Aşkın En Güzel Tanımı Nedir

aşkın en güzel tanımı nedir - günay Aktürk

Sana Göre Aşk Nedir?

Aşkın en güzel tanımı nedir? Tatlı bir suyun giderek kaynaması mı? Yoksa derisine kadar pişen bir et yanığı mı? Kanatları yolunmuş bir akbabanın rüya aleminde uçması mı?

İdeal aşk, olgunluk çağında iki yırtıcının aynı göletten su içmesi olabilir. Bana öyle gösterir yüzünü. Ama sadece gösterir! Kendini bir türlü sunmaz. Halbuki sancılı bir deri yüzülmesi olmuştur payımıza düşen. Çoğumuz sadece o yüzüne aşinadır.

Ama hep acıyla mı beslenir aşıklar? İki sevgili düşünün. Öyle bir hâl ki ikisinin de etinde sırtlan pençesi! İyileşmiş yarada kim bilir kaç diş ısırığı var!

aşkın en güzel tanımı nedir - günay Aktürk

Buna olgunluk diyorum. Toy çağındaki aşık, acemi bir kemancıya benzer. Yanıp tutuşur çalayım diye ama becerisi kulak tırmalar. Onlarca yıl sürer ustalık makamına erişmek. Aşk da kendi diyarında benzer bir ustalık gerektirir. Yani yanmaların erbabı olur bilmem kaç yılın sonunda. Artık insan gibi sevmek için pek de çaba harcamaz. Notalara bakmadan çalan hocalar gibi aşık da bir deneyimin üstadıdır. Kime ait olduğu pek de bilinmeyen şu sözü akıldan çıkarmamalı: “Biz, tekrar tekrar yaptığımız şeyleriz, demek ki mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.

Aşka varınca kanadı kim arar?

Aşkın en güzel tanımı belki de çoktan yapılmıştır. Sadi Şirazi şöyle der: “Aşka uçarsan kanatların yanar.Mevlana yanıt verir: “Aşka uçmazsan kanat neye yarar?” Sonra Yunus Emre çıkıp der ki: “Aşka varınca kanadı kim arar?

Yine de tatmin etmez beni bu tanımlar. Aşkın bütün özellikleri bu kadar mı, diye sorasım gelir! Belki de bunlar yolculuğun yalnızca kısmi tanımlarıydı. Kanadın başına gelenler, bu devasa duygunun dışavurumları olabilirdi.

gerçek anlamda aşk nedir - günay Aktürk

Bence tutkuyla bağlanmak kolaydır. Efendinin önünde diz çök. Zincirini sürü.Belki bir gün” diyerek hiçbir şey yapmadan sadece bekle! Kâbeyi kalp gözüyle tavah eden hacılar gibi, cennete girecekleri günü bekliyor aşıklar. Oysa ben iki kişilik olandan yanayım. Yalnız çevresini dolaşmak yerine, bir çivi çakabilmek!

Gerçek aşk nedir? Şimdiki halimden daha genç olduğum dönemlerde şunu yazmıştım: “Aşk sadık bir köpek gibidir. Aklına geldikçe kovarsın, kovdukça gelir dayanır kapına.” Kanat misali yine bir yolculuk hikayesi. Artık bir şeye iyice ikna oldum dostlarım. Aslında biz sadece aşk acısı çektik ama asla doya doya yaşayamadık!

Şimdi nereye açılacağı pek de belli olmayan bir kapı eşiğindeyim. Gerçek anlamda aşk nedir diye soruluyor ya hani! Ya kim yanıtlayacak aşksızlığın tanımını? İçimden çıkıp giden bir şeyler var. Tatlı bir suyun giderek kaynamasıdır, demiştim kendi çapımda aşk felsefesi yaparken. Yıllar sonra her şey tersine döndü. Su ılıyıp soğudu. Ve umursamadı köpek sahipsiz kalışını. Tutkunun mumları eridi ve söndü. İçimde yalnız demirden şamdanlar kaldı! Atla gir içeriye, sanırsın ki terk edilmiş odalar. Ocağı yak, kahveyi koy, geceyi bende geçir. Yine de karşılaşmayız seninle.

Yüzünü Görmesem Alışmam An Meselesi Yokluğuna!

Aşk dediğin yedi yıl mı ne! Giderek uzaklaşan çocukluk gibi, sanki biraz da kaybediyor saflığını. Ama hiç hissedilmemiş gibi de değil. Bir başkasıyla temas kurulduğu anda geri geliyor o coşku. Lakin yüzünü görmesem alışmam an meselesi yokluğuna. Tabii ya! Aşk da bir rutin en nihayetinde. Tekrarı uzadı mı sıradanlaşıyor!

aşk felsefesi ve aşkın özellikleri - günay aktürk

Biraz da kendi derdimize yanalım. Aşk da ılır, keman da kırılır. Bir gün sadece büyüdüğünle kalırsın. Artık bu ustalıkla ne yapacağını bilemezsin. Çivi olmayınca çekiç neye yarar? Ha etini bulamamış bakımlı tırnak, ha toprağı kurtlu görkemli bir ağaç kökü!

Dur, çevre şartlarından önce yokluğunu yeniden tartmamız gerek. Biliyor musun, meğer hayalin olmadan da mümkün oluyormuş mastürbasyon! Geçen gün sıkılıp bıraktım. Oysa ne hayaller ne hayaller! Sen o kadar talim yap, cepheye varamadan savaş bitiversin. Hayatın kısa özeti, anca düşman sızması! Artık havaya bile sıkasın gelmiyor.

Kuru otlarımın çıngısı değilsin artık. Bunu büyük bir hayal kırıklığıyla fark ettim. Oysa sana sevdalanırken, bunun son nefesime kadar devam edeceğini ummuştum. Sonlunun içinde sonsuzluğu vaat eden bir tutku! Artık son şeklini almış bir heykeli düşün. Heykeltıraşın vay haline! Yeni bir yapıta başlaması gerekecek!

Aşkın da Türlü Biçimleri Vardır

Belki de yanılıyorum. Henüz süreç tamamlanmadı. Belki de aşkın en güzel tanımı sensindir. Senden uzaklaştıkça her şey sadeleşiyor ama belki de aşkın özü sadeliktir. Henüz çökmemiş bir çayın ağızda bıraktığı acı bir tat gibi, çaycıya duyulan öfkenin sona ermesi için aşk da demini almalı belki de.

İdeal aşk nedir - günay aktürk

Aşkın en güzel tanımı neye göre yapılacak? Madem kanat yanar, aşık buharlaşır, melodi bir ritim tutar kulakta, öyleyse aşk da bir sevme biçimi olmalı! Sevmenin türlü biçimleri var öyleyse. En rezil biçimleri de var, en asil biçimleri de. Hepsi aşka dahil. İçlerinden kötü ve ölümcül olanlarını, aşkın yan etkileri olarak görebiliriz. Çünkü o kadar güçlü bir duygudur ki bu, beynimizin ilkel kısmı tarafından idare edilir. Çünkü ele geçirme, üreme ve zevk ihtimalleri vardır. Böyle bir güç aşığı zehirler mi? Yok edebilir mi sevdiği şeyi?

Aşk, onu bir katile mi yoksa asil bir aşığa mı çevirecek, pek çok etken tarafından belirlenir bu. Kişinin evrensel görüşü, dünyaya bakışı, çocukluktan bu yana gelen kadın algısı, duygusal derinliği, okuma alışkanlığı ve birikimi, en önemlisi de sanatsal zekasının ne kadar gelişmiş olduğu. İlkel beyni üzerinde ne derece hakim olacağını belirleyen şey, sanatsal yeteneğinin ne kadar gelişmiş olduğudur. Önce korteks denilen “düşünen beyin” gelişmeli. O ise okuma, düşünme ve empati yeteneğinin gelişmesiyle gelişir. Bu sayede beynin ilkel ve düşünen kısımları arasındaki bağlar sıklaşır. Bizi bir çalı dibine işemekten men eden şey de budur!

Kısaca güçlü bir kabiliyeti şart koşar aşk dediğin: acı ve umutsuzlukla başa çıkabilme kabiliyeti. O zaman her şey güzelleşir. Belki umduğunu alamaz. Ama zaten aşkta hiçbir şey vaat edilmemiştir. Belki ona zorla sahip olmayı denemek isteyebilirsiniz! Ama zevk, aşkın çok küçük bir bölümüdür ve kısa sürede buhar olup çıkar. ve en nihayetinde ortada aşk diye bir şey de kalmaz.

Peki Ya Aşkın En Güzel Tanımı Nedir

Bana göre de aşkın en güzel tanımı elbette mevcut. Yıllar önce üç arkadaş şimdi hatırlayamadığım bir köprünün altında yürüyorduk. Gece yarısına yakın bir saatti. Bedirhan ve Nazlıcan misali. Gecenin sessizliğini bozan topuklu ayakkabıların sesi hala kulaklarımda. Kısacık boyu ve devasa anlamıyla koluma girmişti yürürken.

On yılı geçmiş olmalı. Şimdi sorsam muhtemelen hatırlamaz. Bana aşık olduğu ya da benden etkilendiği için yapmadı bunu. Çok yakındık. Çok samimiydik. Hâlâ da öyleyiz. O ve ona benzer gecelerimiz çok oldu. Bir adım ötesi olmayan ve birkaç şehvetli aşka davet teşebbüsü dışında asla talep edilmeyen bir tutku hali.

Kimi geceler aşkın doğası ve anlamı nedir diye düşündüğüm anda, şöyle bir ses yankılanıyor derinlerimden: Fazla kurcalanacak yanı yok. Aşk, akılda kalan lezzetten başka bir şey değil!

Günay Aktürk

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Kısa Makaleler (Kısa Ama İşlevsel)

Uzun Makaleler (Uzun Ama Keyifli)

Read more

Ölümün Ömrü Bir Gün Galiba, Aşk Ömür Boyunca

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk Ömür Boyu Sürer Mi?

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk ne kadar sürede biter? Belki bir fikir verir bu kısa makaledeki anlatı. Altmış beş yaşında bir adam vardı. Sevilen ve sayılan. Kendi çapında otorite sahibi. Biraz kafadan terelelli. Ressam. Aşık olduğu kadına tutulalı kırk beş yıl geçmişti. Kadın yurt dışında, kendi Ankara’da.

Nasıl olmuşsa yakıtı tükenmemiş yanan fitilin. Kadın geçen ay hayatını kaybetti. Adamın cesedini de bir hafta sonra bir tatil kasabasında buldular.

Yan yana yürüdükleri gün sayısı üç yüzü geçer mi bilmem… Farklı insanlarla farklı hayatları yaşadılar ama birbirlerini hiç unutmadılar. İletişimleri hiç kopmadı.

Platonik aşkın bir ömrü var. Yasak aşkın da öyle. Büyük kitaplar büyük aşkların tarifini yapmıştır. Aşkın bu türü, kalıplaşmış hiçbir ilişki biçimini kabul etmez. Biriyle anlaşır ve “ölüm bizi ayırana kadar” dersin. Ama pek çok ilişki üç kişiliktir. Kimisi dört! Evin içinde gizli birkaç hayalet daha yaşamaktadır.

Aşkın da ahlakı yoktur ayrıca. O yalnızca hissettiğini kabullenir. Kaç bedene dokunur, kaç nefesten etkilenirsin! Şüphesiz onlar da gerçektir. Ama yakıtı tez biter onların.

Büyük aşklarda ihanet var mıdır peki? Kıskanır mı kendini yabancı dokunuşlara teslim ediyor diye? Geride kalmıştır o haller. “Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” demiştir ozan. Büyük aşklarda fethedilecek şey muhatabının zihnidir çünkü. Ne zaman ki o zihin koparmıştır derin bağlarını, işte o zaman tek tekere biner aşk!

Biz neyiz, diye sormazsın. Evlilik ya da sevgililik değildir bu bağı kuran. Yıllarca uzak kalsan da yıllarca gün kadar yakın sayılırsın. Gerçek aşkın mümkünatına değinmekte yarar var. Gerçeğe en yakın tanımını şöyle okumuştum bir dönem: “Gerçek aşk, aşk bittikten sonra başlar!” Atom bombası atılmış bir toprağın yeniden yeşermeye başlamasına benzer bu… Felaket düzeyde yaşanan bir doğum sancısından sonra dünyaya gelen bir bebek gibi…

Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Aşk Nedir | Kamburumdaki Odun Ve Ateş

Sırtında su küfesi taşıyan yaşlı bir adam, ayağına diken batan ve yürümeyi bilmeyen bir figürü kamburunda taşırken arkada cayır cayır yanan bir şehir görülür; aşkın yük, fedakârlık ve terk ediş alegorisi.

Aşk Üzerine Bir Tanım

Aşk nedir? Aşk, insanın kendisiyle kurduğu en sert yüzleşmelerden biridir. Kimi zaman arzu, kimi zaman delilik, kimi zaman da ateşe gönüllü bir yürüyüştür. Bu metin, aşkı romantik bir masal olarak değil; yakıcı, eğip büken ve insanı kendine yabancılaştıran bir deneyim olarak ele alıyor.

“Aşk nedir? Bana kalırsa, güzel bir nesnenin bizim üzerimizdeki etkisinden başka bir şey değildir. Bu etkiler bizim başımızı döndürür, bizi yakıp kavurur. Peki, bu duygunun temeli nedir? Arzu. Bu duygunun devamı nedir? Delilik.”

Yatak Odasında Felsefe
Marquis de Sade

Sırtında su küfesi taşıyan yaşlı bir adam, ayağına diken batan ve yürümeyi bilmeyen bir figürü kamburunda taşırken arkada cayır cayır yanan bir şehir görülür; aşkın yük, fedakârlık ve terk ediş alegorisi.

Kamburumda Su Küfesi...

Pişmen için ateş, yanman için köz gerek sana. Ya bir cadı kazanı lazım ya da üç ayaklı bir sac: ki iyice pişire etini. Aşk, ateşe gönüllü odunluktur ama benden de oduncu olmaz ki şimdi. Sırtımdan Yunus’un odunlarını atalı çok oldu, kamburumda su küfesi taşıyorum artık! Ve bu şehir cayır cayır yanıyor!

Eski mesleğimdir ateşe yarenlik etmek. Bunu biliyor ve çığlık çığlığa “gel” diyorsun. Seninle yanmaya gelirdim ama o kadar yolu geri dönüp de kolundan tutup bu günlere yetirmeye gözüm kesmiyor. Hem canın tatlıdır senin, ayağına diken batarsa yarı yolda korsun beni. Çünkü henüz yürümeyi bilmiyorsun. Bir ömür kamburumda da taşıyamam ki seni!

Senden önce çok kurt sürüsü geçti buralardan. Ormanın derinliklerinde gördüm seni! Kış uykusuna yatmış ayılara dokunuyordun. Yaşama henüz yabancı olan sen, yolunu sürdüğün ayak izlerine de yabancısın. Ne yazık ki diğerleri gibi seni de (muhtemelen) onlar yetiştirecek.

Aslında bu sendeki şehir yangını. Ateşi besleyecek odun değil aradığın. İstiyorsun ki ateşin sönsün! Ama bu senin suçun değil! Bu çağda böyle gördün ve bu işin aslı budur sanıyorsun.

Öyle ya da böyle elindeki anahtar doğru kilidi açmayacak! Zaten kimse layığına eş değil. Hiç de dengini rast getirdiği olmamıştır. Dengini seçmez ki denk getirebilsin!

 

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Aşk Köpekliktir: Sadakat, Dürtü ve Namus Arasında

Aşkın sadakat, teslimiyet, dürtü ve kutsallıkla kirletilişini anlatan, köpeklik metaforu üzerinden kurgulanmış Bosch tarzı alegorik sahne

Aşk Köpekliktir Ne Demektir?

Kimse iyi dediği birine aşık olmaz. Aşkın iyilikle alakası yoktur…

Aşk Köpekliktir / Ahmet ümit

Evet, aşk köpekliktir. Ama soylu bir köpeklik. Tasmasını yalnız bir kişinin elinden takar boğazına. Yalnız ona güvenir. Ondan zarar gelmeyeceği için değil, mevzubahis o olunca varlık da yokluk da önemini yitirir de ondan. Aşk köpekliktir. Yalnız dikkat edin, itlik değil: köpeklik!

Aşkın sadakat, teslimiyet, dürtü ve kutsallıkla kirletilişini anlatan, köpeklik metaforu üzerinden kurgulanmış Bosch tarzı alegorik sahne

Üreme güdüsüdür aşk. Ama niyetini derinlerde gizler. Iki amacından biri sağlıklı yavrucaklar yetiştirmektir. Öteki zevk düdürtüsünü kamçılar. Yine de gizlenmeyi başarır. Her haliyle çırılçıplaktır. Aşk köpekliktir ve bir parça da erotiktir.

Bir zamanlar görmüştüm onu. Taşıdığı bedeni harabeye çevirmek üzereydi. Belki de başarmıştı. Kimi derviş diye çağırıyordu onu kimi de meczup! Suretini kaybetmiş bir hak dostu dediler sonunda. Ona en son “yüce dağ başı” dedikleri bir ıssızda rastlamıştım.

Neler söylediler hakkında neler… Yontulmamış odunu bile şair ettiler. Ruh, zira kutsal bir düşün peşine düşesiymiş! Din dışı mahlukatları bile Mevlevîler gibi döndürdü! İlahi aşkı bulduğunu iddia etti birisi. “İnsan bedeni”nin tutkulu şehvetinden mi geçiliyormuş öte aleme!

Aşk köpekliktir ama itlik değildir! Gerçekten öyle midir? Peki aşkı neden namusla kirletirler boyuna? Türlü türlüdür öyleyse bu! Kiminde kana bulaşır eller, kiminde en namussuz hallere bile göz yumulur.

Derler ki gider de ulaşılmaza çarpar kanadını. Bu mudur yani kutsaldan anladığınız? Bir yandan ulaşamadığını kutsarken, öte yandan dizinin dibindekine yedi başlı bir canavar kesilir! Demek ki dervişe ihsan, sürüngene bir yılan deliği bu aşk!

Aşk köpekliktir ama İtlik değildir! Aşkın en iyi tanımının kimin tarafından yapıldığını çok iyi biliyorsunuz. Bildiğinizi biliyorum. Tabii ki üstat Neyzen Tevfik. Öyleyse son sözü ona bırakalım.

Kerem dağları deler bir amcık uğruna.
Aslı gitsin de ona buna vurdura…
Bir karı için değer mi bütün bunlara,
Her taraf amcık dolu mala iyi vurana.

Fuzuli, am peşine düştün gurbete,
Am serindir am derindir şifa verir millete,
Ye kebabı iç şarabı vur karpuz göte,
Bu gidişle yarrağımı gidersin cennete.

Neyzen Tevfik

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Aşk ve Cinsellik

Birbirine dolanmış iki külotlu çorabın insan bacaklarını andıran alegorik formu, arka planda eski bir şehir silüetiyle birlikte aşk ve cinsellik arasındaki örtücü ilişkiyi simgeler.

Aşk Cinselliğin Külotlu Çorabıdır

Aşk ve cinsellik arasındaki ilişki, çoğu zaman romantik masalların süslediği ama gündelik hayatta sert, aceleci ve hoyrat biçimlerde yaşanan bir temas alanıdır. Peki, biz ne diyoruz? Aşk, cinselliğin külotlu çorabıdır. Oldukça yaratıcı bir benzetme. Aşk sırtını elbette fanteziye dayar Azizem.

Birbirine dolanmış iki külotlu çorabın insan bacaklarını andıran alegorik formu, arka planda eski bir şehir silüetiyle birlikte aşk ve cinsellik arasındaki örtücü ilişkiyi simgeler.

Hem tutkuyla sevişen çiftler zamandan da tasarruf ederler. Trenden beş dakika önce atlama olayı… İki taraf da aşırı özlem duyuyordur varacakları topraklara. Al sana başka bir misal. İhtiras, baş sancaktarımızdır. Birbirlerine aşık iki sevgilinin sevişmesi, kendi topraklarını güle oynaya teslim eden işgal altındaki devletlere benziyor. O kadar istekliler ki buna, işgal eden kim, işgale uğrayan kim belli değildir. Hem de karış karış gezdirirler topraklarını! Son demde ise “bak burası da başkentimiz!” derler.

Bakın, insanlar nasıl sevişirler anlatayım size.

“İşgal yönteminizden çok hoşlandım. Bir tatbikat daha yapmak istemez miydiniz! Yapalım güzelim. Topçu bataryaları hazır mı çavuş? Bir saate bayrağı dikeriz generalim! Canım ne acelesi var, ağırdan alın biraz. Önden bir keşif kolu yollayın. Dağ sırtı, tepe bayır gitsinler. Bak bir kurşun boynumu yalayıp geçti! Kucak dolusu sevgiler sunmak lazım karşılığında. Olmadı arkasından dolanırız. Yerin kulağı var, aman sessizce görün şu işi! Kulağına fısıltılar geliyor mu güzelim? Duy da duymazlıktan gel. Aç ağzını ve bak yukarı! Hava saldırısı mı bu? Bu dağın eteklerinde ancak kızgın lavlar yağardı başımıza, güzel, sevdim bu işgalimsi kuşatmayı!”

Betimleme bizim işimiz evelallah. Peki! Bugünkü aşkı nasıl tanımlarız? Çok basit. Kara treni buharlı trene çeviren sanayi devrimine benzetirim onu. Hayatı kolaylaştırır ama kıymeti bilinmez hiçbir şeyin…

 

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Aşk Kırık Bir İğnedir

aşk kırık bir iğnedir

Aşk Kırık Bir İğnedir

aşk kırık bir iğnedir

“Aşk kırk bir iğnedir, kırkı çıkar biri kalır.” derler. “Aşk kırk bir mumdur, kırkı yanar biri yanar.” da derler.”

Nurullah Ataç

Hava bulanırsa da yağmur yağar deyip de zeka seviyenizi düşürmeyeyim. Dil ne derse desin gönül bildiği yoldan şaşmaz. O ki en çok kendi şehrinde ıslanmayı sever. Doğal afet derler hani: doğal afet! Kapılır kimi zaman doğal bir afetin cazibesine. Bazen sel geçer üstünden, bazen çığ düşer üstüne. O kadar yanmıştır ki acıyı düşler olur. Kim nerede ve nasıl yakarsa yaksın, ilk afetin acısını özlemle hayaller. Elbette kan kusar kimi zaman. Kimi zaman koparıp atar bağlarını. Kaç kaçabildiğin kadar, zincirin de bir sonu var.

Sen düşünü kurmaya devam et emeksiz tutkunun. Geceleri kime sarılıyorsan o kadardır mahkumluğun. Bak gör istilayı: Saçlarını dizginsiz bir barbar şehvetiyle kavramış olan o eller her kime aitse, o soluksuz sıcaklık, o karnında gezinen ihtiraslı ellerin sahibi kimse… Kim olacak kocan, kocan elbette.

Öyleyse biten bir şeyler var. Öyleyse birileri yine aldatmakta kendini. Masumiyet ya iki taraflı olur ya da yalancıdır ikisi de. Biri düş zindanlarına kapatılmış, öteki Viyana kuşatmasından dönmüştür. Masada her akşam bir kap yal görmek ister kendi evinde. Tutkuları o gecelik doymuştur. Ama belli olmaz. Kuşatma başarısız geçmişse evdekine yönelir. Öyle şehvetli falan da olmaz. En kötüsü de budur zaten. Sana dokunur. Göğüs ve kalça surlarından hızlıca atlayıp hemencecik ele geçirmek ister şahı. Ne bir karşı koyuş, ne derince bir tırnak acısı… Beş dakika sonrası derin bir uykudur.

Ruhu doldurmayan beraberliklerde sadakatten daha önemli şeyler vardır. Zaten sevginin ve saygının bittiği bir evde sadakatsizliğin can yakması iki yüzlülüktür. İşgalci konumda iken kendini bir de tanrı olarak sunamazsın. Aynı şey tanrıça rolüne bürünmüş olanlar için de geçerlidir. İlginçtir! Herkes taparcasına bağlı olduğunu beyan eder ama kalplerindeki mabedin ilahı asla o kişi değildir.

Günay Aktürk

Read more

Sizce Aşk Nedir

sizce aşk nedir

Aşık Olan Geda Olur

sizce aşk nedir

Sizce aşk nedir? Bence sadık bir köpeğe benzer o. Aklına geldikçe kovarsın, kovdukça gelir dayanır kapına.

Yaşlılıktan desem değil. Gençliğin gücüne hoyratça saldıran bir bakteri bu aşk. Kutsal olduğu rivayet edilir. Kutsal olan böyle sakat mı bırakırmış hafızayı? Belki de tek marifeti budur, bilemiyorum.

Bazen rüyalarıma kadar sızabiliyor görüntüsü. Evet, onu davet eden benim. Bilincimin güvertesine dadanmış bir korsan ki anılarıma yuvalandığından da haberdarım. Kan ter içinde uyandığım nice geceler var ki sanırım bu yüzden bu evin en çok tavanına aşinayım!

Sizce aşk nedir bilmiyorum ama kendi hesabıma belli ki aklımdan zorum var benim. İnsan, eline diken battığında dudaklarını hemen olay mahalline götürüp emer de, etini kanatan bir çalı dikenini neden daha derinlerde saklama gayretindedir? Yoksa “anlık bir unutma hastalığı” mıdır bu yara? Belki de bu gezegenin en mazoşist yaratıkları bizleriz. Hoş, başka taliplisi yok ya… Acı ile zevkin ruhu ateşli bir sonsuzlukta kasıp kavurduğu bilinmedik bir şey değildir ne de olsa… Bu hoşumuza gidiyor.

Kurtulmaya çalıştıkça daha da diplere batacaksın. Ama bu “gerçek” korkutmasın gözünü. Baksana, insan ya uzaya merak salıyor ya da okyanus diplerine. Ya zirve ya da karanlık derinlikler… Bilmem anlatabildik mi! En kıymetli hazineleri en diplerde arıyoruz. Bu yüzden fazlaca abartmamak gerek.

İnsan en fazla nerede kayboluyorsa en çok da onun rengine bürünüyor. Doğanın bir kanunudur bu. Gelecek yaşamı doğuracak olan şey, ona uyum sağlayabilme yeteneğidir! Sizce aşk nedir bilmiyorum ama bence üreme içgüdüsünün tatlı bir suretidir.

İnsanın insanlığa en fazla yaklaştığı anlar aşkın dışavurum hallerinde mi gösterir kendini? Onu ancak böylesine kudretli bir duygu mu ehlileştirebilir? Bence tek başına biraz zayıf kalır. Ne de olsa bir yanı açlığa dayanıyor. Sağını solunu ille de ille sanatla süslemek lazım. Sanatsız aşk sadece istilacı dişlerini gösterir çünkü.

Konuyu kapatırken aşkın ne olup ne olmadığına odaklanan kitabımız “sanrılar“ı şiddetle tavsiye ederiz.

 

Günay Aktürk

Read more

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Ya Zirve Ya Derin Karanlıklar

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk
Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Yaşlılıktan desem değil. Gençliğin gücüne hoyratça saldıran bir bakteri bu aşk. Kutsal olduğu rivayet edilir. Kutsal olan böyle sakat mı bırakırmış aklı? Belki de tek marifeti budur, bilmiyorum.

Bazen rüyalarıma kadar sızabiliyor görüntüsü. Evet, onu davet eden benim. Bilincimin güvertesine dadanmış bir korsan ki anılarıma yuvalandığından da haberdarım. Kan ter içinde uyandığım nice geceler var ki sanırım bu yüzden bu evin en çok tavanına aşinayım!

Peki, aklımdan zorum mu var benim? İnsan, eline diken battığında dudaklarını hemen olay mahalline götürüp emer de, etini kanatan bir çalı dikenini neden daha derinlerde saklama gayretindedir? Yoksa “anlık bir unutma hastalığı” mıdır bu yara? Belki de bizler bu gezegenin mazoşist yaratıklarıyızdır. Acı ile zevkin ruhu ateşli bir sonsuzlukta kasıp kavurduğu bilinmedik bir şey değildir ne de olsa…

Kurtulmaya çalıştıkça daha da diplere batacaksın. Ama bu gerçek korkutmasın gözünü. Baksana, insan ya uzaya merak salıyor ya da okyanus diplerine. Ya zirve ya da karanlık derinlikler… Bilmem anlatabildik mi! En kıymetli hazineleri en diplerde arıyoruz. Bu yüzden fazlaca abartmamak gerek. İnsan en fazla nerede kayboluyorsa en çok da onun rengine bürünüyor. Doğanın bir kanunudur bu. Gelecek yaşamı doğuracak olan şey, ona uyum sağlayabilme yeteneğidir.

Şimdi bu kısa denemeyi hoş bir şiirle kutsayalım.

Sen Kayıpken

Sen kayıpken unutuveriyorum işte,
nereye ve nasıl koyduğumu seni.
Hay aksi kadın!
Oysa belli hangi kefede ağır bastığın.
Sonra birden aklıma geliyor,
hatırlamaya başlıyorum yeniden
ve yazıyorum seni derin kesiklerle
hafızamın huysuz bir köşesine.

Bu akılsız terazi kör müdür?
Görmezden mi gelir bunca yaranmazlığı?
Bir kefede sen, ötekinde boşluk.
Öfkeleniyorum haksız rekabetine.
Diş biliyorum bir zaman,
sonra yine unutuyorum,
sonra yeniden başlıyor.

Günay Aktürk

Read more