İbn-i Haldun Kimdir?

İbn-i Haldun Nerede Doğdu? Hayatı ve Kökeni – Tunus’ta doğan İbn-i Haldun’un erken yaşamını, eğitim aldığı disiplinleri ve siyasi çevrelerle kurduğu ilişkileri anlatan alegorik sahne

İbn-i Haldun Nerede Doğdu? Hayatı ve Kökeni

Tam adı “Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Hasan el-Hadrami el-Mağribi et-Tunusi” olan İbn-i Haldun, 27 Mayıs 1332’de Tunus’da doğdu. Yaşamı boyunca Timur İmparatorluğunun kurucusu Moğol hükümdarı “Timur” da dahil olmak üzere birçok devlet adamının yanında bulunmuş, kamunun çeşitli kademelerinde görev yapmıştır. Fıkıh, hadis, tefsir, mantık, felsefe, matematik, tabiat bilimleri, dil bilimleri, şiir ve edebiyat ve tarih alanlarında eğitim almıştır.

İbn-i Haldun Nerede Doğdu? Hayatı ve Kökeni – Tunus’ta doğan İbn-i Haldun’un erken yaşamını, eğitim aldığı disiplinleri ve siyasi çevrelerle kurduğu ilişkileri anlatan alegorik sahne

İbn-i Haldun’un Hayatı: Eğitim, Aile ve İlk Yıllar

İbn-i Haldun’un isminde geçen “Hadrami”, “Tunisi” ve “Mağribi” gibi tanımlar, Yemen’in Hadramut bölgesinden olması, Tunus’ta doğması ve yaşamının büyük bir kısmını Kuzey Afrika’da geçirmiş olmasından ileri gelir. Hayatını anlatan birkaç eser kaleme almıştır. Bunlar “Et-Tarifu bi-İbni Haldun ve Rıhletehu Garben” ile “Şarken” isimli eserlerdir. Bu eserlerden anladığımız kadarıyla soyu Yemen Araplarından Va’il b. Cuhr’a kadar dayanır. Bu şahsın bir sahabe olduğunu vurgular.

Endülüs’te de ataları vardır: Haldun b. Osman. Bölgede Hıristiyanlar güçlenmeye başlayınca Tunus’a göç ederler. Atalarından Ebu Bekir Muhammed b. Haldun, Tunus hanedanlığında çeşitli siyasi görevlerde bulunmuştur.

Endülüs’te de ataları vardır: Haldun b. Osman. Bölgede Hıristiyanlar güçlenmeye başlayınca Tunus’a göç ederler. Atalarından Ebu Bekir Muhammed b. Haldun, Tunus hanedanlığında çeşitli siyasi görevlerde bulunmuştur.

Dedesi Muhammed, haciplik mertebesine kadar ulaşmış ama daha sonra kendini ibadete vermiştir. Babası Muhammed’in de devlet işlerinden ziyade kendini tasavvuf ile bilime verdiğini görüyoruz. İbn-i Haldun kendi hayatını anlatan kitabında, ergenlik çağına kadar babasından eğitim aldığını yazar. Fakat yalnız babasıyla sınırlı kalmayıp Kuzey Afrikalı birçok bilginden de ayrıca eğitim aldığı, Arap dili ve edebiyatı, fıkıh, fıkıh usulü, hadis, kelam, felsefe, matematik ve mantık dersleri aldığını görüyoruz.

1347–1351 Kara Veba Salgını ve İbn-i Haldun’un Düşünsel Kırılması

Kara Ölüm” olarak da bilinen Büyük Veba Salgını, Güney batı Asya’dan başlayarak 1347-1351 yılında Avrupa’da kitlesel ölümlere yol açmış bakteriyel bir salgındır. İbn-i Haldun bu salgında annesi ve babasıyla birçok hocalarını nasıl kaybettiğini şöyle anlatır:

1347–1351 Kara Veba Salgını ve İbn-i Haldun’un Düşünsel Kırılması – Kara Ölüm sırasında yaşanan kitlesel yıkımın İbn-i Haldun’un düşünce dünyasında yarattığı kırılmayı anlatan alegorik sahne

“Büyüdükten ve ergenlikten sonra bilim öğrenmeye düşkündüm. Bir takım erdemler edinmeye arzuluydum, bilim dersleri ve halkaları arasında dolaşıyordum. Ama kırıp geçiren “kara veba” hastalığı çıktı. Seçkinleri, önde gelenleri ve bütün hocaları yok etti. Anam ve babam öldü. Hocamız Ebu Abdillah el-Abilli’nin meclisine devam ettim. Üç yıl süreyle kendimi ondan okumaya verdim. Tam bir şeyler öğreniyordum ki Sultan Ebu İnan onu çağırttı. Ebu Abdillah el-Abilli, sultanın yanına gitti.

İbn-i Haldun – Bilim ile siyaset arasında hatıralar (Dergah yay.)

İbn-i Haldun’un Otobiyografisi: Siyaset, Entrika ve İktidar

Tarih kitapları İbn-i Haldun’un siyasi hayatını anlatırken “entrikalarla dolu bir siyaset” deyimini kullanır. Bu belki siyasetin dokusundaki entrikaların yoğunluğundan, belki de birazdan anlatacağımız sebeplerden kaynaklanıyordur. Kararını sizlere bırakıyorum.

Kendi hayatını anlattığı kitaptan anladığımız kadarıyla Tunus’da Ebu Muhammed bin Tafrakin tarafından alamet kâtibi olarak çağrıldığını görüyoruz. Yani mühürdarlık görevi. Bu sayede siyasi hayatı da başlamış oluyor.

İbn-i Haldun’un Otobiyografisi: Siyaset, Entrika ve İktidar – Saray ortamında siyasi çekişmeler, fısıldaşmalar ve iktidar ilişkileri arasında konumlanan İbn-i Haldun’u betimleyen alegorik sahne

Daha sonra Merinilerin hükümdarı Ebu İnan’ın isteği üzerine Fas’a geçer. Meriniler, Berberî Zenâte kabilesine mensup büyük bir sülâle ve Kuzey Afrika’daki en güçlü devlet. Sultanın yakından alakadar olması sayesinde 1355 yılında katiplik ve mühürdarlık görevine getirilir.

Fakat kendisine verilen makamı aile fertlerinin o ana kadar görev yaptıkları makamlardan aşağılarda gördüğünden Ebu İnan aleyhine düzenlenen bir komploda yer alır. Sırf daha yüksek mevkii isteği için. Fakat komplo başarıya ulaşamayınca 1357 yılında iki yıl hapis cezası alır.

Ebu İnan’ın Ölümü ve İbn-i Haldun’un Siyasi Mücadelesi

1358 senesinde sultan Ebu İnan’ın ölümü üzerine veziri Ömer Hasan b. Ömer tarafından hapisten çıkartılarak yeniden eski görevine getirilir. Buna rağmen ülkesine dönmesi yasaklanır. Halk bu defa da vezire karşı ayaklanınca İbn-i Haldun ayaklanmaya destek vererek Ebu İnan’ın kardeşinden yana saf tutar. Yani Ebu Salim’den… Kardeş Salim, 1359 yılında Merini sultanı olur ve bu sayede kaybettiği itibarını fazlasıyla geri kazanan İbn-i Haldun, “sır ve haberleşme” katipliğine getirilir. İki yıl sonra da yüksek yargı ve denetim memurluğuna…

Ülkede sular durulası değildir. 1361 yılında bir ayaklanma daha olur ve yönetim değişir. Bu gidişle daha yüksek mertebelere ulaşamayacağını anlayan İbn-i Haldun, şehirden çıkarak Endülüs’e, Beni Ahmer Devleti’nin başkenti olan Gırnata’ya geçer. Burada Sultan Muhammed bin Yusuf tarafından ilgiyle karşılanır ama bir yıl geçmeden vezir ile arası açılır. Mecburen Endülüs’ten ayrılmak zorunda kalır.

Ebu İnan’a karşı yürütülen komploda beraber çalıştığı Bicaye emiri Abdillah Muhammed Hafsi’nin tahta geçesi üzerine yanına gider ve haciplik görevine getirilir. Ne entrika ama dediğinizi duyar gibiyim. Biraz daha sıkın dişinizi, bakalım neler olacak…

Bu sırada kardeşi Yahya bin Haldun’u vezirlik makamına atar. Fakat 1366 yılında bir ayaklanma daha gerçekleşecektir. Bu defa Kostantine Sultanı Abbas’ın kışkırtmasıyla. Peki, İbn-i Haldun ne yapmıştır? Yeni gelen komutanı ayakta selamlayarak şehri kendisine teslim etmiştir. Bundan dolayı görevini bir süre daha sürdürse de sadakatinden kuşkulanıldığını hissedince oradan da ayrılır. Dikkat edin, burada belli bir ülkeye ya da halka sadakatten söz edemiyoruz. Makam sevdası tüm ideallerin başını çekiyor. Ama yine de tez canlı olmayalım biz.

Mukaddime ve Kitâbu’l-İber: İbn-i Haldun’un En Önemli Eseri

Mukaddime ve Kitâbu’l-İber: İbn-i Haldun’un En Önemli Eseri – Göçebe hayatı ve kabileler arasında gözlem yaparken tarihsel düşüncesini inşa eden İbn-i Haldun’u betimleyen alegorik sahne

Buradan itibaren altı yıl boyunca (1366-1372) göçebelerin arasında yaşadığını görüyoruz. Hükümdar Ebu Hammü’nün kendisini affetmesi üzerine “Beni Selame” kalesine yerleşerek bu kalede tam dört yıl boyunca konaklar. İşte İbn-i Haldun en ünlü kitabı El-İber isimli tarih kitabını burada kaleme almaya başlar. Daha ünlü olan “Mukaddime” bölümünü beş ay gibi bir sürede bitirir. Bu esnada kitabın altyapısını oluşturmak için doğduğu topraklara, Tunus’a gider.

El-İber kitabını 1382 yılında tamamladıktan sonra Ebu’l Abbas’a sunduğunu görüyoruz. Bu nüshaya Tunus Nüshası denilir. Bir de Mısır nüshası vardır ki onu da Mısır’a geçtiğinde yeniden düzenlemesinden dolayı o ismi aldığı anlaşılıyor.

İbn-i Haldun ve Kadılık: Devlet, Hukuk ve İktidar Anlayışı

Entrika demiştik. Yıl 1382. Sultana hacca gidiyorum diye yalan söyleyerek Mısır’a geçer. Bu onun için bir dönüm noktasıdır çünkü Mısır’da tam tamına yirmi dört yıl geçirir ve de bu ömrünün geri kalan yıllarıdır. Kulağa biraz tuhaf gelecek ama bu dönemde siyasetle hiç uğraşmaz. Ezher Camii’inde verdiği dersler büyük ilgi görür. O, makama yönelmese de makam gelip onu bulur. Ne mi olur? Kamhiyye Medresesi’nde müderrisliğe getirilir. Bingo! 1384 yılında baş kadı olur ve “veliyüddin” unvanını alır.

Bu makamdan dört kez azledilip geri getirilecektir. Peki, bunun sebebi nedir? Hem onu çekemeyenlerin marifetleri ve hem de halka karşı aşağılayıcı ve kaba davranışlarıdır diyebiliriz. Bir yandan da dini vecibelere pek riayet etmediğini görüyoruz.

Bu dönemde sultana ricada bulunması üzerine eşi ve çocuklarını Mısır’a getirtmeye çalışıyor. Fakat Tunus’tan deniz yoluyla Mısır’a doğru gelen aileyi taşıyan geminin fırtına sonucu battığı ve ailenin öldüğü anlaşılıyor.

Bu sırada kadılık görevinden alınıp Zahirriye müderrisliğine getirilir. Ardından Baybars Tekkesine şeyh olarak atanır. 1395 yılına gelindiğinde el-İber’in eki olan Et-Ta’rif isimli otobiyografisini bitirir.

İbn-i Haldun’un Timur ile İmtihanı: Tarih ve Güç

İbn-i Haldun’un Timur ile İmtihanı: Tarih ve Güç – Timur’un ordugahında tarihsel bilgi ile askeri güç arasındaki yüzleşmeyi temsil eden alegorik sahne

Yıl 1400… Timur, Memlük Devlet’ini kuşatır. İbn-i Haldun’un bir takım ulema ile Şam’a giderek Timur ile görüştüğünü biliyoruz. Tarih kitapları bizlere, aynı amacı taşıyan bir başka görüşmenin Şeyh Bedrettin tarafından da yapıldığını söylüyor. Bir kaynakta edindiğim bilgilere göre Bedreddin ile İbn-i Haldun karşılaşıyorlardı ve muhtemelen o karşılaşma bu görüşme esnasında olmuştu.

İbn-i Haldun Timur’un yanında bir ay kadar konaklar. Kuzey Afrika hakkında bilgiler vererek kitabı Mukaddime’sini sunar. Timur, İbn-i Haldun’u bırakmak istemez, ister ki yanında kalsın. Fakat o, kitaplarını almak bahanesiyle yanından ayrılır ve bir daha da dönmez.

Yıl 17 Mart 1406. Bu onun hayatını kaybettiği tarih. Nasr kapısı dışında Sofiyye Kabristanı’na defnedildiği söylenir.

İbn-i Haldun’un Mirası: Mukaddime Neden Hâlâ Okunuyor?

Her ne kadar entrika dense de imrenilecek ve ilham olacak bir yaşam sürdüğü ortada. Açın bakın tarihe, kimin adı baki kalmış tarihte? İlginçtir, ömrü boyunca makam sevdasıyla başına olmadık işler açmış fakat bir süre sonra kendi de vazgeçmiş bundan. Belki yaşlandığındandır. Belki de tek ulu amacı kitabını bitirmekti. Tarihin gördüğü en büyük askeri ve siyasi dehalarından biri olarak kabul edilen Timur ’un yanında neden kalmadı? Belki de bu yüzden! Belki de girdiği her yeri yakıp yıkarak cehenneme çeviren bir komutanın yanında kalmayı kendine yediremedi.

Bugün Mukaddime kitabı parmakla gösteriliyor. Diyebilir miyiz ki İbn-i Haldun amacına ulaştı? Tabii ki diyebiliriz. O kitap olmasaydı bugün adı o kadar da anılmazdı. Hadi bir sonraki makalemizde de eserlerine odaklanalım. Şimdilik görüşmez üzere efendim : )

Bonus: “Kıtlık zamanlarında insanları öldüren şey açlık değil, fazlaca alıştıkları tokluktur.”

İbn-i Haldun

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Hikaye Nedir | Özellikleri Nelerdir

Hikaye Nedir | Özellikleri Nelerdir

Hikaye Nedir | Özellikleri Nelerdir

Hikaye Nedir | Özellikleri Nelerdir

Hikâye”, Türk kültür tarihinde en azından bin yıllık geçmişe sahip giderek zenginleşen bir mânâ çemberi içinde, hem kelime hem de kavram olarak kullanılan “hikaye” sözcüğü Arapçadaki “hakave” kökünden gelmektedir.

İngiliz edebiyatında “Story”, fransızcada “histoire” , Almancada “Geshichte” olarak kullanılan hikaye, Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türdür.

Özellikleri

1 – Olay kişi yer ve zaman unsurlarından oluşur.
2– Olay ve kişiler gerçeğe uygundur.
3 – yaşanılan yer ve zaman bellidir.
4– Yer betimlemeleri ile kahramanların ruhsal ve kişisel özelliklerine yer verilir.
5 – Ele alınan bir olay ya da durum seri düğüm ve çözüm planına uygun işlenerek sonuçlandırılır.
6 – Açık yalın ve akıcı bir dil kullanılır.

Yapı Unsurları

1- OLAY: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) KİŞİLER: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) YER: Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) ZAMAN: Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) DİL VE ANLATIM: Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.

Anlatım ise iki şekilde olur. Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ve olayları uzaktan gözlemleyen, üçüncü kişi ağzından yapılan anlatım; tarafsız bakış açısıyla yapılan anlatım, her şeyi bilen kişi ağzından yapılan anlatım “İlahi bakış açısıyla.“

Hikayede Plan

Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:

1) SERİM: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2)DÜĞÜM: Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3)ÇÖZÜM: Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür.

Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur. Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.

Hikaye Çeşitleri

Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre;

1) OLAY ( KLASİK VAK’A ) HİKÂYESİ: Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Maupassant Tarzı Hikâye” de denir.

Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir..

2) DURUM ( KESİT ) HİKÂYESİ: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.

Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.

Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.

Read more

Sakallı Celal Kimdir?

Ankara Lisesi’nde Sakallı Celal’in tulumla lağım tamir ettiği sırada müfettişler ve bürokratlarla yüzleşmesini anlatan, mizahi ve alegorik sahne.

Sakallı Celal Nasıl Bir Figürdü?

Bu yazı, Sakallı Celal’in yaşamını bir anekdotlar toplamı olarak değil; erken Cumhuriyet döneminin bürokratik, ideolojik ve sınıfsal çelişkilerini açığa çıkaran aykırı bir figür olarak ele alır. (Alıntıdır)

Sakallı Celal bir Paşa’nın oğludur, zengin bir ailedendir. Galatasaray lisesini bitirmiştir, iyi Fransızca bilir, pantolonu yamalıdır, ayaklarında koca koca galoşlar vardır, başında kasket, elinde Fransızca gazeteler…

Bir ara memurluğa niyetlenir. Ankara Lisesinde Müdürlük yaparken mektebin lağımı tıkanır. Bakanlığa bildirir ama “idare et” cevabı gelir. Bunun üzerine tulumu giyer, kolları sıvayıp tamirata başlar. Tam bu sırada müfettişler gelmesin mi? Adamlar sanki suç üstünde yakalamış gibi bakana koşarlar. Sayın Bakan çok kızar: “Cumhuriyet müdürü tulumla lağıma mı girer!” diye fırça atar.

Sakallı savunmasına: “Lağım patladığını haber verdim idare et’ dediniz. Ben idareciliğin necasete oturmak olduğunu sizden öğrendim. Tuluma gelince, çukura setreyle girecek değildim ya!” yazar.

Ankara Lisesi’nde Sakallı Celal’in tulumla lağım tamir ettiği sırada müfettişler ve bürokratlarla yüzleşmesini anlatan, mizahi ve alegorik sahne.

O günlerde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bir zamanlar sakalsızlara bıyıksızlara “ecnebi” gözüyle bakanlar, sabah akşam berber kovalar, dolgun yanaklarını pudra ve pomatlarla parlatırlar. Celal de mevki kaygısıyla değişenlerin aksine saçını sakalına katar. Marks gibi dolandığı yetmez gibi devlet erkanına “Burjuva kalıplarına tıkılan maskaralar, gülünç oluyorsunuz.” diye laf atar. Ağzına geldiği gibi konuşur, başını derde sokmaktan korkmaz.

Bir ara polisler üzerinde tabanca yakalar ve kimlik sorarlar. Sorarlar ama Celal’de kimlik ne arar? Polis: “Sen kimsin, necisin?” diye sıkıştırınca “Ben Japon’um.” diye kafa yapar.

– Ama Türkçe konuşuyorsun?
-Ben, Türkçe bilen Japon’um.
-Peki, bu silahla ne yapacaksın?
-Polisleri vuracağım.
-Niçin?
Düzenin devamı için. Dün hilafeti savunuyordunuz, bugün Cumhuriyeti. Yarın kime yamanacağınızı nereden bilmeli?

Sakallı Celal’in polisler tarafından çevrildiği, elinde tabanca tutarken bilgece ve alaycı bir ifadeyle karşısındakileri süzdüğü alegorik sahne.

Lakin CHP Genel Sekreteri Recep Peker tarafından arkalandığı için içeride tutamazlar. Hoş, yeri gelsin gelmesin her sözü Bolşeviklere çıkartır, komşudaki ihtilalcilerden çok şey umar. Hatta pılısını pırtısını toplar Rusya’ya kaçar ama aradığını (ne arıyorsa) orada da bulamaz. Alıştığı gibi konuşunca onu fena hırpalar ve yaka paça sınır dışı ederler.

Celal üretmez, çalışmaz kimseye hayrı dokunmaz. Arabaya binmez, tramvay beklemez, parayla pulla işi olmaz. Gemilere daima biletsiz dalar, onu çabucak yakalar eline süpürgeyi sıkıştırırlar. Frenk seyyahları La Martin’in eserlerini orijinalinden (ve ezbere) okuyan bir çımacıyla karşılaşınca çok şaşırırlar.

Yapı Kredi Bankası‘nın kurucusu Kazım Taşkent, Celal’e sahip çıkar, ona Kuledibi’nde bir oda açar. Herkes kanarya beslerken o fareleri ağırlar, hatta onlar için minyatür bir lunapark hazırlar.

Sakallı Celal’in eldivenle çatal silerken, gazete kâğıdına sarılı bir hayvanı tuttuğu; etrafında valiz, kitaplar ve sıçanların yer aldığı alegorik sahne.

Asla yıkanmaz, suya sabuna dokunmaz. Sıçanlarla iç içe yaşamasına rağmen mikrop fobisini aşamaz. Kokudan yanına yaklaşılmaz ama eldivensiz bir şeye dokunmaz. Kimsenin elini sıkmaz, kapıları tekmeyle, perdeleri bastonla açar. Kedi köpeğe bayılır ama onları gazete kağıdına sararak okşar. Elbiselerini lime lime oluncaya kadar kullanır, yağ bağlayınca çıkarıp çöpe atar. Gel gelelim davetlerde bile çatalı bıçağı alkollü pamukla siler, üstelik bunu ev sahibinin gözüne baka baka yapar. Yanında devamlı bir valiz taşır. İçinden sefer tasları, çalar saatler, tarihi geçmiş gazeteler ve Fransızca kitaplar çıkar.

Orhan Karaveli / Sakallı Celal
Pergamon Yayınları 2004

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more
Powered by Gelecek Internet