Bayramınız Mübarek Olsun!

bayramınız mübarek olsun

Yoksul İnsanlar Oruç Tutmamalı!

bayramınız mübarek olsun

Bayramın mübarek olsun.” dedi metrodan inerken. “Ama hiç katkım olmadı ki!” dedim: “Siz otuz gün boyunca aç kaldınız. Oysa gün içinde kaç kez top patladı bana.” “Sevindi açlığının tasdik edilmesine.

Burun kıvırmakta geç kalmayıp: “Ama” dedim: “Sonunda ucunu bayrama bağlamayı başardınız. Üç gün üç gece bayram edeceksiniz. Bittiğine mi seviniyorsunuz? Aç kaldığınızla kalmayın da…”

Yoksul insanlar oruç tutmamalı. Ay başını zor getiren, ekmek ve yağ kuyruğunda bekleyenler; üstü başı yırtık, borç batağında kıt kanaat geçinen yoksullar… Yoksulun şekli de değişti gerçi. Modern yoksullar pek öyle değil. İlle de eski elbise giymesi gerekmez. Ev ile iş arasında mekik dokuyor bugünün yoksulu. Yani açlık sınırının altında yaşıyoruz. Ölmeyecek kadar lokma. Tatile bile bütçe yok.

Öyle bir yoksulluk ki kafanın içine kazınmış. Bir milyon doları olsa yine para arttırmaya bakar. Yiyip içmesini bilmez. İştahının gerektirdiğine bakmaz da, ucuz ve orta yollusunu seçer menünün. Yoksulluğun en kötüsü de bu.

Açlık sınırının altındaki birinin otuz gün aç kalması pek normal değil. Ekonomisinin dar boğazını her yıl yeniden cilalıyor. Tekrara dayalı bir sindirim sistemi: kabullenme. “Bu sene bir kez daha aç kal ki ait olduğun sınıfı unutmayasın.”

Hayır! Nefis kontrolü bu. Öyle miydi? Nefsine değil ama zaten cüzdanına bakıyor insan. Ayağını yorganına göre… Nefsine zaten hakim. Oruçla değil, cüzdanı ile. Beden kontrolü mü? Bu haliyle her tarafının döküldüğü konusunda da mı hemfikir değiliz? Bizlere öte alemlerden haber getirmek yerine, daha iyi bir yaşam sunmayı seçebilirdiniz. Dünyayı şekillendiriyorsunuz ama açlığın sebebini de kader diye geçiştirmekten başka bir şey gelmiyor elinizden…

Read more

Adalet Mülkün Temelidir Ama…

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Kim Olacak Adaletin Aşçısı?

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Ülkede ahlak yetmezliği var demiştik. Kadını kendi ininde zincirleyen, yolsuzluğu ve düşmanca vaazları alkışlayan, kendinden olmayana ölüm fetvaları veren bir düzenin ahlaksızlığı. Üstelik bu ahlaksızlık tabana kadar yayılmış durumda. Peki, bu vahşi sürüye hangi onursuz “alık” çobanlık edecek? Bunu mu soruyoruz? Soruda hata var.

Filozof Kral Safsatası

Diyelim ki bir filozof bulduk ve zorla oturttuk başkan koltuğuna! Zorla diyorum çünkü bu böyle olmalı. Lider, liderlik makamına zorla oturtulmalı. Bunun için can atan insandaki liderlik vasıflarına pek güvenmiyorum. Bu sözü Platon’dan ödünç aldım. Ne diyordu? “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof.”

İnsanlık abidesi gibi görünen bu filozofumuzun bir parça diktatör olması kaçınılmaz. Halk adına, halka yapılan bir diktatörlük! Adı tarihe geçmiş pek çok devlet adamına şiddetli eleştiriler yapılması tesadüf değil. Bu vahşi sürüye kim çobanlık edecek, dedikten sonra “nasıl” sorusunu ekleyebiliriz.

Erdemi vahşilere zorbalıkla öğretirsin. Öğretmek değil aslında, sindirmek. Ah hayır! Ahlak suçlarının arşa ulaştığı bir ülkede onları Shakespeare’den alıntılar yaparak yumuşatacağımıza inanmıyorsunuz herhalde. Geçmişin kemirgenlerini sindirdikten sonra, ancak ondan sonra çocuklara -ki bu yeni bir dünya demek- sevgiden bahsedebilirsin.

Filozoflar da Pek Masum Değiller Hani!

Filozoflar kral olmalı demiştim ya hani, artık ondan da emin değilim. Bertrand Russell‘ın “Batı Felsefesi Tarihi“ni okudum geçenlerde. Bu sayede Sokrates‘in de Platon‘un da ne mal olduklarını gördüm. Sokrates’in, düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı masalıyla büyüdük. İsterse kaçabilirdi. Onu ülkeden çıkarabilecek çok güçlü dostları vardı, bunu teklif bile ettiler. Ama o ne yaptı? “Ayrılık vakti geldi ve herkes yoluna.” dedi. “Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrı bilir.” Evet Tanrı! Giz de burada zaten. Sokrates dindar bir adamdı ve cennete sadece filozofların gideceğine inanıyordu. Oraya gidebilmesinin tek yolu, o baldıran otunu içmekten geçiyordu! İyi ki onu adaletin aşçısı yapmadık!

Hele Platon daha fena! Onun hayalindeki devlette yaşayan bir şair olsaydım, önce yazdığım şiirler için teşekkür edecek, sonra da kovacaktı ülkeden! En eski sanat teorisi ona ait. Ona göre sanat, bir yansıtma aracı. Nasıl desem, diyelim ki siz bir ressamsınız ve armut resmi çizdiniz. Armudu yaratan Tanrıdır. Siz sadece yaratıcının yarattığı şeyi yansıtıyorsunuz. Bu yüzden yaratıcı özelliklerden yoksunsunuz. Diyelim ki yazarsınız. O zaman da sadece insana iyi gelen, güldüren, keyiflendiren şeyler yazabilirsiniz. İnsanı üzmek, kötüyü resmetmek yasak. Yasak kardeşim, yasak. Israr ederseniz, dediğim gibi sürülürsünüz. Ve bu filozof diyor ki: “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof!” Ondan adalet aşçısı olur muydu? Ben olsam şehrin anahtarını ona teslim etmezdim.

Sokrates’in baldıran içtiği, Platon’un zincirlenmiş bir sanatçıyı yönlendirdiği Bosch tarzı alegorik sahne

Kitabın bir yerinde Russell şöyle bir tanım yapıyor: “19. yüzyılda yapılan her bilimsel keşfe karşılık, Platon’un bir teorisine savaş açmak zorunda kaldık!” Metafizik üzerine kurulmuş bir felsefe, gayet doğal. Doğal olmayan şey, adının bunca parlatılması. O fikirlerle bu çağda yaşamış olsaydı, muhtemelen bilim düşmanı bir yobaz olarak damgalanacaktı. 

Hâlâ Yok Adaletin Aşçısı...

Tarihten anladığım kadarıyla, insanlık adaletin aşçısı konusunda hep tökezleyecek. Onu bulmak kolay da mutfakta sıkıntı var. “Adalet Mülkün Temelidir” esaslı bir aforizmadır. Ya da İnsan Hakları Beyannamesi. İkisi de hakikate hizmet ediyor. Sulu meyveler de ağaçta güzeller. Asıl olan, haramiyi bahçeden uzak tutabilmekte! “Mutlak güç mutlak zehirler!” diye boşuna dememiş adam. Bence insanlık, güçlü adamların yasaların üzerine çıkabilme yeteneğini engelleyebildiği gün, mutfağa dadanan karafatma sürüsünden de kurtulacaktır!

Peki, onca laftan sonra bugün kim sağlayacak o adaleti? Kutup ayıları mı yoksa boz ayılar mı? Hepsi de aynı dikenli ormanın ayıları! Bence bu çuvaldızın ucu herkese girmeli!

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Kıskançlık Sahibiyet Duygusunun Tasmasıdır

kıskançlık nedir

Kişilikte Bozukluk Tükenmez

Kıskançlık sahibiyet duygusunun tasmasıdır.

Duygu Asena

kıskançlık nedir

Kıskançlığın öz güven eksikliği ve yetersizlik duygusundan kaynaklandığı söylenir. Ayrıca her insanda da olmadığı. Toplumsal itiş kakışların ürünüdür desek, o da olur. İlerisi depresyon.

Damardan alıyoruz insanları! Tam doz bir kişilik bozukluğu. Bir fikre, duyguya ya da iki ayaklı memeliye karşı aşırı takıntı. İnsan insana bu kadar mı muhtaç? Issız bir adaya düşseniz keşke! Yanınıza bolca para ve kondom alsanız. Korkmayın ‘dildo’muz da var. Ama insan veremiyoruz. İnsan olmayınca kıskançlık da olmaz. Kişilikte bozukluk tükenmez ama. Kalpten olmazsa yalnızlıktan diker nalları. Sataşacak kimse kalmayınca…

Ve cinayetler… Namus adına işlenmiş cinayetlerin namusla alakası olduğuna hiç inanmadım. Homoseksüel düşmanlarının gizli eşcinseller olduğunu biliyor muydunuz? Tamam. Bunda hemfikirsek sokalım sizi bir gerdek odasına. Alıcısını yakalamış bir verici gibi yapalım bir gece yayını. Yabancıya karşı yabancı. Bakalım, kalbiniz doluyken elleriniz en çok nereye dokunacak!

Ya da izleyin onu bir yabancıyla tıpkı bir porno izler gibi! Size deli gibi aşık olduğundan ve hiç terk etmeyeceğinden emin ‘kıskanç’ bir sürüngen olarak. Bahse girerim namus ve ahlak, çamaşırlarını toplayıp kaçan yarı çıplak bir baskın numunesi gibi atacaktır kendini pencereden.

Kavuşamayınca nasıl da kutsallaşıyor aşk! Yumuşayıveriyor ahlakın çiğ dokusu. Kabullenmek… Erişilmez olunca dişili erkekli gönüllü kumalık vakası! İnsan kişiliğinin karmaşık labirentleri…

Zevke yaklaş, acıdan uzaklaş! Bütün hayatımız bu İki basit komut ile cendere altında. Canlılık ne berbat bir şey. Hele bir de omurgaya ve sinir sistemine sahipsen. O zaman acı çekmek mümkün oluyor. En azılısı da düşünen beyin. İyi insan evladına zehir zıkkım. Şeytani sürüngene ise kötülük için gelişmiş kurgu imkanı…

 

Günay Aktürk

Read more

Penceresi Naylon Kaplı Kış Ahalisi

beynimizin sevişme pozisyonları

Beynimizin Sevişme Pozisyonları!

beynimizin sevişme pozisyonları

Günler bazen sıkıcı bir kitap hissi verebiliyor. İnsan hayatı kaldırıp atamayacak kadar da değerli. Arasına ayraç koymayı deniyoruz. Dışarıda güzel bir akşam yemeği, iki kadeh bira ya da ölü uykusu. Seyahat iyi gelirdi ama cep delik cepken delik diye uyarmıştı kahin!

Para yok. Zaman yok. Dolapta yumurta yokken omlet yapamazsın ki. Borç yazdırmak eski gelenek. İnsan hayatına vurursan, yeni insan arayışına denk düşer bu.

Ama ‘eksiklik kendi özümde‘ demiş başka bir kahin. İçerideki titremenin sebebi dışarıdaki ayazdır sanıyoruz. Hey gidi hey penceresi naylon kaplı kış ahalisi! Yak sobanı otursana. Suların kesik. Tuvaletin tıkanmış. Üstelik mutfak da çöp yığınağı! İç dünyanın bunca keşmekeş olması, birilerinin sokağa tükürmesinden midir?

Yaşam şeridinin gidiş dönüş yolları sıkışık olabilir. Bunalımın kırmızı ışıklarında beklemek de sıkabilir insanı. Ama… İşte o ‘ama’ yı bulabilmek bütün uğraşımız. En kaliteli kitaplarda bile insanı sıkan uzun pasajlar vardır. İnsan hayatı neden daha fazlasını vaad etsin ki! Ama ille de inat edecek, iftarı bekleyen bir Arap zihni kadar bile mutlu olmadığımızdan dem vuracaksınız.

Mutlu olacağımızın garantisini kim vermiş? İnsan psikolojisi bir ev değil ki yangına ve depreme karşı sigorta yaptıralım. Twain’in dediği gibi “her beynin amacı zekaya doğru gitmek” olabilir ama mutluluk da insan hayatının nihai amacı değil ki. O amacı biz koyduk kendimize. Doğanın dengesinde böyle kutsal bir amaç yok. Doğayla çatışa çatışa geldik bugüne.

Beynimize zevk gitmediği zamanlarda mutsuz olabiliriz. O da insan psikolojisinin bir parçası. Duygulara karşı üvey evlat muamelesi yapmanın anlamı yok. Bir tabak da onun önüne koy. Geldiği gibi karşıla her şeyi.

Üç kağıtçı beyin! Değirmen misali öğütecek un arıyor kendine. Yani düşünce. Yani bir sorun. Bilgi. Uğraş. Uzun molalar ona göre değil. Körelirse kör testereyle keser seni. Keskin zekanın daha çok acı çekmesi bu yüzden olabilir.

Ben borularımı boşalttım. Şimdi mola verirsem bundan hoşlanabilir. Yazı yazmak beynimin sevişme pozisyonlarından biri. Mutlu olmak istiyorsanız siz de kendinize göre uygun bir pozisyon bulun derim.

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Aşkın Orucuna Niyetlendik Bizler!

aşk orucu - günay aktürk

Aslolan Aşktır O Da İnsanın Ömrü Kadardır!

aşk orucu - günay aktürk

Bizim orucumuz oruçların en zorlusudur. Aşk orucuna niyetlendik bizler. Aşk ki artık inananı kalmamış bir dindir bizim için. On kişiden sekizi hayatının bir devrinde en az bir kez bu dine uğrar, sonrasında ise pek çoğu ya mürted olur ya da kuduruk!

Ayaklar altında bir paspas bizim dinimiz! Alıklık olarak görülür. Teslimiyeti kabul etmezler. Ama haz duyarlar teslim almaktan. Onlar bizim dinimizin şaşkın şeytanlarıdır. Aslında şeytan aşkı hiç yaşamamıştır…

Yemek ve içmek serbesttir bizim dinimizde. Serbesttir ama kolay da değildir. Aşk, vücudun iştaha direnmesidir!

Peki, Ehl-i Can ve Cananın orucu nasıl bozulur dersiniz? Müjdeler olsun ki bir tutuldu mu kolay kolay bozulmaz. Ne içinize girenle bozulur o, ne de içinizden çıkanla! Aşkın orucu bedenle değil zihinle ilgilidir çünkü. İsteseniz de çıkaramazsınız.

Ama bedeniyle oruç tutanın oruçluğu uzun sürmez. Onlarınki nafile orucudur ve kaza etmek dahi gerekmez.

Aşk bir teslimiyet olsa da, kapısında sabahlamayı şart koşmaz. Aşk, acıya eyvallah çekmektir. Onun orada olduğunu bildiğin ve onunla yaşamaya alıştığın bir zihin acısıdır aşk.

Asıl bizim dinimizde zorlama yoktur. Zorlayan, sapkınlardandır artık. Sapkın olan ise aşkın yezidi olmuş demektir. Bizde de bir Kerbala vardır ki adı ‘Kadın cinayetleri’dir. Dünyanın her köşesi her anda bir Kerbeladır…

Ehl-i aşkın ömürlük orucu… Sevabı yoktur, cennetten ıraktır… Bunu da kimse dayatmamıştır bizlere.

Ama en nihayetinde Aşk, tek bir varlık üzerinden tanrısallaşamaz. Ulaşamadığımız o kutsal bedene şirk koştuğumuz zamanlar da olur. Ama ulaşılmaz olması değildir bunun nedeni. İnsanın doğası budur. İnsan insana kutsal anlamlar yüklememelidir. Aslolan aşktır, o da insanın ömrü kadardır

 

Günay Aktürk

Read more

Ve Tanrı Benimle Konuştu

düşünce felsefesi

Düşünce Felsefesi

düşünce felsefesi

Ellerim ve dudaklarım kafanı karıştırmasın. Onlar düşünen bir beynin sadık kuklaları. Emir geldikçe kıçını kaşıyan ya da aylakça ıslık çalan kullar. Yoktur emirleri sorgulamak gibi asi huyları. Ama çok daha asildirler bundan. İnanmazlar el ve dudak cennetine gideceklerine. Çünkü ne elleyecek ateşli bir vücut, ne de emecek bir uzuv vaadedilmiştir onlara.

Düşünce! Yani insan için tek gerçek Tanrı. Onu göremez, ona dokunamazsın. Benzemez hiçbirine yaratılmışların. Ve stabil bir tanrı olduğu da söylenemez; Pekala bir cellat kadar İlkel kalabilir. Ya da dönüşebilir filozof tarzı bir üst akla.

Garip gelecek ama secde eden ellere dahi emri veren bu ‘Düşünce’ tanrısıdır. Onun akıl etmediği hiçbir şeyi düşünemezsin. Ve her zaman bilinçli olmak zorunda değildir kararları. Yarı gövdesi cehennem demektir bu. Yani bilinçaltı. Derin korkuların kapatıldığı bir hapishane.

Beynimizin İlkel katmanında dönen dolaplar, bedenin rahatına hizmet eden bir düzenektir. Ve siz onu kötülük diye tanımlıyorsunuz. Eğitilmemiş aklın azgın sosyopatı! Oysaki doğada ne iyi vardır ne de kötü. Ama medeniyeti yaratan da en nihayetinde odur. İleri aklın emirlerine karşı gelen her akıl şeytanidir öyleyse. Şeytanın yarı sureti Tanrıya aittir.

Ya duygular? Hani o beynin orta katmanında boy veren aşk, sevgi, merhamet ve evlat acısı? Hepsi de düşünce tanrısının ayrı ayrı özellikleri değil midir? Yani “Bir” olanın farklı yorumları. Duygular ise aklın melekleridir. Bu duygular da karşılıklı olarak düşünceyi şekle sokarlar.

Ah, bazen akıl bozulur ve delilik baş gösterir. Ama delilik bile birin bir başka yorumudur. Aksayan ayağın hâlâ ayak olması gibi. Sadece maratona katılıp dereceye giremez, o kadar.

Düşünce! Belki de maddenin dördüncü hali. Evrenin kendini anlama biçimi! O bile, kişi yaşadığı sürece hayatta kalabilir. Nihayetinde Tanrı bile olsa, ölümün soğuk kollarından paçayı kurtaramaz. Aslında kurtarması da gerekmez. Yaşamın ve kâinatın kutsal nedenlere sığınmaya ihtiyacı yok. Tanrı bana seslendi. Ve tam olarak dedi ki: “Doğumum bir bebeğin doğumuyladır. Ölümüm bir insanın ölümüyle… Hayata tutunabilmek için bana İhtiyacınız yok.”

İşte budur Günay Aktürk felsefesi…

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Yozgat : Haçlıları Bile Korkutan Şehir!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Belki Bir Faydası Olabilir Bu Şehrin!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Bir Yozgat’lı olarak ne yazık ki yozlaşmış bir kent olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ne olmuş yani, insan hep doğduğu şehirle övünecek değil ya. Kendini dünyalı olarak ilan eden biri için böyle bir övünç saçmalık. Nereli olursanız olun. Her yıl bahar şenliklerimizde kadınlarımıza sarkmak için Sorgun ve Yozgat merkezden gelenlerin varlığını iyi biliriz.

Belki bir faydası olabilir bu şehrin. Dünya nereye doğru gittiğini bilen ama sonunu umursamayan hastalıklı liderlerle dolu. Olası bir 3. Dünya Savaşı’nda ne olacak? Bugün onu konuşuyoruz arkadaşla. Büyük şehirler felaketin olur. Hele ki bizim gibi başkentte yaşayanlar için. Kızılaya atılacak bir bomba Polatlı’ya kadar uzanır.

Kurtulsan bile kıtlık ve ölüm bekleyecek seni. Akıl hastalarından liderler yaratmanın bir sonucu. Deli gibi Nükleer bomba istifleyen bir ırktan bahsediyoruz. Kitabın beşinci sayfasında başını gösteren bu silah, ellinci sayfada umarım patlamaz. Olursa da geri zekalı bir türe dahil olduğumuzu kanıtlamış olurlar.

Yozgat bunun neresinde? Ne alakası var? En azından böyle silahlar yapacak düzeyde değil. Bu kent ile tek derdimiz olsa olsa “imam hatipler kapatılsın” düzeyinde kalır. Şöyle bakıyorum da ne masumane bir sorunmuş aslında.

Bağın bahçen varsa sahip çık kardeşim. Paran varsa altın al, platin al, hatta teneke bile işini görür. Şehirler Walking Dead dizisindeki sahneleri aratmaz. Yozgat’a gelirseniz bahçeden bir salkım domates verebilirim, şayet akşama gitmiş olursanız. Espri mi bu şimdi? Evet öyle. Dünya birbirini yemeye başladığında aklınızı kaybetmemek için bolca ihtiyacınız olacak!

Ufak bir parantez. Tanrının bu felakete karşı çıkmayacağına bahse girerim. Ortada dua edilecek bir mezar kalmayacağı için de kutsal ananelerimizi yeniden elden geçirebiliriz. Açlığın aşktan daha tez zayıflatıp avurdu avurduna geçecek suratlardaki kaybolan güzellik sebebiyle ayna satışlarında azalma görülebilir. Şimdiden aklımızı başımıza devşirmemiz lazım. Her şakaya aptalca gülen gerilemiş bir zekayla dünyayı nükleer silah ile yok edecek aptal liderler arasında sanırım her zaman tuhaf bir paralellik var!

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

Uzak Durmalı Tanrı Sureti Taşıyanlardan!

Tanrı şeytana sofra kurmaz. Bunun yerine şarabına ilaç katıp ayarını bozar. Sonra da “Kenefi pisleten piç kurusu sendin değil mi?” diye bağırır. Parmak gösterir. Etraftaki melekler ve iblisler de hemen ikna olurlar. Kafa sallayıp arka çıkarlar. Her yerinden irin ve günah akan bir topluluğun kendini temize çekme ayini! Sonra da kurban ateşe atılır!

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır!”

Platon

Kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın!” der bir yüce ozan. Tanrı sureti taşıyanlardan uzak durun! Sizi bir kasırga gibi saran tok sesli insanlardan… Ve tonlaması düzgün ayet biçimli cümleler kuranlardan… Sizi eşiti olarak görmezler.

En şatafatlı Tanrı suretlinin bile içinde bir şeytan nefesi vardır! Ve sizler eninde sonunda o “Son akşam Yemeği“nde kurban edileceksiniz: ki melekler ve iblisler katına yükselebilesiniz!

Yargılanacaksınız! Cenneti uğruna etinizi sunduğunuz efendiniz tarafından yargılanacaksınız. Önce tadınıza bakılacak, sonra da ruhunuza binlerce bıçak saplanacak! Öleceksiniz! Yeni bir Tanrının ateşli ayetleriyle dirilene kadar da ölü kalacaksınız!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Güzel Popolu Afrodit Tapınağı

güzel popolu afrodit tapınağı

Popodur Saf Kalbin Simgesi!

güzel popolu afrodit tapınağı

Eski Yunanlılar vakti zamanında “Aphrodite Kallipygos” isimli bir tapınak yapmışlar. Yani anlaşılır bir dille “Güzel popolu Afrodit tapınağı.” “Bütün dinler içinde popoya adanılan tek tapınak!”

Yeryüzündeki en güzel kadının Afrodit olduğu söylenir. Bir lezbiyen olan Sappho bile şiirlerinde sık sık kullanmıştır bu motifi. 14 şubatı kadın kalçasının görünümünü temsil eden “Kalp” sembolü ile kutlayacaksak benim için hiç sıkıntı değil.

Kalbin simgesi olan saf sevgi, aşkın da simgesi haline geldi. Ama yarın olduğunda (hatta şimdiden) büyüsü bozulacak. Bir Pers atasözü der ki: “Kişinin niyetleri veya düşüncelerinin kişiyi tanımlamada bir önemi yoktur. Yaptıkları ve ettikleri, eylemleri ve üretimidir kişiyi anlamlı kılan ve tanımlayan.”

Saflığın korunduğu ve özün öz olarak kaldığı fikirlerin zihinlere yerleşmesi gerek.

İnsanları boğazlamadığın müddetçe kurban bayramlarının özü öz olarak kalacaktır. Kadınını öldürmediğin ve yaşamını cehenneme çevirmediğin sürece yılın 365 parseli de sevgililer günüdür sana.

Mutlu olduğun ve mutlu edebildiğin sürece! Ve artık beraber yaşanmaz hale gelmeden ihanet etmediğin sürece her şeyin her zaman özel bir anlamı vardır.

Şimdi yılda bir defaya mahsus olmak üzere özümüzü bir hamam buharı basıyor! Kalbi tersten gören gözlerin sahibi erkekler ile ruhlarında bereket Tanrısı istifleyen kadınlar göz göze geldiler ve özü bir misafir odasında ağırladılar…

 

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Read more