Geri Dönüş – 6 Günlük Yaratılışı Geçtik: Bir Web Sitesinin Yeniden Doğuşu

Geri Dönüş Günay Aktürk

Uygunsuz Siteler, Google Uyarısı ve İlk Yıkım

Geri dönüş hikâyem aslında pek de destansı başlamadı. Her şey, web sitemin 2022 yazında uygunsuz sitelere girmesiyle başladı. Hani şu uygun vakitte girdiğiniz siteler! Tüm sayfalar siber saldırı altındaydı ve bu yüzden Google tarafından “Güvenli değil” uyarısıyla damgalanıverdik.

Peki ama hangi yaban domuzuna beyit düzmüştüm de şimdi intikam peşine düşmüştü? Aklıma birkaç insanat türü geliyordu ama emin değildim. Bunun tamamen ideolojik nedenlerden kaynaklandığını; failin fikir fukarası, takvası bozuk, vaazı bol bir mahlûk ya da yarım akıllı bir sapık olduğunu varsayabilirdim. Zira en çok onlarla uğraşıyordum. Tanrıyla da uğraşıyordum ama onun bu işte parmağı olduğuna dair çok kanıt yoktu!

Geri Dönüş Günay Aktürk

“Eşek Ahırdan Çalındı” Dönemi: Fark Edilemeyen Saldırı

Ezcümle, hikâyenin böylesi kulağa daha makul gelirdi fakat suçlumuz çıka çıka kısa boylu, küçük pipili, yarasa dostu bir saldırgan çıktı! Anlatayım efendim. Lakin müsaade edin, ilkin meselenin evveliyatından bahsedeyim. Bu da hikâyemin tuhaf bir geri dönüş başlangıcıydı.

Aslında ilk saldırıyı pandemi döneminde Rus hackerler tarafından yemiştik. Anlayacağınız bu işte şahsıma çok şerbet içirdiler. Belki hatırlarsınız, o dönemde ülkenin bizzat kendisi siber saldırı altındaydı. Daha da vahimi var. 2020 yılında büyük bir hosting şirketinin sunucularında saklanıyordu web sitem. O kadar büyük bir şirket ki bünyesinde barındırdığı web sitesinin sayısı 250.000 civarı. Saldırıyı ne zaman fark ettiler derseniz, eşek ahırdan çalınıp karşı dağdan anırtısı gelene kadar fark etmediler.

siber saldırı hikâyesi

İkinci saldırıda site üç ay boyunca virüslü kaldı. Sizin de bir gün başınıza böyle bir iş gelirse, umarım virüsün edeplisine denk gelirsiniz, bizimki hiç de öyle değildi; insanı Fenna Fameson’ların, Sibel Kekilli’lerin olduğu sitelere götürüyordu. Ben de “Yeter gayrı senin benim canıma ettiğin.” dedim ve kapatıverdim randıman evini; böylece hikâyenin o tuhaf bir geri dönüş halkası sessizce tamamlanmış oldu.

Hacker’ın Adresini Bulduğunu Sanan Veysel!

Bu arada, ilk saldırıdan sonra hosting şirketini değiştirmiştim. Sahibiyle, artık ikimizin de konuşmadığı ortak bir arkadaş vasıtasıyla tanışmıştık: Veysel Can Yumak. Kendisi de tıpkı kafa kağıdı kadar “orijinal” bir arkadaştır. Bir gün ağzı kulaklarında telefonla arayarak şunları söyledi:

Hacker

— Gözün aydın, sonunda buldum saldırganı! Hatta açık adresini bile tespit ettim.
— Ne diyorsun! Gidip kapısına dayanalım öyleyse dürzünün; ki bir daha modeme bile dokunamasın. Neredeymiş?
— Bak bak, kaldığı apartmanın yanında McDonald binası var. Sana bulacağımı söylememiş miydim?
— Pek hatırlayamadım ama muhtemelen söyledin. Ne kadar da gelişmiş bu işler… Hangi şehirde yaşıyor peki? Umarım Ankara’dadır.
— Bak hele sen şu namussuza! Ne kadar da derine sızmış!

Kendini öyle kaptırmıştı ki beni duyduğu bile şüpheliydi. Ya sesimi almıyor ya da sorularım cevaplanmaya değer türden şeyler değildi. Meğer benim geri dönüş maceramın mimarı, beni duymayan bir Veysel olacakmış da haberim yokmuş.

—Derine mi sızmış? Çok mu kurcalamış siteyi?
—Merak etme sen, evelallah hakkından geliriz namussuzun. Aa! O da ne öyle?
— Ne? Ne oldu? Alo? Söylesene yahu ne var?
— Bak şu utanmaza, bir de not yazmış bana.

Benimle taşak geçiyor olmalı…

web sitesi hacklendi

— Nasıl not yazmış? Nereye yazmış?
— Kod satırlarından birine.
— Ne demiş peki?
Benimle uğraşma yoksa tüm sunucularını eline veririm, demiş. Bir de gülücük atmış hergele.
— Sen de ona gülücük at. Fazla yüz göz olma. Bükemediğin eli öpeceksin arkadaş.
— Ne demek bükemediğin?”

Nasıl duydu ama! İş yazılım olunca böyle tez elden celallenir. İşinde epey aşmıştır kendini. Zaten mesleğini ciddiye almadan nereye aşıyorsun… Bizimkinin zanaatı da o derece işlevseldir yani. Bilgisayarın başına oturdu mu levye getirsen kâr etmez. Ama işte müşteri çok ve zaman kısıtlı olunca, aylarca virüslü kalmak kolaylaşıyor. Şimdi anlaşıldı bizim geri dönüş hikayesi neden bu kadar uzun sürdü…

— Baksana, siteye sızmış. Demek ki açık kapı bıraktın.
— Açık kapı falan bırakmadım. Kim bilir hangi eklentiyi yükledin. İki yıldır sitene baktığım mı var? Güvenliğiyle sen ilgileneceksin.

Çok anlarım ya bu işlerden… Ne demiş atalar? Bilmediğin boku git mektebinde oku. Madem sen mekteplisin… Her neyse, sonunda saldırganımızın, lisansı alınmamış eski bir eklentiden sızdığı anlaşıldı. Yani kapıyı yarım aralık bırakan ben değilmişim. Evelallah onun da hakkından gelirdi ya vakit yok.

— Sen bileği pazuyu boş ver de söyle bana, madem ev adresine kadar biliyorsun, öyleyse gidip suç duyurusunda bulunayım. Gerçekten adresini bildiğinden emin misin?
— Ne demek emin misin? Karakura gördün de kavak ağacı mı sandın beni?
— Şikayet edebiliriz yani?
— Neden olmasın, istersen Cimer’e bile yazabilirsin.
— Nerede yaşıyormuş?
— Pekin’de!
— Ne demek Pekin’de?
— Çin’in başkenti Pekin’de. McDonald binasının yanında.

Bu herif beni kanser edecek!

hacker saldırısı

— Yahu az önce Cimer’e bile yazabilirsin, demedin mi?
— Dedim ama işe yarayacağını söylemedim.

Aslında tatlı bir hikaye ama yaşarken birazcık sirkeli güveç tadı veriyor!

Böylelikle siteyi kapattık. Biraz da mental yorgunluk vardı, yalan yok. Üç ay pek uzun gelmişti bana. Yıl oldu 2023’ün başı. Sonrasını bilmem nasıl anlatsam… 2014’ten beri büyük emeklerle içini doldurduğum bir web sitesiydi ki aslında yazarlığımın tüm gelişim süreçlerine tanıklık etmişti. Dile kolay, 600 makale; elbette duygusal bağ kuruyorsun.

Sanki sevgilim ebola virüsü kapmıştı da artık uzaktan bile olsa görebilmek imkanı elimden alınmıştı! Üstelik aylık 20.000 ziyaretçi. Kişisel web sitesi için normalin hayli üzerinde. Bütün bu hasretin içinde geri dönüş ihtimali de yavaş yavaş içimi dürtmeye başlamıştı. Sormuştum bir defasında Veysel’e:

— Altmış müşterinin içinde trafik açısından kaçıncı sıradayım?
— İkinci sıradasın. Bir numarada bir liman şirketi var.
— Onu da üç vakte kadar bağlarız şam babasına Veysel’im. Onun kaç ziyaretçisi var?
— Sertifikalara zam geldi bu sabah. Türkiye’nin en pahalı hizmetini ben sunuyorum ama en hızlı hizmetini de yine ben sunuyorum. Vanalar sonuna kadar açık yani…

Veysel işte… Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok…

Yazar ve şair Günay Aktürk’ün yaratım sürecindeki tükenmişlik ve yeniden doğuş temasını betimleyen sembolik çizim.

Yitiklik Dönemi: Kendime Bile Uğrayamadığım Günler...

Artık ortada bir web sitesi yoktu. Evet, Instagram sayfamda yazmaya, Youtube kanalımda yarı edepli seslendirmelerime devam ediyordum ama yine de bir şeyler eksik kaldı. O mecralar bana ait değil gibiydi ve eğer durum buysa ben tam olarak neredeydim? Odunları çalınmış soğuk bir cehennem duygulanımıydı sanki bu. Hiç de abartmıyorum. Yazan bir insanın mahsulü tarlada olurdu ve ben kendi mahsülümü kendi rızamla hiç etmiştim. Öyle ya! Kapısı herkese açık ve içeride bana dair her şey var…

Belki de bulunamama kaygısıydı! Bir zamanlar yazıp çizmiş, birilerine dokunmuş, başka zihinlerde varlık kazanmayı başarabilmiştim! Şimdi varlığımın var olup olmadığı bile meçhul! Ah ne kadar da yapıcı bir çıkarım bu! Vay haline öyleyse ısrarla bulunmak isteyen yalnız ruhlara…

İşte böyle… Pekin’deki saldırgan da lafügüzaf aslında. Geri dönüş dediğim şey şudur ki, insanın kendi içinde gidecek yer kalmadığında başlıyor. Derken üstadımız Mayakovski’nin yolunda buluyoruz kendimizi: “Varsın daha güçlü gürlesin fırtına!

Evet, mental yorgunluk vardı o dönem, bir de fiyat artışları. Ben de bıraktım. Ama işte… Ne demişler? “Şeytan cehennemden çıkar da cehennem şeytanın içinden çıkar mı?Geri dönüş tamamlandı, artık buradayım. Üstelik daha da büyümüş olarak…

Günay Aktürk

📌 Gitmeden Bu yazılara da Bakabilirsiniz

Read more

Ölümün Ömrü Bir Gün Galiba, Aşk Ömür Boyunca

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk Ömür Boyu Sürer Mi?

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk ne kadar sürede biter? Belki bir fikir verir bu kısa makaledeki anlatı. Altmış beş yaşında bir adam vardı. Sevilen ve sayılan. Kendi çapında otorite sahibi. Biraz kafadan terelelli. Ressam. Aşık olduğu kadına tutulalı kırk beş yıl geçmişti. Kadın yurt dışında, kendi Ankara’da.

Nasıl olmuşsa yakıtı tükenmemiş yanan fitilin. Kadın geçen ay hayatını kaybetti. Adamın cesedini de bir hafta sonra bir tatil kasabasında buldular.

Yan yana yürüdükleri gün sayısı üç yüzü geçer mi bilmem… Farklı insanlarla farklı hayatları yaşadılar ama birbirlerini hiç unutmadılar. İletişimleri hiç kopmadı.

Platonik aşkın bir ömrü var. Yasak aşkın da öyle. Büyük kitaplar büyük aşkların tarifini yapmıştır. Aşkın bu türü, kalıplaşmış hiçbir ilişki biçimini kabul etmez. Biriyle anlaşır ve “ölüm bizi ayırana kadar” dersin. Ama pek çok ilişki üç kişiliktir. Kimisi dört! Evin içinde gizli birkaç hayalet daha yaşamaktadır.

Aşkın da ahlakı yoktur ayrıca. O yalnızca hissettiğini kabullenir. Kaç bedene dokunur, kaç nefesten etkilenirsin! Şüphesiz onlar da gerçektir. Ama yakıtı tez biter onların.

Büyük aşklarda ihanet var mıdır peki? Kıskanır mı kendini yabancı dokunuşlara teslim ediyor diye? Geride kalmıştır o haller. “Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” demiştir ozan. Büyük aşklarda fethedilecek şey muhatabının zihnidir çünkü. Ne zaman ki o zihin koparmıştır derin bağlarını, işte o zaman tek tekere biner aşk!

Biz neyiz, diye sormazsın. Evlilik ya da sevgililik değildir bu bağı kuran. Yıllarca uzak kalsan da yıllarca gün kadar yakın sayılırsın. Gerçek aşkın mümkünatına değinmekte yarar var. Gerçeğe en yakın tanımını şöyle okumuştum bir dönem: “Gerçek aşk, aşk bittikten sonra başlar!” Atom bombası atılmış bir toprağın yeniden yeşermeye başlamasına benzer bu… Felaket düzeyde yaşanan bir doğum sancısından sonra dünyaya gelen bir bebek gibi…

Read more

Lao Tzu Der Ki: Tanrı Size İstediğiniz İnsanları Vermez

Lao-tzu-on-All-Around-Mastery

Bir Alıntı Bir Yorum

lao tzu : tanrı size istediğiniz insanları değil

“Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, size acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi saplayacaktır.

Lao Tzu

Demek o yüzden gelmedi dün akşamki randevuya. Ben de sanmıştım ki aklını yeter ölçüde bağlayamadım. Ah yüceler yücesi… Demek benim için farklı planların varmış ha! Olmadığı gün olmuş mudur ki? Kurban olduğum yazgımı hiç de B plansız bırakmaz. Boyuna onu devreye sokar, şükür A planını görmek henüz kısmet olmadı! Yine başıma iş açmasa bari!

Lao Tzu büyük adam, klasiklere bile girmiş. Hiç yanılır mı! Tanrı babamız elbette çıkartmaz karşımıza istediğimiz insanları. Onun kafasında illaki münasip biri vardır. Görücü usulü gibi! Ne bilirim ki zaten ben! Biraz eski kafalıdır da ondan olur bu. Kainattaki en eski şeyden çok daha eskidir.

Ah Lao Tzu Ah!

Bizi bir kötüye yamasa da iyiliğimizedir. Şiddete uğrayan kadınlar mı? Tacize ve tecavüze? İyilik Allah’tan ise kötülük de ondan. Eğip bükmeye ne lüzum, yaprak kımıldamazmış “ol” demeyince. Öyleyse ne? Olgunlaşmanın yolu yöntemi acıdır. Başka yolu yokmuş ki, aklına sadece bu gelmiş. Olmamız gereken insana dönüşmek için ille de silkeleyecek. Olmuş halimizle de yaratabilirdi ama böylesi daha keyifli sanırım. Uçsuz bucaksız kâinatı çekip çevirmek kolay da, insanla savaş halinde. İnsan Tanrının eşiti çünkü o da kurguluyor! Hem de en azılısından!

Lao Tzu bir yerde haklı. İnsanlarla münasebetimiz yetiştiriyor bizleri. Ama bu organizasyondan Tanrı mı sorumlu? Çevresine kötülük saçan insanları bizimle karşılaştıran Tanrı mı? O halde olması gereken şeye dönüşemeden öldürülüyorsa insan yığınları, malzemeden çalan müteahhitler gibi o da beyin fırtınasından çalmış olmalı!

Lao-tzu-on-All-Around-Mastery

“Görmek istemeyenden daha kör bir kimse yoktur.” Lao Tzu

Her şey tanrıdan ise kimse suçu üzerine almaz. Öyleyse merhameti de kovun gitsin. Göklerden gelen taşaklı bir emir varken insan ırkı olarak merhameti nerede besleyip büyüteceğiz! İnsanlığın başladığı yer tam da burası olmalıdır. Demelidir ki kendi kendine: “Delil yetersizliğinden salıveriyorum seni ey yüceler yücesi.” İşte o zaman zavallı bir insan olmaktan çıkar ve kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenebilir.

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Yaklaş Generalim

yaklaş generalim - günay aktürk

Aşk Olacak Mı Yarın Generalim

aşk olacak mı yarın generalim

Duyuyorum silah seslerini generalim. Cephe gerisine kadar ulaşan bu şarapnel parçalarına henüz hissizleşmedi bu beden. Bu et yığını dev yavrusundan umudunu keseyim deme. Yaklaş ve gir şu kamuflajın altına.

Sensiz gündemin bile tadı tuzu yok. Gerektiğinde vuruşuruz göğüs göğse. Kalem tutan ellerimizin mızrağa alışması üç beş talime bakar. Kayıplara karışmış sözde bir tanrının verdiği cana ot tıkarız icabında, kapımıza kadar dayanmışsa şayet insanlık suçu!

Ama sensiz savaşın bile tadı tuzu olmayacak. Mavzeri yağlamanın, yirmi beş metrelik atımlara talim etmenin tadı olmayacak. Terimi silmelisin generalim. Bir beyaz mendil, üç taburluk bir cephane demek! Eyy tütünümün cesur kavı, göğsümün önündeki köstekli saatim! Sensiz savaş alanında akılsız bir mecnun sayılırım. Vurulup giderim serseri bir kurşunla…

Savaşa dahi sanatsal bir detay katan kızıl bir fırça darbesinin sen. Coşkulu olur dövüşlerim sen varsan, sensiz kuru bir öfkeyim sadece…

Ama hayır! Şartlar olgunlaşmadı henüz. Senin kim olduğunu bile bilmiyorum. Hatta doğduğundan bile emin değilim. İhtimal dahilinde midir bir yerlerde karşılaşmak generalim…

Bugünden yarına iyi bir şeyler çıkacak mı? Kaç kurtuluş savaşı daha geçirecek insanlık? Yoksa barış zamanlarında yavaş yavaş aptallaşmasını sürdürecek mi yine? Tarih yine yüz yılda bir tekerrür mü edecek? Belki yenileceğiz ama geleceğin yobazlarına da kalmayacak yarınlar!

Sana beş iş günü kadar mühlet! Aşk olacak mı yarın generalim? Umut yine duvarlara tırmanacak belki. Ama umuda ve barışa sağlam kazıklar çakabilecek miyiz dersin? İçimizdeki itici güce sağlam barınaklar inşaa edebilecek miyiz…

 

Günay Aktürk

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

Hayvanca Sevmek Gerek

hayvanca sevmek gerek

Sevmek Duygu İşidir

hayvanca sevmek gerek

Düşüncenin dile getirilmesine benzemez sevmek. Duygu işidir o ve her duygunun dilde bir karşılığı yoktur. Kelimelere dökülmese de olur. Bu yüzden “anlatma göster” denir.

Kelimeler duygulardan sonra yaratıldı. Yani, daha ortada sözcük yokken duygular vardı, demek oluyor bu. Hayvanın doğallığı buradan gelir. Çünkü onun kelimesi yoktur. İdeolojisi; “ama”sı “fakat”ı “lakin”i yoktur. O da kıskanır elbet. Dişlerini gösterir, pençe atar… Rakiplerden hoşlanmaz. İnsan ile hayvanın en eski ortak noktalarından biri de bu olsa gerek.

Severken hayvanca sevmelidir insan! Doğal olmalıdır. Amasız, fakatsız, lakinsiz ve kinsiz… Aklın insana yakın duran marifetleri özgürce sergilenmelidir.

Duygular düşüncelere benzemez. Hatta düşünceleri yaratan da duygulardır. Duyguları temiz olanın düşünceleri de temizdir.

Şairler hayvana en yakın duran kesimde yer alırlar. Birine dokundukları zaman “düşünce” masadan sessizce kalkarken duygular zarafet kostümleriyle geceyi şereflendirirler.

Bunu elbette herkes ne yaşayabilir ne de yaşatabilir. Aklın düşünce orduları hedefe yoğunlaşmıştır. Şehrin içlerine kadar girip bayrağı surların üzerine dikmeye yoğunlaşmıştır. O gecenin başka anlamı yoktur.

Ama gelişmiş bir hayvandan başkası değildir bu insan. Dünyayı düşüncelerinizle yorumlasanız da sadece duygularınızla görebilirsiniz.

Araba kullanmaya benzer biraz da sevmek. Üçüncü vitesten yukarı çıkamayan ama kendini hız delisi sanan bir meczup! Her ne yapıyorsa üçüncü viteste yapar. Motorun bütün gücünü kullanmak cesaret gerektirir. Sevgi de cesaret işidir. Arabayı yakman gerekiyorsa o araba yakılmalıdır. Yolda kalmışsın, alabildiğine susuz, dudakların çatlak ve miden karıncalı… Bu aşktır.

Günay Aktürk

Read more

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

yaşlılık ve ölüm

Onun Devri Kapandı

Kızıl saçlı seksen yaşındaki ihtiyarın yirmi yıl önceki görüntüsü geldi gözümün önüne. Doğduğum yer olan Bahadın Kasabasında. O sene ölmüştü.

Babaannemin arkadaşıydı bu kadın. Bizimki ölünce, o bir zaman daha yaşadı. Bir gün rast geldim sokakta. Bana baktı ve “Al canımı diyorum almıyor!” dedi. Ölüm için bir varmış bir yokmuş derler. Tıpkı yaşam gibi…

Bugün, son günleri şöyle görünüyor gözüme: Hayatı, başarıyla oynanmış bir piyes iken, son deminde tadı tuzu kalmamış. Arkadaşları artık yaşamıyor. Aşık olsa olamaz, kahkahaya bile izin vermez hücreleri. Uzun soluklu yollara da çıkamaz. Dişleri yok, düşlerde çeşit tükenmiş.

Onun devri kapandı. Yirmi senenin sonunda tekrar çıkıp gelse, seksen yıl boyunca yaşadığı o kasabada kimse tanımayacak onu. Canı kadar sevecek kimsesi yok. Oturduğu ev bile ona ait değil. Bağı bahçesi artık yabancıların. İki çift laf etsin ama kiminle? İnsan delirir be! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor. Ne dua edeni var ne su dökeni. Yirmi yıla kadar yüzünü kimse hatırlamayacak. Sanki bütün delilleriyle yok olup giden bir olay mahalli şu insan yaşamı!

ölüm bir varmış bir yokmuş

Bütün bu alıntılar bastonsuz ayakta durabilmek için. Sahneyi yenileri alana kadar bu devrin avanakları bizleriz. Bize kucak açacak olan son döşeğimiz orada bir yerde bizleri bekliyor. Yaralı yanımıza yatırmasalar bari, desem, tam da yaşayan bir avanağa göre söz olurdu.

Mühim bir iş yaptığımızı sanıyordum. Renkler bu kadar canlı olmasa deli divane olmazdım bülbül sesine. O kızıl kadına da âşıktı birileri. Birilerinin kızı, annesi, komşusu ve köylüsüydü. Artık, anısı fotoğraflara bile düşmemiş eski bir müsamere yıllığı! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor.

Bir gün yaşayanların dünyasında kalbi atan birileri de seni tıpkı böyle hatırlayacak. Ve diyecekler ki, yaşam bir varmış bir yokmuş

Read more

Yalnız Sana Geleni Arzula

yalnız sana geleni arzula

Arzula Ama Nasıl?

arzula

“Sana Gelen Her Şeyi Bekle Ama Yalnız Sana Geleni Arzula!”

Andre Gide

Diyeceksin ki “Ama gelmiyor!” Adam da zaten bunu bildiği için onu arzulamayacaksın diyor. Sanki senin kimi arzuladığını bilmiyor Gide! Ha diyorsan ki gelen giden yok, o senin beceriksizliğin canım, bizi ırgalamaz. Bizi ırgalayan, trafiğin yoğun olduğu durumlar. Gelenin gitmesine izin verme o zaman. Acaba gelen de bir başkasından geldiği için mi gidiyor! Fırsat vermiyorsun ki dinlensin arada…

Sana gelen her şeyi bekle!” Belki adam başka bir şeyden bahsediyor. Sen yine kapını açık tut ve yalnız gelene kahve pişir, diyecek değil ya! Öyle ya! Randıman evi mi bu canım her şeyi bekleyeceksin. Gelen kim, it mi kurt mu? Ama insan da tam olarak bu değil mi? Kapı çaldığında adı davetliler listesindeyse şeref duyuyor bundan.

Hâlâ gelmemiş olması, gelmeyeceğine delalet değil. Arzunun nedeni de bu zaten. Olasılık matematiği. Sıfıra yakın bir ihtimaldir ama sıfır değildir. Basket oynuyorsun, yüz atışın yüzü de başarısız… Ama ihtimal sıfır mıdır? Asla basket olmayacak mı? Bir sonraki atışın da aynı sonuç vereceği belirsiz olduğu için ihtimal sıfır değildir. Peki, ne zaman kesinleşir gelmeyeceği? İki taraftan biri öldüğü zaman.

Kapının kilidini sök ve kendine bir fincan kahve yap. Yanında biri varsa onunla gül. Onu doyur. Ona güzel kok. Ona ulaş. Bu kadar doyumsuz olma. Gerçek olan tek şey “an”da yaşananlardır çünkü. Uzakta bulanık gibi duran o muhteşem görüntüye ihtiyacın yok. Yanında olanın da bir gün gidebileceğini bilerek yaşa. Kendine tahammülün olsun biraz! Eğer bir seçimin eşiğindeysen, köpeği itten, kurdu kuduzlusundan ayırmayı bil.

“Bedenimi satarım ama ruhumu asla!” sözünün anlamı çok büyüktür. O kapıdan yüzlerce kişi girip çıkar da kaçından kaçı kalır? Çoğu zaman kimse kalmaz hatırda. Yıllar yılları kovalarken ruhun gerçek bekçisi hep oradadır. Bu yüzden unutulmaz. Beden kirliliğine de inanmıyorum. Ruh zamanla kirlenebilir ama beden temiz kalır. Sırf ruhumuz aç kalmasın diyedir bedenimizin yıpranması…

Son sözümdür şu: Bir gün gelirse de elindeki zincirleri atmalısın. Elinde tasmayla gezinenler birbirlerinden çabuk sıkılırlar. Bütün isyan eylemlerinin temelinde özgürlük tutkusu yatmaz mı?

Günay Aktürk

Read more

Evlilik Garabeti

evlilik ve ortaklık teklifi

Evlilik Ve Ortaklık Teklifi

evlilik ve ortaklık teklifi

“Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede ( abartmıyorum ) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan…”

Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi… Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı… Eğitimde de böyle…”

Can Yücel

evlilik

Kırmızı köynekli adam adet yerini bulsun diye sormuş bizimkilere: Bu işi kabul ediyor musunuz arkadaş? Evlilik halleri işte, cevabını bildikleri soruyu sordururlar mı? Cevap hiç şaşmaz. Belli ki önceden ağız birliği etmişler.

Ersin benim canım ciğerim. Seda’yı da severim, bilir. Bunlara dedimdi baştan: “Ben sizin dostunuzum acı acı konuşurum! Babaazın ağzına ballı şeker koysunlar, teoride iş görüyorsunuz ama pratikte yine eğitim zaiyatısınız!

Evlilik teklifi nasıl edilmişti? İnanın bilmiyorum. BENİ ÇAĞIRMADILAR. Tesadüf eseri çekilmiş bir videoda gördüm. Aceleye gelmiş de yan yatmış çamura batmış filan. İşin tuhaf yanı o ki kızmıyorum da. Bu dostluğu sorgulamaya yetecek düzeyde delil sayılmaz bu. Nikaha da çağırmadılar. Olsun, yol uzak. Ankara Neree Mersin nere. Şimdi diyor ki: “Nikaha gelmezsen fena gönül koyarım!” Allah Allah (!) Son dönemeçte beni fark etti. Halbuki hiç ses çıkarmamıştım.

düğün davetiyesi

Bu satırları yazarken, tam da üstteki cümlenin son noktasında kapı çaldı. Komşumuzdu, düğün davetiyesi getirmiş. Yoo bunu bir yere bağlayacak değilim. Baba Nazım’ın dediği gibi, dünyada ne garabetler var da ne garabetler var azizim : ) Biz konumuza dönelim efendim.

Ne diyordum? Hah! İnsan neslini sürdürüp dünyayı kurtaracaklarmış. El alem nice güzellemeler yapar böyle zamanlarda. Kardeşim bir ömür mutluluklar filan! Anneannem öldüğünde ben de akrabalarla beraber namaza durmuştum ayıp olmasın diye. Oradan dersimi ezber ettim bir kez.

Ben evliliğe karşıyım arkadaş. Ha, yine mutlu olun. Sabahları sevgiyle uyandırın birbirinizi. Birbirinizin kalp onarıcıları olun. Madem bu poku yediniz, akşamları bir de üstüne mum ışında şarap için öyleyse, aşk dizelerini haykırın ve yine bir ömür sevin sevişin… Ben geldiğimde de kapıyı açmamazlık etmeyin.

Evliliğin bunaltıcı eylemlerinden uzak durun. Birbirinize nefes alacağınız oksijenler yaratın. Ne demek bu? İki tarafın da kendi dostları olacaktır. Yedi yirmi dört de şarap içip sevişilmez ki. En başta güven geliyor tabii. Güven, sevginin mimarıdır sonuçta.

Biliyorum efendim, biliyorum. Erkek türünün en olgun neferlerinden biridir Ersinim. Seda’m da belki bu yüzden en şanslı kadınlardan biri. Haybeye nutuk atmıyoruz arkadaş. Cidden mutlu olduğunuzu gördükçe insanın gözleri doluyor. Girin bakalım adına “evlilik” dedikleri o modern mağaranın içine canım kardeşlerim! Bu yalnızlık geçidinin kapısını ben beklerim! İkinizi de çok ama çok seviyorum. Lâkin bu, düğününüze çelenk göndermeyeceğim anlamına gelmiyor.

 

Günay Aktürk

Read more