Umut Etmek Güzel Şey

Umut Etmek Güzel Şey

Evimiz Bezden Ne Umarsın Bizden!

Umut Etmek Güzel Şey

“Umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir.

francis bacon

Öyleyse siz de sabahları sıfırlanmış bir halde kullanmaya başladığınız zihninizi akşama kadar şehir atığına çevirmeyin.

Sizlere umutlarınızın ya da tutkularınızın kölesi olmayın diyorum. Ne de olsa umut etmek güzel şey. Fakat diyelim ki bir şeyi şiddetli bir arzuyla istiyorum. Öyleyse yıkıma da hazırlıklı olmalıyım.

Kasırgayı çağıran, onun yıkıcı etkilerini bezden bir çadırın içinde karşılıyor. Peki, ondan geriye ne kalır? Tir tir titreyen çıplak bir beden.

“Çok üşüyorum, üzerimi ört!” tonunda bir romantizm kalır geride. Belki bir umut, çıkışa giden bir kapı aralığı! Hiç mi beceremiyorsunuz kendinizi korumayı? Öyleyse toprağı kazın ve girin içine.

Kendinizi öldürün değil, kendinizi ısıtın diyorum. Daha önce yazmıştım: “Toprağın tek bir zaafı koskoca bir yanardağını yarattı! Ve gönlünde isyan koptu kopacak!“

Akıl, ele avuca sığmaz bir yaban atı olabilir. Ama medeniyetin köklerinde de evcilleştirme olayı var! Umudu evcilleştirme fikri kulağa hiç de tuhaf gelmiyor. Umut etmek güzel şey ama insan denize çıkacaksa sandalın içine iki de kürek atmalı!

Ama yine de bir parça tuhaf değil mi? Umut ile başa çıkabilmenin yollarını arıyoruz. Aslında tam olarak öyle değil. Nietzsche bunun tanımını yıllar öncesinden yapmıştı: “Umut, kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkence süresini uzatır.“

Yani her türlü duyguyu sakince karşılamak gerekiyor. Olduğu ve geldiği gibi. Ellerimiz cepte, ağzımızda serseri bir ıslak… Öyle beklemeliyiz! Canı isterse gelmez. Canı cehenneme demesini de bilmeliyiz. Pusulanın kırmızı ucu daima kuzeyi gösterir. Ama ille de ille oraya gitmek zorunda mıyız? Sür yönünü güneye!

Günay Aktürk

Read more

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Evcilleştirilemiş İnsan Türüne Dair Birkaç Söylev

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Onlar da bir kenarda dursunlar, maymun gibi sesler çıkartsınlar diye vardır herhalde. Herhalde birileri kendisini reddetsin, birileri de “hah tamam, kesin Allah’tan gelmedir bu melanet!” desinler diyedir.

Mal bozuk çıkmış olabilir. Ama sen fabrikada her ürünü test edebiliyor musun? Etmen gerekir. Öyleyse müşteri memnuniyetinin önemsenmediği bir yaratılışla karşı karşıyayız.

Canım orasına burasına kablolar bağlanıp piyasaya sürülmüş akılsız robotlar değiliz ki. Akıllı tasarıma gönlüm meyletmiyor. Neden mi? Akıllı tasarımın akılsız yaratıklar yaratacağına dair mantıksal kuşkularım var çünkü.

İnsan sonsuzluğu düşlediği anda kendine baktı ve o sonsuzluğu kendinde göremedi. Ama bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Üstelik her şeyin ölümle son bulacak olması da ayrı bir problem yaratıyordu.

Yaşamın iplerini sağlam bir kazığa bağlamak adına günü, geceyi, ayı ve güneşi tanrı ilan etti. Kanımca bunlar tarihteki medeniyetler tarafından yaratılan tanrıların en eskileridir.

Fakir Baykurt bizlere “Onuncu Köy”den seslenmiş. Dokuzundan kovulduğunu söylemeye bile gerek yok. İnsan sıkıntısı çekiyoruz çünkü. Para sıkıntısından daha önemli bir sorun. Her devrin bir darboğazı olur. insanlık buraya gelince yok olma sınırına kadar dayanır. Acaba iyileri bir kenara ayırıp özel üretim fabrikaları mı kursak?

Kurtları on beş bin yıldır evcilleştirerek onlara evrim geçirttik de, insana dair sorunu çözemedik. Aslında insanda da aynı şey oldu bakmayın. Bugün uysal köpeklere karşılık vahşi kurtlar hala varlar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Selam gönderelim öyleyse onlara. Güzelliği karakterde, vicdanda, sadakatte ve bilgide arayanların her zaman başımızın üstünde yerleri var. Oralarda bir yerlerde olduğunuzu biliyorum. Belki içinizden bazıları şu anda bu satırları okuyor bile olabilir. Ehlileşmeye devam edin. Umut sizde:)

Günay Aktürk

Read more

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

Bizi de terk etti. Yavaş yavaş ve sancılı süreçlerle. Bizim piri reisimiz vardı bir zamanlar. Dünyanın tanıdığı bir denizci ve kartograf. Onu Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1554 yılında Kahire’de boynunu vurarak idam ettik. Takiyüddin’in Rasathanesi… Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul’da Tophane sırtlarında kurulan bir gözlemevi. İçindeki aletler o dönemde Avrupa’da bile yoktu. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ve padişah III. Murat’ın emriyle rasathaneyi denizden topa tutarak yerle bir ettik.

İbni Sina, ibni Rüşd, Farabi… Bizden kaçmaz. Kaçmadı da. Öldürebildiğimizi öldürdük, gerisini sürdük ve dışladık. Yakın geçmişte Sabahattin Ali’miz… Kafasını taşlarla ezdik! Pusu kurduk aydınlarımıza. Faili meçhullerle andık adlarını. Yani birden olmadı hiçbir şey. Bilim ve sanat bir anda terk etmedi bizleri. Yavaş yavaş ve sinsice kovaladık onları.

Ne demişti vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet? “Ey zavallı vatanım neden böyle ağlıyor? Neden midir? Çünkü ona evlâtları bakmıyor.” Bir başka dizesinde de: “Tereci tere satar biz vatan satarız. Biz kurşuna dizeriz düşünceyi. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile…”

Ama ne olursa olsun arada bizim gibi bilim ve sanat âşıkları da çıkabiliyor bu topraklarda. Çıkmaya da devam edecek. İşte bunu durdurmaya hiçbir soysuzun gücü yetmeyecek.
Sözü bitirirken İbn-i Sina nın şu sözlerini de ayrıca iyi okuyalım!

– Açıktır ki, önce var olmayıp sonra var olan her şey, kendinden başka bir şeyle belirlenir.
– Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.
– Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutlu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz. Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür.
– Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır.

 

Günay Aktürk

Read more

Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor
2- Dostoyevski’nin Samanı
3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?
4- Kan Kokusuna Geldiler

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

düşünen zihin kimliğini arıyor

Sınır çizgileri yalnızca ülkeleri belirlemez, içindeki halkı da insansı canavarlara dönüştürür. Bu yüzden coğrafyanız kaderinizdir, demiş bilge. Bundan sebep türlü türlüdür insan.

Halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahipler. Ama yalnızca kendilerini özgür hisseden halklar. Ben de bir birey olarak kişiliğimin imar planını coğrafyamın kaderine bırakamam.

Kayyım atanmış şehirler gibidir insan. Seçimlerine müdahale edilmiştir. Yeterince zaman geçerse kendi öz dilini bile unutabilir. Asla olmadığı kalıplarda yuvalanan yörüngesiz bir zavallı, zamanla girdiği kalıbın şeklini alacaktır. Kimim ben, diye soruyorsan, geçmişte atalarının nasıl öldüğüne bak. Bir ülkede zorbalık varsa, sana ait olan kimlik, yasaklanmış olan ideolojidir.

Günay Aktürk

2- Dostoyevski’nin Samanı

günay aktürk düşünen zihin

Az namussuz değildir o saman çöpleri. Eşeklerin gıdası oldukları halde bey gibi gezinirler ortalıkta. En çok da beylerden çıkar zaten. Hele o takım elbiseli katır bokları yok mu, tezek niyetine çal duvarına köy ambarının. Ahır bekçilerini asil zanneder de medet umarsın. Uzatma yaralı parmağını iğde dikenine! Sarılacaksan kökünü bildiğin çınara sarıl.

Sen de az değilsin hani! Ömrün boyunca bir kez olsun sulamadığın ağacın altında soluklanmak istersin! Belki de kuruttun kökünü. Belki sayende boy attı kim bilir… İnsan kendi kendine yetmeli. Yol ne kadar karanlık olursa olsun bir gün bir ışık… Yani geceler o kadar da uzun değil. Yeter ki umudu öldürme içinde…

Günay Aktürk

3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Yüzücülük bizim fıtratımızda yok da ondan! Üç tarafımızın denizlerle kaplı olduğunu görüyoruz ama aç tarafımızı sorgulayan kafa da yok bizde. Biz yüzücülükten anlamayız hem. Direk keseriz. Olmadı yakarız. Yani biz derken ben değil. İşaret parmağını gözümüze gözümüze sallayanlardan bahsediyorum.

Eksik yanımız sadece yüzücülük olsaydı keşke. Bilim adamı da çıkartamayız biz. O da fıtratımızda yok. Halbuki bu kadar adam var memlekette! Ne işe yarıyorlar anlamıyorum. İroni bu olsa gerek. Bazen de diyorum ki hiç olmazsa yüzmeyi öğrenseydik be! Belki o zaman ummana dalabilirdik! Daha derinlerde derinleşebilmek! İşte bundan söz ediyorum.

Dinleyin! Benim için yüzücülük sanatsal bir anlam taşıyor. Kulaç atmak, sade gücümüzü zorlamak değil, denizle bir olmak demektir. Onunla bir olan onu evladı gibi sevecektir. işte o zaman dünyanın bütün yüzücüleri bir araya gelse, en kötü yüzücülerimizden bile daha iyi yüzemez. Bizim fıtratımızda olan şey, zenginin kesesi için göçük altında can vermek. İşin daha da kötüsü, bunun böyle olduğuna canımız yana yana inanmaya başlamak…

Acaba bir kelam etsem torunlarım atamın sözüdür diyerek hatırlar mı beni? Bir deneyelim bakalım: “Yüz kez de dalsan ummana, bu kafayla yüzüne kara çalarsın anca!“

Günay Aktürk

4- Kan Kokusuna Geldiler

kan kokusu günay aktürk

…Ve böyle böyle avlanacak akbabalar. Kan kokusuna geldiler yine. Taze kan kokusuna. Öyle bir karanlık ki ışıktan besleniyor. Dünya durmadıkça güneş de yüzünü saklamayacak bizden. Bir sakat kalacak hakikat, bir iyileşecek. Yorulacak geceleri. Karanlıkta gözleri daha da iyi görecek. Aslında insan hep gün ortasında, her şey güllük gülistanlıkken bozuluyor. Karanlık çöreklenmeden de gelmiyor aklı başına. Bakmayın, çok fazla şeye sahip olması karıştırıyor aklını. Muslukta su, dolapta zeytin, ocakta çay oldukça daha bir tatlı geliyor batasıca canı…

Günay Aktürk

Read more

Düşündüren Dini Sorular | İnancı Çürüten Sorgulamalar

İnancı çürüten sorular anlatan karikatür, gökte hayal kırıklığına uğramış tanrı ve aşağıda öfkeli şekilde tartışan insanlar

Kafa Karıştıran Dini Sorular

Düşündüren dini sorular, insanı Deizme götürecek sorulardır. Tabii Deizm de bir nevi ara durak. Ötesinde ise tek bir yön yoktur; kimi için Ateizm, kimi için yalnızca suskun bir arayış başlar. Bir de “Agnostisizm” var tabii. Bilinemezcilik… Kesin bir tanrı vardır ya da yoktur demektense, varsa da yoksa da beni ırgalamaz diyerek işin içinden sıyrılma hâli. Gönül ferahlığı

İnancı çürüten sorular olmasa insan kendini hangi durakta bulurdu? Orta Çağ buna iyi bir örnektir. İnsanların aklına “Acaba bu bir doğa felaketi olabilir mi?” diye sormak gelmezdi; zira o olaylardan yüce yaratıcı mesuldü.

Bilim, Hipotez ve Teoriler

Aslında kesin bir dille söylenen “tanrı yoktur” söylemi de en az “tanrı vardır” söylemi kadar ukalaca. İyi de hangi kanıta dayanarak söyleriz bunu? Tanrının varlığını kanıtlamak her ne kadar ondan sevgiyle bahsedenlerin görevi olsa da Ateizmin öne sürdüğü gerekçeler de esasen var diyenlerin çürük hipotezlerini daha bir sarsmaktan ibaret.

Bu yüzden olayları bilimsel bir bakış açısıyla gözlemleyerek ilk önce bilimin nasıl çalıştığından haberdar olmalıyız.

Cennet vardır” demek bir hipotezdir. “Kabir azabı”, “sırat köprüsü”, “melek” ve en nihayetinde büyük patronun yani tanrının bizzat kendisi de bir hipotezdir. Hipotezler teoriye bağlanırlar. Yani siz ortaya “İslam” diye bir teori atıyorsunuz ve bu teoriyi de hipotezlerinizle kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Ama hipotezleriniz deneye açık olmalıdır. Kanıtlanabilmelidir. Bilim böyle çalışır.

İnancı çürüten sorular anlatan karikatür, gökte hayal kırıklığına uğramış tanrı ve aşağıda öfkeli şekilde tartışan insanlar

Hani din ile bilimin uyuştuğunu söylerler ya uyuşması için önce ortaya attığı verileri kanıtlaması gerekir. Ama veriler tam da tersi yönünü gösteriyor. Tüm bunların toplamında İslamı bilimsel ağızla açıklayacak olursak rahatlıkla söyleyebiliriz ki İslam, hipotezleri henüz kanıtlanamamış çürük bir teoridir.

Sözü fazla uzatmadan sadede gelelim. Aşağıdaki maddeler bir zamanlar Cumhuriyet gazetesinde çıkmıştı. İşin garibi bunu yayımlayan da Ensar Vakfıydı. Etekleri tutuşmuş dokuz yıl evvelinden. Henüz çocuklara tecavüz etmezden önce yani… Aslında bu eylem henüz (2009) da yaşanmamış olsa bile kurulu bir zihniyet var ortada. Çoktan kurgulanmış. Maya ona hazır. Bu yüzden çok da fark etmiyor. Evet, insan bu soruları sora sora tanrısız kalıyor. İyi de ediyor. Aferin ona. Düşünebilen bir beyne sahip olmamıza rağmen hiç mi hiç kullanmıyorduk onu. Bir işe yarasın bazı bazı.

İnancı Çürüten Dini Sorular

İşte inancı inançsızlığa götüren, kısaca Düşündüren Dini sorular

* Allah bizim cennete ve cehenneme gireceğimizi biliyor neden bizi imtihan ediyor?
* Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz?
* Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı?
* Bizler Müslüman ailede doğduğumuz için mi Allah’a inanıyoruz. İnanmayan aileden doğanların suçu ne? Allah akıl vermiş ama bizlere de vermiş ama biz de tam kullanamıyoruz?
* Allah’ın varlığını bir ateiste nasıl ispatlayabiliriz? Onlar big bang deyip geçiyorlar?
* Allah bizi seviyor da neden günah işlememize izin verip sonra bizi yakıyor?

* Sonsuzluk kavramı akıl almaz bir şey Allah’ın sonsuz olmasını algılayamıyorum.
* Kuran’da kadın ve erkek niçin eşit değil?
* Allah neden bir kuluna eziyet verirken diğerine rahatlık veriyor. Rabbimiz neden bu konuda eşit davranmıyor?
* Kaderde ne zaman öleceğimiz belli ise neden sadaka ömrü uzatıyor? Kaderde cennete ve cehenneme gideceğimiz belliyse neden ibadet ediyoruz?
* Allah’ın ihtiyacı yokken bizi niçin test etmekte?
* Cennette birini istiyorum o da başka birini ne olacak?

* Allah kötülüklere neden engel olmaz?
* Tarikatlar gerekli midir, neden?
* Biz putperestleri eleştiriyoruz ama biz de Kâbe’nin etrafında dönüyoruz.
* Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?
* Allah ile iletişimde neden Kur’an okumak, dua etmek değil de namaz ön plandadır?
* Âdem’le Havva dünyaya nasıl geldiler? (Uzay gemisi ile olabilir mi?)
* Bu dünyaya gelmek benim tercihim değil. Allah bunun benim seçimim olduğunu ve hatırlamadığımı söylüyor.
* Allah kalplerini mühürlediği insanları niçin cehennemle cezalandırıyor?

* Kelam dersinde mucize, olay görüyoruz ama hiçbirinin delili yok. Sadece anlatılıyor bana göre delil yok.
* Allah niçin önceki kitapların bozulmasına izin vermiştir?
* İçki öncekilere yavaş yavaş yasaklanırken bizlere neden direk haram kılındı?
* Ahrette hesap verirken insanların yetiştirildiği çevre göz önünde bulundurulacak mı?
* Allah’ın hep ‘ben yaptım, ben yarattım demesi’ tuhafıma gidiyor.
* Allah bizi yaratmasaydı ne ile uğraşırdı?
* Dünyanın her yerinde ezan farklı saatlerde okunuyorsa kıyamet nasıl kopacak?

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Tanrı Algısı | Herkesin Tanrısı Kendine Benzer

Herkesin tanrısı kendine benzer temasını anlatan Bosch tarzı çok sahneli illüstrasyon, tapınak sahnesi, cennette çöken Adem ve dünyaya vuran Adem ile Havva

Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekası

Tanrı algısı çoğu zaman insanın kendini nasıl gördüğüyle ilgilidir. Bu yüzden de Herkesin tanrısı kendine benzer. Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekâsı…

Bu işte bir sakatlık var! Zira en zalim, en anlayışsız insanlar; gözleri her türlü manadan yoksun, tıpkı bir ölü balık gibi bakan insanlar, cennete en önde gireceklerini düşünüyorlar! Onlar için insani yetilerin hiçbir değeri yok. Saf bir iman yeterli onlar için.

Herkesin tanrısı kendine benzer temasını anlatan Bosch tarzı çok sahneli illüstrasyon, tapınak sahnesi, cennette çöken Adem ve dünyaya vuran Adem ile Havva

Öte yandan yarattığı insanın en ileri seviyede olmasını isterdi Tanrı. Bu onun en büyük övünç kaynağı olurdu. Siz hiç çürük domatesleriyle gururlanan bir çiftçi gördünüz mü? Anlama yetisinden yoksun bir kula razı mıdır Tanrı? Ondan basit işler bekleyerek sadece iman etmesini, ibadetini aksatmamasını mı istiyor? Elinde daha iyi seçenekler varken, onun için en ideal insan tipi bu mudur? Peki bu, Tanrıya karşı yapılabilecek en büyük hakaret değil midir?

Geçen gün yine yazmaya başladım. Ortaya şöyle bir metin çıktı:

“Ve Tanrı kendi kendine mırıldandı: “Ben onlara fikir yürütmeleri için bir akıl verdim. Bakalım içlerinden kaç tanesi emirlerime uyma gafletine düşerek hak edecek cehennemi!

Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekası. Belki de yanlış emirler vermişti Tanrı. Doğruyu bulması için ilkin yanlışı ayıklaması gerekiyordu… Ama yine ihtimal dahilinde değil. Zira bu kadar işlevsiz bir zihne bunca yükü yüklemezdi.

Belki de tamamen sürpriz olacak. Gözümüzü açtığımızda karşılaşacağımız Tanrı, işittiğimiz hiçbir tanrının eşgaline uymayacak! Ve hesap soracak bizden: “Ben size akıl fikir verdim. Lanetim üzerinize oldu ki yakınından bile geçemediniz hakikatimin!” Ve bütün ateistler taktir belgesiyle ödüllendirilecek…

Herkesin tanrısı kendine benzer, demişler. Benimkisi elim bir trafik kazasında tanrısına kavuştu!

Eğer gerçekten bir tanrı olsaydı bile, cehennemi kendi tebaasıyla doldururdu. Ve çocuklara tecavüz edilen bir dünyada oturur hüngür hüngür ağlardı. Ahh evet! Sanırım Tanrı’nın Adem’i cennetine yerleştirmekteki tek amacı, ağırlığını bize göstermekti! Suyu taşırmayan gül yaprağı hikayesini bilir misiniz?

Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı.

Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı…

Kıssadan hisse odur ki Adem’in içindeki taş, cennetin derin dehlizlerinin diplerine kadar çöktü! Aslında onu cennetten kovan Tanrı bile değildi. Adem, temiz bir ummanda kendi kendini taşırdı ve ölüsü bu ummanın uğursuz kıyılarına vurdu: dünyaya…

Galiba insanlar cennetten kovulduklarına inandıkları gün, yani tam olarak o gün, yeryüzünde kötülükler yapmaya başlayan insansı şeytanlara dönüştüler!

Günay Aktürk

Read more

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Hey yavrum hey, şeytan bahsi kazandı bile. Kim dedi sana adam yerine koy da poker masasına otur diye? Herifçioğlu ortada olandan emin ki geniş geniş mühlet istiyor. Peki ya şimdi ne olacak? Tanrı kitapta şeytana: “And olsun ki sen mühlet verilenlerdensin!” diyor ama bahsi kaybedince neler olacağını demiyor.

Bir de şurası var ki durup dururken niye zıtlaştılar? Yani tanrı şeytanı bir gün yanına çağırıp bir baba şefkatiyle saçlarını okşasaydı ve: “Bak şeytan evladım!” deseydi, “Melek gibi bir kalbin olduğunu bilmez değilim. Aramızdaki bu kavgaya son verelim artık. Bak hem yaz da kapıda! Cayır cayır yanıyordur şimdi cehennem. Gel inadı bırak da öp Âdem ağabeyinin elini, barışın. Dinsin artık bu kan. İnsan ırkı senin yüzünden birem birem telef olup gidecek.

Bunu biraz sorgulayalım ve bu noktadan sonra şeytanın gözleriyle bakalım olaya.

Tanrı şeytanı affetse bile bakalım şeytan tanrıyı affedebilecek mi? Zira o kadar meleğin içinde yerin dibine sokmuştu onu. Bana göre şeytanın kırmızı çizgileri olur. Tanrı şeytan ile bir koalisyon yapmak isterse, şeytan şu şartları öne sürebilir:

Şeytanın Lanet Kırmızı Çizgisi

1- Beni Âdem’e secde etmeye zorladın. Bunun bir karşılığı olarak da tüm insan ırkı bir defaya mahsus olmak üzere ve özel bir törenle önümde secde etmeleri… Bu yapılırken de: “Değdi saflar et ete / Şeytan doğru cennete” dizelerinin sürekli olarak tekrarlanması.)

2- Maruz kaldığım hakaret ve lanetlenmelerden ötürü ivedi olarak özür dilenmesi…

3- İblis sıfatının şahsımdan alınıp yozlaşmış ve azgın tarikatlara verilmesi.

4- Cehennemden ilinden cennet diyarına taşınmam için nakil işlemlerimin başlatılıp, orada yaşayan huri dergahının (Harem-i Humayun) başına, harem ağası olarak atanarak; iyi bir maaşla, yol-yemek-ssk- yatacak yer vs ihtiyaçlarımın karşılanması…

5- Cennetteki yasak elma ağacının kesilerek yoksul meleklere kışlık odun olarak dağıtılması ve o bölgenin utanç tarlası olarak anılması…

6- Cennetteki şarap akan ırmakların çevresi çitlerle çevrilip tapusunun yarı hissesi benim, yarı hissesi de Hayyam’ın üstüne yapılması…

7- Cismani olan ya da olmayan bütün varlıklar benim Havva’ya vesvese verdiğimi sanıyor. Oysaki Havva Âdem’i sevmiyordu. Hayır! Beni seviyordu Havva! İkimiz de âşıktık birbirimize. Sen bizim aşkımızı kıskandın. Ayırdın bizi. İntikam olarak da Âdem’e secdeye zorladın. Yoksa ben Âdem’e niçün secde etmeyeydim? Sırf bu yüzden yasak ilişkileri ve zinayı yasakladın. Zinanın ve yasak aşk yasa tasarısının kaldırılması…

Sonu tatlıya bağlanır inşallah. Amin!

Günay Aktürk

Read more

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Hiç Turan Dursun okudunuz mu? Okuyup da “tövbe” çektiniz mi? Öfkelenip de fırlattınız mı bir kenara? Sonra da pişman olup, ayetler var içinde deyip öpüp de götürdünüz mü alnınıza? Hah! İşte o zaman tam cennetliksiniz!

Böylesi ciddi bir meselede zevzekliğe lüzum yok evet. Şimdi kitaptan satır başlarını şöylece sıralayabiliriz:

1 – Kuranın tanrısı nerede?
2 – Akıl İslamda ne denli önemlidir?
3 – Tanrı görüş değiştirir
4 – Yazma bozma tahtası
5 – Kurandaki çelişkiler
6 – Kuranın tanrısının sınıf ayırımı
7 – İnsanı Maymunlara, Domuzlara, sıçanlara dönüştürme cezası
8 – Kurandaki Yahudilik
9 – İbrahim Hangisinin Babası
10 – Sünnet İslama Yahudilikten Geçmedir
11 – Kuran Nasıl Derlendi
12 – Bir üfürük bir can oluyor
13 – Muhammed’in Türk düşmanlığı

Belki de dünyanın en kolay işidir inanmak. Saf bir inanç. Sorgusuz sualsiz. Çatlaklar var oysa ve var olduğu için sorgulamayı yasaklıyor İslam. Cüppelinin dediği gibi, iyi ki okul okumadım yoksa aklım bulanırdı. Sen dinine güvenmiyor musun? Yoksa akılla bağdaşmıyor mu din de aklının bulanacağından korkuyorsun? Gerçi o da genç ve gözel bir kadınla cima edip nasıl bir günaha girmişti abuuu. Ben alttan yetişip gelen çocuklara şu yol doğru şu yanlış demiyorum. Yıllardır din ile bilimi araştırır dururum ki “akıl veren akılsızlığından haberdar değil” demesinler. Haşa! Ateşi insan ve taşlarla dolu o yerden korkarım. Eriyip yok oldukça yeni bedenler verecek bir ilaha saygım sonsuz. Seviyor beni! Nasıl sevmeyeyim ben de kendisini! Sıkıysa aksi aksi konuşayım. Alimallah kıçıma şaplağı yapıştırır da kesiverir çükümü. Onca hurinin gönlünü nasıl hoş ederim yoksa! 72 tane verecekmiş. Sözü var. Burada yaparsam zinaymış ammaa öteki tarafta serbest.

Off şart koşuyor ama bunun için. Onun için cenk etmeliymişim önce. Yani cihat. Din adına dinsizleri öldürmeliymişim. “Din yalnız Allah’a ait olana kadar savaşın dedi.” “Allah’a ve peygamberine karşı savaş açanların cezası öldürülmek, asılmak ya da kolları ve bacakları çaprazlama kesilmek suretiyle verilir” dedi. Kestirir de. Şüphesiz ki sözünden dönmez. Ama şu “bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmektir” de dedi. Bunu niye dedi? Muhtemelen aptal bir insanım ki anlamam kıt.

 

Günay Aktürk

Read more

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Dudaklarınız! Onlar, milyarlarca yıl önce patlamış bir yıldızın içinde oluşan karbondan meydana geliyorlar. Hepimiz yıldız tozuyuz. “Kudret kandilinde bir ışık iken / Ta ol zaman âşık oldum nura ben.” diyor Sıdkı baba. “Kandilde balkıyan nurdan gelirim.” de Nesimi’ye ait. “Kandil” ışık saçan bir alev kütlesi demek. Yani yıldız. Al sana bin yıllık bilgi.

İçimi yakan başka bir ateş daha yok. Hal böyleyken varlığı neyine göre tanımlarız? Bizler oyun hamurlarıyız. Dağıt ve yeniden birleştir. Dün insandın, bin yıl sonra bir kavak ağacına yerleşebilirsin. Bir biçimi olan her şey bir gün bozularak başka bir şeye dönüşecek. Oyun hamuru dedik ya.

Ya ruh? Sormayın onu: gören yok, duyan çok. Enerji olmadan hiçbir canlı var olamıyor. Aslında ciddi kuşkularım var bu konuda. Çünkü ruha dair yapılan çoğu tanımlar “enerji” ye işaret ediyor. Tesla’yı hatırlayın. Cüppeliyi hatırlamaktan iyidir. Ne diyor Tesla? “Evreni anlamak istiyorsanız enerji ve frekans türünden düşünün.” Düşündüm. Ve aklım umarım benimle kalır.

Bu kısa anlatım, bundan sonra yürüyeceğim yol. Aslında bu yolda yürüyorum. Çoktandır. Vahdedi Vucut. Varlığın birliği. Kapılar. Hakikat. Seks. Sonuncusu mu? Bulutlarda gezinen akıl yer altı tanrısına yabancıdır derim. Sonlunun içinde yaşayan bir sonsuz var ve “beden” onun hapishanesi. Mistik meseleleri sevmem. Zaten onu kastetmemiştim.

“Gel gelme. Dön dönme. Gelenin malı, dönenin canı. Bu yol öyle bir yoldur ki demirden leblebi, yiyemezsin, ateşten gömlek, giyemezsin!” Kolay olduğunu söylememişlerdi zaten…

Günay Efendi Hazretleri

Read more

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime Kalacak Şu Cehennem?

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime kalacak şu cehennem? Kimse yakıştıramıyor da kendine. En kötü ihtimalle birazcık köz, bir parça katran! Kahkahalarından belli ki hepsi de cennet yolcusu. Cehennem ötekiler için. Ötekiler de buna inanıyor ama farklı bir yolla: bütün dinlerin ortak özelliği, kendi inançlarına dâhil olmayanların mutlaka cezalandırılacağı! Cehennemlikse beddua edebilir misin? Başına bir musibet gelir mi? Adam zaten kaybetmiş. Vur abalıya! İyi ama içindeki öfkeyle cennet kabul edecek mi seni?

Korku bizi yatıştırıyor olmalı. Önünde diz çöktüysen kendi çıkarına kötülük yapmakta özgürsün! Cehennemin sadece inkarcılar için yaratıldığı fikri mi yol açtı buna? Öyleyse kime kalacak şu cehennem? Tanrıyı anlamak tehlikeli bir iştir. Çünkü bir zamanlar tanrıyı anladığını zanneden zihniyet, Hz Ali’yi katletmişti.

Kendi küçük yöresel cemaatini kuruyor insanlar. Tek bir din çatısı altında toplanıp, geri kalan tüm dünya sakinlerine kapatıyorlar kapılarını. İçeri giren dışarı çıkamıyor, dışarı çıkanınsa boğazına ölüm ilmeği takılıyor kolye niyetine.

“Tanrının laneti üzerine olsun!” Lanet okuyor insan denilen canlı! En iyiyi yaratamadıktan sonra “yaratılmış” olmanın ne anlamı var! Ama zaten en başta bizim sevgili tanrımız lanet okumuyor mu? Yakmak, kavurmak için cehennemi yaratmış. Ama seviyor bizi. Ama yakacak. Ama seviyor ve yakacaksa kime kalacak şu cehennem? Sanırım bizi değil, ötekileri yakacak. Ama ötekiler de kendi dinlerinin dindarları değil mi? Onlar da samimi… Bizim onların dinlerinin bozulmuş olduğuna inandığımız gibi, onlar da bizim için düşünüyorlar aynı şeyi.

Kimse cehennemi yakıştıramıyor kendine. En kötü ihtimalle birazcık köz, bir parça katran! Boydan aşıyor beddualarımız…

 

Günay Aktürk

Read more