Ona Bu Sabah Söylemeliydim!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Edepsizlikte Üstüne Yoktur Edebi Sözlerin!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Ona bu sabah söylemeliydim! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor demeliydim. Bu da bir yürüyüş biçimidir efendim! Üstelik edepsizlikte üstüne yoktur edebi sözlerin! İltifat bir yalan kumbarası olsa da, bizimki şair hakikatidir.

Aldatılmıştır vakti zamanında bu mevzubahis memeli türümüz. Yani değeri düşmüştür o iki dipsiz cennet kuyusunun, kusurlu bir et karşılığında. Yeterince bakıldığından mıdır nedir, şaşı bile görünür pırlanta gözler.

Et dedik, göz dedik, güzellik dedik. İnsan pazarında dengi çoktur bunların efendim. Daha iyisi her zaman bulunur. Daha dolgunu, daha irisi ve daha dirisi her zaman vardır. Pazar, etin ve suretin pazarı olduktan sonra, göz kantarı uykuda bile çalışır. Sen nefis dersin, ben insan içgüdüsü. Fakat insan insanı böyle mi seçer?

Bel altı demişti bu sabah, işiniz gücünüz bunu konuşmak. Canım, deseydim ona, vücudu neden bel altı bel üstü diye ikiye ayırıyorsun ki! Dün gece dört bölümlük bir dizi izlemiştim. Diyordu ki: “İnternete baktım, bir insanı öldürmenin detaylarını anlatan tek bir makale bile yokken internetin yarısı seks.” Bu sebepten aslında. Dünyanın dörtte üçü su, insanın üçte biri arzu.

Gözlerin bu yüzden güzel. Kalp dediğin bir “göz kırpmasında” bu yüzden çarpar. Peki, öyle olsun. Aşağı mahallenin yasaklı takımıyla bırakalım da tanrılar ve şeyhler uğraşsın. Ak sakallı ilahi leylekler nasıl yaparlar bu işi bilmem ama bizler bildiğimiz şekillerde yuvarlanıp gidiyoruz işte. Her şeye rağmen.

Günay Aktürk

Read more

İnsandır Kurban – Günay Aktürk (Şiir Dinle)

Günay Aktürk - İnsandır Kurban

Ulak Sesleri Kitap Taslağının Gözdelerinden : )

İnsandır Kurban
Şair : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez bendeniz Günay Aktürk ve İnsandır Kurban adlı şiirim. Dinle ve dinlettir.

İnsandır Kurban - Sözleri

İnsandır kurban.
Neler gelmez ki başına.
Saklar kötülüğünü kapalı kapılar.
Ve yankısı kısıktır dört duvar arasında
Binlerce duygunun.
Belki her günü tacizdir,
Belki her günü tecavüz.
Her başın bahtı aynı değildir.
Kiminde dokunaklı bir dolunay
Kiminde kara ve çamurlu yağmurlar…
Kiminde dizi dizi lağım çukuru,
Kiminde gümüşten kaldırım taşı.

Can taşıyan öder bedelini yaşamın.
Beşik de büyütür onu musalla da.
Ninni de uyutur onu karabasan da.
Erdemin sureti pusludur çünkü.
Bilginin yurdu kemiksiz bir dildir.
Hangi kaba girse o şekli alır.

İnsandır kurban.
Hastalıklı bir ten konağında
Yudum yudum tadar gücün zehrini.
Ve öper sancağını şanın şöhretin.
Tahsili yüksek bir iblis talebesi!
Cehaletten muzdarip, yobazlıkta ileri…
Söküp atamadığı tek melamet
Israrlı bir ahlak yetmezliği…

Kötüleri kusan bu bereketli rahim
İyileri de taşımakta karnında.

En çok da onlar için bu çaba:
Aklın doğurduğu bunca barikat;
Din diyanet, bilim ve sanat…
Hatta eli kanlı büyük adamlar!
Yani çişini tutan dünyanın bütün heykelleri,
Kendilerince iyi bir dünya düşlediler.

 

Ah, cehalet bulaşınca bir cana,
Zahir ile batın birbirine dolaşır.
Şeytanlar cübbe giyer, hak batıla karışır.
Zehir zıkkım olunca hakikatin çorbası,
Akıl çıplak kalır, giyer ölüm urbası.

Ama insandır kurban!
Unutulur kara kitap, bağışlanır kör kadı.
Gebe kalır bir kadın.
Bir ölünün kırkında diş çıkartır çocuklar.
Torun yüzü görür
Daha dün atasını kaybeden çocuk.
Ve sürür ayaklarını yeni nesil
Eski çağın bozuk yolunda.
Budur şimdilik insanlığın yazgısı.
Damla gelir sel gider bu dünyadan.
İhtiras da yaşlanır kendi damında.
İnsandır…
Velev ki insan olan kurbandır;
Ama gün olur devran döner
Ve gamzeye tebessüm düşer…

Günay Aktürk

Read more

Televizyonda Uyuz Beygirler Anırdığı Sırada Hayat

Uyuz Beygirler - Günay Aktürk Makaleleri

Bir Berberin Yüzü Suyu Hürmetine!

Uyuz Beygirler - Günay Aktürk Makaleleri

17 yıldır aynı berber, aynı Ferhat. Bu sabah tıraştan sonra dedim ki: “Ulan rahatladım be, cenabı hak makasını Zülfikar eylesin. Hele şu kaliteli şeylerden de sür yeğenim!” Eli boldur, beleşe kafa köpüğü bile vermez ama iyi sürttürür keserken. Berberlik ayininin kutsal merasimi!

Televizyonda uyuz beygirler anırıyor. Ne az kelamları var ama dillerinde! Kalkarken: “Şimdi rahatlama ve keyiflenme sırası bende.” dedi sırıtarak. Mangırı kastediyor. “Bu seferlik sadece ben rahatlasam olmaz mı?” dediğim anda nur yüzünde yalandan bir aydınlanma oldu. “Hayır!” dedi, “İkimiz de aynı anda rahatlamalıyız!” “Doğru söylüyorsun. Tek taraflı rahatlama tecavüze girer!”

Saçlarım iyice papaza dönmeden gitmiyorum ki parayı bulup kudurmasın! Üstüne bir de zamdır, enflasyondur zararlı dalgaları var esnaf kısmının. Devlet bize zam yaptıkça o da fiyatı artırıyormuş. Berber elinizden parayı alır diye devlet bize zam yapmıyor, dedim. Yemedi.

Nur yüzlü kuaförüme rağmen aydınlık bir Ankara sabahı! Çıktım. Minibüsçü, sana da günaydın canım, dedi yedi lira karşılığında! Canım mı dedi? Denk gelirse bir dahakine selamünaleyküm demeliyim.

Kızılay güzel göründü gözüme bu sabah. Sakin halinde bile kudurmuş gibi yürüyen yığınlar! De ki 6 milyon insan, kaçını tanırım? Ne yalnızlık ama! Bir dosta telefon ettim. Açtı beşinci çalmada. Eminim o da bıkmıştır projelerimi dinlemekten. “Dolmuşçu ne dedi biliyor musun?” Kahkaha. En iştahlısından. Bankta oturan genç bir kadınla göz göze geldik. Son zamanlarda ayaküstü bunca güzel bakan gözlere denk gelmemiştim. Delici. Sivri ucu diplerimde! Yorgunum. Belki biraz da körelmiş. Gitmeliyim güzelim!

Birinden telefon bekledim. Aramadı her zamanki gibi. Kimlerin kıllı koyunlarını düşlemekte acaba, diye düşündüm. Yorgundum. Sanırım omuz da silkmiş olmalıyım. “Zevk alsa bari!” diye geçirdim. Hızla uzaklaşıyordu bazı şeyler. Bunca yakın göründüğüne şaşırmıştım.

Gün bu işte. İçinde her şey var. Pahalılık, sohbet ve kahkaha, canımlar cicimler, kısır hakikat ve bir de zevki düşleyen anaç hayaller… Yıl 365 altı saat ve içi bunlarla dolu. Tek tekere binmiyor ya hiçbir şey… İnsan hâlâ umudun tek alevi. Bize bir yangın gerek artık! Ve dozunda bir mutluluk: Kedili ama trafosuz. Televizyonda uyuz beygirler anırırken hayat böyle geçip gidiyor. Bir koli yumurta 80 lira…

Read more

Hatalarımız Kararlarımıza Dönüşürken

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

Bana Yalan Söyle Ama En Çok Bir Kez

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

“Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır.”

Paulo Coelho

Çok erken yaşlarda okudum bu sözü. İnandım doğruluğuna. Kullanılmayan bilginin akla yükü yoksa da, faydası da yoktur. Bu yüzden bir kimsenin üç kez yalan söylemesine asla izin vermedim. İlkinde, bırak kollasın fırsatını dedim. Belki aklı karışmıştır. Ya da kaybetmeyi göze aldığı şeyden vazgeçmeye hazırdır. Kendini buna hazır hissetmiştir. Bırak, dedim, bırak yapsın o hatayı! Belki hazırlıksız yakalanır…

Bazen hangi yolun daha korunaklı, hangi yolun daha matemle dolu olduğunu bilmeyiz. İnsanlara seçim hakkı sunmalısın, dedim kendime. Bırak bir kez dikenli yolu seçsin. Ve görsün aradaki farkı. Belki konforlu olan yol odur. Belki o geçit vermez ağaç, boylu boyunca senin yoluna devrilmiştir. Ve hiçbir yere çıkmıyordur yolun sonu! Kirli bedenine derviş hırkasını uydurmaya çalışma, dedim! Belki de acıyı hafifletmenin bir yoluydu bu fikir. Belki de…

Ve benzer yalanlarla gelen ikinci hata! Evliya çilesiyle yanıp tutuşan boktan bir halkız. Artık ne kadar yalana maruz bırakıyor ve bırakılıyorsak, her günümüz acılı alıntılarla dolu. Kötüyüz aslında. Sadece önünde diz çöktüğümüz efendimizin karşısında içimiz dışımız bir. Elbette bunun bir nedeni var. Onu ele geçirebilmek için “erdem” karşılığında kendimizi pazarlıyoruz. İyi pazarlık.

İnsanları seçimleriyle baş başa bırakmalı. Ya sen ya öteki. İnsan ya uykudadır ya da uyanık. Ortası sersemliktir, bilirsiniz. Hem rüya görüp hem de kahvenin tadına bakamazsınız ya. Ya seninledir ya ötekiyle. Ama genelde olan şey, kişilerin uykusunu aldıktan sonra sizinle de kahve içtikleri gerçeğidir. Bunu kabul eden de en az hatalarını tekrarlayan kadar suçludur. Sanki bizim yollarımız da yalnız kendi ayaklarımız tarafından arşınlanıyor da…

Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır!” Kimse üstüne almıyor bu sözü. Bu söz aslında hepiniz için. Sen, sen, sen, hepiniz. Ve ben! Henüz fırsatını bulamamış olanlara gelince… Belki fırsat yokluğundandır. İlk hataya kadar bekleyin!

Read more

Gel, Gör Ama Gitme!

gitme - günay aktürk

Gerçekten Kaçacak Mısın?

gitme - günay aktürk

Ne iyiliğimi istiyorsun ne kötülüğümü. Ne bensiz daha mutlusun ne intihara meyilli. Ne bozulmakta benimle ağzının tadı, ne de zehir zıkkımsın. Kendi halinde bir yılbaşı hindisi gibi sadece varsın işte! Ne lezzet vaat ediyorsun ne iştah düşmanısın! Şaşılacak şey, yaprak kımıldamıyor bahçelerinde. Ya ben yanlış bir kuyumcu mağazasıyım, ya sen başka vitrinlerin kadını!

Gerçekten kaçacak mısın? Geceliğini bile değiştirmeden bir gece yarısı beni uykuda bırakıp! Elinde topuklu ayakkabılar ve yarı çıplak, kuşatma altındaki bir şehirden sınırı geçen kaçaklar gibi…

Belki terk edilmekten korkuyorsundur. Vardır öyle insanlar. Kaç kez yağmalanmış ve batırılmıştır ya düş gemisi! Sürekli kendi yalnızlığına terk edilmiştir! Peki, sen? Onlar terk etmeden ben hızlı davranayım mı dedin? Sonra ardı sıra gelen tüm gemileri kendi ellerinle kundaklayıp son filikaya atladığın gibi kaçıp gittin mi!

Belki bir baba travmasıdır bu! Her kız çocuğu babasının kundağında kadınlaşır. Odur onun erkek modeli. Soğuk ve sadakatsiz miydi seninki? Mutlu bir gelecek vaat etmiyor muydu? Bu yüzden mi hoşlanmıyorsun dokunulmaktan? Gün batımının romantizminden? Sana geçimsizliği mi anımsatıyor? Belki şiddeti! Aşağılanmayı…

Erkeğin başka modelleri de var oysa. Ama sana yabancı o versiyonlar. Belki nedeni budur. Tuhaf gelecek ama ben sana yabancıyım! Baban şair değildi sanırım. Ne sarılmasını bilirdi ne öpmesini. Tatlı sözlerin hazzına da yabancısın zira o derinliği sana aşılamadı.

Gel, gör ama gitme! Ben farklı bir versiyonum. Korkma görürüm diye içindeki boşluğu. Aşkın mükemmellikle alakası yok zaten. Akı var boku var! Hem bizim kökümüz derinlerde. Başka türlü çıkamazsın o kabuktan!

Acıdır ama yüksektir ihtimali sevgilim! Bir gün baban tarzı bir erkek tarafından öldürüleceksin!

Günay Aktürk

Read more

Temiz Eller Deneyi | Elin Temizi Nasıl Anlaşılır? | Günay Aktürk

Nasıl Anlaşılır Elin Temizi?

Temiz Eller Deneyi, insanın ahlakını, sanatla kurduğu ilişkiyi ve empati yeteneğini sorgulayan metaforik bir denemedir. “Elin temizi nasıl anlaşılır?” sorusu üzerinden, kirli güç ile temiz bakış arasındaki fark irdelenir. Günay Aktürk bu metinde, temiz ellerin gözlere yansıyan bir bilinç hâli olduğunu öne sürer.

“Mermerden bir elin mermerden bir kumaşı tutabilmesidir sanat.”
Thomas Ridgeway Gould, 1876 (Batı Rüzgarı)

Yukarıdaki alıntı üzerinden Temiz Eller Deneyi yapabilir miyiz sizinle? Deneyelim efendim.

“Adamın elleri mermer kadar sertti, mezar kadar soğuk. Hiçbir serçe ve hiçbir güvercin konmazdı bu ellere su içmek için. Kalın parmakları vardı. Ne bir bebeğin minik ellerine yakışırdı onlar ne de evlenme çağındaki bir kadının hayallerine… Yüzük parmağında paslı bir alyansın soluk gölgesi… Şimdi Osmanlı tuğrası işlemeli bir yüzük kapatmakta üstünü.

Ama ne çok talibi vardır o ellerin! Kabaymış ne dert, kanlıymış ne çıkar! Ah o zavallı gözler! Ah derin etkileniş! Ustası değildir bakıp da görmelerin!

Temiz Eller… Mermerden bir kumaşa mı dokunacakmış o sahtekâr? Oysa kabarıktır o elin günahı! Onu soğuk ve ıslak gecelerden sormalısınız. Kaç kez yıkanmıştır kanlı derelerde o eller…

Peki, nasıl anlaşılır elin temizi? Sanatkâr olsa mesela? Çıkmasa içi kitap dolu yapılardan? Türküler bestelese? Senaryolar yazsa?

Elin temizi gözlere yansır efendim. Siz belki nur dersiniz ona, ışık dersiniz. Ben “olmasa da olur” u okurum o bakışlardan. Ateşli savunucusu değildir hiçbir şeyin. O bakışlarda her şeyin boyu bir karınca sureti kadardır. Anlamıştır efendim, anlamıştır… Ama yitirmiştir anlamını anlaşılan şeyler! Sanat, kitaplar, medeni zekâ… Onlar koca denizde heybetli bir gemidir sadece. Bir zaman yolculuk etmiş ama sonunda inmiştir gezegenin ıssız bir adasına…

Ellerini görmek istiyorsanız, iyi bakın o gözlere. Temiz eller eleştirel bakar. Yani gerçekten anlamak için. Merhamet denilen şey de bundan beslenir. Belki siz empati dersiniz buna. Doğrudur. Kirli ellerin empatiden uzak olduğu da doğrudur. İyi bakın öyleyse! Sizi anlamak için zihninize yeteri kadar girebiliyor mu?

 

Günay Aktürk

Read more

İnsanın Değeri Ne İle Belirlenir?

insanın değeri - günay aktürk

Doğa Bilgisine Dair

insanın değeri - günay aktürk

“Tek Kitaplı İnsandan Korkarım!”

Timeo Hominem Unius Libri

– Kitap okuyor musun sen?
– Hayır.
– Öyleyse seni astıkları zaman çok az bilgi eksilecek dünyadan.

Atinalı Timon

İnsanın gerçek değerinin ölçüsü sahip olduğu bilgidir. Bu bilgi ise doğa bilgisidir. Her şey bu yerkürenin içinde olup bittiği halde doğaya atfedilmeyen her bilgi insanı yabancılaşmaya götürür. En büyük kötülük ise, bilginin saklanması ve yasaklanmasında yatar. Çünkü ardından cehalet gelecektir. Zira deneysel bilim ile akılcı felsefe reddedildikten sonra okullarda öğretilebilecek hiçbir şey kalmaz.

Ülkemizin içinde bulunduğu durum da budur. Sorusu cevapsız kalan her olayın kutsallaştırılması ortaya binlerce sahtekar çıkarmıştır. Bireyin yerini kul, filozofların yerini ise din âlimlerinin aldığı bir dünyada artık okumak ve araştırmak da yasaklanmıştır.

Eleştirinin bir diğer adı da “akla danışmak”tır. Ama bunun karşılığı şirk koşmak olunca, eleştiren taraf bunu canıyla ödemiştir. Böylece bu halk görmezden gelinen ve de saklanan çarpık fikirlerle yüzyıllar boyunca yüzleşememiştir. Zira dini kitaplar yalnızca alimler tarafından yorumlanmış, konunun akla yatkınlığı ya da evrensel olup olmadığı göz ardı edilmiştir. Bu yönüyle en büyük kötülük de onlardan gelmiştir.

Milenyum çağına girdiğimiz şu son 22 yıldır artık işler değişmiş durumda. İnternet yaygınlaşmış ve reddedilmek üzere bekleyen o gizli bilgiler halka açılmıştır. Akıl keskin bir baltaya benzer. İşini her zaman görür, yeter ki kesecek odun bulsun kendine. İnsan ırkına ait olan zeka asla körelmez. On bin yıl boyunca paslı durmuş olsa da. Ülkenin gözle görülür bir biçimde deizme doğru kaymış olması bilgi bolluğunun bir sonucudur. Gelişimi asla durduramazsınız. Belki kitapları yakabilir hatta kitap yazan bedenleri de cezalandırabilirsiniz. Ama dünya, bilgelerinin yüzde doksan beşinin yok edildiği dönemlerden de geçti. İskenderiye kütüphanesi yakıldı. Oysa bakın, bugün uzayda izimiz var.

Tek yörüngeli pusulanız bizleri yanlış sularda boğacak diye korkuyor değiliz. Zaman zaman pusulamızı kaybediyor olsak da, insan denilen genetik kopya kuzeyi bir kez olsun gözden kaçırmış değil!

Read more

Bunca Zahmete Değer Misiniz?

ilişkiler üzerine

Zahmet Bile Artık Manasını Kaybetti

zahmete değer misiniz - günay aktürk

Makalemize Marcel Proust‘un “Guermantes Tarafı” adlı kitabından bir alıntıyla başlayacağım: “Aslında” diyor “Zahmete değeceğinden emin olsak, zamanımızı bir insana harcamayı tercih ederdik. Bütün mesele budur; siz kendinizi biraz tanıyorsunuzdur herhalde. Zahmete değer misiniz, değmez misiniz?

Geçenlerde genç bir kadına bir erkekte aradığı şeyin ne olduğunu sordular. Göbekli olmasını istiyormuş. Soran taraf cevabı ciddiye alıp sebebini sorunca: “Göbeğiyle oynardım!” yanıtını aldı. Soruyu soranın yaşı da gençti. O da muhtemelen ele avuca çabuk gelsin diye çıtı pıtı bir şeyler olmasını arzular.

Bu düz mantık tüm hayvanların ortak yasalarından biridir. Zevkli duygulanışları artırdığı için, bakir aklın en becerikli eylemlerinin başında gelir. O bedende başka bir meziyet aramıyorsa elbette zahmetine katlanacak. Hatta bunu bir rutine çevirerek kendini bir nevi “zahmet” makinesine bile çevirebilir.

Bu tip insanlarla sıklıkla karşılaşırsınız. Sosyal medyada çok etkileyici gördükleri kadınlara evlilik teklif edenler bile var. Zahmet bile artık manasını kaybetti. “Her topal satıcının bir kör alıcısı bulunur.” sözü boşuna mı atasözüne dönüştü?

Siz Zahmete Değer Misiniz?

Siz zahmete değer misiniz? Madem herkes kendinden mesul, o halde ayna görevi göreyim size. Sizi bilmem ama benim kirpi dikenlerim var. Bir ara manik depresif (bipolar bozukluğu) olduğumdan bile şüphelenmiştim. Bakın bu durum bayağı tanıdık gelecek size. Bir an için coşkulu bir keyifle projeler üretirken, beş dakika sonra inanılmaz bir karamsarlık durumu. Bir ara bu vaziyeti yazmıştım. Sizlerle de paylaşmak isterim: “İki tane aklım var benim. Biri arada bir alıp başını gidiyor böyle. Ne zaman geride kalan gidenin koltuğuna gözünü dikse, işte hep böyle aklımı kaçırıyorum ben!

Böyle bir insana emek verilir mi hiç? Onunla uğraşmak oldukça yorucudur. Zahmete bile değmez. İnsan ister ki bir verip on alsın. Ama üçe bile razıyken elindekinden de oluyorsun. Gün içinde çok fazla insanla iletişim kurduğum için ülkedeki ruh hastalarının sayısının epeyce fazla olduğunu biliyorum. O yüzden hoşlandığınız kişiye yaklaşırken on defa düşünün derim.

zahmete girmek

Hadi Seni Evine Bırakayım

İnsanlara kriterleri soruluyor. Bir başkasına katacağı bir dizi değerleri olmayan kişilerin kriterleri olur mu bilmem. Ya da kişiliği zengin olan taraf sizsinizdir de, karşı tarafta derin bir karadelik vardır. Zihninizi parçalara ayırmaya başladığı zaman yavaş yavaş siz olmaktan çıkarsınız.

Kendimize kırmızı çizgiler belirleyebilmek için önce kendimizi tanımamız gerek. Belki şunlar sorulabilir: “Ben kimim? Kendimden başka birilerine faydam dokunuyor mu? Kendi varlığımı başka nesneler üzerinden mi çoğaltıyorum yoksa salt kendimle kalarak kısırlaştırıyor muyum kendimi? Bir başkasına ihtiyaç duymamdaki amaç nedir? Sadece tensel açlık mı yoksa duygusal açlığı zihinsel doyuma da ulaştırabilmek mi? Yakın bir arkadaştan beklenen şeyleri sevgilide de görebilmek! Sonu cinselliğe bağlanmayan bir gece yemeği mesela. “Hadi seni evine bırakayım.” demek gibi… Bu sayede beraberliğin ana çerçevesi daha da netleşmiş olur.

ilişkilerde uyum

Bugünün ilişkilerinde “taraflar arası uyum” dert edilen en son şey. Bunu kafaya takmıyoruz bile. İlişkilerimiz, yatak odasına misafir takımı almak gibi eksik ve savruk bir algı tarafından yönetiliyor.

Ama evet, her ilişkide bir çıkar vardır. İnsan üçe katlayacağından emin olmadığında altına bile yatırım yapmaz. Belki siz koleksiyoncuları seviyorsunuzdur. Orada öylece dursun da, ara sıra kutusundan çıkarıp okşarım, gibi. Bu da bir seçenek. Ama ne katıyor, ne kaybettiriyor? Besliyor mu çürütüyor mu? Her şeyden önce size ve yaptığınız şeylere saygısı var mı?

ilişkiler üzerine

En Kötüsü Bulduğunu Sanmaktır

Aslında en zoru da bulmak. Bulunca da elinde tutabilmek. Ama tutarken onu zincire bağlamadığından emin olmak. İlle de en büyük beceri, bulmayı başarabilmek. En kötüsü ise bulduğunu sanmak. İnsanlar ile tanklar arasında her zaman bir benzerlik görmüşümdür. Zırhlarının kalın tarafını gösteriyorlar ki çabuk delinemeyecekleri düşünülsün. Bunu zaman gösterir. Zaten pek çoğu yarı yol arkadaşı. Siz siz olun yalvar yakar olmayın. Emek verme zahmetine katlansanız bile bunun bir kumar olduğunu ve kaybetmenin de ihtimal dahilinde olduğunu kabul edin.

Olabilir yahu, karşı taraf her zaman o zahmete değer olmayabilir. Belki onlarca yıl sonra bile yapayalnız kalabilirsiniz. Belki bunu en başından beri hiç hak etmemiştir. Belki hak etmiştir de ömrü yetmemiştir. Trafik kazası, kanser ya da ne bileyim güneş çarpar. O yüzden ille de insanın bizzat kendisini zahmete değer bir kıvama getirmesi gerek. Bir gün hepiniz bir başınıza kalacaksınız, demiyorum. Zaten herkes her zaman bir başını. Bütün arayışları da o yüzden değil mi?

 

Günay Aktürk

Read more

İnsanın Özü Arzudur

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Bedenini Kontrol Eden Zihnini de Kontrol Eder

İnsanın Özü Arzudur

Sonsuz karşılaşmalar içinde bir ağacı misal göster kendine. O da ister ki gövdesinde karıncalar dolansın. Bal yapsınlar kovuklarına kovanından kovulmuş arılar. Ama onun da neşesi borcun bahşişi kadardır. Bir yaz yağmuruna karşılık otuz kasırga… Bizde bedevi bahtı varsa, onda da çöl ayazı vardır. Her seferinde gelip onu bulur!

Onun kurtuluşu da bizimkine benzer. Kara kış bu yerküreyi terk ettiği gün ağaç da özgürlüğüne kavuşacak. Yapraklar da dertli soğuktan bir insan kadar. Belki insan gibi dile gelmez ama o da başka türlü üşür.

Ama rüzgara da hak verin. Karşı koyamaz doğa kanunlarına. Kavurucu sıcaklarda kaç dilenci duası biriktirmişti oysa! Bugün hortuma dönüştü ise, o da varlığının diğer yarısı. İlkinde iyiydi de şimdi mi kötü oldu? İyi ya da berbat olduğundan değil aslında, sadece bizdeki etkilerini yorumluyoruz.

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Ay, bu gezegenin güçlü çekimine yenilip neden düşmez dünyaya? Neden durur öylece ortalık yerde? Ne diye çekip gitmez ki kendi yoluna? Ya da neden düşmez? Çünkü o da aynı yasaya tabidir. Gel-git derler adına, eylemsizlik ilkesi derler. Duruyorsa durmaya, gidiyorsa gitmeye devam eder. Bütünlüğünü korumak için o ana kadar ne yapıyorsa, onu sürdürmeye devam etmek zorunda.

Kendinizi ne zaman farelerin bile burun kıvırdığı bir kalıp bozulmuş peynir gibi hissederseniz bu ilkelere sarılın: ‘Var kalma çabası‘na: Eylemsizlik ilkesine sarılın ve var kalın. Bilinçsiz bir rüzgar ve ay kadar kararlı olun.

Spinoza: “İnsanın özü arzudur!” der. Yaptığı bütün davranışlar belli bir isteğin arzusundandır. Sizi sert bir dille eleştiren patronunuz iyi ya da kötü değildir. Sadece olumsuz duygulanışların etkisinde kalmış zayıf bir insandır. Eğer ilgilendiğiniz bir kimse sizinle ilgilenmiyorsa, hissettiğiniz acıyı “kederli duygulanış” diye tanımlayabiliriz. O duygunun etkisinde kaldığınız ölçüde güçsüzleşir ve zevk aldığınız ölçüde güçlenirsiniz.

Hayatlarımızı sahip olduğumuz zeka ile yönetmemiz umulurken, duygularımız zihnimizden daha çok çalışıyor. Ve baştan aşağı duygu alıcılarıyla doluyuz. İnsanın iki şekli vardır. İlki neşeli duygulanış, ikincisi ise kederli duygulanış. İnsanları hep bu iki halden birini yaşarken görürüz. Zihinde oluşan fikirler aslında bedenin fikirleridir. Birisiyle göz göze geldiğimizde arzunun türlü hallerinden biri öne çıkar ve bedenimiz zihnimize kendi fikrini sunar. Anılarınızı düşünün. Eski deneyimlerinizle ya seviniyor ya da acı çekiyorsunuzdur.

Meselâ hoşunuza gitmeyen ‘çirkin’ bir bakışı daha sonra yeniden hatırlar ve o kişiden uzak durmayı seçersiniz. Bedeninizin cinsel doyuma ulaşmak istediği güzel bir beden daha sonra ‘aşk’ denilen acılı duyguyu doğurabilir. Bedenlerin karşılaşması! Şiddet için de benzer şeyler söylenebilir. Vücudunuzda acılara yol açan o elleri düşünün! İnsan zihninin zevke kucak açarken acıya karşı nefret besleyen bir yapısı var. O insan sırf şiddete başvurduğu için kötü değildir, sizde uyandırdığı kederli duygulanıştan dolayı kötüdür. Yoksa V For Vendetta filminin o meşhur repliğindeki: “Şiddet iyi yönde kullanılabilir!” sözünü nereye koyacaksınız!

O halde bedenini kontrol eden zihnini de kontrol eder, dersek yanlış olmaz.

Kaşınan deri sadece zevk verebilirdi eğer fazla kaşımaktan dolayı acıyı doğurmasaydınız. Önce zevk vardı. Ve hiç doğmamış olan bu acı, yarının bir mucizesi olarak kalabilirdi. Ama acıyla da barışmak gerek. Onu düşmanımız olarak görürsek, kederli duygulanışların hakim olduğu şu dünyada zihnimizin iç çatışmalarından asla kurtulamayız. Zevk alma yöntemlerimizi çeşitlendirirsek neşeli duygulanışlarımızı da çoğaltabiliriz. Ama bunu yaparken arzunun neşe ve keder adında iki yüzü olduğunu kabullenmek kaydıyla.

Size sadece zevk vaat edildi. Herkesin cennete gitme gibi bir çabası olduğu tesadüf değil. Oysa cehennem cennetin içindedir. Asıl “sonsuz cennet” fikri zihni uyuşturan bir morfindir ki sizi cennetten uzak tutan da odur.

 

Günay Aktürk

Read more

Aptal İnsanlarla Fingirdeşen Aptal İnsanlar

Şelale Balıkları Bu İnsanlar!

aptal insanlar - günay aktürk

“Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz.”

Martin Eden
Jack London

Dün bir mekanda otururken Bukowski okuyordum. Yalnızlığı anlattığı bölümünde bir cümle özellikle dikkatimi çekti. Diyordu ki: “Aptal insanlarla fingirdeşen aptal insanlar…” Kaliteli bir yalnızlık tarifi.

Hayat ya gerçekten köküne kadar maymuni ya da bizde bir tuhaflık var. Kendi başının çaresine bakabilen insanlar! Güzel. Yazıda yabanda kalırlarsa kurt sürüsüne kumanya olmazlar. Ama siz de onun süregelen alışkanlıklarına kurban gidersiniz.

Bu değil meselenin özü. İnsanı yalnızlığa sürükleyen aptal insanların çokluğu. Çok fazla seçeneğin olmaması. Ve günün sonunda oltada balık olursun. Aşık olsan bile gider karakterine en ters insanı seçer içgüdülerin. Sonra bir ömür iğneyi çıkartmak için uğraş.

Doğru insan doğru zamanın kayıp kişisidir. Alıcılara takılan yanlış titreşimlerdir aşk. İster aklı başında yetişkinler gibi davransınlar, isterse de memeden kesilmemiş bir çocuk gibi ağlamaklı… Doluluk ve olgunluk ne güzel sözler edebilme yeteneğinde, ne de güce ulaşabilmek için gerekli yeteneği sergileyebilmektedir.

Köpeklerin başını okşuyormuş olgun şahıs! Peki, kedileri sıkıştırmayacağının garantisini vermiş mi? Çok fazla okuyormuş. Hiç değilse Kant’ın etik anlayışına benzer bir felsefeyi içselleştirebilmiş mi? Hiç aldatmamış. Hiç deneyimlemiş mi bunu?

Şelale balıkları bu insanlar. Derin dalışlar bekleyemezsiniz. Sürekli bir düşme hali söz konusudur. Sersemlik ve sarhoşluk düzeni. Ne farkı var sanki kafa travmasından…


Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more