Evimiz Bezden Ne Umarsın Bizden!

“Umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir.
francis bacon
Öyleyse siz de sabahları sıfırlanmış bir halde kullanmaya başladığınız zihninizi akşama kadar şehir atığına çevirmeyin.
Sizlere umutlarınızın ya da tutkularınızın kölesi olmayın diyorum. Ne de olsa umut etmek güzel şey. Fakat diyelim ki bir şeyi şiddetli bir arzuyla istiyorum. Öyleyse yıkıma da hazırlıklı olmalıyım.
Kasırgayı çağıran, onun yıkıcı etkilerini bezden bir çadırın içinde karşılıyor. Peki, ondan geriye ne kalır? Tir tir titreyen çıplak bir beden.
“Çok üşüyorum, üzerimi ört!” tonunda bir romantizm kalır geride. Belki bir umut, çıkışa giden bir kapı aralığı! Hiç mi beceremiyorsunuz kendinizi korumayı? Öyleyse toprağı kazın ve girin içine.
Kendinizi öldürün değil, kendinizi ısıtın diyorum. Daha önce yazmıştım: “Toprağın tek bir zaafı koskoca bir yanardağını yarattı! Ve gönlünde isyan koptu kopacak!“
Akıl, ele avuca sığmaz bir yaban atı olabilir. Ama medeniyetin köklerinde de evcilleştirme olayı var! Umudu evcilleştirme fikri kulağa hiç de tuhaf gelmiyor. Umut etmek güzel şey ama insan denize çıkacaksa sandalın içine iki de kürek atmalı!
Ama yine de bir parça tuhaf değil mi? Umut ile başa çıkabilmenin yollarını arıyoruz. Aslında tam olarak öyle değil. Nietzsche bunun tanımını yıllar öncesinden yapmıştı: “Umut, kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkence süresini uzatır.“
Yani her türlü duyguyu sakince karşılamak gerekiyor. Olduğu ve geldiği gibi. Ellerimiz cepte, ağzımızda serseri bir ıslak… Öyle beklemeliyiz! Canı isterse gelmez. Canı cehenneme demesini de bilmeliyiz. Pusulanın kırmızı ucu daima kuzeyi gösterir. Ama ille de ille oraya gitmek zorunda mıyız? Sür yönünü güneye!
Günay Aktürk














