Cellat Tanrım Benim – Friedrich Nietzsche

nietzsche ariadne’nin yakınması

Kim Isıtır, Kim Sever Beni Daha

Şiir : Ariadne’nin Yakınması – Cellat Tanrım Benim
Şair / Filozof : Friedrich Nietzsche
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 76. videosu. Bu kez Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci olan Friedrich Nietzsche ve Ariadne’nin Yakınması adlı şiiri. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Ariadne’nin Yakınması - Nietzsche

Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş
çırpına çırpına can çekişenler gibi,
ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım ah
Bilinmeyen ateşlerle yana yana.
Sen peşimdesin ey Düşünce!

Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle.
Sen alaycı göz
dikmişsin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle kıvrılarak
çırpınarak işkencesiyle bütün sonsuz ezaların,
Vurdun beni
sen ey zalim avcı
sen ey tanınmaz Tanrı
Vur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle
usanmadın mı bu insan işkencesinden?
Acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana niye eziyet ediyorsun
sen ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?

Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun böylesi gece yarısında?
Ne istiyorsun? Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
Kıskanç seni!
Neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
Sen, cellat Tanrı!
Yoksa köpek gibi taklalar mı ataydım karşında?
Teslim mi olaydım kendimden geçerek
Sevginle, sırnaşarak?

Boşuna!
Sürdür batırmanı zalim diken!
köpek değilim
Avınım yalnızca senin.
zalim avcı!
En gururlu esirinim.
Sen ey bulutların ardındaki haydut!
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun ey eşkıya benden?

Nasıl? Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste. Böylesi yaraşır gururuma!
Ve az konuş. Böylesi yaraşır öteki gururuma!

Ha ha!
Beni istiyorsun ha? Beni?
Her şeyimle beni?
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
Gururumu kırıyorsun işkencenle.
Sevgi ver bana.
Kim ısıtır ki beni daha?
Kim sever ki beni daha?
Sıcak eller uzat bana,
Yürek mangalları uzat bana.
Bana, yalnızların en yalnızına,
Buzunu ver ah!
Yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
Ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana kendini!

Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat Tanrım benim!

Hayır! Gel geri!
Bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım sana akıyor.
Yüreğimin son alevi seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel.
Tanınmaz Tanrım! Acım benim!
Son mutluluğum benim!

 

Friedrich Nietzsche

Read more

Habil İle Kabil – Tevfik Fikret | Şiir ve Video Yorum

Habil ile Kabil anlatısından yola çıkan alegorik sahnede, kardeş cinayeti, savaş, iktidar, vicdan ve masumiyet temalarının iç içe geçtiği karanlık bir insanlık tablosu.

Habil İle Kabil Şiiri – İnsan Suçsuz ve Azarlanmış

Habil İle Kabil Şiiri
Şair : Tevfik Fikret
Yorum : Günay Aktürk

Tevfik Fikret’in “Habil ile Kabil” şiiri, insanlık tarihini bir kardeş cinayeti üzerinden okuyan sert ve vicdani bir metindir. Bu sayfada şiirin tam metni ve Günay Aktürk’ün video yorumu yer almaktadır.

Habil İle Kabil Şiiri Sözleri

Habil ile Kabil, iki kardeş…
Tarih bize kardeşliği gösterir bir kanlı sahneyle.
Ve o korkunç örnekle gözümüze
lânetli bir gülüş gibi ürkütücü, çok öfkeli
Binlerce görüntüyü serer.
İnsan suçsuz ve azarlanmış, günahkâr ve pişman,
Yüce yurdundan bu aşağılık kavga yerine,
Sonsuz bir üzgü ve sürekli bir sürgünle
Gönderilirken, ona gizli bir bağırışla
«Yüksel» demiş; soyundan gelecek kuşağı da
Hem alçalmaya, hem çalışmaya tutsak eden, alçak
Bir yaradılışı yükselmek tutkusuyla yormak,
Yormak ve yaşatmak isteyen güçlü Tanrı,
Şöyle cezalandırmış kendisine başkaldıranları :

“İnsanoğlu yok ederek yok olacaktır,
Bu belâlı geçit hep kanla dolacaktır!”
İnsanoğlu, işte şu karşıtların karması:
Şeytanla melek, zulümle sevgi, deliyle akıllı.
Öfke ve hınçla hep yanılıp bozulmuş,
Hep birbirinin can düşmanı, kanına susamış.
Ektikleri hep ayrılık, biçtikleri hep kin,
Hep kanlı bir iz geçtikleri yerde kalan.
İkiyüzlülük, dedikodu. yüzlerinin parlak örtüsü;
Kardeş kanı: kadehlerinin eski şarabı.

Habil ile Kabil anlatısından yola çıkan alegorik sahnede, kardeş cinayeti, savaş, iktidar, vicdan ve masumiyet temalarının iç içe geçtiği karanlık bir insanlık tablosu.

Öldürme zafer, yıkma şeref, yağmalama şan;
Adalet ile iyilik, adı kin ile küskünlüğün.
Hak öncesiz bir anı, zorunlu unutulması;
Yasa yumulmuş bir koca el.- zorbanın muştası.
İnsanları sevmek, korumak kötü, acımak utanç,
Azgın bencillik, elde kılıç, katı bir yargıç.
Başlar hep özen ve tasa düzeninin yukarısında,
Eşitlik yalnızca ayak altında kalanlarda…

Yazgısı onun bu zaten, kara toprakta sürünmek;
Toprak ona her şey; .ona ocak, ona ekmek.
Ekmek, su, hayat, işte bunlar bütün payına düşen,
Ama sen o tutkunla
Sen ey yitik cennetin karanlık sürgünü!
O tutkunla yaşamayı
Zehir ediyorsun kendine; tutkunun vuruşları
Dikkatini sarsıp yıkıyor, artık elinden,
Artık ayağından, başından ve dilinden
Kan serpiliyor, kan yağıyor, kan coşuyor, kan!

Bak haline, şaşkın, şu kızıl acıyla yığılan
Sensin; çektiklerinle süslenmiş şu mezarlar!
Utançla bir bak.
Şu karşında görünen nedir?
Can yakan bir savaş, ölüm yeri; o yatan şey,
Bak bak, şu pis, şu soğuk leşe… O bir bey,
Bir subay, otuz yılda açılmış koca bir gül,
Ailenin bir çocuğu, yurdun bir umudu… Gül,
Gül de için açılsın ve övün; işte zaferler,
Şanlar, bağışlar, gürültüler…
Ama ne haber o dargın,
suskun taşın altında yatandan?

Yazıklar olsun sana, ey yaradılışı kan döken!
Tiksiniyorum senin o acı tablolarından! O kandan,
Kandan, yaradan, ağlayıştan, inleyişten,
acıdan oluşan o uğursuz tablolarından.
O üzen cehennem tablolarından…
Yine de Tanrın acımış da
o yerdiğin ağulu suya bir damlacık
İyilik katmış. Onun mutlu çocuğu bu dernek.
Bir dernek ki ayı ve güzelliğiyle gökçe,
Dilek ve eylemlerinin kutsallığıyla gökçe!

Saygı sana, ey güçsüzlüğü avutan vekil,
Düşkünlere uzanan sevimli, şifalı el!
Saygı sana ey sevecenlik, insanlığın yüzünden
Kanlarını incelik, sabır ve beceriyle silen!
Saygı sana, ey kavgaların ağulu tırnağını
Çağın ciğerinden sökecek gizli pençe!
Saygı sana, ey akpak yüzü gül saçan!
Sana saygı, sana saygı…

Ama seni vicdan
Hep kanlara batmış ve kızarmış görecekse,
İnsanda bu delilik daha pek çok sürecekse,
Doğrusu insanlığın bu uyuşmazlık,
düşmanlık yazgısı ise.
İnsan buna mahkûm ise…
Yazık!

 

Tevfik Fikret

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Meryem Ana’nın Acısı – Kostas Varnalis

Kostas Varnalis – Meryem Ana’nın Acısı (Yunan Şiiri)

Meryem Ana’nın Acısı – Kostas Varnalis Üzerine

Meryem Ana’nın Acısı Kostas Varnalis’in, Yunan şiirinde insanlık, acı ve suskunluk temasını işlediği çarpıcı bir eseridir.

Kostas Varnalis, modern Yunan edebiyatının en önemli ve en aykırı şairlerinden biridir. 1884 yılında Bulgaristan sınırları içinde kalan Burgaz’da doğan Varnalis, şiirlerinde geleneksel biçimleri halk diliyle birleştirerek Dimotiki olarak adlandırılan sade Yunancayı edebiyatın merkezine taşımıştır.

Eserlerinde din, iktidar, ahlak ve adalet kavramlarını sert bir toplumsal eleştiriyle ele alan şair, özellikle insanlık trajedisi, suskunluk, acı ve yoksulluk temaları etrafında şekillenen şiirleriyle tanınır. Kutsal anlatıları ters yüz eden, mitleri ve dini figürleri insani bir düzleme çeken yaklaşımı, Varnalis’i yalnızca bir şair değil, aynı zamanda güçlü bir düşünür hâline getirmiştir. Meryem Ana’nın Acısı da onun bu eleştirel ve insancıl şiir anlayışının en çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Şiirin Tam Metni

Nerede saklasam sakınsam seni kötü insanlardan
Okyanusun ortasında bir adada, yoksa bir dağ tepesinde mi?
Konuşmayı, haksızlığı haykırmayı öğreteceğim sana oğlum.
Tatlı ve yumuşak yüreğini görüyorum biliyorsun.
Dayanamayacak sonra öfke duyacak acı çekeceksin.

Mavi gözlerin olacak körpe bir bedenin.
Koruyacağım seni nazardan ve kötü havalara karşı
uyanan gençliğin ilk şaşkınlığından.
Yaraşmıyor sana ne savaş ne de haç.
Uzak durmalısın kölelikten, ihanetten, ocağını kurmalısın.

Geceleri kalkıp sessizce sokulacağım yanına.
Eğilip soluğunu dinleyeceğim, yavrum benim…
Sıcak ıhlamur ya da sütünü hazırlayacağım ocakta.
Ve sonra yürek sıkıntıları içinde
pencereden kollayacağını seni:
elinde defter kalem düşerken okulun yoluna.

Kostas Varnalis – Meryem Ana’nın Acısı (Yunan Şiiri)

Ve eğer bir gün gelir de göklerin Tanrısı
Gerçekle, yıldırımın ışığıyla çarparsa aklını
Sakın açma ağzını.
Yabanıl hayvandır insanlar, dayanamazlar ışığa.
En yüce gerçek susmanın gerçeğidir.
Bin kez de gelsen bu dünyaya
Bin kez gerecekler seni haça.

Kostas Varnalis
Türkçesi: Herkül Millas

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bizi Taş Yapıp Susturdular (Aziz Nesin)

aziz nesin - anıt şiiri

Aziz Nesin Anıt Şiiri

Şiir : Anıt Şiiri
Şair : Aziz Nesin
Yorum : Günay Aktürk

“Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu…”

Karşı Gelme Büyüklerine

Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu.
Seni bana öldürttüler beni de sana.
Bizi bize kırdırtıp, hepimizin adına…
Adımız ki bilinmeyen asker.
O çok iyi bilinenler
Üstümüze bu anıtı diktiler.
Sakın sormayın yarattığımız tarihi bize.
Altından kalkıp da veremeyelim diye yanıt
Üstümüze dikilmiş bu görkemli anıt!
Bizi taş yapıp susturdular.
Ölümsüz olduk sonunda…

Aziz Nesin

Read more

Aziz Nesin Özgeçmiş Şiiri

Aziz Nesin Özgeçmiş şiirini anlatan alegorik sahne; yoksulluk, kimlik ve bürokrasinin insan hayatını silikleştirmesini simgeleyen görsel anlatım.

Aziz Nesin – Özgeçmiş Şiiri Üzerine

Aziz Nesin Özgeçmiş, yoksulluk, kimlik ve bürokrasinin insan hayatını nasıl bir defter satırına indirdiğini anlatan çarpıcı bir şiirdir. Şair, bir insanın yaşamını inanç, mezhep ve resmi kayıtlar arasında parçalarken, geride kalan onurun nasıl sessizce yok edildiğini gözler önüne serer. Bu şiirde ölüm bile kişisel bir son olmaktan çıkar, bir memur notuna dönüşür. Şiirin tam metni, Günay Aktürk yorumu ve şiirin alegorik bir görsel hikâyeleştirmesi yer almaktadır.

Özgeçmiş Şiiri

Hastanenin ambar memuru sildi kaydını
Dini İslam
Vakit bulamamıştı el kapılarında kulluktan
Tanrısına kulluk etmeye
Yerine getiremedi
İslam’ın beş şartından hiçbirini
Mezhebi Hanefi
Kimliğinde öyle yazar
Ama rahmetli bilmezdi mezhebini
Doğum 1321 Şubat
Anlaşılmadı neden öldüğü
Defter boş kalmaz
Yazdı ambar memuru deftere
Ölüm nedeni
Sefaleti fizyolojiye

Ne ısmarlama ne hazır
Bir yeni urba giymemişti
İlk kez giyecek
Yakasız gömlek denilen kefeni
Sağ olsa sevinirdi
Ama kıyamazdı yepyeni ak bezi örtünmeye
Saklardı hiç olmayacak karısı için
Gerdek gecesi yatağa sermeye
Sevinemedi
Haberi olmadı
Yepyeni yakasız gömleğinden

Aziz Nesin

Aziz Nesin Özgeçmiş şiirini anlatan alegorik sahne; yoksulluk, kimlik ve bürokrasinin insan hayatını silikleştirmesini simgeleyen görsel anlatım.

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Büyük Taarruz Şiiri – Nazım Hikmet

Büyük Taarruz Şiiri - Nazım Hikmet Ran

Sarışın Bir Kurda Benziyordu

Şiir : Büyük Taarruz
Şair : Nazım Hikmet Ran
Yorum : Günay Aktürk

En Güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve onun Büyük Taarruz adlı şiinden kısa bir kesit. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Büyük Taarruz Şiiri - Sözleri

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,
rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle
oynayarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
‘Kim bilir belki yarın…’

Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra düşmanın müstakim cepheleri düştü.
Bunlar Karahisar güneyinde elli
Ve doğusunda 20-30 kilometreydiler.
Sonra.
Sonra düşman ordusu kuvai külliyesini ihate ettik.
Aslanlar civarında 30 Ağustos’a kadar.
Sonra.
Sonra 30 Ağustos’ta düşman kuvai külliyesi
imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikupis
Alaturka sopa yemiş bir temiz.
Ve sırmaları kopuk Frank uşağı…

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki:
“Teselyalı çoban Mihail!”
Nurettin dedi ki:
“Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni.”

Nazım Hikmet Ran

Read more

Neyzen Tevfik Sosyete Şiiri +18 Küfürlü Şiir

Neyzen Tevfik’in “Sosyete” şiirini seslendiren Günay Aktürk’ün fotoğrafı; beyaz gömlekli, kütüphaneli ortamda çekilmiş bir görüntü.

Hayat Sirkeden Ucuz

Neyzen Tevfik Sosyete Şiiri, şairin toplumun ikiyüzlülüğünü hedef alan en sert hicivlerinden biridir. Bu sayfada şiirin tam metnini ve Günay Aktürk seslendirmesini bulabilirsiniz.

Neyzen Tevfik’in bu küfürlü ama derin hiciv şiiri, dönemin sosyal yapısına tuttuğu karanlık aynayla hâlâ güncelliğini koruyor. “Sosyete” şiiri, hem mizahi dili hem de acı gerçekleri işaret eden sert çıkışıyla Türk edebiyatında özel bir yere sahiptir. Bu sayfada şiirin tam metnini okuyabilir, ayrıca Günay Aktürk seslendirmesiyle dizelerin yarattığı o özgün atmosferi videolu olarak dinleyebilirsiniz.

📌 Video: Neyzen Tevfik Sosyete | Günay Aktürk Seslendirme

Neyzen Tevfik Sosyete Şiiri (Tam Metin)

Islahına imkan yok, beyhude üzülme hiç
Salgın halinde kumar evde poker ve briç
Hayat sirkeden ucuz, düşünme şampanya iç
Memleket her baloda kazanır bir sürü piç

Bayan aşığı ile büyükada koyunda
Bay almış metresini gezer hünkarsuyunda
Orospuluk alçaklık var hepsinin soyunda
Haya namus kalmamış rezalet diz boyunda

Çiftler kenetli gibi sarılmışlar sımsıkı
Dans eden kadın erkek konuşur sıkı fıkı
İkisi de duş ister, buna derler asrî dans
Hiçbir külfet istemez, ne pay ne de avans

Olgunluğa sermaye sarf edilen emektir
İnsan için nezaket doğruyu söylemektir
Asriliğin mânâsı edeb, irfan demektir.
Bizimkine gelince, düpedüz bok yemektir.

Edepte terbiyede çok noksandır bilgimiz
Namus ve iffet ile hiç kalmamış ilgimiz
İnsaf edelim yahu sosyete kim biz kimiz
Şehvetten şaha kalkmış elde gezer şeyimiz

Göbekler perçin olmuş, hava geçmez aradan
Düzüşmeyen kadın yok, sen haber ver paradan
Düşüncemiz yok bizim gam ve kederden başka
Sıçan yok ağzımıza hükm-ü kaderden başka

Avcı bilir avını her kuşa saldırmaz
Kurnaz çoban sürüden kurda kuzu kaptırmaz
İnsanoğlu tuhaftır her söze pek aldırmaz
İbne dersin kızar da sikersin de aldırmaz.

Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik’in “Sosyete” şiirini seslendiren Günay Aktürk’ün fotoğrafı; beyaz gömlekli, kütüphaneli ortamda çekilmiş bir görüntü.
Read more

Tavasin – Hallac-ı Mansur (En-el Hak)

tavasin - hallac-ı mansur

Ve Şeytan Kovuldu!

Hallac-ı Mansur‘un “Tavasin” En-el Hak adlı kitabında şeytanın cennetten kovuluşunu okuyoruz. Yani bir de bu gözle bakıyoruz olaya.

Hallac-ı Mansur - Tavasin (En-el Hak) Kitabından

Tanrı şeytana sordu: “Secde etmiyor musun ey alçak?” O da şöyle söyledi: “Daha doğrusu aşık demeliydin. Aşıklar hor görülür. Bu yüzden beni alçak ve aşağılık diye adlandırıyorsun. Bana olacakları anlaşılır kitapta okudum ben ey her şeye gücü yeten ve sonrasız olan! Öyleyse nasıl alçaltabilirdim kendimi Adem’in önünde? Madem ki onu topraktan ve beni ateşten yarattın, bu iki karşıt varlık anlaşamazlar. Ben sana daha uzun bir süre hizmet ettim. Benim erdemim onunkinden daha yüksek, bilgim daha geniş. Eylemlerim daha yetkin.”

Yüce Tanrı ona dedi: “Seçim benimdir senin değil.”

O da şöyle dedi: “Tüm seçimler gibi benim seçimim de senindir. Çünkü sen beni seçmiş bulunuyorsun ey yaradan. Onun önünde secde etmemi sen engelledin. Sözlerimde yanlışlık olsa benim böyle konuşmama izin vermezdin. Çünkü sen her şeyi duyansın. Onun önünde secde etmemi istemiş olsaydın buna boyun eğerdim. Seni benden daha iyi tanıyan bir kimse bilmiyorum bilgilerin içinde.”


Tavasin – Hallac-ı Mansur

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Şu Karşıda Kayıklar (Mani)

mani

İki Lokma Mani 🙂

Suda balık yan gider
Ciğerimden kan gider
Göz yaşımı toplasam
Bir dalgalı sel eder

Şu karşıda kayıklar
Suda oynar balıklar
Kabrimdeki kemikler
Yar yar diye sayıklar

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Can Yücel – İmana Geldim

imana geldim - Can Yücel

O Ne Memeler O

Az Erotik çok Müstehcen şiirler serisine bir yenisi daha. Bu defa Can Yücel ve İmana Geldim adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

İmana Geldim - Sözleri

Bir kız buldu beni akşam üstünde.
Bakire değil ama kızmış Allah’ına kadar.
O ne memeler o!
O ne uyluklar o!
Ooo!
Hele o engebesiz aşağılara
inen o göbeği o.
O müselles* o
Müselles o…
Hiç ağda görmemiş ayda.
Allah’ıma güzel.

İşte o zaman imana geldim

Can Yücel

*Müselles – Üçgen

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more
Powered by Gelecek Internet