Osman ortada bir katliam olduğuna bir an olsun inanmamıştı. Öyle olsa, üç yüz bin, beş yüz bin, hatta bir milyon insan katledilmiş olsa bunun kanıtı olmaz mıydı? Savaştı bu, karşılıklı öldürmeler katliamdan sayılabilir miydi hiç?
– Katliam demek ne demektir Veysel kardaş? Bir halkın kökünü kazımaktır. Bir halkı yok etmek için yaşam için gerekli ihtiyaçlarını kesmek, üremelerini engellemek – bozmak ya da çocukların zor yolla başka şehirlere, başka ailelere dağıtılmasıdır. Asimile etmektir. Tüm bunları bu topraklarda yaşadı mı o insanlar?
– Köklerinin kazındığına dair efsaneleri bir yana bırakıp delil arayalım öyleyse. Nasıl buluruz dersin izlerini? Ölüm yürüyüşlerini de mi duymadık, duyup da aldırmadık? Ya asimile de mi edilmediler? Çocukların zorla başka şehirlere dağıtılmasından söz ediyorsun. Dersim’de olanlar gibi mi?
– Dersim’den bahsetmiyoruz şuan.
Bir süre durup arkadaşını boydan boya süzdü Veysel:
– O kadar şey söyledim, bir tek bu mu çekti dikkatini?
Osman’ın ses tonundaki ani yükseliş ile gelen öfke gözünden kaçmamıştı Veysel’in. Acaba bu, kabullenişe bir işaret miydi? Her ne düşünüyorsa belli ki göz göze gelmekten alıkoyuyordu onu bu düşünceler. Uzaklardan bir traktör sesi geliyordu. Bir deri bir kemik kalmış siyah bir köpek geçti önlerinden. Bakışları ürkekti. Neden ürkekti ki bu kadar? Kim korkutmuştu onu böyle?
Köyün en dışındaki son evi de geçtiler. Sanki mezarlığa değil de uzaklara, kendilerinin de bilmedikleri öte geçelere gidiyorlardı. Hava sıcaktı. Tecavüz ediliyordu kadınlara, gencecik kızlara. Mağaralarda kömürleşen insan kokusuydu o bahar esintisiyle dans eden! Uykusunda ağlayan anneler vardı yol kenarlarında. Osman, bilmeden bir cesedin üzerine basmıştı az önce. Aç susuz bir kafile geçti yanlarından. Askerler durmadan bağırıyor, su isteyen kadınları kamçılıyorlardı. Bir hayalet ordusu sarmıştı her yanı. Binlerce yıllık zulüm, katliam ve soykırımlar apaçık dolanıyordu ortalık yerde. Ama yaşananlar yaşanmış, kan temizlenmiş, yakılan köylerde yeni otlar bitmeye, üç yapraklı çiçekler açmaya başlamıştı. Sanki bu sessizlik, bu huzur binlerce yıldır hiç bozulmuyor, hep bu günkü gibi yaşam fışkırıyordu. Karşı yamaçtan düşman ordusu göründü. Düşmanlıkları kimeydi acaba? İlk kurşun sıkıldı, artık susmuyordu Veysel!