Umudun Çocuğu | Şiir Kitabı – Günay Aktürk

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne

Umudun Çocuğu | Şiir Kitabı Hakkında

İnsanlık öldü mü, kitap özetlerine bir de kendi kitabımızı ekleyelim. Umudun Çocuğu ilk göz ağrımdır. İçindeki şiirler 2010-1014 yılları arasında zihnimin acı çekmekten sorumlu bölümünde yoğrulmuş, 2014 yılının kasım ayına gelindiğinde ise Kurgu Kültür yayınları tarafından sezaryenle alınmıştır. İçli ve sert tonda bir şiir kitabıdır bu. Toplumsal bakışlı ve aşk suretlidir. “Uykularım duman, uykularım bulanık, zehir zemberek uykularım.” diyerek kasıp kavurur ortalığı.

Öldürülen bütün çocuklar nezdinde Berkin Elvan’a adanmıştır. Şu ana kadar çocukların öldürülmesine engel olamadık ama orman yangınına su taşıyan karınca misali bizim de bir katkımız olsun dedik. Hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar, çocukların ideolojik savaşlara kurban gitmemelerini istedik. Onları parçalanmış toplumlarda kaybediyoruz. Sağcısıyla solcusuyla ve muhafazakarıyla kardeşçe yaşayamazsak daha çok öldürüleceğiz diyoruz. Bakış açısı bu.

Umudun Çocuğu – Günay Aktürk’ün toplumsal ve sert tonlu şiir kitabı kapak görseli

Bu kitap herkese hitap ediyor kanısındayım. Çünkü en başta insanı ilgilendiriyor. Kastettiğim şey o dizelerde kendini bulmak meselesi. Mesela şu dizelerde kim kendini bulmayı beceremez: “Sesleriniz geliyor uzaklardan. Siz bu dünyanın yerlileri, hem barbarım ben hem ilk insan.” Çünkü bizler bir düğün alayında bile kendini yapayalnız hisseden canlılarız. Henüz kimseye ve hiçbir yere ait hissedemedik kendimizi. Bir baltaya sap olmak deyimini bilirsiniz! Baltasını kaybetmiş saplar ordusu! Umarım bir gün işler yolunda gitmeye başlar.

“Kimi zamansa karşıdan karşıya geçirmeli beni yaşlı bir adam…” Bu cümle “Acemi yaşantılar” isimli şiirden alıntı. Demek ki bu kitap yaşamın acemileri için yazılmış. Orta yolunu bulamamış olanlar için… “Sorunu bulduysa çözüm adına ne vaat ediyor?” diye sorabilirsiniz. O halde sizi aşağıdaki pasaja yönlendirelim.

Adanış ve Toplumsal Duruş

“Bu kitap kimseye kuru kuruya umut dağıtan, pembe gözlük hediyeli, her şey çok güzel olacak, hadi evrene mesaj gönderelim filan türünden bir kitap değil; aksine bulunduğumuz karanlık içinde uyanmamız gerektiğini (ne kadar zordur karanlıkta uyanmak) yoksa karanlığın bile aranacağı günlerin çok uzakta olmadığını değişik bir dille ifade eden bir şiir kitabı. Acı konusunda gerçek bir balık hafızasına sahip olan insan ırkının en seçkin türlerinin yaşadığı canım ülkemde umudu mücadele ile taçlandırmanın şartlılığı artık anlaşılması gereken bir şey… Okumak iyidir…”

Şiirsel Duruş ve Okurla İlişki

Evet… Kitap özetleri başlığı altında son hızla devam ediyoruz. Kadına odaklanan şiir yok mudur? Ne münasebet! “Kadınım! Ben en son gelecek olanım sana!” diye haykırır da işitmez misiniz? Bir başka şiirde ise: “Oysa sen… erkeğe sunulmuş bir huri değilsin kardeşim.” dizeleriyle: “Bir yüzüm erkeksidir, bir yüzüm feminist.” şeklinde açıklar kendini, duruşunu belli eder. Bu yüzden aykırıdır. Pek de sistem yanlısı olduğu söylenemez. Bu sebepten bazı okurlarına ağır gelebilir. “Ne boyuna ters düz konuşuyorsun be adam!” eleştirilerine maruz kalabilir. Tetikte olmak gerek!

Ölüme bakışı da tuhaftır hani. Aslında tuhaf değildir ya, herkes gibi yerin dibine gömülmek istemez. “Öldüğüm zaman ateşle yıkayın bedenimi!” der. Görülmüş duyulmuş şey olmasa da yine de imkansız değildir. Eğer okuyucu bu durum karşısında öfkelenirse acele etmemesini salık veririm. Zira: “Yaşarken yersiz yurtsuz adama ne lazım gelir öldükten sonra bir mekan?” sorusunu cevaplaması gerekecektir. Eğer buraya kadar gelebilme dirayetini gösterebilirse: “Aslında haksız da sayılmaz hani!” diye mırıldanacaktır. Bu kitap ömründe en az bir defa bu şekilde mırıldanmışların kitabıdır.

Umudun Çocuğu – Günay Aktürk’ün toplumsal şiirlerden oluşan ilk kitabının kapak görseli

Düşük titreşimlerde düşünmez bu kitap. “Kimlere bozduruyorsun gönül kumbarandaki sevdaları?” diye hesap sorar insana. Kadın ya da erkek olarak olarak değil, insan donunda görür bu iki ayaklı mendebur ya da sevimli canlıyı. Evliliği şiddetle eleştirir. “Her kabus, bir düşe yolcu.” der çünkü: “İhanet orduları kuşatmış evliliği.” tespitinde bulunmuştur bir kere. Demek ki insanı henüz dekore edilmemiş çıplak bir oda ya da söküğünden bile haberdar olmayan yamalı bir don gibi görür. Belki de karşılaştırma yapabileceği tamamlanmış bir insan örneğine henüz rastlayamamıştır.

Neredeyse unutuyordum. Kitap önerileri makalemizin bu sayısının sonuna yaklaşırken umut ile alakalı keskin bir eleştiriye değinmek istiyorum. Evet, bu kitap bir çok yönüyle sarsıcı ve derin duygularla nakış nakış işlenmiş bir eser fakat bu güne kadar aldığım birkaç eleştiriden biri de kitabın umutsuz bir dille yazılmış olduğuydu.

Çürümüş et parçasına giden kudurmuşluklar deli saçması.” sözü pek rağbet görmüştü. Tabii ki olumsuz anlamda. Sanırım zevklerine ket vurmuştuk da ondan! “Görmedi mi gözlerin, gözleri kör edilen yoksul dünyayı?” satırlarını okurken acaba tam olarak neresi umutsuz görünmüştü gözlerine! Fakat ben sanki sorunun kaynağını anlamış gibiyim. Korkuyorlar. Yapmaları gereken şeyi yapmadıkları için hesap soruluyor çünkü. Ya da yaptıkları şeyin saçma sapan bir iş olduğunun söylenmesi hoşlarına gitmiyor.

Umut Kavramına Bakış

Konu en başından beri umut ile alakalı olduğu için kısaca şunu söylemek istiyorum. “Bugünün dünyasında umut ile umutsuzluk arasında ince bir çizgi var.” Umutlu ya da umutsuz olmanız ise çizginin neresinde durduğunuzla alakalı. Yaşanmakta olan “acı gerçekler” içimizde umutsuz duygular doğurabilirler. Eğer gözünüzü kapatmak niyetindeyseniz basit bir musluk damlası bile çılgına çevirecektir sizi. Sorunu tespit ettiniz, musluk sinir bozucu bir halde damlamaya devam ediyor. Bu hiç de hoş duygular yaratmayacaktır. Öyleyse kalkın ya bir tamirci çağırın ya da kendiniz tamir edin. Yani demem o ki bize gerekli olan şey umut falan değil, cesaret. Çünkü cesareti olanın umuda ihtiyacı yoktur.

Günay Aktürk

Kitabı Temin Edebileceğiniz Bazı Siteler

Diğer kitaplarıma da göz atabilirsiniz:

Read more

Yaşamaya Dair Şiiri

yaşamaya dair

Yaşamaya Dair - Günay Aktürk

Yaşamaya Dair

YAŞAMAYA DAİR – SÖZLERİ

 

İhanet orduları kuşatmış evliliği.
Çocuk özlemleriyle bozulmuş nikâh.
Hayallere kadar çekilmiş
bir yuvaya duyulan hasret.
Her kâbus, bir düşe yolcu.

Aşk dedikleri şey
iki bacak arasından doğuyor artık!
Modern mecnunlar, bir parça kalça,
dolgun bir göğüs için düşer oldular çöle.
Bu kadar mı kolay çıkılır insanlıktan?

Artık gözlerini kaçırır oldu dostum benden.
Rastgele bakışmalarla buluşuyoruz ara sıra!
İmalı sözlerle kalp kıran deyyus,
Uzaklaştığı yerden küfrediyor şimdi!

Kalbim çarpmıyor artık hiç kimse için.
Bedenim soğuk,
hissedebiliyorum yaşarken öldüğümü.
Gel gör ki inancım da kaybolmuş,
yakmışım Tanrıyı düşüncelerimde.
Dine de su kattılar rakıdan sonra,
bir tanrı göremiyorum beni avutacak.

Günay Aktürk

Read more

Sanrılar Romanı – Günay Aktürk’ün Psikolojik Anlatısı

Sanrılar romanı Günay Aktürk kitap kapağı, insan yüzünün aydınlık ve karanlık iki yönünü simgeleyen psikolojik roman görseli

Sanrı Nedir

Sanrı” kelimesinin ruh bilimindeki karşılığı şöyledir: Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı ancak gerçekte olmayan olguları algılaması ve yaşaması. Diğer bir ifadeyle sanrı; varsanı, birsam, halüsinasyon olarak da adlandırılır.

Ne diyordu Attilâ İlhan:
“Olmaz, gerçek olamaz bu yaşadığımız, ya sanrı ya sanrıya çok yakın bir şey.”

Sanrılar romanının kapağında yer alan siyah yüz, içimizdeki o “ben”i temsil eder. Küçük, karanlık ama son derece ikna edici bir ben. Dışarıya çıkıp kendi terörünü estirebilmek için, kimi ihtiyaçlarımızı cicili bicili renklere boyar; bize kendini güzel, masum ve gerekliymiş gibi göstermeye çalışır. Tıpkı arka sıralardaki izleyiciler de görsün diye abartılı makyaj yapan bir tiyatro sanatçısı gibi.

Bu noktada aşk, gerçeklik algılarımızla oynayan yoğun bir duygulanım hâli olarak belirir. Adının anlamını bilmediği hâlde çağrıldığında dönüp bakan bir delidir aşk. Var olup olmadığını kestirmek zordur; fakat şiddetli acılarını koyacak bir kalıp bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü aşk, çoğu zaman kızgın alevlere sarılarak gelir.

Sanrılar romanı Günay Aktürk kitap kapağı, insan yüzünün aydınlık ve karanlık iki yönünü simgeleyen psikolojik roman görseli

Kadın cinayetlerinde sıkça duyduğumuz “Çok seviyordum hâkim bey!” savunmasını düşündüğümüzde, bu duygunun ne kadar yanlış anlaşıldığı da ortaya çıkar. Sigmund Freud’un “Aşk yoktur, libido vardır.” sözü de bu bağlamda unutulmamalıdır. İşte tüm bunlara Sanrılar‘ın diyecek bir sözü var.

Sanrılar: Sanrılı Bir Kitap Önerisi

Aslında kitabın adını “yüzleşme” koysam daha isabetli olurdu. Gerçi sanrılar da on ikiden vurdu ya… Her ne kadar öyle görünse de bu bir aşk romanı değil. Olay örgüsü başka türlü de gelişebilirdi. Sıklıkla kitap önerisi yaptığımız halde bir kitabın nasıl okunması gerektiğini bilmiyoruz. Bakın bu çıkarımda son derece ciddiyim.

Her kitabın bir ana teması vardır ve olaylar o temanın etrafında gerçekleşir. Tabii ki yazarın bundan haberi varsa. Okuduğunuz yapıtın faydasını görmek istiyorsanız ana temaya odaklanmalısınız. Bu kitabın meramı nedir? Çoğu kitap bu bilgiden habersiz olan okuyucuların elinde amacına ulaşamadan yüzeysel bir okumayla tozlu raflara gömülüyor.

Sanrılar romanı günay aktürk

Sanrılar yüzleşmenin romanıdır. Taylan, en temel güdülerinin baskıcı arzularından habersiz bir halde ağır bir aşk acısı çekerken, o duyguyu tanımlamakta zorlanır. Nedir aşk? İlahi bir duygu mudur o? Kutsal mıdır? Çektiği acı bu kadar yoğunken neden bir başka kadını da pekâlâ arzulayabilmektedir? Yoksa insan özünde çok eşli bir canlı mıdır? Ya kadın? Erkeğin güdüleri güdüdür de kadının ki patates püresi midir? İşte Sanrılar ın aradığı yanıt da tam olarak budur.

Bazı yorumlar aldım kitaba dair. Taylan ve Asya’nın seçimleri hakkında yorumlar. Bu iki karakter sadakat konusunda beceriksiz oldukları için öfkelenmişlerdi. Aslında öfkeleri kendilerine idi. Çünkü ben hayali bir karakter yaratmadım. İnsana baktım ve ne gördüysem onu yazdım. Sadakatsiz bir karaktere sövmek en çok sadakatli insanların işi olmalı. Tabii ki kimseyi yaftalamıyorum ama romanın adı bu yüzden “yüzleşme” olmalıydı diyorum:Yüzleşme! Ben size kendi doğanızı sundum. Okuyun ve size ait olan parçayı bulun : )

 

Günay Aktürk

Sanrılar’dan kısa bir alıntı – yıllar önce kaydedilmiş bir arşiv seslendirmesi.

Sanrılar Romanı Tanıtım Yazısı

“Kişinin yaptığı her seçim, kendi doğasına açtığı savaşın bir cephesidir aslında. Özgür irade dedikleri şey koca bir yalan. Bir şeyi seçmek zorunda kalmak o konuda hiçbir özgürlüğün olmadığının en bariz göstergesi değil midir? İnsan meyleder, arzular ve bir şeye sahip olmak ister. Sahip olduğunda sanki bütün büyü bozulur ve eski iştahının zerresine bile özlemle bakmaya başlar. Burada sahip olunan şey değil, onu elde etme sürecinde duyulan derin kazanma arzusudur. Hedeflenen şeyler sadece cinsel dürtülerle tanımlanamayacak kadar geniştir. Saygınlık, sevgi açlığı, beğenilme arzusu, ego, kibir, maddi-manevi çıkarlar işin içine girince cinsellik denilen faaliyet yirmi dört saatin en fazla yarım saatini kapsar; Halbuki diğer arızalı duygular uykuda bile çalışmaya devam eder.”

Kitabı temin edebileceğiniz online kitap sitelerinden bazıları:

Diğer Kitaplarıma da Bakabilirsiniz

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne
Günay Aktürk'ün İnsan İnsanın Geleceğidir kitabının kapak tasarımını gösteren, insan figürlerinden oluşan kalabalık bir yüz silüeti ve düşünsel temalı bir kompozisyon
Read more

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Ya Zirve Ya Derin Karanlıklar

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk
Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Yaşlılıktan desem değil. Gençliğin gücüne hoyratça saldıran bir bakteri bu aşk. Kutsal olduğu rivayet edilir. Kutsal olan böyle sakat mı bırakırmış aklı? Belki de tek marifeti budur, bilmiyorum.

Bazen rüyalarıma kadar sızabiliyor görüntüsü. Evet, onu davet eden benim. Bilincimin güvertesine dadanmış bir korsan ki anılarıma yuvalandığından da haberdarım. Kan ter içinde uyandığım nice geceler var ki sanırım bu yüzden bu evin en çok tavanına aşinayım!

Peki, aklımdan zorum mu var benim? İnsan, eline diken battığında dudaklarını hemen olay mahalline götürüp emer de, etini kanatan bir çalı dikenini neden daha derinlerde saklama gayretindedir? Yoksa “anlık bir unutma hastalığı” mıdır bu yara? Belki de bizler bu gezegenin mazoşist yaratıklarıyızdır. Acı ile zevkin ruhu ateşli bir sonsuzlukta kasıp kavurduğu bilinmedik bir şey değildir ne de olsa…

Kurtulmaya çalıştıkça daha da diplere batacaksın. Ama bu gerçek korkutmasın gözünü. Baksana, insan ya uzaya merak salıyor ya da okyanus diplerine. Ya zirve ya da karanlık derinlikler… Bilmem anlatabildik mi! En kıymetli hazineleri en diplerde arıyoruz. Bu yüzden fazlaca abartmamak gerek. İnsan en fazla nerede kayboluyorsa en çok da onun rengine bürünüyor. Doğanın bir kanunudur bu. Gelecek yaşamı doğuracak olan şey, ona uyum sağlayabilme yeteneğidir.

Şimdi bu kısa denemeyi hoş bir şiirle kutsayalım.

Sen Kayıpken

Sen kayıpken unutuveriyorum işte,
nereye ve nasıl koyduğumu seni.
Hay aksi kadın!
Oysa belli hangi kefede ağır bastığın.
Sonra birden aklıma geliyor,
hatırlamaya başlıyorum yeniden
ve yazıyorum seni derin kesiklerle
hafızamın huysuz bir köşesine.

Bu akılsız terazi kör müdür?
Görmezden mi gelir bunca yaranmazlığı?
Bir kefede sen, ötekinde boşluk.
Öfkeleniyorum haksız rekabetine.
Diş biliyorum bir zaman,
sonra yine unutuyorum,
sonra yeniden başlıyor.

Günay Aktürk

Read more

Neden ve Nasıl

neden ve nasıl

Neden ve Nasıl - Günay Aktürk Şiirler

neden ve nasıl

Hangi kayıp diyarda yankılanır ilk,
yoksul anamın doğum sancıları?
Var mıyım yok muyum
sorusu muamma hâlâ.
Görünmez deli kasırgaların
etimde duyarken çığlığını,
hangi yönden eser rüzgâr
ve neresi kuzey dört yönün,
bilinmez…

Bedenim büyürken gençlik atında dört nala,
aynı sersemlikle büyümekte anlamlar.
Anlamam ve anlatamam bir türlü;
nasıl becermekte şu yıldızlar
böylesine parlak
ve bunca uzak olmayı?
Uykularım duman,
uykularım bulanık,
zehir zemberek uykularım.

Sonra ve çok daha sonraları
baktım ve öfkelendim!
Kimedir çatık kaşlarımın bunca gülmezliği?
Karnım aç, sırtım çıplak.
Nedendir bunca sefalet
bunca açlık ve savaş?
Kim kusuyor bu kara öfkeyi böyle?
Ya ne demeli elimdeki bıçakla,
göğsümdeki miğfere?
Hangi pisliğe batmakta bu çamurlu botlarım?
Şu kanlı dişlerim neden kardeşimin etinde?

Günay Aktürk

Read more

Asın Beni – Günay Aktürk

Asın Beni Şiiri

Asın Beni | Cellat, Zulüm ve Direniş

Asın Beni… Bu şiiri yazarken sakin olduğumu söyleyemem. Hatta başta ne yazdığımı da tam olarak bilmiyordum. “Asın beni” dedim, evet, dedim ama bu bir çağrı mıydı yoksa öfkenin ağzımdan kaçan bir parçası mıydı hâlâ emin değilim.

Cellat diyorum ama kimi kastettiğimi ben bile netleştiremiyorum. Bir insan mı bir düzen mi yoksa yıllardır içimize yerleşmiş o korkak itaat mi? Hepsi olabilir. Bazen cümleler fazla sert geliyor kulağıma, sonra tekrar okuyorum ve yetmediğini düşünüyorum. “Asın beni” derken aslında kendimi ortaya atıyorum. Başkalarını işaret etmek kolaysa da insanın kendini hedefe koyması zor. Bu bir kahramanlık değil. Aksine, bir acziyet hâli. Gücüm yetmediği için bağırıyorum ya zaten. Bunu da saklamıyorum.

Cellat diyorum ama kimi kastettiğimi ben bile netleştiremiyorum. Bir insan mı bir düzen mi yoksa yıllardır içimize yerleşmiş o korkak itaat mi? Hepsi olabilir. Bazen cümleler fazla sert geliyor kulağıma, sonra tekrar okuyorum ve yetmediğini düşünüyorum.

Öfkeyi törpülemek istedim, izin çıkmadı içimden. Belki de bu şiir, bitmiş bir metin değil; benim içimde hâlâ süren bir hesaplaşmanın tutanağı. Eğer bu metin rahatsız ediyorsa, bundan memnun değilim ama şaşırmıyorum. Çünkü ben de yazarken rahat değildim. Belki de tek dürüst tarafı bu.

Asın Beni Şiiri

Asın Beni

Asın beni meydanlık bir yerde.
Çarşı ortasında mesela.
İbreti alem için olsun, din adına,
insanlık namına!
Din adına vaazlar verilsin,
birbiri ardına gelsin fetvalar.

Keskin bir satır getirsin cellat,
birde Kur-an.
El bassın kitaba.
Döksün orta yere kanını bir kafirin
ve satsın kararmış benliğini,
yedi hurili bir cennet uğruna.

Tanrılardan ateşi çalan bir yobaz olmalı.
Tutuşturup attığı için cehalet meşalesini
aydınlığın üzerine,
yanar durur karanlık alevlerde
ateşe semah dönen canlar…

Yandık!
Asıldık!
Basıldık mabetlerimizde.
Ne bahar ne mevsim dinledi cellat.
Kastedilen bilgelik bu değildi oysa,
Biz, yaradanı sevmiş olamayız yobazdan ötürü!
Biz, yaradanı da eli kanlı bilmezdik
Yaradanı da menfaatiyle gizlemediyse yaradılan!

Asın beni biraz da bu yüzden.
Kurşuna dizeceğim yoksa cehaleti.
Hak için halkı yakanları,
mürekkebinde boğacağım kalemimin.
Asın beni biran önce!
Asın!
Asın yoksa kararacak
ak nasırı ellerimin!

Günay Aktürk

Read more

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Hollandalı 17 yaşındaki Noa Pothoven, uğradığı cinsel taciz ve tecavüzlerin ardından uzmanlar kontrolünde hayatına son verilmesi anlamına gelen ötenaziyi seçti.

Pothoven, Instagram üzerinden yaptığı son paylaşımında ötenazi kararı aldığını duyurdu. Pothoven’in kız kardeşi pazar günü kardeşinin öldüğünü açıkladı. “Kazanmak ya da kaybetmek” isimli otobiyografi kitabında Pothoven ilk cinsel tacize 11 yaşında maruz kaldığını 14 yaşındayken ise iki erkek tarafından tacavüze uğradığını yazmıştı.

Pothoven, son paylaşımında çektiği acıların artık “dayanılmaz” olduğunu dile getirdi. Hollandalı genç, “Nefes alıyorum ama artık yaşamıyorum.” dedi.

Pothoven kitabında depresyon ve anoreksi ile mücadele ettiğini belirtmişti. Noa Pothoven, Haziran ayından bu yana yeme ve içmeyi reddederek pasif ötenaziyi seçti. Doktorlar ve ailesi daha önce yaptığı aktif ötenazi başvurusu kabul edilmeyen Pothoven’ı yemeye ve içmeye zorlamadı.

Hollanda yasalarına göre doktor kontrolünde intihar etmek anlamındaki ötenazi bazı şartlarabağlı olarak mümkün. Hollanda’da tedavisi mümkün olmayacak derecede hasta olan 12 yaşı üzerindeki kişilere en az 2 doktorun onayı ile ötanazi uygulanabiliyor.

Hollanda Bölgesel Ötenazi Komitesi’nin yayınladığı son rapora göre ülkede 2017 yılında 6 bin 585 kişiye ötenazi uygulandı. Bu kişilerin çoğu tedavi edilemez durumdaki kanser hastalarıydı.

Read more

Tuhaf Bir Bayram Sabahı

tuhaf bir bayram sabahı

Tuhaf Bir Bayram Sabahı

tuhaf bir bayram sabahı

Sabah sabah apartmana girerken yaşlı bir kadın (komşum olur) çıktı önüme ve dedi ki: “yavrııım, sana heç izin vermezler mi, boyuna mı çalışın? Bayramda da mı gedip geliyon guzuum. Eben de dışarı çıkıyo bah şimdi şona dooru bi gidip gelecek. Bacaklarıma sızı girdi gıran giresice. Anan heç gelmiyo mu yavrım? İiii? Aç susuz neediyon bi oğlan başınnan? Vayh! Gâvur gibi yatıyorlar da bitecik sen mi çalışıyon. Getmeyim de noorüyüm inne furacağıdı gelmedi gız. Hmm vayh yavrım vayh!”

 

Birkaç cümle daha çırpıştırdıydı ya bunları anca duddum aklımda. Harbiden ne zaman işten gelip yine şoona doğru seğirtsem ya kapının önünde ya da parkta karşıma çıkıyor. Öyle fazlaca samimiyetimiz yok, bir sene bile olmadı buraya taşınalı ama yine de her gördüğünde “yavrıım” deyü düşüyor peşime. Ah bir de dinlese üç beş kelam da ben çırpıştıracağım ya : )”

Biz işçi emekçi insanlarız. Bayramda da çalışırız seyranda da. Patronum olacak dürzü umreye gitmişti birkaç ay evvelinden. Şefiyle konuştuk geçen gün ayaküstü. Demek ki günah yığılması olduysa, dedim. Aradınız mı, hallolmuş mu o iş? Güldü. Haberim yok dedi. Dersimliydi adam çok geçmedi ki istifayı bastı zaten. Bayramda seyranda gözümüz yok. Gözümüz işçi haklarında. Sekiz kişilik temizlik tayfası var beri yanda, onları örgütleyelim bari dedik bana mısın demediler. Makarna kömür taifesi ne olacak. Ben iki mislini veririm, dedim yemediler. Çöpten deşirdikleri sucuk için birbirlerinin ümüğünü sıkıyorlardı geçen gün. Yoksulluktan değil haa! Birinin oğlu savcı, ötekinin üç tane evi var. Benden zenginler.

Mesele ahlâk yoksunluğunda. Bir de emekçi olacaklar. Fırsatını bulsalar beş kadına birden tecavüz edecek namussuzlar. Tavuk buduna benzer bir şey görseler salyaları akıyor. Biz de pek randımanlı adamız ya, bunlar içten pazarlama şirketi kurmuşlar. ikide bir feminist damarıma basıp yakası açılmamış küfürlerimi yalıyorlar. Bunlar mı benim işçi kardeşlerim? Cehennem zebaneleri bunlar. Yahu ben ne anlatıyordum?

Günay Aktürk

Read more

Eyüp Yarası | Günay Aktürk

Eyüp Aktürk

Eyüp Yarası | Günay Aktürk

Eyüp için dökülen göz yaş ile
İkrar verdim seni sende bir gördüm
Bir idim bin oldum sonsuz aşk ile
O zaman canları serde bir gördüm

Özümde gördüğüm kini aşarak
Dost elinden badeleri içerek
Dört kapıda kırk makamı geçerek
Tanrıyı semada yerde bir gördüm

Ben idim dervişi ben bu asrın
Erenler katında olmaz kusurun
Hakikat yolunda şah’ı kulunun
Özünde yanarken korda bir gördüm

Geçtim sabır ile nefis darını
Sevdim yarattığı hakkın kulunu
Günay’ım öğrendi hakkın yolunu
Eyup yarasını günde bir gördüm

Günay Aktürk

Read more

Kimim Ben

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

Günay Aktürk Kimdir

Günay Aktürk derler bir yıldız tozuyum. Maddenin düşünen hali. İlkel bir bedende modern yapılanma!

Yaşayan beş maymun türünden biriyim. Ötekiler aslını reddetme derdinde. Ötekilerin içinde hep “ötede” duran! Okumak, düşünmek ve yazmak… Zihnimin tek boşalım mekanizması. Belki biraz edepsizce! Ama tabusuz, kanunsuz. Fakat onurluca…

Dar kafalı terörist dünyaya bir mesajım var. İnanıyorum ki insanlığı kurtaracak olan bilim ve sanattır. Biri cehaletini yontacak, öteki hayvanlığını. Uzun yıllardır kendime soruyorum. Soruyorum ki, kimim ben? İnsan mı? Maymun mu? Tırtıl mı?

Doğmadan önce de buralardaydım fakat bir ruh olarak değil. Ah hayır, o bende yok! Belki bir enerjiyim, belki bir frekans! Su buhar oldu ve: “Ben maddenin gaz haliyim” dedi buluta. Buharın aslı gaz mıdır? Yağmur olup düştü toprağa. Aslı su mudur? Belki her şeyden bir parçayım. belki kainatın ta kendisi…

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

En-el Hak | Hiç

Milyarlarca ışık yılı uzaklardan geldim ben. Kimliğim, ırkım, cebimdeki beş bilgi etmez kâğıt ya da demirden metalikler, üzerimi örten şu ahlaksız çar çaput ve ardım sıra çağırdıkları yabancı isim de sıkmaya başladı artık varlığımı.

Kendi zerrelerimi görüyorum gözümün iliştiği ne varsa. Kendimi içiyorum su diye, kazmayı vurduğum toprak benden bir parça. İsin en tuhaf yanı ise Roza, kendime aşık oluyorum bir başkasında. Bir başkasının olmadığının da farkındayım üstelik ve buna rağmen her şeye ve herkese sevdalanıyorum işte.

Sen bari anla beni Roza. Sen bari anla. Mecaz yapmıyorum. Dokunduğum her şeyden milyarlarca ışık yılı uzaktayım. Mecaz yapmıyorum, anla beni. Mesela sürekli kendime sesleniyorum ama hep üzerine alıyor yabancı kulaklar. Ahh Roza ah! Keşke aklını yitirmeseydin de anlayabilseydin beni. Ama sen evindesin sevgilim. Ha? Şimdi anlayabildin mi bir parça ucundan bucağından? Anlamak hiç bu kadar anlamını yitirmemişti bu güne kadar.

Yani diyorum ki her şey yerli yerinde, bir ben uzağım koptuğum benden. Kendimi aramıyorum artık. Buldum onu. Buldum lakin hala ait değilim ona. Cem değilim. Cemdenim ama. Ölmeden önce öldüm Roza. Ben bir sonluyum ve içimdeki sonsuzluk öldürüyor beni her saniye. İçimde yaşayanı öldürmedikçe de mümkün olmayacak doğumum.

Beni çağıran toprak değil. Hayır. Çünkü o da benden bir parça. Ama o da zihinsiz ve bu yüzden evinde oturuyor milyarlarca yıldır. Ben bozuldum. Ben benden uzaklaştım. Enel Hakk eyy Roza Enel Hakk! İçimde yaşayan o ikinci bilinci öldürmedikçe rahat yok bana. Çünkü bilinci kapalıydı hakkin varoluştan beridir ve o kendi varlığını bende tanıdı. Enel Hakk ey umutsuz bilgeliğim… Artık evime dönmek istiyorum ben…

Günay Aktürk

Bendeniz Günay Aktürk’ün yazı dili; şiir, deneme ve aforizma arasında dolaşır. Kısa ama yoğun cümlelerle kurulan bu düşünce alanı, özellikle Günay Aktürk Aforizmalar başlığı altında toplanan metinlerde belirginleşir. Bu aforizmalar, yazarın hayata, insana ve varoluşa dair sorularını en sade hâliyle ortaya koyar.

Yayımlanmış Günay Aktürk Kitapları

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne
Sanrılar romanı günay aktürk
Günay Aktürk'ün İnsan İnsanın Geleceğidir kitabının kapak tasarımını gösteren, insan figürlerinden oluşan kalabalık bir yüz silüeti ve düşünsel temalı bir kompozisyon

Seslendirme Çalışmaları İçin Youtube Kanalımı Ziyaret Edebilirsiniz

Read more