12- En İyi Kitap Alıntıları

Günay Aktürk

Kitap Alıntıları Ve Sözleri

Seçmece kitap alıntıları. Bu makale şu yazarlara ev sahipliği yapmaktadır: Günay Aktürk, İbrahim İnecik, Sezai Karakoç, Franscis Bacon, Osho, Walter benjamin, Halil cibran, Abraham flexner, Tolstoy, Aristoteles, Dostoyevski, Erich fromm, Fakir Baykurt, Frida Kahlo, Michel Foucault, Friedrick Nietzsche, Paolo Coelho, Platon, William Shakespeare, Ayn rand.

1

“Şunu unutmayın! Ateş eti her koşulda yakabilir ama eti pişiren közdür!”

Günay Aktürk

2

“Herkeste bir gelecek kaygısı, bende bir gelmeyecek kaygısı!”

İbrahim İnecik

3

“Kardeşiz demek yetmez. Habil misin Kabil mi? Onu netleştirmek lazım.”

Sezai Karakoç

4

“Yaşlanmak bilge olmak değildir. Eğer gençken bir aptalsan,yaşlandığında sadece yaşlı bir aptal olursun!”

Osho

5

“Umut iyi bir kahvaltı,kötü bir akşam yemeğidir.”

Francis Bacon

6

“Bir kitap doğru okuruna rast gelene kadar bin yıl bekleyebilir.”

Walter Benjamin

7

“Gündelik yaşamınız, tapınağınız ve dininizdir.”

Halil Cibran

 

8

“Bu dünya daha iyi ve adil kılınmadığı sürece milyonlarca insan mezara suskun, üzgün ve kırgın gitmeye devam edecek.”

Abraham Flexner

9

“Siz böyle güzel şeyler söylemeyi beceremiyorsunuz.”

Tolstoy / Anna Karenina

10

“Defalarca ne yapıyorsak oyuz. Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil alışkanlıktır.”

Aristoteles

11

“Gerçekler bir dilekle gerçekleştirilemez fakat dileyeni yok edebilir.”

Ayn Rand

12

“Babalar annelerden daha çok düşkündürler kızlarına. Bu yüzden bir kız baba evinde çok mutlu yaşar. Öyle sanıyorum ki kızım olsaydı kocaya bile vermezdim.”

Dostoyevsk

13

“Önemli olan bir problemde yetkinizi aştığı halde size danışılıyorsa kahramanlık yapmayın. Çünkü mutlaka olaya çözüm değil suçlu aranıyordur.”

Erich Fromm

14

“Yani insanı dünyaya geldiğine pişman ederler. Öte dünyada yanacaksın, donacaksın… Ulan ha biraz tatlı konuşun. Yanacaksam yanacağım, sana ne?”

Fakir Baykurt

15

“Bir gün gittiğimde geride hiçbir izim kalmasını istemeyecek kadar kırgın ayrılacağım dünyadan.”

Frida Kahlo

16

“Günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir.”

Michel Foucault

17

“Eğer eşler birlikte yaşamasalardı iyi evlilikler daha yaygın olurdu.”

Nietzsche

18

“Ona ceketimi verme önerimi reddetti. Belki de onun dünyasında mevsim yazdı.”

Paolo Coehho

19

“İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür.”

Platon

20

“Utan ey çağ! Soylu insan yetiştirmez oldun.”

William Shekespeare

 

Bugünlük “kitap alıntıları” bu kadar : )
Daha fazlası için İnstagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Read more

SADAKATSİZLİK YA DA UFACIK BİR GÖZ KAYMASI

SADAKATSİZLİK

MODERN BİR MAĞARA İNSANI

sadakatsizlik ya da ufak bir göz kayması

“Evli erkeklerin aklı ev kadınını arar. Ama kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir.”

Goethe

 

Bu yazı erkeği de aşan bir yazı olacak. Ben şahsen bu içgüdüsel göz kaymasının zeka ile alakalı olduğunu pek sanmıyorum. Sadakati tanımlayabilmek için önce insan içgüdüsünü iyi tanımalı.

Evli bir adamın gözlerini yabancı bir kadına baktıran sebep ile evli kadınları yabancı erkeklere baktıran sebeplerin aynı olduğu kanısındayım. Biz bu medeniyeti ilkel bir beden üzerine kurduk. Dışarıdan bakıldığında gayet kibar bir beyefendi ya da hanımefendi iken, derinlerimizde alenen vahşi bir mağara insanı yaşıyor. Peki bu durum sadakatsizlik tanımını açıklar mı?

Mecaz yapmadan konuşuyorum bu arada, gerçekten yaşıyor. Ama o yanımızdan haberdar olduğumuz pek söylenemez. İlkele ait olan ile medeniyete ait olanın bir çatışması bu yaşamdaki sorunlar. Yaşamın kendi özündeki ana kural, hayatta kal ve birleşme yoluyla kendini kopyala.

Evrensel şeyleri biz yarattık. İyi insanlar olmayı, saygı duymayı, sadık kalmayı biz yarattık. İşte o ilkel yanımız, kendi çıkarlarına hizmet etmediği anda bu erdemlerle çatışmaya başlıyor.

Belki birileri bu noktada: “İnsan dünyaya sadece sevişmek ve üremek için gelmedi.” diyebilir. Ama insanın bilinçli bir proje olduğuna inansam onun başka şeyler için dünyaya geldiğine inanırdım. İnsan ne için burada peki? Bence ırkımıza fazla anlam yüklüyoruz. Bizim var oluş sebebimiz bir Arizona kertenkelesinin var olma sebebinden daha yüce değil.

Fakat insan-ı Kamil yaratma fikri de bizden cıktı. Daha zeki ve daha uygar bir toplum olmak varken neden aptal kalalım. Bedeli ortada: katliam, tecavüz, sömürü ve kölelik. O bahsettiğimiz en temel güdülerin esaretinden kurtulabilmek inanılmaz zor. Neden çünkü milyonlarca yıllık bir kalıtım bu. Fakat yine de zor ama imkansız değil.

Dünyaya bakışım evrim kuramına dayanır. Evrenin yasaları var. Cinsel seçilim denilen baskılama aracı ne ahlak dinler ne de sadakat. Filozoflar da kafayı yormuştur bu konuya. İnsanın bir kişiyi arzulamasında iki etkenin rol oynadığını savunur Schopenhauer. Üreme ve zevk dürtüsü. Erkek, spermlerini olabildiği kadar fazla kadına aktarmak ister. Doğada evlilik ya da “ölüm bizi ayrana kadar” diye bir kural var mıdır? Doğada olmayan şeyi bizim yaratmamız gerekiyordu ve yarattık. Sadakat gibi mesela. Bana göre sadakat olsa olsa bilinçli yapılan bir eylem olabilir.

Geçen gün şöyle bir yorum almıştım: “İnsanların zinadan ve haramdan uzak kalmaları gerekiyor. Nefse yenilmemek gerekiyor. Evli bir insanın başka bir insanı arzulaması ve aldatması gerçekten çok ahlaksızca. Boşansın o vakit, özgürce yaşasın.” Boşanıp özgürce yaşadığı zaman zina tanımından uzaklaşmış mı oluyor yani! Yoksa sadece canı yanacağı için mi: “Bunu benimleyken yapma da bensiz ne yaparsan yap.” diyor?

Açıkçası insanlar o zina olayından uzak kalabilirler ama asıl günlük yaşamlarına bakmalı. Burada sorulması gereken asıl soru, evli bir kimsenin başka bir insanı da arzulayıp arzulamadığı. İstedikleri kadar arzulamadıklarını, bunun ahlaksız bir şey olduğunu iddia etsinler, gerçek yaşamda zerre kadar yansıması yok. Aslında zina da türlü türlü. Gözü kayıp içi eridiği halde eyleme geçmediği için kendisini hâlâ temiz sayıyorsa orasını bilemem artık. Bir çağ gelir o da toplumun en büyük ahlaksızlığından sayılır.

O yüzden de kimse kusura bakmasın ama bu açıdan herkes ahlaksız. “Ben evli kaldığım sürece başka biri ilgimi hiç çekmedi, onunla beraber olmak istemedim.” yalanına kim inanır? Düşünerek yapmıyorsun ki bunu, doğamızda olan bir şey. Sadık kalmayı başarabilmek başlı başına bir devrim. Peki, doğamıza rağmen yapılmalı mıdır bu devrim? Artık duygularımızı onlarca farklı açıdan ele alabilecek bir “düşünce” eylemine sahibiz. Belki de bu nedenle bir insanın kişisel zevk arayışları, bir başkasının ruhsal çöküşünden daha kıymetli olmamalı. Zaten kimse insan olabilmenin kolay olduğunu söylemedi : )

 

Günay Aktürk

Read more

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Evcilleştirilemiş İnsan Türüne Dair Birkaç Söylev

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Onlar da bir kenarda dursunlar, maymun gibi sesler çıkartsınlar diye vardır herhalde. Herhalde birileri kendisini reddetsin, birileri de “hah tamam, kesin Allah’tan gelmedir bu melanet!” desinler diyedir.

Mal bozuk çıkmış olabilir. Ama sen fabrikada her ürünü test edebiliyor musun? Etmen gerekir. Öyleyse müşteri memnuniyetinin önemsenmediği bir yaratılışla karşı karşıyayız.

Canım orasına burasına kablolar bağlanıp piyasaya sürülmüş akılsız robotlar değiliz ki. Akıllı tasarıma gönlüm meyletmiyor. Neden mi? Akıllı tasarımın akılsız yaratıklar yaratacağına dair mantıksal kuşkularım var çünkü.

İnsan sonsuzluğu düşlediği anda kendine baktı ve o sonsuzluğu kendinde göremedi. Ama bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Üstelik her şeyin ölümle son bulacak olması da ayrı bir problem yaratıyordu.

Yaşamın iplerini sağlam bir kazığa bağlamak adına günü, geceyi, ayı ve güneşi tanrı ilan etti. Kanımca bunlar tarihteki medeniyetler tarafından yaratılan tanrıların en eskileridir.

Fakir Baykurt bizlere “Onuncu Köy”den seslenmiş. Dokuzundan kovulduğunu söylemeye bile gerek yok. İnsan sıkıntısı çekiyoruz çünkü. Para sıkıntısından daha önemli bir sorun. Her devrin bir darboğazı olur. insanlık buraya gelince yok olma sınırına kadar dayanır. Acaba iyileri bir kenara ayırıp özel üretim fabrikaları mı kursak?

Kurtları on beş bin yıldır evcilleştirerek onlara evrim geçirttik de, insana dair sorunu çözemedik. Aslında insanda da aynı şey oldu bakmayın. Bugün uysal köpeklere karşılık vahşi kurtlar hala varlar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Selam gönderelim öyleyse onlara. Güzelliği karakterde, vicdanda, sadakatte ve bilgide arayanların her zaman başımızın üstünde yerleri var. Oralarda bir yerlerde olduğunuzu biliyorum. Belki içinizden bazıları şu anda bu satırları okuyor bile olabilir. Ehlileşmeye devam edin. Umut sizde:)

Günay Aktürk

Read more

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

Bizi de terk etti. Yavaş yavaş ve sancılı süreçlerle. Bizim piri reisimiz vardı bir zamanlar. Dünyanın tanıdığı bir denizci ve kartograf. Onu Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1554 yılında Kahire’de boynunu vurarak idam ettik. Takiyüddin’in Rasathanesi… Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul’da Tophane sırtlarında kurulan bir gözlemevi. İçindeki aletler o dönemde Avrupa’da bile yoktu. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ve padişah III. Murat’ın emriyle rasathaneyi denizden topa tutarak yerle bir ettik.

İbni Sina, ibni Rüşd, Farabi… Bizden kaçmaz. Kaçmadı da. Öldürebildiğimizi öldürdük, gerisini sürdük ve dışladık. Yakın geçmişte Sabahattin Ali’miz… Kafasını taşlarla ezdik! Pusu kurduk aydınlarımıza. Faili meçhullerle andık adlarını. Yani birden olmadı hiçbir şey. Bilim ve sanat bir anda terk etmedi bizleri. Yavaş yavaş ve sinsice kovaladık onları.

Ne demişti vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet? “Ey zavallı vatanım neden böyle ağlıyor? Neden midir? Çünkü ona evlâtları bakmıyor.” Bir başka dizesinde de: “Tereci tere satar biz vatan satarız. Biz kurşuna dizeriz düşünceyi. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile…”

Ama ne olursa olsun arada bizim gibi bilim ve sanat âşıkları da çıkabiliyor bu topraklarda. Çıkmaya da devam edecek. İşte bunu durdurmaya hiçbir soysuzun gücü yetmeyecek.
Sözü bitirirken İbn-i Sina nın şu sözlerini de ayrıca iyi okuyalım!

– Açıktır ki, önce var olmayıp sonra var olan her şey, kendinden başka bir şeyle belirlenir.
– Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.
– Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutlu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz. Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür.
– Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır.

 

Günay Aktürk

Read more

BEN YAŞARKEN – GÜNAY AKTÜRK

ben yaşarken günay aktürk

Ben Yaşarken Sesli Şiir

Neden mi yazıyorum böyle alelacele?
Ölümden sonrası için biraz da.
Hani işer ya bir hayvan
bir ağacına ormanın,
ben buradayım, diye,
ben de öyle işiyorum işte
gölgesine hayatın.

Ben de yaşadım bir zamanlar,
ben de çektim acıyı,
ben de yandım körü körüne pek çok kez.
Binlerce kez doğdum doğumuyla bir bebeğin
ve ben de sevdim binlerce yıllık insanlığı.

Ben yaşarken de hakimdi dünyaya yoksulluk,
acı çekiyordu insan ırkı ben yaşarken:
göz göre göre gözü dönmüş yobazlar,
ben yaşarken de insan yakıyorlardı.
Ve hiç doğmamış olmayı dilediğim bir gün,
gözlerine perde inmişti insanlığın.

Günay Aktürk
14.02.2013

Umudun Çocuğu isimli şiir kitabımdan.

Read more

Fernando Pessoa Şiiri

fernando pessoa şiiri günay aktürk seslendirmesi

Huzursuzluğun kitabı - Fernando Pessoa

Ben, kendi ruhumda durgunlaşıyorum!
Düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!

Acı çekiyorum,
Ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
Kendimi arıyorum, bulamıyorum!
Hissetmek ne büyük bir ağırlık!
Hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
Soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
İçimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
Ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
Gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
Kendim için kimim ben?
Hissettiğim şeylerden biriyim sadece.

Yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
Gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
Acı denen şey, yalnız başına çekilir.
İçimiz gibi dışımız da ‘Oyuk’ ve ‘Boştur!”
Ölümden yapılmışız biz.
Hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
Ölüler doğar, ölmezler.
İki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
Yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
Ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
Sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.

Hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
Sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
Bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
Sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
Kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
Ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
Daha önce olduğum bir şeyim.
Var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
Her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
Ruhumdan kovulmuşum sanki.

Kendime bakıyorum.
Kendi kendimin seyircisiyim ben.
Duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
Kendimden sıkılıyorum.
Her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
Özlediğim hiçbir şey yok. Hayatım acıyor.
Bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!

Fernando Pessoa

Read more

Nietzsche – Salome’ye

nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk
nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk

Salome’ye

Öyle bir hayat yaşadım ki
Cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
okudum okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki “söz ver kendine.”
Denizleri seviyorsan
dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan
önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan
düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan
yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan
anladım

Nietzsche

Read more

Cahit Külebi – Hikaye Şiiri

cahit külebi - Hikaye

Cahit Külebi - Hikaye

Hikaye Şiiri - Sözleri

Senin dudakların pembe ellerin beyaz
Al tut ellerimi bebek, tut biraz

Benim doğduğum köylerde ceviz ağaçları yoktu
Ben bu yüzden serinliğe hasretim okşa biraz

Benim doğduğum köylerde buğday tarlaları yoktu
Dağıt saçlarını bebek savur biraz

Benim doğduğum köylerde şimal rüzgarları eserdi
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır öp biraz

Benim doğduğum köyleri akşamları eşkiyalar basardı
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem konuş biraz

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleriAnlat biraz.

Cahit Külebi

Read more

Gitmek Mi Lazım

gitmek mi lazım

Gitmek Mi Lazım?

gitmek mi lazım

Dünya merkezli evren anlayışı yıkıldı ama yerine ben merkezli bir evren anlayışı geldi. Dış dünyaya körelen gözlerimizin önüne şatafat ipliğinden örülü bir perde çekilmiş durumda.

Medeniyetimizi o kadar geliştirdik ki akşam yemeğinde etimizden lezzetli bir parça kopartmak için karanlığın ardında gizlenen bir çift göz yok artık. O keskin pençeler uzun zamandan beri ne surlarımızı aşabiliyor ne de şehirlerimize girebiliyorlar.

Can güvenliğimizi hiçbir suretle tehdit etmeyen bu hayvanların ne yazık ki en vahşi avcıları konumuna düştük. Bu modern ve romantik şehir ışıklarının altında yaşamın bütün ihtişamını yok etmek için pusuya yatmış vahşi avcılarız bizler.

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id="1"]
Read more

İnsan Portresi – Korkmazgil

hasan hüseyin korkmazgil

Örnek Bir İnsan Portresi

Korkmazgil - Şiirin Sözleri

Demek hiç aç kalmadın sen öyle mi,
açıkta kalmadın ha?
Kirinden gömleğinin
dirseğinin yamasından
eziklik duymadın ha?
Bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

Demek hiç sövmediler anana avradına
hiç kimseye sövmedin ha?
Bir gececik olsun çekip kafayı
Şakır şakır oynamadın
hıçkırarak ağlamadın öyle mi?
Bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

Demek yalnızlıktan böğürmedin hiç
akrep sokmuş gibi sıçramadın geceleri ha?
Hiç sevmedin öyle mi?
Kendini öldürmeyi, çekip gitmeyi
büyük işler becermeyi düşünmedin ha?
Bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

Demek bu musluklar hep bu ellerde
bu düzen bu dünya bu gidiş:
sen hep böyle mutlu kişi örnek vatandaş
giden ağam gelen paşam, öyle mi?
Bin yaşasın seni sokmayan yılan
sen mi kaldın düzeltecek, öyle mi?
Haksızlığa uğramadın taşlanmadın ha?
ne şamın şekeri, ha
ne arabın yüzü, ha?
Yaşadın da bunca yıl şu bataklıkta
gül sandın bu kokuyu öyle mi?
Hadi be hırbo sen de
Adam mısın sen de be!

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Read more