İnsanın Geleceği İnsan – Felsefi Deneme

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan İnsanının Geleceği Üzerine

İnsanın Geleceği İnsandır metni, yıkıcı ve onarıcı ilişkileri ele alan felsefi bir denemedir. Yazı, bendeniz Günay Aktürk’ün İnsan İnsanın Geleceğidir adlı kitabından alınmış bir bölümdür ve bireyin bireyle kurduğu temasın ahlaki, psikolojik ve tarihsel sonuçlarını sorgular.

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan insanın geleceğidir. Bazen de gelmişi ve geçmişi. Küfrüdür insan insanın. Bazen düşü bazen de kâbusudur. Bazen gelecek vaat eder, bazen de hiçbir şey vaat etmez.

Bazen hiçbir şeyi değildir insan insanın. Çoğu zaman da bütün bir gezegenidir. Kimi zaman algısını kirletir, kimi zamansa pirüpak eder. Bazen tek bir insan bütün bir halkın geleceğiyle oynar, sefillik ve cehalettir getirdiği. Bazen de çekip alır onu karanlıklardan. İnsan insanın nankörüdür.

Birisi bir kitap yazar ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Öteki bütün bir yüzyılı kasıp kavurur, katliam ve işkencelerde geçer adı. Ama bir başkası çıkar ve tek bir fırça darbesiyle tarihin lanetli hücresine hapseder onu. Birisi “göğüsleri yeni çıkmış” küçük kızlardan aşağılık haremler kurarken, öteki soylu bir davadan senelerce gün giyer. İnsan insanın lanetidir.

Bazen daha da kolaylaşır insanın insana ulaşması, aydınlık bir günde bile yolunu şaşırtması. Ya da alabora olmaya yatkın bir gecenin zifirinde sakin sulara ulaştırması… Birisi “merhaba” der bir yabancıya, öteki ölüm döşeğinde bile hatırlar bunu. Birisi deli dolu sevişirken, öteki tüm deneyimlerinde onun hazzını arar. İnsan insanın gıdasıdır.

Birisi hiçbir iz bırakmadan silinip gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık… İnsan insanın yamasıdır…

Yani kısaca insan bir dinlenme tesisidir. Aç yolcularına yemek molasıdır. Yanaşır ve park ederler ansızın. Bazen işemeye, bazen de işletmeye gelirler! Küçük kaç kuruştur, büyük rahatlatır mı her zaman? İnsan insanın molasıdır. Bazen yol tuttuğundan, plansız verilmiştir bu karar. Yel gibi gelir, sel gibi giderler.

Belki herkes herkese aynı kuvvetle çarpmaz ama çarpınca da şaşırtır feleğini. Ne için umut beslediğini bile anlayamadan umutsuzluğun akıntısında yeniden doğar. Farkında değildir ama en korunaklı barınaklar bile zamanla soğumaya başlar. Yeniden doğuşlar sancılıdır. Kendini anadan üryan hisseder zira gerçeğin rahminde doğanların kundağı poyraza karşıdır. İnsan insanın ayazıdır…

 

Yazar: Günay Aktürk
Yayın Tarihi: 07.04.2019

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Yaktın Beni Kül Eyledin – Günay Aktürk

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Yaktın Beni Kül Eyledin

Yaktın Beni Kül Eyledin, Günay Aktürk’ün gençlik dönemine ait, tutku ile deneyimsizliğin iç içe geçtiği bir aşk şiiridir. Şiir, saf sevgi zannedilen duyguların zamanla bir yanılgıya dönüşmesini ve bu yanılmanın bıraktığı içsel yanışı dile getirir.

Gençlik tutkusu, diz çöken erkek figürü ve büyüye dönüşmüş sevdanın etrafını saran grotesk varlıklarla anlatılan Bosch tarzı alegorik sahne

Hormonsal Edepsizlik

Huzurlarınızda tam da yirmi yaşlarına yakışır dozda bir şiir. Biraz arabesk sosu ekelenmiş olduğunu itiraf edebilirim. O çağlarda gönül, bedeni aşıp da içindekileri göremezdi ki! Aslında içindekilere odaklanıyor fakat hiç de mecazi anlamda değil. Hormonsal edepsizlik. Sadece saf bir sevgi sandık onu. Önünde eğilirken erdemin yüceliğinden bahsettik. Fakat nedense yalnız büyülendiğimiz kadına yetecek kadar insani erdem vardı elimizde. Bu bizi kuşkulandırmadı bile. Tek asil köleliğin sevdiğimiz kadının önünde eğilmek olduğunu sandık. Diz çöktük önünde. İçimizdeki yakıcı madde artık yakamaz olduğunda ise doğrulup kalktık. Ortada ne erdem kalmıştı ne de yücelik. Olup olacağı tam olarak buydu. Fırtına dindi ve baraka onarıldı.

Bugün otuz beş yaşındayım. Kaç kez onardım bu barakayı bir bilseniz… Kasırgalar geldi geçti ama kuşlar misali eninde sonunda konacak bir saçak bulabildik kendimize. Anladım ki yücelik denilen şey, sevme eyleminin tutkulu bir alışkanlık haline getirilmesindeydi. Ama böyle bir insan olmayabilirdim. Uğrak verdiğim o “hormonsal edepsizlik” rıhtımında bambaşka işler çevirebilir, mesela tek gözümü kör edip azılı ve azgın bir korsana da dönüşebilirdim. Öyleyse yaşasın peşine düştüğümüz erdemlere:) Şimdi gönül rahatlığıyla on beş yıl öncesine dönebiliriz.

(Ocak 2020)

Yaktın Beni

Cilven ile nazın ile
O tertemiz özün ile
Her şakanda dozun ile
Yaktın beni kül eyledin

Seni sevmek sana azdı
Sonbaharım senle yazdı
Aşkın bana büyük hazdı
Yaktın beni kül eyledin

Yanmaz idim görmeseydim
Anmaz idim sevmeseydim
Keşke gönül vermeseydim
Yaktın beni kül eyledin

Günay Aktürk
2004

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more