Ah Ölüm – Yunus Emre

Yunus Emre Şiirleri - ah ölüm

Yunus Emre Şiirleri

Günay Aktürk kanalından herkese merhabalar. En güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa şairlerin şahı diyebileceğimiz aşkın şairi Yunus Emre ve Ah Ölüm adlı şiiri | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Ah Ölüm - Sözleri

Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus der ki gör taktirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus Emre

Read more

Can Yücel Anladım Şiiri – Günay Aktürk Seslendirmesi

Can Yücel Anladım Şiirinden ilham alan Bosch tarzı sembolik sahne

Can Yücel Anladım Şiirin Yaşama Dair Söyledikleri

Can Yücel Anladım ŞiiriGünay Aktürk Yorumu. Bu çalışma, şiirin duygusunu yalın ve etkili bir seslendirmeyle sunarken tam metni de izleyiciye bütünlüğüyle aktarıyor.

Bazen bir kırgınlıkta, bazen bir sevgide, bazen de insanın kendine itiraf edemediği bir gerçekte gizlenen o fark ediş hâli… Şiirdeki her dize, büyüyebilmek için geçmemiz gereken ince eşiklere dokunur. Bu okuma, duygunun acele etmediği; sessizliğin bile bir şey söylediği bir karşılaşma niteliğinde.

Can Yücel Anladım Şiiri – Günay Aktürk Yorumu

Can Yücel Anladım Şiiri Sözleri

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil…
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

Can Yücel Anladım Şiirinden ilham alan Bosch tarzı sembolik sahne

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş…
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım!

Bir insanı herhangi biri kırabilir
Ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım!

Fakat hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.

”Sana ihtiyacım var, gel!” diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana: ”Git!” dediğimde anladım.

Biri sana ”git” dediğinde: ”Kalmak istiyorum.” diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde, gittiğimde anladım…

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım…

Özür dilemek değil, ”Affet beni!” diye
haykırmak istemekmiş pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş.
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

Ölürcesine isteyen, beklemez,
sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

Sevgi emekmiş. Emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

📌 Not: Bu şiirin Can Yücel’e ait olduğuna dair kesin bir kaynak bulunmamaktadır; internette dolaşan anonim bir metin olma ihtimali yüksektir.

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Günay Aktürk – Kar Altında Bir Şair

kar altında bir şair

Kar Altında Bir Mevsim Ağlıyor

Günay Aktürk kanalından herkese merhabalar. En güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa ve bendeniz Günay Aktürk ve Kar Altında Bir Şair adlı şiirim | Şiir Dinle ve dinlettir.

Kar Altında Bir Şair - Sözleri

Bütün kent,
yorgun bir günün mükafatıyla
derin uykusunda gömülü.
Uzaklarda evler,
kaldırım boyu uzanan sokak lambaları.
Yarına ertelenmiş yapılacak işler.
Hep yarınlara ertelenmiş seni seviyorum çığlıkları.
Sadece rüyalarında aşk yaşar utangaç şairler!
Ve hep de bu anlamlı gecede düşerler sonsuzluğun peşine…

Geceleri sessiz bir düştür hayal,
yıldızların da tepesinde parlayan…
O an öyle kolaydır ki zoru başarmak;
ağlayan bir çocuğun gözyaşını silmek,
sevgiliye, yarınlara inat sımsıkı sarılmak!
Bir adım atsan, aşabilirsin karlı dağları.

Fakat birileri mutsuz bu gecede
birileri umutsuz.
Aç yatmış, açlığını bastırmak için
erkenden yatağa giren yoksullar.
Horlamakta saf duygular gecenin karanlığına.

En az onlar kadar yoksulum ben de;
Onlar kadar aç, onlar kadar sevdalı yüreğim.
Ve bütün evreni aydınlatmaya yeter hayalimdeki yarınlar.
Kırsalar da kalemimizi bir gece yarısı darağacında,
hala keskindir bakışlarım, kana susamış celladın önünde.

İşte böyle bir gecede kar altında bir mevsim ağlıyor.
Hem de bembeyaz cennetinde yurdumun.
Mahallede bir cenaze!
Herkesin yüzünde çaresiz bir kader çizgisi!
Bu kaçıncı ağıt, bu kaçıncı elveda…
Hoşçakal bile diyemeden
şahit olduğu kaçıncı ayrılık sahneleri?

Kar taneleri düşüyor sıcak bedenlere.
Ağır adımlarla kafaları eğik yürüyorlar.
Film şeridi gibi akıp gidiyor hayat bir mezarlıkta.
Kar altında bir şair verilirken toprağa.

Günay Aktürk

Bu Makalelere de Bakabilirsiniz

Read more

Adnan Yücel – Suskunum Sana

adnan yücel - suskunum sana

Hangi Şiire Başlasam Suskunum Sana

Günay Aktürk kanalından herkese merhabalar. En güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Adnan Yücel ve Suskunum Sana adlı şiiri | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Adnan Yücel - Suskunum Sana | Sözleri

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde
Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
Sözlerinde baskı yasası yeter
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki Bütün gürültüler kahrolsun

Adnan Yücel

Read more

Ferhan Şensoy – Beyoğlu Şiiri

ferhan şensoy - beyoğlu şiiri

Ferhan Şensoy - Beyoğlu'nda Gezerim

Günay Aktürk kanalından herkese merhabalar. En güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ferhan Şensoy ve Beyoğlu’nda Gezerim adlı şiiri | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Beyoğlu’nda gezerim
Gözlerimi süzmeden
Şaraplarımı içerim
Hiç doktora sormadan

Beyoğlu’nda Şarabi
Hoş geldin Ferhan ağabey
Yüreğim pek harabi
Boş ver be Ferhan ağabey

Şarap verin hanıma
Orada hanım yok ağabey
Hassiktir be Sezai

Beyoğlu’nda gezerim
Burada geçmiş hayatım
Şarapları içerim
Hiç elimde olmadan

Beyoğlu sakinleşti
Sıyrıldı maskesinden
Tramvay bomboş geçti
İstiklal caddesinden

Boş masada hayalin
Kimseye görünmeden
Şarap verin hanıma
Orada hanım yok ağabey
Hassiktir be Sezai

Balo sokağa sızarım
Hiç kimseyi üzmeden
Bir intihar biçimi
Hiç de faça vermeden

Beyoğlu’nda gezerim
Burada geçmiş hayatım
Şişe aç be Sezai!
Burada bitsin hayatım.

Ferhan Şensoy

Read more

Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ömer Hayyam ve seçme Rubaileri çalışmasının birinci çalışması | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

19 Seçme Rubai ve Sözleri

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
Kim bilir hangi güzeldir hangi sevgili
duvara koyduğun kerpiç yok mu kerpiç
Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli

Dünyada akla değer veren yok madem
Aklı az olanın parası çok madem
Getir şu şarabı alsın aklımızı
Belki böyle beğenir bizi el alem

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var
Nedir bu dükkanlar bu konaklar
Ev mi dayanır bu sel yatağına
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar

Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da bilirdin
Bugün aklın var bir şey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin

Şarap sen benim günüm güneşimsin
Öyle bir dolsun ki seninle içim
Bir bildik görünce sokakta beni
Ne o şarap nereye böyle desin

Ben ne camiye yararım ne havraya
Bir başka hamur benimki başka maya
Yoksul gavur çirkin orospu gibiyim
Ne din umurumda ne cennet ne dünya

Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalıyorum gün ortasında

Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin
Erenlerin dilini de söktüremezsin
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı
Öbür cennete ya girer ya giremezsin

Beni özene bezene yaratan kim, sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
Öyleyse nedir o cennet cehennem

Öldürmek de yaşatmak da senin işin
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin
Ben kötüyüm diyelim kimde kabahat
Beni böyle yaratan sen değil misin

Bir elde kadeh bir elde kuran
Bir helaldir işimiz bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz ne tam Müslüman

Ben kadehten çekmem artık elimi
Tutmam senin kitabını minberini
Sen kuru bir softasın ben yaş bir sapık
Cehennemde sen mi iyi yanarsın ben mi

 

Ömer Hayyam

Read more

Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Arzunun Tüyleri Diken Diken

Aylardan sonra yeni bir şiir daha: Yangına Hasret Bir Alev

Şiirin özünü karşılayan bir başlık. Biraz kulak vermelisiniz bana. Şuna katılır mısınız: “Ateş eti her koşulda yakabilir. Ama eti pişiren közdür.

Köz de olsa yine de ateştir. Uzunca bir zaman yanmış, bir ara söner gibi olmuş ama kendi merkezine çekildikçe daha da güçlenmiştir. Közde pişen aşıklar ona maruz kalmışlardır. Geriye kendilerinden bir tutam kül bırakmışlardır. Külünden doğmayan insanın yangını ise tez söner.

Bugün pek azımız kısık ateşte dem tutmayı becerebiliyoruz. Bizler sirkeye dönmeden yıllanabilmiş az sayıda ozanlarız! Neden yalnız olduğumuzu soruyorlar. Çünkü muhatabımızın damak tadı yok: çöplük aşçılarından beslendiler. Ateş onları yakıp yok etti. Sirkeyi şaraba benzettiler. Sonunda mey döküldü ve meze ortaya saçıldı…

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor
Ve bir deli henüz yaşarken
yarı çıplak mumyalanıyor

Güneş sıvıştı gündüzden,
Karanlık soyunup girdi geceye.
Derken ruh üşüdü,
terk ve reddedildi bir beden.
Titreyen bu zihnin camları kırık,
arzunun tüyleri diken diken.

Duygu harmanımda hasadım alev alev.
Dumanı gözlerimde perde perde.
Akrep olsam durmaz sokardım ya kendimi,
panzehir de bu zehrin içinde değil mi?
Ben senin dozunu ayarlayamıyorum!

Hayır!
Arzunun nesnesine yabancı değilim.
Yüzlerce kez girip çıktım bu mağaralara;
Dehlizleri gördüm,
Şelalelerde ıslandım.
Bütün yolculuklarda seni anımsatacak
ve sana çıkacak bir küçük geçit aradım.
Yoktu.
Ayaklarının basmadığı toprak
zihnine tanıdık gelmezdi.
Adımların yola aşina olsa da
Ruhun o yollarda hiç bulunmamıştır!

Henüz yaşarken bugün burada
yarı çıplak mumyalanmaktayım.
Sallanan bir sandalyede
yavaş yavaş yaşlanıyorum.
Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor.
Ve sen geçip oturmuşsun karşıma.
Geçmişte yaşayan herkes öldü bak;
Mağaralarımız yıkıldı,
Şelalelerimiz kirlendi…
Sahiden!
Kimdi o yabancı insanlar?
Değerimiz neydi gözlerinde?
Değerimiz var mıydı gerçekten?
Onların nazarında bugün silik bir anı,
ve değersiz bir ruh
ve sıradan bedenleriz sadece.
Üstelik birbirine benzeyen
keşmekeş bir randevu saati…

Bir tek ikimiz kaldık bak.
Birbirlerine tutkuyla baksalar da
Birbirleri yakamayan
iki korkak mum…

Günay Aktürk

Read more

Hani Yol Biter Ya (Şiir Dinle)

Hani şiiri günay aktürk

Günay Aktürk Çekirdek Şiirler

En güzel kısa şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa bendeniz Günay Aktürk ve Hani Yol Biter Ya adlı şiirim. Yeni şiir kitabını süsleyecek kendileri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

HANİ - SÖZLERİ

Hani kendini ait hissetmezsin ya bir an hiçbir yere,
Karlar eriyiverir hani göz açıp kapayıncaya dek…
Kar kalkar da yol görünür ya hani…

Hani bir ağrı saplanır ya o kopasıca kafana,
hiçbir ilaç tesir etmez de sürer gider ya hani…
Hani yol biter de başlarsın ya yürümeye…

Hani süngüler çekilmiş, barış reddedilmiştir ya!
Tüm sığınaklar kapanmıştır ya hani suratına,
son mermi artık namluda değildir ya hani…

Günay Aktürk

Read more

ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI – ŞÜKRÜ ERBAŞ

Şükrü Erbaş - Ömür Hanım

ŞÜKRÜ ERBAŞ ŞİİRLERİ

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Şükrü Erbaş ve Ömür Hanımla Güz Konuşmaları adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Ömür Hanımla Güz Konuşmaları - Sözleri

Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?

Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?

Yağmur yağıyor Ömür hanım…gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına…Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

Dönelim…Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır…Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece. Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama… Değil mi yoksa?

Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, ‘dar çevre yitikleri’nde önem kazanmaya…

Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde…Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?

Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük…Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım…Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?

Şükrü Erbaş - Ömür Hanım

Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki…Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı…Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya…

 

Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten hele de güncel ve kof her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür…Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de. Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz…

Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak…Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde…O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye…Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla. Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su…Sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan…dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla nem, bir avuç ıslaklık…Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de…

Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün kalıplarından. Beni duy ve anla. Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?

Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. Delilik mi dedin? Kim bilir…Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki?

Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim içinde senin ve benim ağırlığım benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim…Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile… Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm. Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?

Şükrü Erbaş

Read more