü koklatıyor, bazen saplayıveriyor dikenini.
📌 Kimi zaman ateşe basıyor kitapları, kimi zaman yeniden doğuyor küllerinden. Ara sıra hatırlar gibi olsa da ensesine inen şamarı, sıklıkla bozup atıyor bir yana hafızasını.
📌 Bazen hilafet çekiyor canı bazen cumhuriyet. Bazen dayak istiyor canı bazen cesur bir suret! Hayal ettiği gelecek çoğunlukla kulluk, ara sıra da hürriyet.
📌 Bu insanların ne zaman, nerede hangi renge bürünecekleri öngörülemez olduğu için ne saygı beslediğimiz söylenebilir ne de sövgü. İşine geldiğince konumlandırıyor kendini. Bazen helal bir zinada halvet, bazen de topluca dokuz nefisli bir lanet! İşte böyle böyle vaziyet, bu hâl başımıza çöreklenmiş ölümcül bir illet. Bu yüzden içimizde büyüyen şey ne saf bir sevgi, ne duble bir nefret…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

“Bana kalbimdesin deme. Bilirsin kalabalık yerleri sevmem.”

Edip Cansever

 

– Doğruya doğru arkadaş. İnsan kalbi kalabalıktır. Öyle görünmez. Öyle görünmemek için de elinden geleni yapar. O daha çok erdemli sözcükler savurmaktan yanadır. Gerçek hayatta karşılığı olmasa da…

– Kimisi de “Kalbim Bomboş.” der. Açıp bakarsın ki metrobüs gibidir. Bir köşeye geçip etrafı süzer haldedir. Yalnızdır. Kalbi boştur evet. Huzurlu olsa bir işe yarar da, huzursuz kalbe de güvenilmez ki.

– Kendi kalbini ara sıra kahve içmeye davet etmeyen insandan uzak duracaksın arkadaş. O, mutluluğu dışarıda arar. Kendi kendine yetemeyen insan gider bir başkasının enerjisini tüketir.

– “Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına, Sırılsıklam yalnızım aslında.” diyor Edip Cansever. Yalnızlık hali her insanda var. Belki de gerekli. Fakat süreklilik arz ettiği zaman marazlı bir hastalığa dönüşüyor sanki. İnsanın kalbi kalabalık olsa ne yazar öte yandan, kimseye dokunamadıktan sonra…
– Ruhun doyumundan bahsetmiş miydim? Bizler göğüs göğüse sevişerek evrilmiş bir türüz. Cinsel arzunun ötesinde bir vaka bu. İnsanın bazen özel hissedesi geliyor. Bir kez bile anlaşılamamış, taktir edilmemiş ve sevilmemiş olduğunuzu düşünsenize! Ne canice bir ruh yaratır bu hal. Ressamlar neden resim çizer? Yazarlar neden kitap çıkartır?

– Şimdi gelelim gerçek manada kalbi kalabalık olanlara. İnsan içgüdüsü çok eşliliğe meyillidir. Bedenin yeni beden arayışları… Bunu reddedebilirsiniz ama sizi en iyi siz tanırsınız. Peki, bir ömür halinden memnun mu yaşar insan? İlerleyen yaşlarda geçmişin hesabını sormaz mı? Ne ne var? Elde koca bir sıfır var.

– Ellili yaşlarda bile ruhu hala doyabiliyorsa belki amenna! Fakat artık gözden mi düştü? İstediği kalbe kolayca giremiyor mu? Gençlik yıllarından beri yaşamına hükmeden düzensizliği mi fark etti? Ya da bir düzen halini alan o “düzensizlik” altüst mü oldu? Varın siz düşünün gerisini…

 

Günay Aktürk

Read more

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

“Senin de fikirlerin tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş.”

Jack London – Martin Eden

 

– Ama kumaşını iyice zifte basmışlar hani. Bu çağın modası budur, demişler. “Bak pek de yakıştı! Fazladan vereyim abime! Çoluk çocuk da nasiplensin, ne güzel acılı sancılı. Ülkece kararmaya ihtiyacımız var!“

– Seni karaya aşık etmişler. Talibini bile zifir karasına uyumlu bir renkten seçmişsin. Mesela beyaz! Beyaz her zaman masum değildir. İçine kapalı bir “talip”tir o, kendine yabancıdır… Senin “Helal süt emmiş!”ten kastın yalnız ahlaklı bir insan olması da değil. Karanı kirini saklasın istersin. Garibim beyaz! Sesi çıkmaz ki! Bu yüzden masum değildir. Bu sebepten nefret edersin kırmızıdan. Kırmızı asiliğin, karşı duruşun rengidir!

– Giysilerin diyorduk… Aslında aklın dekolteli olanlarda kalmıştır. Ama onları yalnız zifir karası tarafının hizmetine sunmuş, sonra da ‘yırtmaçlı’ düşmanı olmuşsun. Çünkü onlardan birine asla dokunamayacaksın! Ve de bu durum sürekli olarak, olmayan kanına dokunup duruyor.

– Bugün geldiğin noktada patikada değil, kayalıklarda yürüyorsun. Ezberletilmiş bir cehalet bu seninkisi. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu anlaman için, bunu sana birilerinin söylemesi gerek. Doludan alıp boşa koyma marifetini yalnız ekmek kavgasında sergiliyorsun. Böyle öğretildi sana. Uluların öyle söyledikten sonra labirentler dahi tek kurtuluştur senin nazarında. Eğer içinde zihinsel ahlakın ve de şüphenin ışığı tastamam sönmüşse, senin için umut denen şey de ölmüş demektir. Bundan böyle tek çare biyolojik ölümünü beklemek…

 

Günay Aktürk

Read more

Umut Etmek Güzel Şey

Umut Etmek Güzel Şey

Evimiz Bezden Ne Umarsın Bizden!

Umut Etmek Güzel Şey

“Umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir.

francis bacon

Öyleyse siz de sabahları sıfırlanmış bir halde kullanmaya başladığınız zihninizi akşama kadar şehir atığına çevirmeyin.

Sizlere umutlarınızın ya da tutkularınızın kölesi olmayın diyorum. Ne de olsa umut etmek güzel şey. Fakat diyelim ki bir şeyi şiddetli bir arzuyla istiyorum. Öyleyse yıkıma da hazırlıklı olmalıyım.

Kasırgayı çağıran, onun yıkıcı etkilerini bezden bir çadırın içinde karşılıyor. Peki, ondan geriye ne kalır? Tir tir titreyen çıplak bir beden.

“Çok üşüyorum, üzerimi ört!” tonunda bir romantizm kalır geride. Belki bir umut, çıkışa giden bir kapı aralığı! Hiç mi beceremiyorsunuz kendinizi korumayı? Öyleyse toprağı kazın ve girin içine.

Kendinizi öldürün değil, kendinizi ısıtın diyorum. Daha önce yazmıştım: “Toprağın tek bir zaafı koskoca bir yanardağını yarattı! Ve gönlünde isyan koptu kopacak!“

Akıl, ele avuca sığmaz bir yaban atı olabilir. Ama medeniyetin köklerinde de evcilleştirme olayı var! Umudu evcilleştirme fikri kulağa hiç de tuhaf gelmiyor. Umut etmek güzel şey ama insan denize çıkacaksa sandalın içine iki de kürek atmalı!

Ama yine de bir parça tuhaf değil mi? Umut ile başa çıkabilmenin yollarını arıyoruz. Aslında tam olarak öyle değil. Nietzsche bunun tanımını yıllar öncesinden yapmıştı: “Umut, kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkence süresini uzatır.“

Yani her türlü duyguyu sakince karşılamak gerekiyor. Olduğu ve geldiği gibi. Ellerimiz cepte, ağzımızda serseri bir ıslak… Öyle beklemeliyiz! Canı isterse gelmez. Canı cehenneme demesini de bilmeliyiz. Pusulanın kırmızı ucu daima kuzeyi gösterir. Ama ille de ille oraya gitmek zorunda mıyız? Sür yönünü güneye!

Günay Aktürk

Read more

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Evcilleştirilemiş İnsan Türüne Dair Birkaç Söylev

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Onlar da bir kenarda dursunlar, maymun gibi sesler çıkartsınlar diye vardır herhalde. Herhalde birileri kendisini reddetsin, birileri de “hah tamam, kesin Allah’tan gelmedir bu melanet!” desinler diyedir.

Mal bozuk çıkmış olabilir. Ama sen fabrikada her ürünü test edebiliyor musun? Etmen gerekir. Öyleyse müşteri memnuniyetinin önemsenmediği bir yaratılışla karşı karşıyayız.

Canım orasına burasına kablolar bağlanıp piyasaya sürülmüş akılsız robotlar değiliz ki. Akıllı tasarıma gönlüm meyletmiyor. Neden mi? Akıllı tasarımın akılsız yaratıklar yaratacağına dair mantıksal kuşkularım var çünkü.

İnsan sonsuzluğu düşlediği anda kendine baktı ve o sonsuzluğu kendinde göremedi. Ama bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Üstelik her şeyin ölümle son bulacak olması da ayrı bir problem yaratıyordu.

Yaşamın iplerini sağlam bir kazığa bağlamak adına günü, geceyi, ayı ve güneşi tanrı ilan etti. Kanımca bunlar tarihteki medeniyetler tarafından yaratılan tanrıların en eskileridir.

Fakir Baykurt bizlere “Onuncu Köy”den seslenmiş. Dokuzundan kovulduğunu söylemeye bile gerek yok. İnsan sıkıntısı çekiyoruz çünkü. Para sıkıntısından daha önemli bir sorun. Her devrin bir darboğazı olur. insanlık buraya gelince yok olma sınırına kadar dayanır. Acaba iyileri bir kenara ayırıp özel üretim fabrikaları mı kursak?

Kurtları on beş bin yıldır evcilleştirerek onlara evrim geçirttik de, insana dair sorunu çözemedik. Aslında insanda da aynı şey oldu bakmayın. Bugün uysal köpeklere karşılık vahşi kurtlar hala varlar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Selam gönderelim öyleyse onlara. Güzelliği karakterde, vicdanda, sadakatte ve bilgide arayanların her zaman başımızın üstünde yerleri var. Oralarda bir yerlerde olduğunuzu biliyorum. Belki içinizden bazıları şu anda bu satırları okuyor bile olabilir. Ehlileşmeye devam edin. Umut sizde:)

Günay Aktürk

Read more

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

Bizi de terk etti. Yavaş yavaş ve sancılı süreçlerle. Bizim piri reisimiz vardı bir zamanlar. Dünyanın tanıdığı bir denizci ve kartograf. Onu Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1554 yılında Kahire’de boynunu vurarak idam ettik. Takiyüddin’in Rasathanesi… Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul’da Tophane sırtlarında kurulan bir gözlemevi. İçindeki aletler o dönemde Avrupa’da bile yoktu. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ve padişah III. Murat’ın emriyle rasathaneyi denizden topa tutarak yerle bir ettik.

İbni Sina, ibni Rüşd, Farabi… Bizden kaçmaz. Kaçmadı da. Öldürebildiğimizi öldürdük, gerisini sürdük ve dışladık. Yakın geçmişte Sabahattin Ali’miz… Kafasını taşlarla ezdik! Pusu kurduk aydınlarımıza. Faili meçhullerle andık adlarını. Yani birden olmadı hiçbir şey. Bilim ve sanat bir anda terk etmedi bizleri. Yavaş yavaş ve sinsice kovaladık onları.

Ne demişti vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet? “Ey zavallı vatanım neden böyle ağlıyor? Neden midir? Çünkü ona evlâtları bakmıyor.” Bir başka dizesinde de: “Tereci tere satar biz vatan satarız. Biz kurşuna dizeriz düşünceyi. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile…”

Ama ne olursa olsun arada bizim gibi bilim ve sanat âşıkları da çıkabiliyor bu topraklarda. Çıkmaya da devam edecek. İşte bunu durdurmaya hiçbir soysuzun gücü yetmeyecek.
Sözü bitirirken İbn-i Sina nın şu sözlerini de ayrıca iyi okuyalım!

– Açıktır ki, önce var olmayıp sonra var olan her şey, kendinden başka bir şeyle belirlenir.
– Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.
– Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutlu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz. Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür.
– Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır.

 

Günay Aktürk

Read more

Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor
2- Dostoyevski’nin Samanı
3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?
4- Kan Kokusuna Geldiler

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

düşünen zihin kimliğini arıyor

Sınır çizgileri yalnızca ülkeleri belirlemez, içindeki halkı da insansı canavarlara dönüştürür. Bu yüzden coğrafyanız kaderinizdir, demiş bilge. Bundan sebep türlü türlüdür insan.

Halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahipler. Ama yalnızca kendilerini özgür hisseden halklar. Ben de bir birey olarak kişiliğimin imar planını coğrafyamın kaderine bırakamam.

Kayyım atanmış şehirler gibidir insan. Seçimlerine müdahale edilmiştir. Yeterince zaman geçerse kendi öz dilini bile unutabilir. Asla olmadığı kalıplarda yuvalanan yörüngesiz bir zavallı, zamanla girdiği kalıbın şeklini alacaktır. Kimim ben, diye soruyorsan, geçmişte atalarının nasıl öldüğüne bak. Bir ülkede zorbalık varsa, sana ait olan kimlik, yasaklanmış olan ideolojidir.

Günay Aktürk

2- Dostoyevski’nin Samanı

günay aktürk düşünen zihin

Az namussuz değildir o saman çöpleri. Eşeklerin gıdası oldukları halde bey gibi gezinirler ortalıkta. En çok da beylerden çıkar zaten. Hele o takım elbiseli katır bokları yok mu, tezek niyetine çal duvarına köy ambarının. Ahır bekçilerini asil zanneder de medet umarsın. Uzatma yaralı parmağını iğde dikenine! Sarılacaksan kökünü bildiğin çınara sarıl.

Sen de az değilsin hani! Ömrün boyunca bir kez olsun sulamadığın ağacın altında soluklanmak istersin! Belki de kuruttun kökünü. Belki sayende boy attı kim bilir… İnsan kendi kendine yetmeli. Yol ne kadar karanlık olursa olsun bir gün bir ışık… Yani geceler o kadar da uzun değil. Yeter ki umudu öldürme içinde…

Günay Aktürk

3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Yüzücülük bizim fıtratımızda yok da ondan! Üç tarafımızın denizlerle kaplı olduğunu görüyoruz ama aç tarafımızı sorgulayan kafa da yok bizde. Biz yüzücülükten anlamayız hem. Direk keseriz. Olmadı yakarız. Yani biz derken ben değil. İşaret parmağını gözümüze gözümüze sallayanlardan bahsediyorum.

Eksik yanımız sadece yüzücülük olsaydı keşke. Bilim adamı da çıkartamayız biz. O da fıtratımızda yok. Halbuki bu kadar adam var memlekette! Ne işe yarıyorlar anlamıyorum. İroni bu olsa gerek. Bazen de diyorum ki hiç olmazsa yüzmeyi öğrenseydik be! Belki o zaman ummana dalabilirdik! Daha derinlerde derinleşebilmek! İşte bundan söz ediyorum.

Dinleyin! Benim için yüzücülük sanatsal bir anlam taşıyor. Kulaç atmak, sade gücümüzü zorlamak değil, denizle bir olmak demektir. Onunla bir olan onu evladı gibi sevecektir. işte o zaman dünyanın bütün yüzücüleri bir araya gelse, en kötü yüzücülerimizden bile daha iyi yüzemez. Bizim fıtratımızda olan şey, zenginin kesesi için göçük altında can vermek. İşin daha da kötüsü, bunun böyle olduğuna canımız yana yana inanmaya başlamak…

Acaba bir kelam etsem torunlarım atamın sözüdür diyerek hatırlar mı beni? Bir deneyelim bakalım: “Yüz kez de dalsan ummana, bu kafayla yüzüne kara çalarsın anca!“

Günay Aktürk

4- Kan Kokusuna Geldiler

kan kokusu günay aktürk

…Ve böyle böyle avlanacak akbabalar. Kan kokusuna geldiler yine. Taze kan kokusuna. Öyle bir karanlık ki ışıktan besleniyor. Dünya durmadıkça güneş de yüzünü saklamayacak bizden. Bir sakat kalacak hakikat, bir iyileşecek. Yorulacak geceleri. Karanlıkta gözleri daha da iyi görecek. Aslında insan hep gün ortasında, her şey güllük gülistanlıkken bozuluyor. Karanlık çöreklenmeden de gelmiyor aklı başına. Bakmayın, çok fazla şeye sahip olması karıştırıyor aklını. Muslukta su, dolapta zeytin, ocakta çay oldukça daha bir tatlı geliyor batasıca canı…

Günay Aktürk

Read more

Düşündüren Dini Sorular | İnancı Çürüten Sorgulamalar

İnancı çürüten sorular anlatan karikatür, gökte hayal kırıklığına uğramış tanrı ve aşağıda öfkeli şekilde tartışan insanlar

Kafa Karıştıran Dini Sorular

Düşündüren dini sorular, insanı Deizme götürecek sorulardır. Tabii Deizm de bir nevi ara durak. Ötesinde ise tek bir yön yoktur; kimi için Ateizm, kimi için yalnızca suskun bir arayış başlar. Bir de “Agnostisizm” var tabii. Bilinemezcilik… Kesin bir tanrı vardır ya da yoktur demektense, varsa da yoksa da beni ırgalamaz diyerek işin içinden sıyrılma hâli. Gönül ferahlığı

İnancı çürüten sorular olmasa insan kendini hangi durakta bulurdu? Orta Çağ buna iyi bir örnektir. İnsanların aklına “Acaba bu bir doğa felaketi olabilir mi?” diye sormak gelmezdi; zira o olaylardan yüce yaratıcı mesuldü.

Bilim, Hipotez ve Teoriler

Aslında kesin bir dille söylenen “tanrı yoktur” söylemi de en az “tanrı vardır” söylemi kadar ukalaca. İyi de hangi kanıta dayanarak söyleriz bunu? Tanrının varlığını kanıtlamak her ne kadar ondan sevgiyle bahsedenlerin görevi olsa da Ateizmin öne sürdüğü gerekçeler de esasen var diyenlerin çürük hipotezlerini daha bir sarsmaktan ibaret.

Bu yüzden olayları bilimsel bir bakış açısıyla gözlemleyerek ilk önce bilimin nasıl çalıştığından haberdar olmalıyız.

Cennet vardır” demek bir hipotezdir. “Kabir azabı”, “sırat köprüsü”, “melek” ve en nihayetinde büyük patronun yani tanrının bizzat kendisi de bir hipotezdir. Hipotezler teoriye bağlanırlar. Yani siz ortaya “İslam” diye bir teori atıyorsunuz ve bu teoriyi de hipotezlerinizle kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Ama hipotezleriniz deneye açık olmalıdır. Kanıtlanabilmelidir. Bilim böyle çalışır.

İnancı çürüten sorular anlatan karikatür, gökte hayal kırıklığına uğramış tanrı ve aşağıda öfkeli şekilde tartışan insanlar

Hani din ile bilimin uyuştuğunu söylerler ya uyuşması için önce ortaya attığı verileri kanıtlaması gerekir. Ama veriler tam da tersi yönünü gösteriyor. Tüm bunların toplamında İslamı bilimsel ağızla açıklayacak olursak rahatlıkla söyleyebiliriz ki İslam, hipotezleri henüz kanıtlanamamış çürük bir teoridir.

Sözü fazla uzatmadan sadede gelelim. Aşağıdaki maddeler bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde çıkmıştı. İşin garibi bunu yayımlayan da Ensar Vakfıydı. Etekleri tutuşmuş dokuz yıl evvelinden. Henüz çocuklara tecavüz etmezden önce yani… Aslında bu eylem henüz (2009) da yaşanmamış olsa bile kurulu bir zihniyet var ortada. Çoktan kurgulanmış. Maya ona hazır. Bu yüzden çok da fark etmiyor. Evet, insan bu soruları sora sora tanrısız kalıyor. İyi de ediyor. Aferin ona. Düşünebilen bir beyne sahip olmamıza rağmen hiç mi hiç kullanmıyorduk onu. Bir işe yarasın bazı bazı.

İnancı Çürüten Dini Sorular

İşte inancı inançsızlığa götüren, kısaca Düşündüren Dini sorular

* Allah bizim cennete ve cehenneme gireceğimizi biliyor neden bizi imtihan ediyor?
* Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz?
* Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı?
* Bizler Müslüman ailede doğduğumuz için mi Allah’a inanıyoruz. İnanmayan aileden doğanların suçu ne? Allah akıl vermiş ama bizlere de vermiş ama biz de tam kullanamıyoruz?
* Allah’ın varlığını bir ateiste nasıl ispatlayabiliriz? Onlar big bang deyip geçiyorlar?
* Allah bizi seviyor da neden günah işlememize izin verip sonra bizi yakıyor?

* Sonsuzluk kavramı akıl almaz bir şey Allah’ın sonsuz olmasını algılayamıyorum.
* Kuran’da kadın ve erkek niçin eşit değil?
* Allah neden bir kuluna eziyet verirken diğerine rahatlık veriyor. Rabbimiz neden bu konuda eşit davranmıyor?
* Kaderde ne zaman öleceğimiz belli ise neden sadaka ömrü uzatıyor? Kaderde cennete ve cehenneme gideceğimiz belliyse neden ibadet ediyoruz?
* Allah’ın ihtiyacı yokken bizi niçin test etmekte?
* Cennette birini istiyorum o da başka birini ne olacak?

* Allah kötülüklere neden engel olmaz?
* Tarikatlar gerekli midir, neden?
* Biz putperestleri eleştiriyoruz ama biz de Kâbe’nin etrafında dönüyoruz.
* Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?
* Allah ile iletişimde neden Kur’an okumak, dua etmek değil de namaz ön plandadır?
* Âdem’le Havva dünyaya nasıl geldiler? (Uzay gemisi ile olabilir mi?)
* Bu dünyaya gelmek benim tercihim değil. Allah bunun benim seçimim olduğunu ve hatırlamadığımı söylüyor.
* Allah kalplerini mühürlediği insanları niçin cehennemle cezalandırıyor?

* Kelam dersinde mucize, olay görüyoruz ama hiçbirinin delili yok. Sadece anlatılıyor bana göre delil yok.
* Allah niçin önceki kitapların bozulmasına izin vermiştir?
* İçki öncekilere yavaş yavaş yasaklanırken bizlere neden direk haram kılındı?
* Ahrette hesap verirken insanların yetiştirildiği çevre göz önünde bulundurulacak mı?
* Allah’ın hep ‘ben yaptım, ben yarattım demesi’ tuhafıma gidiyor.
* Allah bizi yaratmasaydı ne ile uğraşırdı?
* Dünyanın her yerinde ezan farklı saatlerde okunuyorsa kıyamet nasıl kopacak?

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more