GÜNAY AKTÜRK – SENİ SEVİYOR MUYUM

seni seviyorum ama kuru kuruya

Seni Kuru Kuruya Seviyorum

günay aktürk - seni seviyorum

“Şimdi bir kez daha soruyorum kendime aynı şeyi: seviyor muyum onu? Bir kez daha yanıt vermeye cesaret edemedim bu soruya!”

Kumarbaz
Dostoyevski

Henüz kendimi bile tanıyamadan nasıl olur da seni seviyorum diyebilirim? Hele ki geçen onca yıl tarafından bunca yıpranmışlık varken.

Yükünü tutmuş bir gemiyiz ve bir hayli zamandır bu denizlerdeyiz. Kıyıdan epeyce uzaklaşılmışsa artık aynı badirelere katlanamıyor insan. Aynı manevraları yapamıyor. Yapamıyor değil de, iştahı parçalı bulutlu diyelim. Acının arka bahçesinde açan güllerin zevki de bir yere kadar.

Hani insan kurt gibi acıkmıştır ama adım atacak mecali dahi kalmamıştır ya! Hani umudun örneği olan o “üç vakte kadar”lı falların dahi hayra yoracak bir yanı kalmamıştır ya! En çok da hayallerdeki o en ince ayrıntılar zamanla seyrekleşmeye başlamıştır ya hani… Sadece adı sanı kalmıştır. Bir de zamanın dokusuna işlemiş eski püskü duygular, öyle bir his işte.

Sevmek, eğer üstüne bir şeyler konulmuşsa sevmektir. Mutlu bir beraberlik ise, taraflar birbirlerini büyütebilmişlerse mümkündür. Yoksa kahkahasız yenilmiş kuru soğanlar zehir zıkkımdır aşık olana! Bir parça yalandır o samanlıkların seyranlık halleri! Ruhu yoksul olanın içi cehennemdir can!

Seni hala seviyor muyum? İçimde kökü kurumuş taze yapraklı bir çiçek var! Yani aslını inkar eden sahtekar bir güzellik! İşte sana olan sevgimden bu kaldı geriye.

Kapısı kırılmış ve içerisi darmadağın bir evin içinde, ağzındaki emziğiyle bir başına ve korkuyla ağlayan küçük çocuklarız bizler! Bizi ancak sevgi avutabilir. Sevgi! Güçlü kökleriyle insanı sarıp sarmalayan gerçek sevgi…

 

Günay Aktürk

Read more

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

aklı kıt, günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

Bizim ateşimiz de bir günde yanıp sönmedi. Önce yelledik ki tutuşturup pişirebilsin etimizi. Aklı kıt olana zaman neylesin? Bize sözünü geçirmekte biraz zorlandı.

Her yangın harlı aleviyle kömüre çevirebildi her eti. Ama eti pişiren de ateş değil közdü. Zamana ihtiyacımız vardı kuşkusuz. Kimler lokma aldı etimizden, kimler tükürüp attı. İşte bunların hepsi zamansızlıktan!

Zamanın sözünü geçiremediği şeyler de vardır. Yanlış anahtarın yanlış kilidi zorlaması gibi… Bu yol bu emeği istenilen menzile ulaştıramayacak! Oysa ne hoş keçi yolları var şu dünyada, ne güzel rüyalar! Ama akıl hastasının biri hep aynı kabusa talip!

Bu yüzden “aklı kıt olana zaman neylesin?” diyorum ya.

Pek çok insanın sorununun hayal dünyalarının darlığından kaynaklandığına inanırım. Medeniyetimizin pek çok öğretisi kelepçe mayasıyla yoğrulmuş. Bağımlılık yapan şeylere karşı zaafımız var. Zaman her şeyin ilacıdır ama aklın bir parçası da başta olmalı!

 

Günay Aktürk

Read more

Kadın Kucağı Özlemi

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bir Kadının Kucağını Özlemek

Kadın kucağı özlemi, kalabalıklar içinde insanın kendi sesini kaybetmesiyle başlar her zaman…

Bir Kadının Kucağı - Günay Aktürk

Bir anı bile kalmamıştır geceler boyu sevişmelerden. Binlerce yıl uzaktadır, binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, aşk, iki kişiliktir.

Ataol Behramoğlu

İki kişilik olan lazımdı bize. Oysa hep yatağın da yemeğin de tek kişilik olanı rast geldi. Esirlikten nefret ederim. Ama hayattaki tek güzel tutsaklığın iki gönlün bir sevdaya esir düşmesi olduğunu romanımdaki kahramanıma söyletmemiş miydim? Söylemek başka, başarmak başka. Ummak başka, umulmamak bambaşka.

Yaşamın uğultusunu bir kenara koymadan mümkün değil biriyle mutlu olmak. Gün boyu insan denilen şu azman sürüsüyle cebelleşirken, aklının dipsiz kuyularında akşamı iple çekebilmek asıl başarı! Bir kadının şefkat dolu kucağını özlemek! Her günün özel olabilmesi için deli divane olmak…

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bu ateş, bu kalp çarpıntısı, bu har ve bu travma… Bir fincan acı kahveye susamış yalnız ve yoksul dudaklar… Ama geriye bakıyorsun, silme hayal kırıklığı. Durak sapa, yolcu ruh hastası, güzergah yanlış istikamette…

İnsanlar artık çarpılmıyorlar. Ama bir yıla sığdırılan sevgili sayısına bakın bir de. Be hey ilk görüşte aradığı aşkı bulduğunu zanneden hayvani avanaklar! Buldum dediğiniz şey gerçekte nedir? Bedenin ateşi kendini söndürecek soğuk sulara kolaylıkla ulaşabilir. Onca yıldan sonra kurulabilecek köprüyü bir haftada ne tez kurarsınız?

Sıcak bir kadın kucağı demiştim! Her baş her kucakta eğleşmez gülüm! İşte yalnızlık da bu yüzdendir cancağızım! Aynı frekansta titreşmeyen iki ruh deli gibi sevmişse de ortada ne deli vardır ne divane!

Ben mi? Yanmak ve yakılmak mı? Elbette yanmışlığımız da yakmışlığımız da çoktur. Fakat işin dozu ne ile ölçülür? Günün sonunda ne kaldı elimizde? Elimiz, soğuk kış gecelerinde trajik bir ısınma aracı!

Günay Aktürk

Bu yazılara da Bakabilirsiniz

Read more

Güzellik Kısa Ömürlü Zalimliktir

Güzellik nedir, günay aktürk
Güzellik kısa ömürlü zalimliktir

Güzelliğinde greyfurt tadı var. Ekşi ve ağız sulandıran cinsten. Belki ağız yapısındadır. Benzerleriyle arasındaki tek fark, nadir olmalarıdır. Bazı insanlar böyledir. Bazı insanların kendilerine has güzellikleri vardır.

Ya saçları? Bir bakteri kadar küçük olsaydım evren kapkaranlık sanırdım! Uzaktan ancak bu kadar seçiliyor. Tutku da bir nevi uzaklık birimi olabilir mi acaba? Tutkunun boyutu mesafelerle mi ölçülür?

O da yaşıyor en az ötekiler kadar. O da yalnız, o da çoğul. O da insan. Ve benim radarım onu tanıdı. Çünkü insan, sadece biriktirdiği bir dizi kalıplara kaptırabilir kendini.

Islah olmaz bir şarap aşığı olduğum söylenebilir. Ama rakının asilliğiyle de baştan çıkabilirim. Muz dedin mi tutamam kendimi. Ama kivisiz bir hayat da düşünemem. Havuç baklava, ben ve sütlü irmik üçlü bir aşk yaşarız öteden beri. İnsan da tıpatıp böyledir. O görkemli aşkların yerini yenileri alır zamanla. Sadakat ise olsa olsa bilinçli verilen bir karar olabilir. Sadakat bir seçimdir. Sadakat, bir apartman dairesini ısrarla müstakil bir ev olarak hayallemektir. Tapuda öyle yazmaz halbuki. Insanın tapusu iç dünyasıdır. Kısacası insan verdiği o şölenli şenlikli kararları kısa vadeli tutkularla vermiştir. Bir şiirimde yazmıştım:

“Ne kadar samimi ve içten de olsa
sevgi sözcüklerini ve ihaneti
ve ihtirası haykıran dudakların
sarhoş ve de sırf o an değerli olan
bir sarhoşlukla söylendiğini asla anlayamadım.”

Günay Aktürk

Read more

Günaydın Eylül – Şiir Dinle

günaydın eylül, günay aktürk

Günaydın ve Eylül Şiiri

Günaydın Eylül, günay aktürk

“Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası… Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğümgökyüzü… Günaydın bulut türküsü, elçırpan ağaçlar…”

Şükrü Erbaş

Günaydın gün, günaydın eylül. Sıcak döşekler, sabahın ilk mırıltıları, doygun bedenler ve bir de tadımlık öpücük… Mutlu çiftler, sizlere de günaydın.

Günaydın altı çeyrek otobüsü; duraktaki komşu kızı, gündelikçi kadınlar, alın teri, bilek gücü ve diş gıcırtısı günaydın. Beleşçi patronlar, sizlere de günaydın.

Günaydın fısır fısır konuşan insan doğası. Muhatapsızlıktan bir türlü lanetlenemeyen fıtrat. Rutin bakışlar, ısısız yürekler, A ile B nokta arasındaki en uzak mesafe. Öğüdünü özünden almış kara çalı, sana da günaydın.

Ayağından yere çivilenmiş kanatsız güvercinler, günaydın. Betondan kentler, zehirli zihinler, satılık yandaşlar ve kiralık gazeteler… Canım, sevgilim, kanlı bir zorbanın mahzeninde tutsak olan barış, günaydın!

Günaydın kaderim, günaydın yazgım. Çalmayan alarm, gelmeyen vakit, durmayan yürek, günaydın…

Günay Aktürk

Read more

Beyimiz Pek Keyifliler Bu Sabah (Kısa Makale)

kısa makale, beyimiz keyifli

Hayaletler De Konuşur!

beyimiz pek keyifliler bu sabah, günay aktürk

“Çok çalışmam gerekiyordu ve depresyona girmeye vakit bulamıyordum.”

Didem Madak

Aradım az önce. “Efendim” i yarı uykulu ve kışkırtıcıydı. Günaydın canımm, dedim ve cevap vermesine fırsat vermeden, gün öğlen oldu ama sevgili hanımımız hâlâ eşekler gibi yatıyor mu, dedim. Hiçbir aşığın sesi bu cümlede bile bunca romantizme bürünemezdi. Ciğerden bir kahkaha patlattı. Günü o dakika aydı! “Bakıyorum da beyimiz bu sabah pek keyifliler.” dedi. Nasıl olmasın, dedim, belki sen unuttun ama bugün seninle tanışmamızın 260 ıncı yılı. Günaayy, dedi sevecen bir dille ama “elem dolu 260 yıl” deyip yapıştırıverdim latifeyi. Bir kahkaha daha ve ardından ayartıcı tonda fırçanın daniskası. Seninle alakası yok hayatım, dedim, ülkenin gidişatından…

Aslında bunların hiçbiri olmadı. Yani olsaydı tam da böyle olurdu. Kendinle konuş ama kendine cevap vermekten sakın, derler. Bu ne ki, geceleri yatağı bile paylaşamıyoruz.

Ruhumda edebiyatın coşkusu olmasa çoktan bunalıma girip nalları dikmiştim. Ruhum pek bir müsaittir buna. Düşünecek ve yazacak o kadar şey var ki ona fırsat bulamıyorum. Dingin ve olgun görünürüm ama içimde tırnaklarını kemiren talihsiz bir çocuk yaşıyor.

Telefon konuşması hayal olabilir. Ama o sabah coşkularını aradığım doğru. Şu sıralar öylesine görkemli projeler üretiyorum ki hepsini tamamlayabilmek için güçlü bir itici güce ihtiyacım var. Mesela aşık olmak gibi 😊

Günay Aktürk

Read more

SEFİL HAYATIN RANDIMANI

sefil hayatın randımanı, günay aktürk
sefil hayatın randımanı, kısa makale

“Ben aşık olmamak zorundayım. Sizi sevmem demek, elimi kolumu bağlamam demek.”

 

Nikolay Gavriliçov Çernişevkiy

Sefil hayatın öyle daha randımanlı olacaksa bence de hiç bulaşma. Bugün eli ayağı felce uğrayacak diye korkan, yarın kılını bile kıpırdatmaz. Tabii alev almaktan korkup bitkisel hayatı seçme hakkını saklı tutuyoruz. Ama tastamam bilemeyiz de. Belki vakti zamanında elini ayağını bağlayıp ızgarada etini pişirmişlerdir. Kendi lokmanı tatmış olsan belki tadın damağında kalırdı.

Sanırım bir dizi isteklerin oldu geçmişte. “Beni yakıyorsun ama tadıma baktığın bile yok.” diye öfkelenmiş olabilirsin. Ya da “Yalnızca bir lokma aldın, geri kalanımı mundar ettin!” demiş bile olabilirsin. Bekleriz efendim.

Her ne olmuşsa için geçmiş artık. Tekrar felce uğramak istemiyor olabilirsin ama bu, bugün yeterince yanmadığın anlamına da gelebilir. Zira bu işler çoğu zaman insana seçim yapma hakkını tanımaz. Akıntıya kapılır ve bir anda yüzlerce mil ötede bulursun kendini.

Tutku hayata renk katar. Belki bir süre deli koltuğunda bir ileri bir geri boşluğa bakmaya ihtiyacın vardır. Aklın başına geldiğinde ara beni tatlım : )

 

Günay Aktürk

Read more

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

bekle canım, kısa makale

Bir Alıntı Bir Yorum

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

“Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler. Bir ilişki kurulamıyordu aralarında.”

Sineklerin Tanrısı

Bekle canım, belki kıtalar yer değiştirir ya da birleşirler. Milyonlarca yıl geçer aradan. Belki başka bir can suretinde birleşirsiniz. Her şey akla hizmet etmek zorunda değil ki.

Belki, bir dahakine bu kadar zor olmaz. İlk atımda ok hedefi tutturur ve uzun yıllar paslı bir hançer gibi saplı kalmaz içinde. Hafif bir rüzgar olarak dokunur dudaklarına, kim bilir.

Güzel insanlar olgunluk çağında karşılaşmalılar birbirleriyle ve bir zahmet olgunlaşmalılar. Öncekileri yaşamın sıkı bir kıyağı olarak algılamalı. Ne kadar güçlü bir etki bıraksalar da pek çoğu mantık işi değildir.

Bizlere acı vermiş insanlar klasik kitaplara benzerler. Onlar, ideal ile ideal olmayan insan arasındaki farkı gösterirler. Bunu bilerek yapmazlar. Öyle olsa okuru bol insanlar olurlardı. Daha yarıya gelmeden sıkılıp bırakılan kitaplara benzemezlerdi.

Bu yüzden her insan biraz da dönem ödevidir bizlere!

Günay Aktürk

“Ver yiyeyim, ört yatayım bekle canım çıkmasın!” (Deyim yerindeyse güzel bir deyim: )

Read more

Umudun Öteki Yüzü (Kısa Makale)

umut, kısa makale

Umudun Ya Da Umutsuzluğun Psikolojisi

umudun öteki yüzü

“Kim çıkardı seninle benim arama koydu, bu umut denen şeyi!”

Özdemir Asaf

Kim olacak sen çıkardın. Zihnine olası görüntüler getirmeseydin, şehvetle baksa da gözünde büyümezdi. Ama bunu yaptın. “Umudun öteki yüzü” umutsuzluktan çok taktiksel bir keyif içeriyordu belki de. Ben de duymak isterdim bir gece yarısı hiç işitilmemiş kulak çınlamalarını… Sonra a peşi sıra gelen kendi kendine konuşmalarnı:

“Acaba bu çınlamaların nedeni o mu? Şu anda benden mi bahsediyor kendine? Yok canım ne diye düşünsün! Ben de az domuzun dölü değilim hani, ağzım burnum yerinde maşallah. (Erkeksen kaslı yerlerini, kadınsan göğüslerini yoklarsın) Hmm, neden olmasın! Acaba şu anda tam olarak ne geçiyor aklından! Ah! Böyle şeyler söyleme sersem, ayıp.”

Zamanla durum netleşir ve aradaki mesafe giderek uzar. Bu öyle bir uzamadır ki ufukta bir nokta kadar ötelerdedir. Bu hâl ve vaziyetin kaç yaşında vuku bulduğu da önemlidir. İlk gençlik dönemlerinde ağır olur zıpkın yarası! İlkler özeldir. Unutulmazdır. Yıllar sonra her şeyi tastamam hatırlamayabilirsin. Ama hissettirdiği duyguları asla unutamazsın. Beynimizin en iyi yeteneklerinden biridir bu.

Unutulmaz olması, içinde her zaman saçmalık barındırır. Dokunma yoktur. Romantik bir öpüşme de yoktur. Hele ki güzel anılar hiç yoktur. Seni beslememiştir. Bir şeyler katmamıştır. Doyurmamıştır. Belki olgunlaştırdığı doğrudur ama bu bile onun değil senin yüreğinin marifetidir. Belki de bu yüzden asla unutulmayacak olması haksızlıktır. Zalim bir diktatörün bir zihni bir ömür işgal etmesi gibi. Tek fark, yıllar sonra o yoğun duygular durulduğunda hafiften gülümsetmesidir!

Sen bana bakma. “Umudun öteki yüzü” belki daha da çekicidir bu yüzünden. Git ve kapısını çal. Yaşam oldukça doğurgandır ve hiçbir çocuk da şeytan olarak gelmemiştir dünyaya!

 

Günay Aktürk

Read more

Usulüne Uygun İlişkiler (Kısa Makale)

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

İdeal İlişki Varsayımı

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

Eh biz de bu yüzden isteklerimize çeki düzen verdik. Yapılandırmaya gittik de denebilir. Ne istediğini bilen gibisi var mı! Özgün bir makale gibi sürekli okumak isterim onu. Kendime aşinayım artık. Aynada iki kişi görmek isterim.

Usulüne uygun bir yolu olmalı ilişkilerdeki çıkmazların. Öfkelendirdiğinde bacaklarına seve seve ağda yapmak geçmeli içimden. Bu da barışmak için cilveli bir fırsat sayılır hani! Ama asla ölümcül dozda bir uyuşturucu gibi şırınga etmemeli kendini.

Bir gün baktım ki tam başı ağrıdı ağrıyacak: “Zaten benim de bugün dizlerimin romatizması tutmuştu, iyi oldu ağrıdığı!” deyip kibirli kibirli süzmeliyim. Fakat ara sıra bahanelerini güncellemeli ya da: “İşin gücün yok mu senin domuz!” demeli ve gülmeli.

Özletmeli. Kimi dolunay akşamlarında çayımda dudak payı bırakmalı. Çay soğumalı ve üşümeli dudaklarım. Ama asla çiğ düşmemeli o güzel sabahlarımıza.

Bakıyorum… Son on beş yıldır herkes yalnızca görsel teşhirciliğe soyundu. Kasları olan vücudunu sergiledi, cüzdanı olan görgüsüzlüğünü! Öteki baktı ki iyi iş görüyor dolgun kalçalar, fenomen olmanın yollarını aradı.

Yani aslında herkes sahip olduğu şeyi sundu karşı tarafa. İnsanların kalitesi düşünce ilişkilerin de kalitesi düşmüş oldu. “Ben” yalnız kendi arzularına odaklandı. Eh, böyle bir ruhun farklı dokunuşlara susaması da kaçınılmazdı!

 

Günay Aktürk

Read more