Zaaf Delikleri

zaaf delikleri

Zaaf Delikleri

zaaf delikleri

“Birine Zaaf Göstermek Kaleyi Askersiz Bırakmaktır.”

 

Benim zaafım bir fare deliği,
senin kibrin aç bir lağım haşaratı.
Ben kudretli bir dağ eşkıyası iken,
sen ıssızda gezinen bir tarla sıçanı.
Tüm tuzakları baştan çıkartan bir şeytan!
Kılık mı değiştirdik ki
aynı çatı altında
savaş veriyoruz?
Ama savaşmakla dökülmüyor şeytanın kanı.
Gel bakalım!
Tüm deliklerini kapattım zaaflarımın.

Günay Aktürk

Read more

Unutulmuş Bir Çocukluğun Sokak Oyunları

Unutulmuş Bir Çocukluğun Sokak Oyunları

Unutulmuş Bir Çocukluğun Sokak Oyunları

Unutulmuş Bir Çocukluğun Sokak Oyunları

Sen yaşlardaydım o yıllar.
huyum sana akran
boyum sen kadar.
Sekiz on yıllık bir çocuk canım.
sokakta oyun cıvıltısı,
sokakta körebe…
Beni çağırmaktaydı köpek sesleri.

Meraklı bakışlarıyla Ahmet
diri diri öperken hatçe’yi
hem de sokak ortasında,
ne gelsin aklına haylazın,
ne anlasındı kötülükten?
düşse düş,
mertlikse mertlik…
On yıl vardı yirmisine basmaya
yirmisinde hatçe’siyle kaçmaya.

Ünlü bir gazeteci yaşar bizim sokakta
ve ünlü bir kabadayı.
Ama ünsüzdür yoksullar,
sahipsizdir halk.
Her kavgada bizden yanadır yalnız
bizim gibi olanlar.
Oysa anlamazdık devlet ne,
yoksulluk ne o yaşta.
Çocuk aklıyla o yıllar.

Gördük büyüdükçe yasakları.
Gördük öteki yüzünü sokağın.
sokakta çeteler,
sokakta uyuşturucu.
Tecavüze maruz niye Hatice’ler…
Yanı başında yeni çocuklar,
yeni neslin
eski sokaktaki
görkemli oyun dünyaları.
Alabildiğine kirliyken sokaklar
sokağa tükürmek yasak.

Vurdular bir sabah kabadayıyı sokakta!
Aldı vurdu dört yandan
dört yöne bir mafya terörü.
Karıştı ortalık.
Saklandı çocuklar.
Sokakta panzer,
sokakta siren sesleri.
Sokağa çıkmak yasak!
ve ben o yıllar
sırf çocukları korumak için
sokakta gördüm halkın direnişini.

Ünlü bir gazeteci yaşar bizim sokakta.
Örtülüdür üstü soluk bir gazeteyle.
İsmi sokak tabelasında yazılı!
Yanı başında yeni nesil çocuklar,
yeni gazeteciler büyümekte
ve yarının direnişçileri yetişmektedir.

Günay Aktürk

Read more

Hoşçakal

hoşçakal

Hoşçakal

hoşçakal

Sanki aynı havayı soluyoruz, neredesin ki?
Hiç duymadığım sesini işitir gibiyim.
Her an yanı başımdaydın değil mi?
Her an yakınımda bir yerlerde!
Ve hayalindi değil mi o gördüğüm gözler?

Meğer günlerdir sayıklayarak
yalnızlığa uyanırmışım kan ter içinde.
Yokluğunun acısından kaçıp
sana sığınmakmış tek amaç!
Ama nereden bilebilirdim ki
bülbül gülü hiç göremezmiş gün doğumunda…

Nasıl bir sancıydın beynimin içinde anlayamadım.
Bir hastalık olsan biterdin elbet
elbette bitecektin.
Ama tesiri büyük olurmuş ilk sancıların.
Seni mutlu görmeyi umuyorum yarınlarda.
Ama tekrar karşılaşmayı değil.
Eğer tekrar karşılaşmalar umulsaydı hayattan,
ne gereği vardı böyle vaktinden önce gitmelerin…

Günay Aktürk

Read more

Sürgün Mü Bu

sürgün mü bu

Sürgün Mü Bu

sürgün mü bu

Sürgün mü bu?
Bu ne rüya, ne bir düş.
bu ne kansız bir işkence böyle?
Ne çekirge sesi
ne bir baykuş gölgesi…
Soğuk!
Taş gibi soğuk havanın yüzü.
Bu ne gardiyansız
dört duvarsız
kelepçesiz esirlik?
Bu ne boktan kaçıp gitmektir böyle?

Günay Aktürk

Read more

Vasiyet Şiiri

vasiyet şiiri

Vasiyet Şiiri

vasiyet şiiri

İyice açın kulağınızı a dostlar.
Öldüğüm zaman, ateşle yıkayın bedenimi.
Kızıl bir kefene sarılsın küllerim.
Sakın ola küfretmeye börtü böcek takımı
ardımdan.
Hem, kim sever ki dedikoduyu
o vakitten sonra?
Ateşle ziyafet çekmek varken şöyle bir güzel,
ne gereği var ki toprağı kirletmenin?

Ölünün ardından ayıptır konuşmak dostlar.
Sövmek, bir de öldü demek.
Konuşmayın, sövmeyin ama övmeyin de.
Ama unutmayın desem?
Nasıl olacak bu iş?
Ölüye çıkmış bir kere adımız.

Kıblesi kayıplar mezarlığı!
İşte bundan ibarettir vasiyetim.
Yaşarken yersiz yurtsuz adama,
ne lazım gelir öldükten sonra bir mekan?

Ama biliyorum ki
yine dinlemeyeceksiniz sözümü.
Mühim bir iş yapıyor görünüp,
ünlü bir mimar edasıyla
işte, diyeceksiniz
vurun şuraya kazmayı!

Sarıp sarmalayıp bembeyaz bir çaputa,
kaldırıp atarsınız bir metrelik çukura.

 

Günay Aktürk

Read more

En Son Gelecek Olanım Sana

en son gelecek olanım sana

En Son Gelecek Olanım Sana

en son gelecek olanım sana

Kadınım!
Ben, en son gelecek olanım sana.
Ölüm meleği değilim korkma.
Tüm dileklerini tut,
üfle sihirli lambaya
gör yedi bucağını dünyanın.
Kokla bülbülün uykulu düşünü bir kez,
gir ummana ve nefes al su altında.
En son gelecek olanım sana.
Sanma ak sakallı, nur yüzlü bir zatım.
Belki biraz bozuktur ağzım.
S*ktiret.
Gez dolaş
ve ters bin inatçı katıra.

Boşalsın tımarhaneler,
yer açılsın yedi kat dibinde yerin.
Gir ve tırmala yaşamın tabutunu.
Bekle.
Son kurtarıcı da can versin hele.
Hastalansın ki o güzelim aklın,
düşüne girebilesin, düşünen adamın.
Gün gelir ve ezilir üzüm,
sirkeye dönmez verilen emek.
Karıncaları bir başına ezdiğin gün,
tutup kollarından kaldırmak için seni,
güneşli günde en sona saklamaktayım kendimi.
Belki bir yük vagonunda da olsa
ben, en son gelecek olanım sana.

Günay Aktürk
(Umudun Çocuğu adlı şiir kitabından)

Read more

Tembel Çiftçi

Tembel Çiftçi

Tembel Çiftçi

Tembel Çiftçi

Kazmamızın geçmediği toprak da varmış demek.
Bu yüzden kuraklık ve kıtlık,
hasadımızın bire on vermeyişi bundan…
Kıtlık varsa göç de var,
açlık da var göç varsa.
Yağmur sel donunda gelir yalnız.
Yıkıp yok etmekten başka marifet bilmez.

Yalnız ihtiyar bir umut kalmış gönül köyümde.
Güçlü arzular görkemli şehirlere göç etmiş.
El kapısında bir dirhem sevgi dilenir.
Sorma kardaş,
yaşam, damlayarak sızar canıma.
Yani şu göğüs kafesimin içinde yaşayan,
yani o tek haneli ve muhtarsız köyümde
bir parça toprağım kalmış.
Hasat vermese de umudum onda.
Ona da soysuz bir toprak ağası dikmiş gözünü.

Geç bu işleri geç.
Kandırma kendini boşuna.
Çürüyen ne kalmış ki senin dışında!
Hem toprak neyine senin ey tembel çiftçi!
Daha dün kaçıp kurtarmadı mı canını
murdar öküz?
Bunca gam varken yabani otlar dert mi?
Sabanın eski ve kırılmış kaynağından.
Sen kendine manzaralı bir köşe seç toprağından…

Günay Aktürk

Read more

Neden ve Nasıl

neden ve nasıl

Neden ve Nasıl - Günay Aktürk Şiirler

neden ve nasıl

Hangi kayıp diyarda yankılanır ilk,
yoksul anamın doğum sancıları?
Var mıyım yok muyum
sorusu muamma hâlâ.
Görünmez deli kasırgaların
etimde duyarken çığlığını,
hangi yönden eser rüzgâr
ve neresi kuzey dört yönün,
bilinmez…

Bedenim büyürken gençlik atında dört nala,
aynı sersemlikle büyümekte anlamlar.
Anlamam ve anlatamam bir türlü;
nasıl becermekte şu yıldızlar
böylesine parlak
ve bunca uzak olmayı?
Uykularım duman,
uykularım bulanık,
zehir zemberek uykularım.

Sonra ve çok daha sonraları
baktım ve öfkelendim!
Kimedir çatık kaşlarımın bunca gülmezliği?
Karnım aç, sırtım çıplak.
Nedendir bunca sefalet
bunca açlık ve savaş?
Kim kusuyor bu kara öfkeyi böyle?
Ya ne demeli elimdeki bıçakla,
göğsümdeki miğfere?
Hangi pisliğe batmakta bu çamurlu botlarım?
Şu kanlı dişlerim neden kardeşimin etinde?

Günay Aktürk

Read more

Ateşli Bir Hastalıktır Aşk

ateşli bir hastalıktır aşk

Ateşli Bir Hastalıktır Aşk

ateşli bir hastalıktır aşk

Ben söylemiştim vakti zamanında.
Ateşli bir hastalıktır aşk demiştim.
Tutku zindanlarını terk et, görme yüzünü…
Kes artık türlü donlarda hayal etmeyi.
Kara sevdanın zifir karası
iştahlı dürtülerdendir demiştim.
Ne yapsam söz geçiremedim kalbime.
Karanlık bir dünyada geçti yıllarım.
Tutundum duvarlarına,
el yordamıyla dolaştım.

Meğer aşk ile büyürmüş çiçekler.
Aşk kuruyunca can da solarmış.
Göz kamaşır, dünya sönermiş…
Anladım çok zaman sonra.
Yokluğun hazzını varlıkta tattım!

Artık vakit tamamdı.
Ya suretini görmeli
ya sırrına ermeliydi.
Soyundum koynuna girmek için.
Soyundum anadan üryan.
Fakat açıp baktım ki gönül köşküme
o çoktan çıkıp gitmiş içimden.

Günay Aktürk

Read more

Yaşamaya Dair Kısa Bir Şiir

Yaşamaya dair

Acemi Yaşantılar

Yaşamaya dair

“Yaşamak, pek eğreti duruyor bazılarında.

Bazıları da öyle bir takıp takıştırıyor ki onu,

şaşıp kalıyorsun bu işe!

Yine de şairin dediği gibi:

“İnsan her yaşın acemisidir.”

I

 

Elime ayağıma bulaştırmalıyım her işi.
Her gün kovulacak bir işim olmalı.
Her işte bir hayır, “evet” olmalı ara sıra.
Parasız kalmam mühim değil,
öyle aç karnına homurdanmamalı midem.

Bazen yalnız yürümeliyim kalabalıkta.
Ama ille de ille geride bırakmalıyım
adımlarımı arada bir.

Sokakta çarpışacak kadar
dalgın dolaşmalıyım kimi zaman.
Kimi zamansa karşıdan karşıya geçirmeli beni
yaşlı bir adam…
Yaşamaya alışmalıyım alelacele!

II

Kalbim küt küt atmalı arada bir.
Hayvanları seyretmeliyim çiftleşirlerken.
Aklıma gelmeli ara sıra da olsa,
yaşamayı bekleyen hücrelerim var sapasağlam.

Köpekler hırlamalı geceleyin.
Ama hiçbiri de bulaştıramamalı
kuduz salgınını damarlarıma!
Titrerken dahi yetim bir ayazın kucağında,
sırtını örtmeli insanlığım öksüz bir çocuğun.

Her an kaçıp gidebileceğim bir yer olmalı hayalimde.
Ama “hoş geldin” diyebilecek kadar da sıcak bir el
karşılamalı beni,
alıp başımı gittiğim yerlerden.

 

Günay Aktürk
(Umudun Çocuğu Kitabından)

Read more