İnsandır Kurban – Günay Aktürk (Şiir Dinle)

Günay Aktürk - İnsandır Kurban

Ulak Sesleri Kitap Taslağının Gözdelerinden : )

İnsandır Kurban
Şair : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez bendeniz Günay Aktürk ve İnsandır Kurban adlı şiirim. Dinle ve dinlettir.

İnsandır Kurban - Sözleri

İnsandır kurban.
Neler gelmez ki başına.
Saklar kötülüğünü kapalı kapılar.
Ve yankısı kısıktır dört duvar arasında
Binlerce duygunun.
Belki her günü tacizdir,
Belki her günü tecavüz.
Her başın bahtı aynı değildir.
Kiminde dokunaklı bir dolunay
Kiminde kara ve çamurlu yağmurlar…
Kiminde dizi dizi lağım çukuru,
Kiminde gümüşten kaldırım taşı.

Can taşıyan öder bedelini yaşamın.
Beşik de büyütür onu musalla da.
Ninni de uyutur onu karabasan da.
Erdemin sureti pusludur çünkü.
Bilginin yurdu kemiksiz bir dildir.
Hangi kaba girse o şekli alır.

İnsandır kurban.
Hastalıklı bir ten konağında
Yudum yudum tadar gücün zehrini.
Ve öper sancağını şanın şöhretin.
Tahsili yüksek bir iblis talebesi!
Cehaletten muzdarip, yobazlıkta ileri…
Söküp atamadığı tek melamet
Israrlı bir ahlak yetmezliği…

Kötüleri kusan bu bereketli rahim
İyileri de taşımakta karnında.

En çok da onlar için bu çaba:
Aklın doğurduğu bunca barikat;
Din diyanet, bilim ve sanat…
Hatta eli kanlı büyük adamlar!
Yani çişini tutan dünyanın bütün heykelleri,
Kendilerince iyi bir dünya düşlediler.

 

Ah, cehalet bulaşınca bir cana,
Zahir ile batın birbirine dolaşır.
Şeytanlar cübbe giyer, hak batıla karışır.
Zehir zıkkım olunca hakikatin çorbası,
Akıl çıplak kalır, giyer ölüm urbası.

Ama insandır kurban!
Unutulur kara kitap, bağışlanır kör kadı.
Gebe kalır bir kadın.
Bir ölünün kırkında diş çıkartır çocuklar.
Torun yüzü görür
Daha dün atasını kaybeden çocuk.
Ve sürür ayaklarını yeni nesil
Eski çağın bozuk yolunda.
Budur şimdilik insanlığın yazgısı.
Damla gelir sel gider bu dünyadan.
İhtiras da yaşlanır kendi damında.
İnsandır…
Velev ki insan olan kurbandır;
Ama gün olur devran döner
Ve gamzeye tebessüm düşer…

Günay Aktürk

Read more

Bayramlar Bayram Ola – Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - Abdurrahim Karakoç (Günay Aktürk)

Bayram Şiiri - Abdurrahim Karakoç

Şiir : Bayramlar Bayram Ola
Şair : Abdurrahim Karakoç
Yorum : Günay Aktürk

Bir bayram sabahından herkese merhabalar. Bugüne özel şiirimiz Abdurrahim Karakoç ve “Bayramlar Bayram Ola” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Bayramlar Bayram Ola - Sözleri

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı

 

Abdurrahim Karakoç

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Yalnız Sana Geleni Arzula

yalnız sana geleni arzula

Arzula Ama Nasıl?

arzula

“Sana Gelen Her Şeyi Bekle Ama Yalnız Sana Geleni Arzula!”

Andre Gide

Diyeceksin ki “Ama gelmiyor!” Adam da zaten bunu bildiği için onu arzulamayacaksın diyor. Sanki senin kimi arzuladığını bilmiyor Gide! Ha diyorsan ki gelen giden yok, o senin beceriksizliğin canım, bizi ırgalamaz. Bizi ırgalayan, trafiğin yoğun olduğu durumlar. Gelenin gitmesine izin verme o zaman. Acaba gelen de bir başkasından geldiği için mi gidiyor! Fırsat vermiyorsun ki dinlensin arada…

Sana gelen her şeyi bekle!” Belki adam başka bir şeyden bahsediyor. Sen yine kapını açık tut ve yalnız gelene kahve pişir, diyecek değil ya! Öyle ya! Randıman evi mi bu canım her şeyi bekleyeceksin. Gelen kim, it mi kurt mu? Ama insan da tam olarak bu değil mi? Kapı çaldığında adı davetliler listesindeyse şeref duyuyor bundan.

Hâlâ gelmemiş olması, gelmeyeceğine delalet değil. Arzunun nedeni de bu zaten. Olasılık matematiği. Sıfıra yakın bir ihtimaldir ama sıfır değildir. Basket oynuyorsun, yüz atışın yüzü de başarısız… Ama ihtimal sıfır mıdır? Asla basket olmayacak mı? Bir sonraki atışın da aynı sonuç vereceği belirsiz olduğu için ihtimal sıfır değildir. Peki, ne zaman kesinleşir gelmeyeceği? İki taraftan biri öldüğü zaman.

Kapının kilidini sök ve kendine bir fincan kahve yap. Yanında biri varsa onunla gül. Onu doyur. Ona güzel kok. Ona ulaş. Bu kadar doyumsuz olma. Gerçek olan tek şey “an”da yaşananlardır çünkü. Uzakta bulanık gibi duran o muhteşem görüntüye ihtiyacın yok. Yanında olanın da bir gün gidebileceğini bilerek yaşa. Kendine tahammülün olsun biraz! Eğer bir seçimin eşiğindeysen, köpeği itten, kurdu kuduzlusundan ayırmayı bil.

“Bedenimi satarım ama ruhumu asla!” sözünün anlamı çok büyüktür. O kapıdan yüzlerce kişi girip çıkar da kaçından kaçı kalır? Çoğu zaman kimse kalmaz hatırda. Yıllar yılları kovalarken ruhun gerçek bekçisi hep oradadır. Bu yüzden unutulmaz. Beden kirliliğine de inanmıyorum. Ruh zamanla kirlenebilir ama beden temiz kalır. Sırf ruhumuz aç kalmasın diyedir bedenimizin yıpranması…

Son sözümdür şu: Bir gün gelirse de elindeki zincirleri atmalısın. Elinde tasmayla gezinenler birbirlerinden çabuk sıkılırlar. Bütün isyan eylemlerinin temelinde özgürlük tutkusu yatmaz mı?

Günay Aktürk

Read more

Kırmızı Sınır Çizgileri – Makale Oku

Kırmızı sınır çizgileri

Ne Umuyordun

Geçen gün sohbet esnasında dedi ki bir arkadaşım, polisti eski sevgilim. İki senenin sonunda ayrıldık. Sürekli tartışıyorduk gibisinden bir şeyler söyledi. Anlaşamamışlarmış!

Fikirler mi çatıştı? Kırmızı Sınır Çizgileri mi geçildi? Ne olmasını beklediğini düşündüm bir süre. Ne umuyordu ki? Hem de koskoca iki sene! Genele yaydığımızda mesele polis olması değil. Koyun ile kurt koyun koyuna girmez o başka. Ama beklediğin neydi tam olarak?

Belirsiz Sınır Çizgileri

kriter

Bazı insanların dişe dokunur kırmızı sınır çizgileri yoktur. Varsa da belirsizdir. Çoğu kadın için para ve güç ön planda. Hele çoğu erkek o kadınları solda sıfır bırakır bu işte; Onun kriteri bakirelik. Evindeki uslu dursun ister. Zaten sadakat hep tek taraflıdır ve her zaman kadından istenir.

Ama bunlar kriter değil ki. Hayal kırıklığına uğramış insanlara, ne olmasını bekliyordunuz, diye tekrardan sormak istiyorum. Sizin kriterleriniz sadece yaşamı idame ettirebilme ve cinsel acı çekmeme üzerine kurulu. Kimse vermekten yana değil aslında, herkes almaktan yana.

Bu toplumda gördüğüm hakikat şu: İnsanların kalın hatlı, gözle görülür kırmızı kriterleri yok. Her güne birkaç kavga sığdırılan ilişkilerin üzerini en başından sil gitsin. Onlar birbirlerine zaten yük. Kriter olmayınca yönelim sadece duygusallığın ve cinsel açlığın doyumuna doğru kayıyor. Etkilenmek, hele ki tutkulu bir aşka doğru yönelen yoğun duygular, aranılan kişinin o olduğu izlenimini yaratıyor. Zaten aşıksanız muhtemelen hayatınızın anlamı o değildir.

Bu makalenin henüz evlenmemiş çiftlere özgü olduğu da söylenebilir. Burası az gelişmiş bir ülke. Beyinler düz kontakla çalışıyor. Fazla umuda kapılmadan çevreyi şöyle bir kolaçan etmeli önce.

Gönül Mühür Tutar Mı?

Kırmızı sınır çizgileri

Yatak, ilişkinin sonraki evrelerinde başlamalı. Üstün erdemlere sahip bir ırk değiliz, ondan yani. Sohbet etmekten lezzet almıyorsan, kahvenin yanına bile yaklaşma. 22 yaşındaki komşu kızının nişanlandığını duydum. Ne güzel balkonda kitap okuyordu. Niye bu yaşta nişanlandırdınız, dedim annesine, kendi istedi dedi. Sevmiş de onu seçmiş!

Tek neden bu mu yani? Sevmek biraz karışık bir durum. Bir kez (O yaşta) sevince gönül mühürlenir miymiş? Sevginin yanına aparat ekelemeyi bilmiyor insan. Ee çocukları böyle yetiştirmiyor muyuz biraz da? Yurt yuva diyoruz, ev kredisine doğru akan bir şelale şeklinde.

İnsanların kendi akıllarıyla karar vermeleri otuz yıl sürüyor. O da şansları varsa. Hiçbir yörüngesi olmayan kalabalıklar yaratıyoruz.

Aynı evin içinde insan nasıl da yabancıya dönüşüyor! Eşinizin kendine katlanabilme çabalarına ortak olacaksınız. Aynaya baktığınızda iki surat göreceksiniz. Kendi iç sesinizin yankısına bazen onun yankısı da karışacak. “Bir idim iki oldum, hangi “ben”le uğraşayım” meselesi. Üç balkonlu evin iki balkonu kilitlendiği için oluyor bunlar.

Makale o kadar uzadı ki bir türlü sonu gelmiyor. “Benle de lafa doyum olmuyor!” dedim az önce kendi kendime. Sen kendine yetmezken bir başkasına nasıl yeteceksin! O kendi sesine sağır ki senin cana gelip konuşmanı bekliyor. Elbette benim gibi delirmeniz gerekmez. Hele şöyle bir dolaşıp gelin bakalım madem : )

 

Günay Aktürk

Read more

Sonlunun İçindeki Sonsuzluk

sonlunun içindeki sonsuzluk

İçim Hakikat Dışım Kara Kitaplı Bir Organizma

sonlunun içindeki sonsuzluk

Ahh sonlunun içindeki sonsuzlukVarlığın birliği. Küçücük bir cam parçası kırılmış ve saçılmış etrafa. Saçıldıkça çoğalmış, çoğaldıkça türlü donlara girmiş. Ben! Yani ben işte! Bedenim dört duvar, tepesinde delikli bir dam. İçimde volta atmakta hapisliğinden habersiz bir aptal… İçim hakikat, dışım kara kitaplı bir organizma!

Yeni yeni anlıyorlar beni. Tarih boyunca çirkin bir çamur yavrusu diyerek küçümsemişler varlığımı. Demişler ki aslın bir balçıktır ve içine görünmez bir ruh üflenmiştir. “O yüce ruh sana sordu bir zamanlar. Ben senin rabbin değil miyim? Sen de tasdik ettin bunu.” Hatırla! İyi ama nasıl? Hangi zamanda sorulmuş bu sual? Ezelde. Kâlû Belâ derler adına: bezm-i elest. Anıların kayıt altına alınmadığı bir zamanda. Ruhların yaratıldığı bir gün olası… Şimdi kimselerin hatırlayamadığı bir cevap, inkârın suçuna delil olarak gösterilmekte! Gece karanlığında tanıksız bir cinayete mi kurban gidiyoruz yoksa?

Göz görmek ister, akıl da gördüğünü onaylamak. Gözün görmediğine akıl yalancı şahitlik yapamıyor işte. Ama bazen de öyle görüntüler olur ki onları göremesek de bütün deliller ona işarettir. Fakat bir iz olmalıdır ona dair. Buradan bir kurt sürüsü geçmişse birileri mutlaka görmüş olmalı. Ya işemiş, ya da ayak izlerini bırakmışlardır. Koyuna keçiye musallat olmadan gitmezler.

Yolumu kaybetmiş gibi mi görünüyorum? Beni atınızın arkasına bağlayıp kendi yörüngenizde yol almamı istiyorsunuz. Yolu yarılamadan yorulmuş bir kertenkeleyim kabul. Ama kimin ruhu tastamam dingin ki? Bir de benim yoluma bakın. Tarih tanıklık etti bana.

Yitik bir gerçeğim ben. Susuz bir vaha. Yolcusu katledilmiş yataklı bir tren… Hem kafesim hem de güvercin. Yemlendim asırlarca şaklaban vaazlarında. Şimdi sonu gelmez bir açlık grevindeyim. Ne olmak istediğim gibiyim ne de göründüğüm gibi.

Bir fırıncı benim tanrım. Ama su muyum yoksa bir un mu? Uzun saplı bir sopa mıyım yoksa alevli bir ocak mı? Ateş mi bana dokunmakta yoksa ben mi pişirmekteyim ateşi? Tüm bu sesler, zerresinde katır yükü ilhamıyla mı fısıldamakta kulaklarıma yoksa sonsuzluk mudur bu konuşup duran?

Kör müydü gözleri hakikatin? Sağır mıydı kulakları? Bilinci kapalıydı da benimle mi erdi aslına? Düzmece beceriksizliğiyle sürekli yok etti ve yeniden şekillendirdi. Sonunda fark etti kendini hakikat. O ben, ben de o. Ne demiş Hallacı Mansur: “Kâinat içinde bir zerre noktacık. Noktanın içinde, nokta onun içinde. Hem kâinatın içinde, hem kâinat onun içinde. O’ndan ama o değil.

O da benim gibi acı mı çekmekte şimdi? Yoksa bilincin en ilkel zerresi miyim ben? Yoksa ben, savruk bir generalin en önde can veren değersiz bir neferi miyim?

 

Günay Aktürk

Read more

Uyuşturulmuş kulluk!

Uyuşturulmuş kulluk!
Uyuşturulmuş kulluk!

“De hadi kendi binsin, eli ayağı yok mu! Dün de binmişti. Geçen sene de. On sene önce ben yapardım bu işi. O zamanlar tutku vardı. Şimdi arkadaş bile sayılmayız. Çocuk olmasa…

Bir kadının kapısını açmak hangi duygulara hizmet etmektir? O duygular artık hizmet etmiyor bize. Bir yabancı daha heyecan verici. Ama ya öteki! İllegal olanı canım. Yasakların içinde tatlı bir düş! Henüz başındayız rüyanın. Diyelim ki bekarım. Heyecan, bembeyaz bir kar yığını! Yağması yenice. Vakit var.

Kapısını açmak da neymiş, paspas eylesin beni. Daha kanmış değilim tutkusuna. Ya araba! Tomarla para saydım. O da bir tutku. Yenice bir ihtiras.”

İşte hâl böyle böyle. Yeni olan, yaşamın koynuna açılan bir kapı değilse ne? Eski yeterince dem tutmadıysa, demek ki her şey yanlış yürümüş. Derler ki asıl aşk, aşk bittikten sonra başlar. Doğrudur. Tescillidir.

Aşk elbette biter. Fakat onun hissettirdikleri bitmez. Aşk, insanı akıl hastalarına çevirebilir. Kişi delirmezse hastalık geçer, tertemiz bir akıl kalır geriye. O akılla kapısını da açarsın, kapısına kul da olursun. Uyuşturulmuş bir kulluk değildir bu. Dümende akıl vardır.

Duygu denilen tayfalar zevkle sarılırlar işlerine. Ne mutlu aklın hizmet ettiği tutkulara.

Günay Aktürk

Read more

Seni Düşünüyorum – Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Seni Düşünüyorum

Seni Düşünüyorum’, Günay Aktürk’ün savaş, yıkım ve barış kavramları etrafında şekillenen şiirlerinden biridir. Bu sayfada şiirin sesli yorumunu dinleyebilir, tam metnine ulaşabilirsiniz.

I am raw html block.
Click edit button to change this html

Yağmur yağıyor seni düşünüyorum güneş çıkıyor seni…
Yıldırımda ve şimşekte,
gök gürültüsünde ve kuşağında göğün…
Kasırgalar çıktığında geceleyin,
hele ki düşmüşsem ıraklık gafletine,
kabuslar içinde görüyorum seni.
En çok da çocuk çığlıklarında
ve yok edilen şehirlerin
enkazı altında görüyorum seni.
Birimizden biri kurtarmalı ötekini artık.
Kardeşlerimi boğazlıyorlar yani başımda.
Tüm direniş bunca barikat
ve bütün öfke senin için.
Ve sen onca güzelliğinle hangi yöndesin?
Nerdesin ey barış?

Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Toprak suyu yeterince emdi. Geride kaldı kuraklık. Şimdi fidanlar için boy verme zamanı.

Artık delirmek zorunda değiliz. Sen de terk etmek istediğin bu kente çadırını kurabilirsin. Bu şehre çirkef çamurunu bulaştıran o sıçan lağımına geri döndü.

Olur da bir rastlantı eseri karşılaşırsan onunla, artık gözün bir yerden ısırmaya bile tenezzül etmeyecek onu.

Günay Aktürk

Read more

Hay Aksi

hay aksi günay aktürk

Hay Aksi

hay aksi günay aktürk

Sevgiliye dedim ama görüleceği üzere pek de sevgilim değildi. Belki de olması gereken buydu. Başını göğsüme dayasa yine de yazılır mıydı bu şiir? Bu haliyle yazılmayacağına şüphe yok. Öyleyse aşk, sadece şiire mi hizmet ediyor? Tabii ki de hayır. Fakat bir nevi dışa vurumdur bu. Tümevarım, tümdengelim! Lütfen saçmalamayalım! Duygularımıza soralım öyleyse, kimdir o büyüleyici insan? Ne diye anılır o? Karşılık görmese bile “sevgili” diye hitap edemez miyiz ona? Ah yine mi hayır! Ne yaralar bir bilseniz bu “hayır” ve bu acı gerçekler, göğsümüzün o dikenli kafesindeki tutsağı…

Vakitlerden bir sabahtı
yeni uyanmış olmalıydı.
Sesi titriyordu az biraz.
Ah benim bir gıcımık kadınım!
Seninle, dedi, konuşmalıyız mutlaka.

Ne sorgu ne sual,
ne merak ne bir heyecan,
hayhay efendimiz dedim.
Mutlu bir havadisi olmalıydı.

Azdan az çoktan çok,
bir iki gün geçti aradan
aradı hiç beklenmedik
geç bir saatinde gecenin.
Sesinin telleri gülüyordu adeta.
Seninle, dedi, acilen hem de…
hay aksi şeytan!

Dur, dedim, dur hele efendimiz,
soluklan hele sen,
dinle bir yol sustuklarımı!
Sustu, kulak kesti pür dikkat!
Seviyorum seni, dedim,
Seviyorum efendimiz!
Ne gündüz ne gece,
molası yook, kederi çook
aahh o dudakların, o dudakların,
diş izlerini gizler dudakların…

Sustu!
Kesildi sesinin ardı.
Usulca kapattı telefonu.
Huzurluydum, yaslandım ardıma,
yerindeydi şimdi kafamın tası!
Avanak bir gülümseme aldı vurdu…
Ürperdim!

Hey gidi efendimiz hey!
Hey gidi bir gıcımık kadınım!
Rüzgâr misali yelkene vurmak yüreği,
kapılmak dalgalara, köpürmek sevda kasırgalarında…
Hoştur bilirim, hoştur gürül gürül sevdalanmak…
Yalnız, hiç de hoş değildir,
bir ulu denize sevdalandım, diyecek olmak,
diyecek olmak, senden vurgun yemiş bir denizciye…

Günay Aktürk

Read more

Yaktın Beni Kül Eyledin – Günay Aktürk

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Yaktın Beni Kül Eyledin

Yaktın Beni Kül Eyledin, Günay Aktürk’ün gençlik dönemine ait, tutku ile deneyimsizliğin iç içe geçtiği bir aşk şiiridir. Şiir, saf sevgi zannedilen duyguların zamanla bir yanılgıya dönüşmesini ve bu yanılmanın bıraktığı içsel yanışı dile getirir.

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Hormonsal Edepsizlik

Huzurlarınızda tam da yirmi yaşlarına yakışır dozda bir şiir. Biraz arabesk sosu ekelenmiş olduğunu itiraf edebilirim. O çağlarda gönül, bedeni aşıp da içindekileri göremezdi ki! Aslında içindekilere odaklanıyor fakat hiç de mecazi anlamda değil. Hormonsal edepsizlik. Sadece saf bir sevgi sandık onu. Önünde eğilirken erdemin yüceliğinden bahsettik. Fakat nedense yalnız büyülendiğimiz kadına yetecek kadar insani erdem vardı elimizde. Bu bizi kuşkulandırmadı bile. Tek asil köleliğin sevdiğimiz kadının önünde eğilmek olduğunu sandık. Diz çöktük önünde. İçimizdeki yakıcı madde artık yakamaz olduğunda ise doğrulup kalktık. Ortada ne erdem kalmıştı ne de yücelik. Olup olacağı tam olarak buydu. Fırtına dindi ve baraka onarıldı.

Bugün otuz beş yaşındayım. Kaç kez onardım bu barakayı bir bilseniz… Kasırgalar geldi geçti ama kuşlar misali eninde sonunda konacak bir saçak bulabildik kendimize. Anladım ki yücelik denilen şey, sevme eyleminin tutkulu bir alışkanlık haline getirilmesindeydi. Ama böyle bir insan olmayabilirdim. Uğrak verdiğim o “hormonsal edepsizlik” rıhtımında bambaşka işler çevirebilir, mesela tek gözümü kör edip azılı ve azgın bir korsana da dönüşebilirdim. Öyleyse yaşasın peşine düştüğümüz erdemlere:) Şimdi gönül rahatlığıyla on beş yıl öncesine dönebiliriz.

(Ocak 2020)

Yaktın Beni

Cilven ile nazın ile
O tertemiz özün ile
Her şakanda dozun ile
Yaktın beni kül eyledin

Seni sevmek sana azdı
Sonbaharım senle yazdı
Aşkın bana büyük hazdı
Yaktın beni kül eyledin

Yanmaz idim görmeseydim
Anmaz idim sevmeseydim
Keşke gönül vermeseydim
Yaktın beni kül eyledin

Günay Aktürk
2004

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more