Ölümün Ömrü Bir Gün Galiba, Aşk Ömür Boyunca

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk Ömür Boyu Sürer Mi?

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk ne kadar sürede biter? Belki bir fikir verir bu kısa makaledeki anlatı. Altmış beş yaşında bir adam vardı. Sevilen ve sayılan. Kendi çapında otorite sahibi. Biraz kafadan terelelli. Ressam. Aşık olduğu kadına tutulalı kırk beş yıl geçmişti. Kadın yurt dışında, kendi Ankara’da.

Nasıl olmuşsa yakıtı tükenmemiş yanan fitilin. Kadın geçen ay hayatını kaybetti. Adamın cesedini de bir hafta sonra bir tatil kasabasında buldular.

Yan yana yürüdükleri gün sayısı üç yüzü geçer mi bilmem… Farklı insanlarla farklı hayatları yaşadılar ama birbirlerini hiç unutmadılar. İletişimleri hiç kopmadı.

Platonik aşkın bir ömrü var. Yasak aşkın da öyle. Büyük kitaplar büyük aşkların tarifini yapmıştır. Aşkın bu türü, kalıplaşmış hiçbir ilişki biçimini kabul etmez. Biriyle anlaşır ve “ölüm bizi ayırana kadar” dersin. Ama pek çok ilişki üç kişiliktir. Kimisi dört! Evin içinde gizli birkaç hayalet daha yaşamaktadır.

Aşkın da ahlakı yoktur ayrıca. O yalnızca hissettiğini kabullenir. Kaç bedene dokunur, kaç nefesten etkilenirsin! Şüphesiz onlar da gerçektir. Ama yakıtı tez biter onların.

Büyük aşklarda ihanet var mıdır peki? Kıskanır mı kendini yabancı dokunuşlara teslim ediyor diye? Geride kalmıştır o haller. “Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” demiştir ozan. Büyük aşklarda fethedilecek şey muhatabının zihnidir çünkü. Ne zaman ki o zihin koparmıştır derin bağlarını, işte o zaman tek tekere biner aşk!

Biz neyiz, diye sormazsın. Evlilik ya da sevgililik değildir bu bağı kuran. Yıllarca uzak kalsan da yıllarca gün kadar yakın sayılırsın. Gerçek aşkın mümkünatına değinmekte yarar var. Gerçeğe en yakın tanımını şöyle okumuştum bir dönem: “Gerçek aşk, aşk bittikten sonra başlar!” Atom bombası atılmış bir toprağın yeniden yeşermeye başlamasına benzer bu… Felaket düzeyde yaşanan bir doğum sancısından sonra dünyaya gelen bir bebek gibi…

Read more

Penceresi Naylon Kaplı Kış Ahalisi

beynimizin sevişme pozisyonları

Beynimizin Sevişme Pozisyonları!

beynimizin sevişme pozisyonları

Günler bazen sıkıcı bir kitap hissi verebiliyor. İnsan hayatı kaldırıp atamayacak kadar da değerli. Arasına ayraç koymayı deniyoruz. Dışarıda güzel bir akşam yemeği, iki kadeh bira ya da ölü uykusu. Seyahat iyi gelirdi ama cep delik cepken delik diye uyarmıştı kahin!

Para yok. Zaman yok. Dolapta yumurta yokken omlet yapamazsın ki. Borç yazdırmak eski gelenek. İnsan hayatına vurursan, yeni insan arayışına denk düşer bu.

Ama ‘eksiklik kendi özümde‘ demiş başka bir kahin. İçerideki titremenin sebebi dışarıdaki ayazdır sanıyoruz. Hey gidi hey penceresi naylon kaplı kış ahalisi! Yak sobanı otursana. Suların kesik. Tuvaletin tıkanmış. Üstelik mutfak da çöp yığınağı! İç dünyanın bunca keşmekeş olması, birilerinin sokağa tükürmesinden midir?

Yaşam şeridinin gidiş dönüş yolları sıkışık olabilir. Bunalımın kırmızı ışıklarında beklemek de sıkabilir insanı. Ama… İşte o ‘ama’ yı bulabilmek bütün uğraşımız. En kaliteli kitaplarda bile insanı sıkan uzun pasajlar vardır. İnsan hayatı neden daha fazlasını vaad etsin ki! Ama ille de inat edecek, iftarı bekleyen bir Arap zihni kadar bile mutlu olmadığımızdan dem vuracaksınız.

Mutlu olacağımızın garantisini kim vermiş? İnsan psikolojisi bir ev değil ki yangına ve depreme karşı sigorta yaptıralım. Twain’in dediği gibi “her beynin amacı zekaya doğru gitmek” olabilir ama mutluluk da insan hayatının nihai amacı değil ki. O amacı biz koyduk kendimize. Doğanın dengesinde böyle kutsal bir amaç yok. Doğayla çatışa çatışa geldik bugüne.

Beynimize zevk gitmediği zamanlarda mutsuz olabiliriz. O da insan psikolojisinin bir parçası. Duygulara karşı üvey evlat muamelesi yapmanın anlamı yok. Bir tabak da onun önüne koy. Geldiği gibi karşıla her şeyi.

Üç kağıtçı beyin! Değirmen misali öğütecek un arıyor kendine. Yani düşünce. Yani bir sorun. Bilgi. Uğraş. Uzun molalar ona göre değil. Körelirse kör testereyle keser seni. Keskin zekanın daha çok acı çekmesi bu yüzden olabilir.

Ben borularımı boşalttım. Şimdi mola verirsem bundan hoşlanabilir. Yazı yazmak beynimin sevişme pozisyonlarından biri. Mutlu olmak istiyorsanız siz de kendinize göre uygun bir pozisyon bulun derim.

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli

ateşi kıvılcımken söndürmeli

Kıvılcımı Söndürmek Ha!

ateşi kıvılcımken söndürmeli

“Ateşi kıvılcımken söndürmeli, yoksa yangının önünü alamazsın.”

Tolstoy

Közde yavaşça pişen şu mangal etini hatırlasana, ne de güzel sesler çıkartıyordu çıtır çıtır. Sos dedin mi, yolu yöntemi senden sorulurdu üstelik. Lezzeti bir yağ gibi damlarken kim döker ocağa suyu!

Ateşi henüz kıvılcımken söndürmek… Haşa! Kızaran etin çıtırtısı ruhsal bir inleme gibiydi kulaklarında. Bu tensel zikirden evliya olsa kurtaramaz paçasını. Tanrının bile nur topu gibi bir evlat getirdiği dünyada ateşi kim söndürecek?

Kıvılcımı söndürmek ha! Hangi deli soyunacak bu işe? Hem de hava bunca güllük gülistanlıkken! Zor olan yanmak değil ki, ona herkes gönüllü. Zor olan ateşin içinden en az yanıkla çıkabilmek. Hem de ateşi kirletmeden…

Kıvılcımı söndürmek… Heyhat… Kimin aklına gelirdi ki ateş büyüyecek de koskoca tesisi yakacak!

Günay Aktürk

Read more

Benim Öyle Hiç Uzun Yürüyüşlerim Olmadı

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

"Haydi Gel!"

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

Benim öyle hiç uzun yürüyüşlerim olmadı.
Bütün keskin virajları hep yolun sonudur sandım.
Yürüyen kendi yolunda böyle yol aldı:
Yol da tıpkı böyle göründü yolcuya.
“Yürüyeceksen bizim gibi yürü!” dediler,
Sadece kavşağa kadar eşlik ettiler.

Ama tüm yolculuklar böyle olmadı.
Bir sabah “Hadi gel!” diye bağırdı neşeli bir ses:
Tutup kavşaktan karşıya geçirdi beni.
Yine de uzun yolculuklarım olmadı benim.
Çünkü ona da başka türlü görünmüştü yol.
Nereye gittiğini tam olarak bilmeyen,
Bunu da pek umursamayan bir sesti bu.

Şimdi adres soranlara virajı gösteriyorum:
Hele git oraya kadar da, orada tekrar sor!

Yol ki bir insan sureti gibi göründü gözümüze.
Korktuk yalnızlığın hışımlı uğultusundan.
Yolda kendimizle konuşmaktan korktuk.
Korktuk delilikten, divanelikten,
Yolda bir başına yol sürmekten…
Kendi virajlarımızı dönemez olduk,
Hep bir başkasının yolunda yürümekten…

Günay Aktürk

Read more

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Bir Alıntı Bir Yorum

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

“İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar, göstermeyi bırakırlar.”

Halikarnas Balıkçısı

Fazla mı gösterdik ne, sevginin rutini alışkanlık mı yarattı onlarda! Daha fazla gösterme, dediler çünkü, neye benzediğini ezber ettik:

“Lazım değil senden gelen alaka. Sıcaklığın kuru bir ayaz, içimde yaprak kımıldamıyor. Al kaçır beni, desem, yatağımız cennette bir bataklık olacak: kafesli bir sürgünlük. Bekledim ellerimin karıncalanmasını, nefesim kesilsin istedim. Ama güneş yörüngesinden sapacak gibi görünmüyor…”

Bakmayın siz yüce dağdaki kar öbeklerine, aslında onlar da göstermeyi bırakanlardan. Onlardan da sıkıldılar. Kimsenin, al kaçır beni, dediği yok. Yani pek de kişisel görünmüyor mesafeler. Dengenin kuralı bu sadece.

Fazlaca ödün vermeyeceksin. Nedir bu sevmeyen sevgilinin doğası? Kedigillerden yırtıcı bir vaşak sadece! Bu yüzden başıyla birlikte girdi mızrak. Şimdi çıkart çıkartabilirsen.

 

Günay Aktürk

Read more

Yaklaş Generalim

yaklaş generalim - günay aktürk

Aşk Olacak Mı Yarın Generalim

aşk olacak mı yarın generalim

Duyuyorum silah seslerini generalim. Cephe gerisine kadar ulaşan bu şarapnel parçalarına henüz hissizleşmedi bu beden. Bu et yığını dev yavrusundan umudunu keseyim deme. Yaklaş ve gir şu kamuflajın altına.

Sensiz gündemin bile tadı tuzu yok. Gerektiğinde vuruşuruz göğüs göğse. Kalem tutan ellerimizin mızrağa alışması üç beş talime bakar. Kayıplara karışmış sözde bir tanrının verdiği cana ot tıkarız icabında, kapımıza kadar dayanmışsa şayet insanlık suçu!

Ama sensiz savaşın bile tadı tuzu olmayacak. Mavzeri yağlamanın, yirmi beş metrelik atımlara talim etmenin tadı olmayacak. Terimi silmelisin generalim. Bir beyaz mendil, üç taburluk bir cephane demek! Eyy tütünümün cesur kavı, göğsümün önündeki köstekli saatim! Sensiz savaş alanında akılsız bir mecnun sayılırım. Vurulup giderim serseri bir kurşunla…

Savaşa dahi sanatsal bir detay katan kızıl bir fırça darbesinin sen. Coşkulu olur dövüşlerim sen varsan, sensiz kuru bir öfkeyim sadece…

Ama hayır! Şartlar olgunlaşmadı henüz. Senin kim olduğunu bile bilmiyorum. Hatta doğduğundan bile emin değilim. İhtimal dahilinde midir bir yerlerde karşılaşmak generalim…

Bugünden yarına iyi bir şeyler çıkacak mı? Kaç kurtuluş savaşı daha geçirecek insanlık? Yoksa barış zamanlarında yavaş yavaş aptallaşmasını sürdürecek mi yine? Tarih yine yüz yılda bir tekerrür mü edecek? Belki yenileceğiz ama geleceğin yobazlarına da kalmayacak yarınlar!

Sana beş iş günü kadar mühlet! Aşk olacak mı yarın generalim? Umut yine duvarlara tırmanacak belki. Ama umuda ve barışa sağlam kazıklar çakabilecek miyiz dersin? İçimizdeki itici güce sağlam barınaklar inşaa edebilecek miyiz…

 

Günay Aktürk

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

Hayvanca Sevmek Gerek

hayvanca sevmek gerek

Sevmek Duygu İşidir

hayvanca sevmek gerek

Düşüncenin dile getirilmesine benzemez sevmek. Duygu işidir o ve her duygunun dilde bir karşılığı yoktur. Kelimelere dökülmese de olur. Bu yüzden “anlatma göster” denir.

Kelimeler duygulardan sonra yaratıldı. Yani, daha ortada sözcük yokken duygular vardı, demek oluyor bu. Hayvanın doğallığı buradan gelir. Çünkü onun kelimesi yoktur. İdeolojisi; “ama”sı “fakat”ı “lakin”i yoktur. O da kıskanır elbet. Dişlerini gösterir, pençe atar… Rakiplerden hoşlanmaz. İnsan ile hayvanın en eski ortak noktalarından biri de bu olsa gerek.

Severken hayvanca sevmelidir insan! Doğal olmalıdır. Amasız, fakatsız, lakinsiz ve kinsiz… Aklın insana yakın duran marifetleri özgürce sergilenmelidir.

Duygular düşüncelere benzemez. Hatta düşünceleri yaratan da duygulardır. Duyguları temiz olanın düşünceleri de temizdir.

Şairler hayvana en yakın duran kesimde yer alırlar. Birine dokundukları zaman “düşünce” masadan sessizce kalkarken duygular zarafet kostümleriyle geceyi şereflendirirler.

Bunu elbette herkes ne yaşayabilir ne de yaşatabilir. Aklın düşünce orduları hedefe yoğunlaşmıştır. Şehrin içlerine kadar girip bayrağı surların üzerine dikmeye yoğunlaşmıştır. O gecenin başka anlamı yoktur.

Ama gelişmiş bir hayvandan başkası değildir bu insan. Dünyayı düşüncelerinizle yorumlasanız da sadece duygularınızla görebilirsiniz.

Araba kullanmaya benzer biraz da sevmek. Üçüncü vitesten yukarı çıkamayan ama kendini hız delisi sanan bir meczup! Her ne yapıyorsa üçüncü viteste yapar. Motorun bütün gücünü kullanmak cesaret gerektirir. Sevgi de cesaret işidir. Arabayı yakman gerekiyorsa o araba yakılmalıdır. Yolda kalmışsın, alabildiğine susuz, dudakların çatlak ve miden karıncalı… Bu aşktır.

Günay Aktürk

Read more

Benden Sonra – Makale Oku

benden sonra

Bensiz Yaşlanırken...

benden sonra

Umarım benden sonra, benim olmadığım bir dünyada yaşlanmayı beklersin. Ah hayır! Sevgililerin her zaman bir alternatifi vardır. Beyaz atlı prenslerin, deniz kızlarının alternatifi vardır. Çünkü ölen nikah memuru değildir de ondan. Kimse kimseyi mezara kalbiyle beraber gömmez. Ölen, ihtiras değildir çünkü. Saygı da altından sandıklara kilitlenir en fazla. Tutkunun kendini kapatacak yeni bir kafes bulacak olmasına şüphe yok.

Benim olmadığım bir dünyada yaşlanmak canını acıtacak. Çünkü bir gece yarısı saldırıya uğramış çırılçıplak bir kadını kucaklayıp evine götürebilen bir adam bu karşındaki! Sana bağımlı bir adam: Seni kendine şırınga etmeden de asırlarca yaşayabilecek olan…

Güven ve dostluk, tutku tabutlarına çakılmış güçlü çivilerdir. Dünya dediğin, ihtiras tabutlarının kapakları açıldığı için bu kadar tehlikeli. Belki yüzümü bile hatırlamayacaksın. Benden sonra, bensiz bir dünyada yaşlanırken aklında kalacak tek şey o çiviler olacak çünkü. Bu yüzden umarım senden uzun yaşarım!

Beni bir tek sen affettin. Kaptan yolcusunu umursamamıştı çünkü ufuktaki sayısız limanı görmüştü. Bu da senden aldığım en büyük ders olarak kaldı.

Yolculuk ettiğim bütün otobüslerin çeşitli kusurları vardı. Ben de epey kusurlu bir yolcuydum. Valizimi çaldılar yarı yolda. Kirli çamaşırlarım saçıldı ortalık yere. Onlarca kez denize atılmışlığım vardır. Son sözleri ise, biletimin daha iyi gemilere layık olduğu türünden saçma sapan sözlerdi. Herkes mutluydu benden sonra

Pek çok fikir tutkulu bir yanılgı üzerine inşa edilir. “Belki bir gün…” denir ve beklenir. Can çıkar ama umut çıkmaz. Yıllar geçer ve umudun koyu gölgesi kalır geriye. Her aşık muhtemelen o avanak tebessümüyle gömülür toprağa. Ve pek çoğu da kırkı çıkmadan unutulur. Ama bazen birilerinin üşümesi sanılandan uzun sürer.

Çivilerimi çok derinlerine çaktım. Yine de gerçekçi olalım. Benden sonra bile su akmaya devam edecek. Yavaş yavaş böyle bir insanın yaşadığını dahi hatırlamaz olacaksın. Ama bir akşam pencerene vuran yağmur damlaları ya da yaprakları hışırdatan rüzgar beni sana yeniden hatırlatacak.

Günay Aktürk

Read more