Bayramlar Bayram Ola – Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - Abdurrahim Karakoç (Günay Aktürk)

Bayram Şiiri - Abdurrahim Karakoç

Şiir : Bayramlar Bayram Ola
Şair : Abdurrahim Karakoç
Yorum : Günay Aktürk

Bir bayram sabahından herkese merhabalar. Bugüne özel şiirimiz Abdurrahim Karakoç ve “Bayramlar Bayram Ola” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Bayramlar Bayram Ola - Sözleri

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı

 

Abdurrahim Karakoç

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Günay Aktürk Youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Günay Aktürk youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Neyzen Tevfik'ten Nazım Hikmet'e

Günay Aktürk kimdir? Edebiyat alanında “Şiir” “Roman” “Öykü” ve “Deneme” yazarlığının dışında yaklaşık iki yıldır şiir seslendiriyorum. Elbette bunun evveliyatı 2005 yıllarına kadar dayanıyor. “Neyzen Tevfik“, “Nazım Hikmet“, “Can Yücel“, “Ömer Hayyam“, “Cemal Süreya” ve “Özdemir Asaf” bunlardan birkaçı. Bunun dışında dünya Edebiyatı serimiz de var.

* Şiir, roman ve deneme demiştik. İlk kitabım 2004 yılında öldürülen bütün çocuklar adına Berkin Elvan’a adadığım “Umudun Çocuğu” adlı şiir kitabımdır: ▶ https://bit.ly/umuduncocugu

* İkinci kitabım ise, üzerinde üç sene emek harcadığım “Sanrılar” adlı romanımdır. Doğrusu bu kitap beklediğimin de üzerinde bir potansiyele ulaştı. Bir ara yuva bile yıkacaktı, desem abartmış olmam. Kitap: “Aşk Nedir?” diye sorarken, daha da derinde “insan neden aldatır?” sorusuna bir yanıt arıyor. Bulabildi mi yoksa bulamadı mı, orası okurun kararı: ▶ https://bit.ly/sanrilarr

* Son kitabım ise 2020 çıkışlı “İnsan İnsanın Geleceğidir” adlı deneme kitabı. Aslında o kitap ileride çıkartmayı planladığım “düşünen Madde” kitabının ön çalışmasıydı. Ne demiştik? “Akılda filizlenen fikir asla toprağa düşmeyecek!” ▶ https://bit.ly/gnykitap

Evet! Aslında bütün bu yapıp ettiklerim arka bahçeye bir nefeslik gül tarlası! Öyle, nefes almak için. Daha doğrusu nefes almaya değer bir sebebimiz olsun diye. Edebi kişiliğimden de öte sıkı bir okur olduğumu düşünürüm. Zaten bütün bunlar hep o yüzden başlamadı mı! Önce düş vardı ve felsefe ondan sonra geldi. Bugün bu satırları yazdığım mekanın hem yatak odası, hem de kitaplarla dolu bir kütüphane olması tesadüf değil…

Okumak, yazmak ve düşünmek bize kaldı. Bahçıvanlık gibi: Bahçeye dadanan zehirli otlardan haber vermek. Sizin payınıza da var bir şeyler. Birbirimizin omuzları üzerinde yükseleceğiz. Bir gün mutlaka…

Bilgi ve şiir ile kalın…

Read more

Abdurrahim Karakoç – Anadolu Sevgisi (Şiir Dinle)

abdurrahim karakoç

Anadolu Şiiri

Şair : Abdurrahim Karakoç
Şiir : Anadolu Sevgisi
Yorum : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez Abdurrahim Karakoç ve Anadolu Sevgisi adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Anadolu Sevgisi - Sözleri

Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
Hele boz dumanlar çekilsin de gör.
Her haftası bayram, her günü düğün,
Hele yaylalara çıkılsın da gör.

Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
Kağnılar yollarda, yoncalar dizde…
Saydıklarım damla değil denizde,
Hele bir ekinler ekilsin de gör.

Görmedin sen bizim mavi suları,
Karlar eriyince kırar yuları…
Köpük olur beyaz, sel olur sarı;
Hele taştan taşa dökülsün de gör.

Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,
Yolları toz, çamur, evleri kerpiç.
O kirli kabukta, o en temiz iç;
Hele bir yakından bakılsın da gör.

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,
Sevgiyi bulasın, yakına gel ki…
Kalıplar gerçeği göstermez belki
Gönül perdeleri sökülsün de gör.

Abdurrahim Karakoç

Günay Aktürk Kitapları

umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Bukowski kadınlar ve cinsellik

Charles Bukowski ve kadınlar üzerine yazdıkları

Bukowski kadınlar ve cinsellik başlığı altında toplanan metinler, Amerikan edebiyatının en tartışmalı yazarlarından biri olan Charles Bukowski’nin okurla kurduğu sert ve filtresiz ilişkinin en çıplak örneklerindendir. Bukowski’nin bu yazılarında cinsellik yüceltilmez, kadın figürü idealize edilmez; aksine insan ilişkilerinin kaba, çelişkili ve çoğu zaman rahatsız edici tarafı olduğu gibi aktarılır. Bu dil, kimi okur için samimi ve dürüst, kimi içinse itici ve kırıcıdır.

Ancak Bukowski’nin metinlerinde hedef alınan yalnızca kadınlar değildir; yazar en acımasız eleştiriyi çoğu zaman kendisine yöneltir. Kadınlar ve Cinsellik Üzerine yazıları da tam olarak bu çatışmalı insan hâlinin edebi bir kaydıdır.

Bukowski’nin kadınlar ve cinsellik üzerine sözleri

İlk deneyim mi? İlkini düzmek gerçekten tuhaftı. Bilmiyordum. Bana yalamayı filan öğretti. Hiçbir şey bilmiyordum. “Hank!” dedi. “Büyük bir yazarsın ama kadınlar hakkında bir bok bilmiyorsun!” Ben de dedim ki: “Ne demek istiyorsun, bir sürü kadınla düzüştüm ben.” “Hayır, bilmiyorsun, izin ver de sana öğreteyim.” dedi. “Pekala!” dedim.

Sonra: “Sen çok iyi bir öğrencisin, hemen kapıyorsun.” dedi. Bu kadar. Ama yarık yalamak filan bir süre sonra insana kendini uşak gibi hissettiriyor. Kadınları memnun etmek hoşuma gidiyor. Ama cinsellik çok abartılıyor moruk. Seks sadece abazansan harika.

Charles Bukowski’nin siyah beyaz portresi, yanında yatak ve dağılmış çarşaf imgeleriyle cinsellik temasını ima eden edebi alıntı görseli

Hayatımın yarısı yatakta geçiyordu bir ara. Bilmiyorum, bir trans haliydi galiba, düzüşme transı. Düzüş, düzüş, düzüş. Öyleydim! Ve kadınlar birkaç laf ettikten sonra bileklerinden kavrarsın: “Hadi güzelim.” Yatak odasına götürüp düzersin. Ve itiraz etmezler moruk. O ritme girdikten sonra takılırsın. Çok fazla kadın var ortalıkta. İyi görünürler ama kopmuşlardır. Tek başlarına yaşarlar, işe giderler, eve dönerler. Birinin onları öyle götürmesi büyük şeydir onlar için. Bir de oturup içiyor ve konuşuyorsa, iyi vakit geçiriyorlar demektir. İyiydi. şanslıydım. Çağdaş kadınlar. söküklerini dikmezler ama. onu unut.

Benim kadın düşmanı olduğumu düşünüyorlar ama değilim. Kitaplarımı okumayıp duyduklarıyla karar veren insanlar bunlar. “Bukowski kadın düşmanı bir domuzdur!” Bunu duyuyorlar ama işin aslı nedir diye merak etmiyorlar. Evet, zaman zaman kadınları aşağıladığım doğru. Ama erkekleri de aşağılıyorum. Hatta herkesten çok kendimi aşağılarım. Birinin aşağılanmayı hak ettiğini düşünüyorsam aşağılarım. Erkek, kadın, çocuk, köpek fark etmez. Kadınlar fazla hassas, ayrımcılığa maruz kaldıklarını sanıyorlar. Onların sorunu da bu.

Charles Bukowski

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Ey Cemaat, Ön Sevişin!

ön sevişme

Diri Tutar O Tüm Bağları

ön sevişme

“Lakin sevişmeyerek geçen ömür hederdir. Dünyada aşık olmak herkese mukadderdir.”

Sabahattin Ali

Bizim Camal Ağabey anlardı o işlerden. Şu dizesini bilirsiniz ustanın: “Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah. Daha neler! Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının!

Saçı uzuyorsa, boy verip serpiliyordur. Devamını kendi kalemimden sürdüreyim bunun: “işte tam zamanı kederin, cenk meydanlarında kadeh tokuşturmanın, aşkın tam zamanı…”

Tek bilen o değil, İlhan Berk de az değil. Şu da onun marifeti: “Kirlidir aşk çocuğum, o sıvı fosil, dölyatağı, o sürgün her şeydir…” Onun bu şiiri soyun devamına hizmet eder. “O sürgün her şeydir.” diyor. Bir can geliyor dünyaya. Şiirin yarısı biyolojikse, öteki yarısı zevkin hizmetkarı. Madem girdik yatağa, güzel bitirelim sonunu, biraz zevk alalım diyor. Çünkü öncesinde: “Daya ağzını kasığıma!” diye yön veriyor gidişata.

Sevişmek yalnız şair ve yazarlar tarafından kutsanmıyor ki. Dinde de var. Şöyle bir hadis: “Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız.” İslam, ‘ön sevişin’ diyor. Bana bunlarla geleceksin fetvacı başı!

Güzeldir sevilmek ve dahi aşk etmek. Ömrü uzatır, psikolojiye yağlı ekmek sürer. Ama özü de bambaşkadır. Ön sevişme dediysek, sonu yatağa, ucu cinselliğe varan bir şey değildir. Sabah evden çıkarken boynuna iştahlı bir dudak harekatı, mutfakta aniden sıkıştırma türünden şeyler. Pek çok insan bunun, cinsel ilişki öncesinde tavuğu kızartıp tava getirmek eylemi olduğunu sanır. Amma değildir. Öyle olsaydı geri kalan zamanlarda ne olurdu? Pencereden giren bir sonbahar esintisi gibi bir üşüme, bir soğuma yaratırdı.

Ön sevişme, sevginin ve tutkunun avansıdır. Aslında gerçek aşk tam olarak budur. Bağları diri tutar. Gün içinde telefondayken sıcak bir nefes… Sonu her zaman cinselliğe bağlanmaz. Onunla her karşılaşma, her randevu yeni bir tanışma evresinden sayılır.

Günay Aktürk

Read more

Her Zaman Daha Cazip Ve Daha Lezzetli

alışkanlık

Hep Aynı Alışkanlıkların Kurbanıyız

alışkanlık

Dedi ki: “Hep aynı alışkanlıkların kurbanıyım. Ciğerime sürüngen dişlerini geçiren ne kişilerdir ne de olaylar. Hatalarını her yeni insanda bir kez daha tekrarlayan biriyim. Farklı sonuçlar alabileceğimi mi düşünüyorum? Benim yöntemlerim ilkel.

Bu bağımlılık aşılabilirdi şayet sigara filtresinin dudaklarımda bıraktığı lezzetten kurtulabilseydim. Sonunda beni ne öldürecek? Lezzetten uzak mı durmalıyım? Daha pahalı bir tütün mü içmeliyim?

Kumara yeniden dönmezdim eğer kaybetme riski zihnimde bir zevke dönüşmeseydi. Suç, kart çalanlarda mı yoksa kumarhanede mi? Her seferinde aynı kumarbaza mı yeniliyorum? Yoksa içimdeki açgözlülüğün lezzeti yeni kumarbazlara mı götürüyor beni?

Bu okların ucu ne kadar da sivri. Her seferinde delip geçeceğini anlamam için daha ne kadar vurulmam gerek? Kendime yeni bir çalılık mı bulmalıyım yoksa ormanı mı değiştirmeliyim? Yeni ormanda kurumuş yeni dallar: hani basınca çatırdayan ve kendine yeni avcıları çeken türden. Kurumuş dalların ne suçu var, adımlarım pek avanakça…

Bu şehirde yeni bir “ben” olarak doğmam gerek. Avcının şekli değişebilir ama avlanma güdüsünün lezzeti sona ermez. Yem olma alışkanlığım sona ermedikçe bugünkü tuzaklar yarın şekil değiştirebilir. Ama her zaman daha cazip ve daha lezzetli görünürler. Av ile avcı tam da bu ortak paydada buluşurlar. Ama ona yaklaşmanın, koklamanın ve ısırmanın da bir yolu yöntemi var.

Evrim, doğaya uyum sağlamayan canlıları affetmez. Ve ben insan olarak bundan neden muaf olayım ki? Uyum sağlamak onlardan biri olmak ya da onlara yaklaşırken kalkanı indirmek anlamına gelmez. Tuzağa sevdalanmadan onları alt etmek gerek. İlkel olandan lezzeti uzak tutmalı…

Read more

Anneme Mektup – Sergey Yesenin

anneme mektup - sergey yesenin

Anneler Gününe Özel Şiir

Şiir : Anneme Mektup (Anneler Günü Özel Şiir)
Şair : Sergey Yesenin
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 56. videosu. Bu defa Rus Edebiyatından şair Sergey Yesenin ve “Anneme Mektup” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Anneme Mektup - Sözleri

Sağ mısın henüz ihtiyarcığım?
Ben de sağım. Selam, selam!
Döksün çatısından yuvacığının
O betimsiz aydınlığını akşam.

Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.

Ve akşamın mavi karanlığında sana
Sık sık görünüyormuş bir acıklı düş:
Meyhane kavgasında birisi güya
Fin işi bıçağını yüreğime gömmüş.

Değil anacığım! Dinsin gözünde yaş.
Başka şey değil bu, acı bir karabasan.
Olmadım daha öyle sefil bir ayyaş,
Hiç ölür müyüm sana kavuşmadan.

Eskisi gibiyim yine, öyle sevecen ve sıcak
Ve yalnızca bir düşte yanıyor yüreğim,
İçimde başkaldıran özlemle çabucak
Alçacık evimize döneceğim.

Döneceğim, baharın ak bahçemizde
Salınınca dallar dört bir yandan.
Ancak sen uyandırma beni sekiz yıl önce
Uykumu böldüğün gibi gün ağarmadan.

Uyandırma o düşler içinde gideni,
Dalgalandırma o gerçekleşmeyeni,
Çok erken bir bitkinliği ve yitimi
Çekmek beklermiş yaşamda beni.

Dua etmeyi de öğretme bana. Eksik olsun!
Eskiye dönüş hiç yok artık.
Sensin tek dayanağım ve avuntum,
Tek sensin bana betimsiz aydınlık.

Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.

 

Sergey Yesenin

Read more

Göğe Bakalım – Turgut Uyar Şiirleri

göğe bakalım - turgut uyar

Göğe Bakma Durağı

Şiir : Göğe Bakma Durağı
Şair : Turgut Uyar
Yorum : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisinde yeni bir video daha. Bu defa Turgut Uyar ve Göğe Bakma Durağı adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Göğe Bakalım - Sözleri

İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım.
Şu kaçamak ışıklardan, şu şeker kamışlarından,
Bebe dişlerinden, güneşlerden, yaban otlarından…
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
Bu evleri atla, bu evleri de, bunları da…
Göğe bakalım.

Falanca durağa şimdi geliriz, göğe bakalım.
İnecek var deriz otobüs durur, ineriz.
Bu karanlık böyle iyi, afferin Tanrıya!
Herkes uyusun iyi oluyor, hoşlanıyorum.
Hırsızlar, polisler, açlar toklar uyusun.
Herkes uyusun. Bir seni uyutmam, bir de ben uyumam.
Herkes yokken biz oluruz, biz uyumayalım.
Nasıl olsa sarhoşuz, nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda.
Beni bırak, göğe bakalım…

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum.
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi, ağaçlar gibi.
Sularım ısınsın diye bakıyorum, ısınıyor.
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim.
Sayısız penceren vardı, bir bir kapattım.
Bana dönesin diye bir bir kapattım.
Şimdi otobüs gelir biner gideriz.
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen. Başka türlüsü güç.
Bir ellerin, bir ellerim yeter. Belliyelim yetsin.
Seni aldım bana ayırdım. Durma, kendini hatırlat.
Durma, göğe bakalım.

Turgut Uyar

Read more

Yozgat : Haçlıları Bile Korkutan Şehir!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Belki Bir Faydası Olabilir Bu Şehrin!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Bir Yozgat’lı olarak ne yazık ki yozlaşmış bir kent olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ne olmuş yani, insan hep doğduğu şehirle övünecek değil ya. Kendini dünyalı olarak ilan eden biri için böyle bir övünç saçmalık. Nereli olursanız olun. Her yıl bahar şenliklerimizde kadınlarımıza sarkmak için Sorgun ve Yozgat merkezden gelenlerin varlığını iyi biliriz.

Belki bir faydası olabilir bu şehrin. Dünya nereye doğru gittiğini bilen ama sonunu umursamayan hastalıklı liderlerle dolu. Olası bir 3. Dünya Savaşı’nda ne olacak? Bugün onu konuşuyoruz arkadaşla. Büyük şehirler felaketin olur. Hele ki bizim gibi başkentte yaşayanlar için. Kızılaya atılacak bir bomba Polatlı’ya kadar uzanır.

Kurtulsan bile kıtlık ve ölüm bekleyecek seni. Akıl hastalarından liderler yaratmanın bir sonucu. Deli gibi Nükleer bomba istifleyen bir ırktan bahsediyoruz. Kitabın beşinci sayfasında başını gösteren bu silah, ellinci sayfada umarım patlamaz. Olursa da geri zekalı bir türe dahil olduğumuzu kanıtlamış olurlar.

Yozgat bunun neresinde? Ne alakası var? En azından böyle silahlar yapacak düzeyde değil. Bu kent ile tek derdimiz olsa olsa “imam hatipler kapatılsın” düzeyinde kalır. Şöyle bakıyorum da ne masumane bir sorunmuş aslında.

Bağın bahçen varsa sahip çık kardeşim. Paran varsa altın al, platin al, hatta teneke bile işini görür. Şehirler Walking Dead dizisindeki sahneleri aratmaz. Yozgat’a gelirseniz bahçeden bir salkım domates verebilirim, şayet akşama gitmiş olursanız. Espri mi bu şimdi? Evet öyle. Dünya birbirini yemeye başladığında aklınızı kaybetmemek için bolca ihtiyacınız olacak!

Ufak bir parantez. Tanrının bu felakete karşı çıkmayacağına bahse girerim. Ortada dua edilecek bir mezar kalmayacağı için de kutsal ananelerimizi yeniden elden geçirebiliriz. Açlığın aşktan daha tez zayıflatıp avurdu avurduna geçecek suratlardaki kaybolan güzellik sebebiyle ayna satışlarında azalma görülebilir. Şimdiden aklımızı başımıza devşirmemiz lazım. Her şakaya aptalca gülen gerilemiş bir zekayla dünyayı nükleer silah ile yok edecek aptal liderler arasında sanırım her zaman tuhaf bir paralellik var!

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Ağrıyan Yer Kalbim Değil – Günay Aktürk Şiir

ağrıyan yer kalbim değil

Göl Dibinde Uyumak Marifet Değil!

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu bendeniz Günay Aktürk ve 2014 yılında çıkan “Umudun Çocuğu” adlı kitabımdan “Ağrıyan Yer Kalbim Değil” adlı şiirim.

Ağrıyan Yer Kalbim Değil - Sözleri

Ağrıyan yer kalbim değil;
düşüncelerim,
duygularım,
arzularım.
Yaşanılmamış bir anısızlık değil
içimdeki burukluk.
Yaşanmışlıkların
hiç yoktan yaşanılmış olmasından.

Gün bugün değil,
bugün bir başka acıyor zaman.
Sahile vuran ıssız dalgalar gibiyim.
Derinlerimde uğuldayan bir basınç,
derinlerimde yaşam yok…
Sen değil misin ki
kalbimi burkan sen değilmişsin gibi görünen?

Sel basan evim değil beni kaygılandıran.
Bir avuç suyun alıp götürebildikleri.
Aysız bir gecede bir damla sudur
ummanı bulandıran…

Yaşadım ve gördüm diyorum
yaşadım ve gördüm.
Sevinmeli miyim?
Göl dibinde uyumak marifet değil,
bir bardak suyu sevdiği uzatmalıymış insana.
Susuzluğum susuz kalmaktan değil…

Günay Aktürk
24.07.2012

Günay Aktürk Kitapları

umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Read more
Powered by Gelecek Internet