Zengin Bir Görgüsüze – Sappho | Günay Aktürk

Zengin Bir Görgüsüze – Sappho şiirinin sesli okuması, sade fon müziği eşliğinde

Zengin Bir Görgüsüze Şiirinin Anlamı ve Bağlamı

Zengin Bir Görgüsüze maddi varlık ile kültürel ve ahlaki derinlik arasındaki uçurumu görünür kılan çarpıcı bir şiirdir. Şiir, zenginliğin tek başına bir erdem olmadığını; görgü, incelik ve bilgelikle tamamlanmadığında bir tür yoksunluğa dönüştüğünü sezdirir.

Sappho, bu şiirde doğrudan bir öğüt vermekten çok, ironik bir bakışla insanın iç boşluğunu işaret eder. Servetin gösterişe dönüşmesi, şiirin alt katmanında bir tür ruhsuzluk eleştirisine evrilir. Bu yönüyle Zengin Bir Görgüsüze, yalnızca bireysel bir taşlama değil, aynı zamanda zamansız bir insanlık durumunun ifadesidir.

Şiirin gücü, yüksek sesle bağırmasında değil; sade, keskin ve neredeyse fısıltıya yakın bir söyleyişle okuru rahatsız etmesinde yatar. Bu rahatsızlık, şiirin asıl etkisidir.

Kısaca Sappho Kimdir? Sapho Lesbos, Eresos adasında doğmuş, Antik yunan lirik şairi, Afrodit kültü rahibesi, Ekol lideri. Doğumu yaklaşık olarak MÖ 630 ile MÖ 612 arasında; Ölümü MÖ 570 civarında kabul edilmektedir. Eusebius Sapfo’nun 45. Olimpiyatın ikinci yılında yılında en verimli çağını yaşadığından bahseder.

Zengin Bir Görgüsüze – Şiirin Tam Metni

Seni aptal. Sen kendini tüylerle süslemelisin.
Zengin giysilerle. Yığın yığın mücevherle.
Yağmalarla istiflediğin haram paraların üzerine.
Boynundaki altın kolyeler ve parlayan yüzüklerin üzerine.
Etlerin, şarapların, yiyecek yığınlarının üzerine.

Evet. Bardak bardak devirdiğin geçmiştekiler.
Sen sarhoş, kanal faresi, aptal.
Öğretmediler ki sana bilgelik yolunda
bu zenginlik lanetli bir şeydir.
İyi barındırmaz içinde.
Yalnızca bu adammış ikisi mutluluktur:
doğruluk ve saygıdır kutsayan
ölen adamların kısacık hayatını.

Zengin Bir Görgüsüze – Sappho şiirinin sesli okuması, sade fon müziği eşliğinde

Aptal, henüz öfkeyle konuşmuyorum.
Senden öç almak derdinde de değilim.
Sessiz bir ruh yaşıyor benim içimde,
senin gibi çürümüş solucanları hor gören.
Hayır. Ama kaderden kaçılmaz.
Şimdi bile sonun için hüküm verildi.

Sen, şeytan! Öldüğün zaman yatacaksın upuzun.
Hiçsin. Senin gerçek adın da ölecek.
Senin sefil hikayen de çok yaşamayacak.
Senin mezarın;
Piera’nın güllerinden sana kırıntı bile olmayacak orada.
Onların kokuları soluk verir ölümsüz hayatta.
Mezarında yenik, önemsenmeyen biri olarak
dolanacaksın Hades’in yurdunda.
Sahipsiz ölüler tarlasında küçümsenen bir zelil,
alçak bir şey olarak.

Sappho

Kısaca Sappho Kimdir?

Sappho (MÖ 610-570) Alkaios‘un çağdaşı, Yunan Lirizminin büyük ozanı. Yaşamına ilişkin eldeki bilgiler oldukça kısıtlı, tartışmalıdır. Aristokrat bir aileden gelir. MÖ VII. ve VI. yüzyıllarda bugün Midilli adıyla anılan Lesbos adasında yaşamıştır. Bir süre için başka soylularla birlikte Sicilya’ya sürüldüğü, Andros adasından Kerkolas adlı zengin bir adamla evlendiği söylenir. Kaldı ki bunlara karşı çıkanlar da vardır. Sappho üstüne anlatılanların belki de en ünlüsü genç kızlara ilgi duymasıdır.

Ozan şiirlerinde özlü, dolaysız bir dili yeğlemiş; gündelik, kişisel konuları işlemiştir. Sappho’nun şiirlerinden günümüze ulaşan parçalardır sadece. Ama bu parçalılığın, doğal eksiltilerin de şiire başka bir koku kattığı ortadadır. Çağdaş araştırmacılar Sappho söylencesini, ender somut kanıtlarından hareketle, aydınlığa kavuşturmaya çalışmaktalar hala.

Read more

Bir Kadın Gittiğinde – Bekir Coşkun | Günay Aktürk

Ne Çok Kişi Yok Olur Bir Kadın Gittiğinde

Usta gazeteci Bekir Coşkun, insan olmanın onurunu yazıyla savunan nadir kalemlerden biriydi. Bir Kadın Gittiğinde başlıklı bu metin görünmeyen emeği, sessiz fedakârlığı ve bir kadının ardında bıraktığı boşluğu anlatır.

Bir kadın gittiğinde bir hayat düzeni, bir vicdan ve bir denge de eksilir. Bu yüzden bu yazı, bireysel bir hüzünden çok toplumsal bir farkındalık metni olarak okunmayı hak eder.

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı,
bir bahçıvan, bir muhasebeci…
Bir anne gider.
Bir dost, bir arkadaş, bir sevgili…
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde…

….

Bekir Coşkun

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Göğe Bakalım – Turgut Uyar Şiirleri

göğe bakalım - turgut uyar

Göğe Bakma Durağı

Şiir : Göğe Bakma Durağı
Şair : Turgut Uyar
Yorum : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisinde yeni bir video daha. Bu defa Turgut Uyar ve Göğe Bakma Durağı adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Göğe Bakalım - Sözleri

İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım.
Şu kaçamak ışıklardan, şu şeker kamışlarından,
Bebe dişlerinden, güneşlerden, yaban otlarından…
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
Bu evleri atla, bu evleri de, bunları da…
Göğe bakalım.

Falanca durağa şimdi geliriz, göğe bakalım.
İnecek var deriz otobüs durur, ineriz.
Bu karanlık böyle iyi, afferin Tanrıya!
Herkes uyusun iyi oluyor, hoşlanıyorum.
Hırsızlar, polisler, açlar toklar uyusun.
Herkes uyusun. Bir seni uyutmam, bir de ben uyumam.
Herkes yokken biz oluruz, biz uyumayalım.
Nasıl olsa sarhoşuz, nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda.
Beni bırak, göğe bakalım…

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum.
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi, ağaçlar gibi.
Sularım ısınsın diye bakıyorum, ısınıyor.
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim.
Sayısız penceren vardı, bir bir kapattım.
Bana dönesin diye bir bir kapattım.
Şimdi otobüs gelir biner gideriz.
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen. Başka türlüsü güç.
Bir ellerin, bir ellerim yeter. Belliyelim yetsin.
Seni aldım bana ayırdım. Durma, kendini hatırlat.
Durma, göğe bakalım.

Turgut Uyar

Read more

Eylül Akşamı – Bülent Ortaçgil (Şiir)

Eylül akşamı şiiri

SESLENDİRME: GÜNAY AKTÜRK

EYLÜL AKŞAMI - SÖZLERİ

Hiçbir neden yokken,
Ya da biz bilmezken tepemiz atmış
Ve konuşmuşuzdur…
Onca neden varken
Ve tam sırası gelmişken
Hiçbir şey yapmamış
Ve susmuşuzdur…
Aynı anda aynı sessiz geceye doğru
İçim sıkılıyor demişizdir
Aynı sabaha uyanırken
Kim bilir
Aynı düşü görmüşüzdür
Olamaz mı?
Olabilir.
Onca yıl sen burada
Onca yıl ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

Belki benim kağıt param,
Bir şekilde, döne dolaşa
Senin cebine girmiştir
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa,
Birkaç mektup atmışızdır
Ayın karpuz dilimi gibi
Batışını izlemişizdir deniz kıyısında
Aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
Belki de birkaç gün arayla
Olamaz mı?
Olabilir.
Onca yıl sen burada
Onca yıl ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.

Bülent Ortaçgil

Read more

ÖZDEMİR ASAF – LAVİNİA ŞİİRİ

özdemir asaf - lavinia şiiri

Lavinia - Özdemir Asaf

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Özdemir Asaf ve Lavinia şiiri . İçinde tıka basa karşılıksız aşk var. Hikayesi nedir derseniz, onu da akşam paylaşacağım. Seslendiren, bendeniz Günay Aktürk . Sözleri aşağıdaki gibidir.

Not: Dün akşam bu şiiri bir arkadaşıma gönderip yorumunu rica etmiştim. Dinlerken henüz altı buçuk yaşındaki oğlunun da kulak misafiri olduğunu, hıçkıra hıçkıra ağlarken: “Anne! Günay ağabey ne güzel okumuş, ne güzel “gitme” diyor!” demiş. Ne yalan söyleyeyim oldukça şaşırdım. Çocukları etkilemek zordur çünkü. “Gitme” sözcüğünün bir çocuğun küçücük dünyasındaki olası karşılığı duygulandırdı beni. İstesem başaramazdım. Bunu başaramayacağımı biliyorum. Çünkü insan büyüdükçe çocukluğun o saf dünyasından uzaklaşıyor…

Lavinia - Sözleri

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Özdemir Asaf
1957

Read more

Yunus Gibi – Ataol Behramoğlu

yunus gibi - ataol behramoğlu

Yunus Gibi - Seslendiren: Günay Aktürk

Günay Aktürk sayfamızın en güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa herkesin Yunus emre ye ait olduğunu sandığı ama aslen yazarı Ataol  Behramoğlu olan “Yunus Gibi” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir.

SÖZLERİ

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur.

Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekânı zindan olmuştur.

Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur.

Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur.

Haramisi, soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Bakan, sadrazam olmuştur.

Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı korkmaya
Çünkü korkulan olmuştur.

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur.

Ataol Behramoğlu

Read more

Neyzen Tevfik Küfürlü Şiiri | Sahne-i Ömrümden

Neyzen Tevfik küfürlü şiiri Sahne-i Ömrümden

Neyzen Tevfik Küfürlü Şiiri Hakkında

Neyzen Tevfik küfürlü şiirleri, çoğu zaman yalnızca sövgü olarak görülse de, şairin dünya algısını, hiçlik düşüncesini ve varoluşla kurduğu sert ilişkiyi yansıtan metinlerdir. Sahne-i Ömrümden adlı bu şiir, Neyzen’in yaşam, ahlak, iktidar ve insan ikiyüzlülüğü karşısındaki öfkesini açık bir dille ortaya koyar. Küfür burada bir amaç değil, bilinçli bir anlatım aracıdır. Bu yazıda Neyzen Tevfik’in küfürlü şiir anlayışı, şiirin sözleri ve edebi bağlamı ele alınmaktadır.

Şiire Dair Birkaç Kelam

Neyzen Tevfik ve küfürlü şiirleri… Youtube’da 1920’lere ait video görüntülerini görünce “Ben bu şiiri okumalıyım.” dedim. Yüz yıl öncesinin İstanbul’uydu videodaki insanlar ve bugün hiçbiri de hayatta değildi. Yüzlerce yıl önce de hayat vardı ama bunu görmek şaşırtıyor işte inceden!

Uğurlu bir çağda doğmuşum. Yoksulluğun çıtası yükselmiş her şeye rağmen. Şekli değişse de köleliğin, kimse kapitalizmin getirilerini reddedip isyana soyunmuyor. Ama ukalalığın bini bin para! Yüz yıl öncesinin insanı çilesini çekip çoktan uykuya dalmış ama ben hâlâ hayatta ve yorgunum. Gel de sövme bu işe!

Bizim için öteden beri adaba aykırı bir hareket olmuştur küfür. Her ne kadar haklı ve sanatsal yanı olsa da, medeniyetin aşağı eteklerine işaretmiş. Ölülerin kulakları yok artık. Ne makam, ne şan ne şöhret: kim siker Yalova kaymakamını o saatten sonra! Ulu bir kemik yığınının gözünde küfür de birdir artık iltifat da. Ha anlıyorum elbet, bizler hâlâ kalbi atan mekruhlarız! Sanki pek ahlaklı ve erdemli atıyor da! Yaşayanların kuralına göre oynamak gerek bu yaşam kumarını! Öyle mi?

Bilincin öyle bir makamı var ki o seviyede küfür de iltifat da hiçbir anlama gelmiyor artık. Otuz kez tekrarlanan bir kelimenin manasını kaybetmesi gibi. Kelimeler… Maddenin bilmem kaçıncı hali

Neyzen Tevfik hiçliğe inanırdı. Küfürlü şiirleri de bu hiçliğin içinde düşünülmeli. Eserleri sosyete kulaklarını biraz tırmalayabilir. Ama ilham aşılanır kulaklarına. Dinlesinler.

 

Günay Aktürk

Neyzen Tevfik küfürlü şiiri Sahne-i Ömrümden

Sahne-i Ömrümden Sözleri

Sahneyi ömrümden nefs-i emmareye hitabım
Hayat sahnemden kötü nefse hitabım

Alemin hem bağını hem bahçesini sikeyim
Sümbülünü gülünü kor ateşini sikeyim
Sabahın kör vaktinde “sus” dediğini sikeyim
Gelmiştir ve gelecek ilk baharını sikeyim

Bana yoktur lüzumu ne gülün ne bahçenin
Ne akşamın gecenin ne gündüzün ne seherin
Ne tüyü bitmedik oğlan ne kadın kısrak derim
Hepsinin toprağını ta mezarını sikeyim.

Ağlamam ben erkeğim, erkeğim ben erkek.
Hayli güçtür uğraşmak, adama cefa etmek
Minnet etmem ne ömre, ne hayata felek
Al atını siktir git tımarını sikeyim

Çok zordur aldanırsın bu fakiri aldatmak
Yüzdürüp denizlerde sonra kıyıya atmak
Gözünü aç, iyice aç da yüzüme bir bak!
Ben senin hem şanını itibarını sikeyim

Saki, hem ayına hem dolunayına koyayım
Gülünün hem rengine tabiatına koyayım
Şarkıcı edebine adabına koyayım
Kadehimde şenlik var, şenliğini sikeyim

Yok sefası bin yıldır hiçbir insan ehlinin
Ne bahçede bir gülün, tomurcuğun renginin
Hem çilingir sofrasını hem de sofradakinin
Gülmüşse gülüşünü gam kederini sikeyim

Uğramışsan feleğin vazgeçilmez yurduna
Sıçayım onun ağzının hem de ta ortasına
Bunu da yazsın dünya kitabın ortasına
Taşını toprağını deryasını sikeyim

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Anadolu Raporu – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim - Anadolu Raporu - günay aktürk

Anadolu Raporu - Ahmet Haşim - 1919 da Anadolu

Ahmet Haşim in 3 Eylül 1919 da Anadolu nun içler acısı halini anlatan Mektubu: Anadolu Raporu – Seslendirme : “Günay Aktürk”

Cumhuriyet in hangi şartlar altında kurulduğunu anlamak için, 3 Eylül 1919 tarihli bu mektup iyi analiz edilmeli!

Mektup Manisa milletvekili Refik Şevket Bey e yazılmıştır.

Sevgili Refik!

İhtimal sana fazla yazıyorum. Fakat ben bundan memnunum. Bulunduğum noktalardan sana doğru uçurduğum bu mektuplarla pervaz-ı evraktan oluşmuş ve bütün mesafeler boyunca sürekli maddi ve manevi bir bağ ile kendimi sana bağlı tutmak istiyorum. İletişimimizin bu gidişatı seni bunaltıyor mu? Geçen mektubumu Niğde’den yazmış ve o mektubu gönderdikten sonra sancağın bütün kazalarını teftişe çıkmıştım. Yirmi gün süren ve nice bağ ve bahçe sefalarına rağmen, ruhumda hiçbir hakikî lezzetin hatırasını bırakmayan bu devrenin sonunda, bu ikinci mektubu gene Niğde’den yazıyorum. Gördüğüm Anadolu hakkında bilmem sana ne yazayım?

Öncelikle bu bölgede kimler yaşıyor? Görülen harabelerin yapıcısı hangi cins yaratıktır? Bunu, köy ve kasaba diye gördüğümüz renksiz harabe yığınlarına bakıp anlamak asla mümkün olmamıştır. Anadolu köylüsünü sınıflandırmada karıncalar cinsine ithal etmeli fikrindeyim. Gündüz ağaçsızlıktan dolayı müthiş bir güneş altında yanan ve gece en güzel yıldızlar altında bütün böceklerinin sonsuz sesleriyle uzanıp giden bu araziden herhangi saat geçilmiş olsa, yalnız yiyeceğini tedarikle meşgul, “gıda” sabit fikirliliğiyle sersemleşmiş, neşesiz ve yorgun bir insaniyetin zor çalışma şartlarına tesadüf olunur. Sanki cehennemî bir fırın karşısından yeni ayrılmış gibi yüzleri kıpkırmızı, dudakları çatlak, elleri kuruyup siyahlaşan bütün bu insanlar ya gıda maddesini biçmekle, ya onu taşımakla, ya onu savurmakla veyahut onu metharlarına doğru çekip götürmekle meşgul görünür. Tıpkı karıncalar gibi, tıpkı karıncalar gibi…

 

Fakat boğazlarının kârına olarak aklın bütün maharetlerini ret ve iptal eden bu adamların boğazı da, memnun etmekten pek uzak bulundukları, en zenginlerinin evinde geçirilen bir gecenin sabahında, nefis bir yemek diye sofraya getirilen suyla pişmiş uğursuz bir fasulyenin bağırsaklarda sebep olduğu gazlar ve ıstıraplar ile uyanılıp da anlaşıldığı zaman, bu akılsız kardeşlerin maksatsız hayatına, boşa giden üstün gayretle çalışmalarına karşı derin bir elem duymamak mümkün değildir.

 

Refik, Ankara’da, Almanya imparatorunun Anadolu hastalıklarını tetkik etmek üzere gönderdiği bir tıp heyetinin bazı büyük rütbeli ileri gelenleriyle görüştüm. Bunlar, bir seneden beri her gelen hastayı ücretsiz muayene etmek ve mümkün olduğu kadar incelemelerini sıhhatli kişiler üzerinde (mektep talebesi gibi) yapmak suretiyle şunu anlamışlardır ki, Anadolu Türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların salgıladığı parazitlerle dolu bulunuyor. Cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu hâlin sebebi neymiş bilir misin? Beslenme eksikliği.

 

Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri henüz ekmek yapımından bile habersizdirler. Yedikleri mayasız bir yufkadır ki, ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı. İstisnasız nakil araçları kağnıdır. Ellerinde esir olan öküzler ve bu türden hayvanlar için en zalim düşüncelerin bile icadından aciz kalabileceği -bununla beraber ağır, dar ve maksada gayr-ı salih bu âlet- hiç şüphe yok ki, taş devri keşfi ve aletlerindendir. Kağnı bir araba değil, fakat hayvana yapışıp onun hayat unsurlarına hortumunu sokan ve bu suretle kanını ve canını çeken bir canavardır. Uzaktan görüldüğü zaman heyet-i umumiyesiyle bir arabadan ziyade, büyük ve korkunç bir karafatma hissini veren, tarihe aşina bir göz için üzerindeki uzun değneği ve ayakta duran arabacısıyla dara ve Keyhüsrev devirlerine ait, taşlar üstünde çizilmiş ilkel arabaları hatırlatan bu kağnıların boyunduruğu altında masum hayvanların çektiği azabı gördükçe, onu sevk eden sakin köylünün insanlar gibi bir ruhu olup olmadığından şüphe ettim.

 

Anadoluluların becerikliliği ancak öküz tezeğini kullanmakta ve onu kullanılmaya uygun bir hâle sokmak için buldukları çarelerin çeşitliliğinde görülür. Tezeğin bu adamlar nezdindeki kıymeti hayret vericidir. Sürüler meraya çıkarken veyahut akşam şehre girerken kadın ve çocuk, gözleri nurlu bir noktaya cezp edilmiş gibi, öküz kıçlarından bir saniye dikkatlerini ayırmayarak ve yüzlerce rakipten geri kalmak korkusuyla seri adamlarla koşarak, öküz götünden düşen en ufak bok parçasını toplamak üzere dirseklerine kadar bulaşık elleri ve hırstan gözbebekleri fırlamış gözleriyle yere kapanırlar. Bu boklar toplanır, sepetlere doldurulur, evlere cem ettirilir ve nihayet bir altın mayası yoğurur gibi, altın gerdanlıklı genç kadınlar beyaz kollarıyla onu yoğururlar ve muntazam yuvarlaklar hâline koyup kurumak üzere duvara yapıştırırlar. Anadolu’nun duvarları bu öküz pislikleriyle sıvalıdır. Bütün havalarında o hoş koku solunur. Yemekleri, sütleri, ekmekleri hep tezek dumanının kokusuyla ele alınmaz bir hâldedir. Eski mısırlılardan ziyade Anadolular Apis öküzüne hürmet etmeliydi. Öküz burada hayatının genelinin zembereğidir.

 

Evlerine gelince, onlar da öyle: duvarlar yontulmamış alelâde taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi, gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur. baca nedir, bilir misin? Dibi kırık bir testi. Kızılırmak civarında, büsbütün ev inşasından da feragat ederek, toprağın maddesel özelliğinden yararlanarak dağları oymakla vücuda getirdikleri mağaralar içinde kuşlar gibi yaşarlar. Nevşehir’den yarım saat beride güvercinlik adında kovuklardan oluşan bir köy vardır ki, hakikaten ancak bir güvercinlik olmaya yakışan bir köydür. Anadolu, külliyen temizlikten mahrumdur. Sakallı Celâl’in dediği gibi en nefis bir icatları olan yoğurt bile pislik mahsulünden başka bir şey değildir. Kaynamış süte kirli bir demir parçası yahut eski bir gümüş para atılsa sütün derhal yoğurda dönüşeceğini sen de bilirsin.

 

Anadolu, hemen bir uçtan bir uca frengilidir. Anadoluların güzelliği de bozulmuştur. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa, şehrin kalabalığında o kadar topal, topalların o kadar çeşitlisi, o kadar cüce, kambur, kör ve çolak görülür ki, insan kendini eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum zanneder. Bununla birlikte güzel oldukları zaman da güzelliklerinin emsalsiz olduğunu itiraf etmeli. Siyah, derin ve titretici gözlerle insana bakan şalvarlı, düzgün ölçülü Anadolu kadınları; sizleri nasıl unutacağım? Gençleri, insanın bazen en mükemmel bir örneğini temsil ederler. Fakat bunlar, nadirlerdendir Refik.

 

Anadolular hakkında sana daha çok yazacak şeyler varsa da mektuba gülünç bir makale süsü vermemek için bu konuyu burada kesiyorum. Anadolu seyahati artık benim için nihayet buluyor demektir. Bundan da üzgün değilim. … Niğde teftişi son bulmuştur. İaşe heyet-i teftişiyesine girdiğim günden beri kazandırmış olduğum tutar iki bin liraya varmıştır. Benim zararım ise pek çoktur. Öncelikle sağlığım bozuldu. Hayli keçi eti yedim. Birçok da gereksiz masraflar ettim ve rahatımdan da birçok şey kaybettikten sonra yerimden de oldum. Yakında, belki üç gün sonra İstanbul’a gidiyorum.”

 

Ahmet Haşim 3 Eylül 1919

Read more

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Özdemir Asaf

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Alegorik Şiir Hikâyesi

Bir Şiirin Unutma ve Duygusal Yabancılaşma Hali

Özdemir Asaf’ın Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni adlı şiiri, özlemin yavaş yavaş silinişini ve duygusal yabancılaşmayı sade ama çarpıcı bir dille anlatır. Bu sayfada şiirin tam metnini ve sesli şiir yorumunu bulabilirsiniz.

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni

Eskisi kadar özlemiyorum seni.
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.

Biraz yorgunum, biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni.
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim.
Ama “iyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında.
Seni unutuyor olmak,
hafızamı milyon kez zorlamama rağmen
yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.

“Gel” diye beklemiyorum artık.
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda
ufacık bir merak yok içimde.
Ara sıra geliyorsun aklıma
“bana ne” diyorum,
“benim derdim yeter bana, bana ne!”

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Alegorik Şiir Hikâyesi

Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum varlığından?
Tedirginim aslında!
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

Özdemir Asaf

Bunlara da Bakabilirsiniz

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

İdiller Gazeli – Haydar Ergülen

Haydar ergülen - idiller gazeli

Haydar Ergülen

İdiller Gazeli | Sözleri

Gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

Sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı

Gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr

Çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a

Aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran

Heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan

Gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

Hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan

Haydar Ergülen

Read more