Çekin Tuğlaları Yıkılsın Duvar

makale oku - çekin tuğlaları

Eleştiri - Özeleştiri - Şuursuzluk

“Çekin tuğlaları yıkılsın duvar. Altında kim kalırsa kalsın.”

Güldal Mumcu

çekin tuğlaları yıkılsın duvar

Çekin tuğlaları, elbette çekin. Ama önce konuşalım karşılıklı.

Bedenim boyuna sıkıştırıyor beni: “Kendinden bir kopya üret ve silin tarih sahnesinden!” Sürüngen beynimin kendinden zoru bu. Bilmiyor ki ülkede mafya yapılanması var. Bıyıklı bakana tasma takıp sokaklarda yürütecekmiş nisan mağduru! Cüretkarlığının boyutu yediği tokat kadardır insanın. Şu puslu sofrada gel de gerine gerine üre!

Çok isterdim Roza adında bir kızım olmasını. Ama çocuğun olunca günler daha tedirgin geçmiyor mu? Kadınları diri diri yakılır, tecavüze uğrar ve sıklıkla intihar süsü verilirse, bir kadın daha doğurmayı hak eder mi o ülke?

Bu çocuk nerede doğacak hem? Hasta garantili hastanelerinizde mi? Ya hasta sayısı yetmez ve bir de para çıkışmazsa hazinede ne olacak? Rehin mi vereceğiz el kadar bebeyi? En az üç yapın beş yapın, siz yapın da biz bakarız, diyordunuz. Siz haybeye konuşmazsınız…

Bu çocuk hangi eğitim sisteminde yetişecek? Kafasını yıkayıp yoksul beyinlerin haremine mi katacaksınız? Vallahi kan çıkar babalık!

Oğlan olsa eminim bir mafya çetesine çırak olarak sokardınız. Daha olmadı, Çin ekonomisine çevirdiğiniz mezbahalarınızda üç kuruşa talim ederdi değil mi?

Bir kereden bir şey olmaz diyen kafalar yetişirdiniz. Sonu bir Kaharman’a ya da Çakır’a mı benzeyecek? O kadar büyüyebilirse tabii… Çürümüş beyinli tacirlerin elinden sıyırabilirse çocukluğunu…

De ki büyüdü badiresiz… Bu çocuk nereye dikecek damını? Yediler ülkenin hamını mamını! Müteahitler yoksula ev yapmıyorlar artık. Sit alanlarına sürdüler kepçelerini. Malım var diyen fazla sevinmesin. Bugün vaar yarın yok! Fareler peyniri kaptı da bize yalnız kapanı kaldı…

Babasına çekerse ruhunun bir yarısı ya Kışlalı amcasına benzer ya da Dursun dayısına! Kızıl gözlü bir gazeteci olur mu olur. Ama… Mumcu dedesi gibi öldürülmesine mani olabilecek misiniz? Yavrum doğmadan bütün tuğlaları çekip bunca pisliği orta yere saçabilecek misiniz…

Günay Aktürk

10 Ağustos 2021

Read more

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Bir Alıntı Bir Yorum

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

“İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar, göstermeyi bırakırlar.”

Halikarnas Balıkçısı

Fazla mı gösterdik ne, sevginin rutini alışkanlık mı yarattı onlarda! Daha fazla gösterme, dediler çünkü, neye benzediğini ezber ettik:

“Lazım değil senden gelen alaka. Sıcaklığın kuru bir ayaz, içimde yaprak kımıldamıyor. Al kaçır beni, desem, yatağımız cennette bir bataklık olacak: kafesli bir sürgünlük. Bekledim ellerimin karıncalanmasını, nefesim kesilsin istedim. Ama güneş yörüngesinden sapacak gibi görünmüyor…”

Bakmayın siz yüce dağdaki kar öbeklerine, aslında onlar da göstermeyi bırakanlardan. Onlardan da sıkıldılar. Kimsenin, al kaçır beni, dediği yok. Yani pek de kişisel görünmüyor mesafeler. Dengenin kuralı bu sadece.

Fazlaca ödün vermeyeceksin. Nedir bu sevmeyen sevgilinin doğası? Kedigillerden yırtıcı bir vaşak sadece! Bu yüzden başıyla birlikte girdi mızrak. Şimdi çıkart çıkartabilirsen.

 

Günay Aktürk

Read more

Şeytan Dışkısı

şeytan dışkısı

Sürünün Sindirimi Bozulmuş

şeytan dışkısı

Dikkat et bastığın yere. Her taraf şeytan dışkısıyla dolu. Sürünün sindirimi bozulmuş. Gezinir meydanda bir deli dana hastalığı…

Kilidi bozulmuş hapishanelerin. Kadılar boy verir yargıç kılığında. Geçenlerde yine vurdular bir kadını. On beşi kayıp, kırkı tehdit altında. Binlercesi suskun. Muasır medeniyet senin giyotininde can verdi.

Beygiri arabaya koşarlardı eskiden. Şimdilerde ucunu ülkeye bağladılar. Çek babam kanlı fabrikaları çek, evde ekmek bekler üç yetişkin bir bebek! Sana vaktiyle seslenmiştik oysa, gel de katıl saflarımıza demiştik: sensiz bir kişi eksiğiz! Gülmüştün korunaklı sandığın barınaklardan: “Kötü mü yahu, bir kişi eksik ölürsünüz!” demiştin. Şimdi barınağının kapıları daha bir katmerli çalınıyor değil mi?

Kömür ocaklarında başına çöken kanlı bir saltanattır. Kirli ellerin dolaştığı ceplerde boşalan senin mangırındır. Şimdi işsiz ve ekmeksiz kalan da sen. Öyleyse dinle propagandacıyı, üç kuruşa bir aydın dövülecek köşe başında, sana da çıkar elbet bir yal parası…

Sürünün içine dalan kurt ağılına girmez mi sanırsın? O gün geldiğinde sakın sesini çıkartayım deme! Sesine yankı verecek Cumhuriyeti sen boğazlattın!

 

Günay Aktürk

Read more

Yaklaş Generalim

yaklaş generalim - günay aktürk

Aşk Olacak Mı Yarın Generalim

aşk olacak mı yarın generalim

Duyuyorum silah seslerini generalim. Cephe gerisine kadar ulaşan bu şarapnel parçalarına henüz hissizleşmedi bu beden. Bu et yığını dev yavrusundan umudunu keseyim deme. Yaklaş ve gir şu kamuflajın altına.

Sensiz gündemin bile tadı tuzu yok. Gerektiğinde vuruşuruz göğüs göğse. Kalem tutan ellerimizin mızrağa alışması üç beş talime bakar. Kayıplara karışmış sözde bir tanrının verdiği cana ot tıkarız icabında, kapımıza kadar dayanmışsa şayet insanlık suçu!

Ama sensiz savaşın bile tadı tuzu olmayacak. Mavzeri yağlamanın, yirmi beş metrelik atımlara talim etmenin tadı olmayacak. Terimi silmelisin generalim. Bir beyaz mendil, üç taburluk bir cephane demek! Eyy tütünümün cesur kavı, göğsümün önündeki köstekli saatim! Sensiz savaş alanında akılsız bir mecnun sayılırım. Vurulup giderim serseri bir kurşunla…

Savaşa dahi sanatsal bir detay katan kızıl bir fırça darbesinin sen. Coşkulu olur dövüşlerim sen varsan, sensiz kuru bir öfkeyim sadece…

Ama hayır! Şartlar olgunlaşmadı henüz. Senin kim olduğunu bile bilmiyorum. Hatta doğduğundan bile emin değilim. İhtimal dahilinde midir bir yerlerde karşılaşmak generalim…

Bugünden yarına iyi bir şeyler çıkacak mı? Kaç kurtuluş savaşı daha geçirecek insanlık? Yoksa barış zamanlarında yavaş yavaş aptallaşmasını sürdürecek mi yine? Tarih yine yüz yılda bir tekerrür mü edecek? Belki yenileceğiz ama geleceğin yobazlarına da kalmayacak yarınlar!

Sana beş iş günü kadar mühlet! Aşk olacak mı yarın generalim? Umut yine duvarlara tırmanacak belki. Ama umuda ve barışa sağlam kazıklar çakabilecek miyiz dersin? İçimizdeki itici güce sağlam barınaklar inşaa edebilecek miyiz…

 

Günay Aktürk

Read more

Suistimal Kimden Gelecek

suistimal

Suistimalin Zehirli Tohumları

güven sevginin mimarıdır

Bizi anladığını düşündüğümüz insanlarla dostluğumuzu geliştiririz. Güven sağlanır ve suistimal ihtimali de azalmış olur. Böyle evrildik. Biz” ve “onlar” denkleminin kurallarından biri.

Ama bu her zaman güvene temel olmayabilir. Öyle bir çağ ki kim suistimal edecek, öldürecek mi, tecavüz mü edecek kestirmek zor. Üstelik zamanla değişiyor insan. Kötü istikamete doğru da değişebiliyor.

İyiyle kötünün yüzü aynıdır, derler bir söz vardır. “Önemli olan onun karşısına ne zaman çıktığınız!” Peki, bunu nasıl bileceksin? İnsan insana kumardır, diyebilirim ancak!

Bir bilinç var aslında. Bir başkasının derdini kendi derdi gibi görenlerin bilinci. Kadın cinayetlerine bakıyorum, şimdiye kadar kendini devrimci olarak tanımlayan birinin bu suçu işlediğini görmedim. Veriler incelenmeli aslında. Önemli bir konu.

Bu cinayetleri işleyenlerin ortak noktaları var. Toplumda başı boş dolanan, sistemin rüzgarına göre uluyan ve bütünden kopuk insanlar. Ve bunların ipe sapa gelir bir felsefeleri de yok.

Ne soracaksın, İstanbul Sözleşmesini destekleyip desteklemediklerini mi? “Beni suistimal edecek misin?” diye sorabilir misin? Kadına sonsuz saygıları olduğunu söylerler ki kuşları kafese girsin! Hele ki “Kadın tanrının emanetidir” derlerse uzaklaşın oradan. Çünkü tehlikeli bir inançtır bu. Seni birey olarak görmezler.

Bugün yeterince canım sıkkın. Bir kadını beş parçaya ayırıp ormana gömen bir caninin dünyasında zihnim acı çekiyor… Üstelik bugüne ait bir canilik de değil bu. Binlerce yıllık zehirli bir maya. Kötülüğün tohumu özümüzde var. Ve sürekli sulanıyor o tohum. Ben de insanım evet. Ama bu gece ormanda bir kadını gömmek yerine o genç kadın için acı çekebiliyorsam, öteki fidanı sulamayı seçtiğim içindir! Aslında bu yüzden insan olmak özel çaba gerektiriyor. Sonrası alışkanlık, sonrası hayat felsefesi…

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

Hayvanca Sevmek Gerek

hayvanca sevmek gerek

Sevmek Duygu İşidir

hayvanca sevmek gerek

Düşüncenin dile getirilmesine benzemez sevmek. Duygu işidir o ve her duygunun dilde bir karşılığı yoktur. Kelimelere dökülmese de olur. Bu yüzden “anlatma göster” denir.

Kelimeler duygulardan sonra yaratıldı. Yani, daha ortada sözcük yokken duygular vardı, demek oluyor bu. Hayvanın doğallığı buradan gelir. Çünkü onun kelimesi yoktur. İdeolojisi; “ama”sı “fakat”ı “lakin”i yoktur. O da kıskanır elbet. Dişlerini gösterir, pençe atar… Rakiplerden hoşlanmaz. İnsan ile hayvanın en eski ortak noktalarından biri de bu olsa gerek.

Severken hayvanca sevmelidir insan! Doğal olmalıdır. Amasız, fakatsız, lakinsiz ve kinsiz… Aklın insana yakın duran marifetleri özgürce sergilenmelidir.

Duygular düşüncelere benzemez. Hatta düşünceleri yaratan da duygulardır. Duyguları temiz olanın düşünceleri de temizdir.

Şairler hayvana en yakın duran kesimde yer alırlar. Birine dokundukları zaman “düşünce” masadan sessizce kalkarken duygular zarafet kostümleriyle geceyi şereflendirirler.

Bunu elbette herkes ne yaşayabilir ne de yaşatabilir. Aklın düşünce orduları hedefe yoğunlaşmıştır. Şehrin içlerine kadar girip bayrağı surların üzerine dikmeye yoğunlaşmıştır. O gecenin başka anlamı yoktur.

Ama gelişmiş bir hayvandan başkası değildir bu insan. Dünyayı düşüncelerinizle yorumlasanız da sadece duygularınızla görebilirsiniz.

Araba kullanmaya benzer biraz da sevmek. Üçüncü vitesten yukarı çıkamayan ama kendini hız delisi sanan bir meczup! Her ne yapıyorsa üçüncü viteste yapar. Motorun bütün gücünü kullanmak cesaret gerektirir. Sevgi de cesaret işidir. Arabayı yakman gerekiyorsa o araba yakılmalıdır. Yolda kalmışsın, alabildiğine susuz, dudakların çatlak ve miden karıncalı… Bu aşktır.

Günay Aktürk

Read more

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

yaşlılık ve ölüm

Onun Devri Kapandı

Kızıl saçlı seksen yaşındaki ihtiyarın yirmi yıl önceki görüntüsü geldi gözümün önüne. Doğduğum yer olan Bahadın Kasabasında. O sene ölmüştü.

Babaannemin arkadaşıydı bu kadın. Bizimki ölünce, o bir zaman daha yaşadı. Bir gün rast geldim sokakta. Bana baktı ve “Al canımı diyorum almıyor!” dedi. Ölüm için bir varmış bir yokmuş derler. Tıpkı yaşam gibi…

Bugün, son günleri şöyle görünüyor gözüme: Hayatı, başarıyla oynanmış bir piyes iken, son deminde tadı tuzu kalmamış. Arkadaşları artık yaşamıyor. Aşık olsa olamaz, kahkahaya bile izin vermez hücreleri. Uzun soluklu yollara da çıkamaz. Dişleri yok, düşlerde çeşit tükenmiş.

Onun devri kapandı. Yirmi senenin sonunda tekrar çıkıp gelse, seksen yıl boyunca yaşadığı o kasabada kimse tanımayacak onu. Canı kadar sevecek kimsesi yok. Oturduğu ev bile ona ait değil. Bağı bahçesi artık yabancıların. İki çift laf etsin ama kiminle? İnsan delirir be! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor. Ne dua edeni var ne su dökeni. Yirmi yıla kadar yüzünü kimse hatırlamayacak. Sanki bütün delilleriyle yok olup giden bir olay mahalli şu insan yaşamı!

ölüm bir varmış bir yokmuş

Bütün bu alıntılar bastonsuz ayakta durabilmek için. Sahneyi yenileri alana kadar bu devrin avanakları bizleriz. Bize kucak açacak olan son döşeğimiz orada bir yerde bizleri bekliyor. Yaralı yanımıza yatırmasalar bari, desem, tam da yaşayan bir avanağa göre söz olurdu.

Mühim bir iş yaptığımızı sanıyordum. Renkler bu kadar canlı olmasa deli divane olmazdım bülbül sesine. O kızıl kadına da âşıktı birileri. Birilerinin kızı, annesi, komşusu ve köylüsüydü. Artık, anısı fotoğraflara bile düşmemiş eski bir müsamere yıllığı! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor.

Bir gün yaşayanların dünyasında kalbi atan birileri de seni tıpkı böyle hatırlayacak. Ve diyecekler ki, yaşam bir varmış bir yokmuş

Read more

Evlilik Garabeti

evlilik ve ortaklık teklifi

Evlilik Ve Ortaklık Teklifi

evlilik ve ortaklık teklifi

“Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede ( abartmıyorum ) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan…”

Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi… Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı… Eğitimde de böyle…”

Can Yücel

evlilik

Kırmızı köynekli adam adet yerini bulsun diye sormuş bizimkilere: Bu işi kabul ediyor musunuz arkadaş? Evlilik halleri işte, cevabını bildikleri soruyu sordururlar mı? Cevap hiç şaşmaz. Belli ki önceden ağız birliği etmişler.

Ersin benim canım ciğerim. Seda’yı da severim, bilir. Bunlara dedimdi baştan: “Ben sizin dostunuzum acı acı konuşurum! Babaazın ağzına ballı şeker koysunlar, teoride iş görüyorsunuz ama pratikte yine eğitim zaiyatısınız!

Evlilik teklifi nasıl edilmişti? İnanın bilmiyorum. BENİ ÇAĞIRMADILAR. Tesadüf eseri çekilmiş bir videoda gördüm. Aceleye gelmiş de yan yatmış çamura batmış filan. İşin tuhaf yanı o ki kızmıyorum da. Bu dostluğu sorgulamaya yetecek düzeyde delil sayılmaz bu. Nikaha da çağırmadılar. Olsun, yol uzak. Ankara Neree Mersin nere. Şimdi diyor ki: “Nikaha gelmezsen fena gönül koyarım!” Allah Allah (!) Son dönemeçte beni fark etti. Halbuki hiç ses çıkarmamıştım.

düğün davetiyesi

Bu satırları yazarken, tam da üstteki cümlenin son noktasında kapı çaldı. Komşumuzdu, düğün davetiyesi getirmiş. Yoo bunu bir yere bağlayacak değilim. Baba Nazım’ın dediği gibi, dünyada ne garabetler var da ne garabetler var azizim : ) Biz konumuza dönelim efendim.

Ne diyordum? Hah! İnsan neslini sürdürüp dünyayı kurtaracaklarmış. El alem nice güzellemeler yapar böyle zamanlarda. Kardeşim bir ömür mutluluklar filan! Anneannem öldüğünde ben de akrabalarla beraber namaza durmuştum ayıp olmasın diye. Oradan dersimi ezber ettim bir kez.

Ben evliliğe karşıyım arkadaş. Ha, yine mutlu olun. Sabahları sevgiyle uyandırın birbirinizi. Birbirinizin kalp onarıcıları olun. Madem bu poku yediniz, akşamları bir de üstüne mum ışında şarap için öyleyse, aşk dizelerini haykırın ve yine bir ömür sevin sevişin… Ben geldiğimde de kapıyı açmamazlık etmeyin.

Evliliğin bunaltıcı eylemlerinden uzak durun. Birbirinize nefes alacağınız oksijenler yaratın. Ne demek bu? İki tarafın da kendi dostları olacaktır. Yedi yirmi dört de şarap içip sevişilmez ki. En başta güven geliyor tabii. Güven, sevginin mimarıdır sonuçta.

Biliyorum efendim, biliyorum. Erkek türünün en olgun neferlerinden biridir Ersinim. Seda’m da belki bu yüzden en şanslı kadınlardan biri. Haybeye nutuk atmıyoruz arkadaş. Cidden mutlu olduğunuzu gördükçe insanın gözleri doluyor. Girin bakalım adına “evlilik” dedikleri o modern mağaranın içine canım kardeşlerim! Bu yalnızlık geçidinin kapısını ben beklerim! İkinizi de çok ama çok seviyorum. Lâkin bu, düğününüze çelenk göndermeyeceğim anlamına gelmiyor.

 

Günay Aktürk

Read more

Zamanı zamana kırdırmak

Zaman - makale oku

Bir Alıntı Bir Yorum

Zamanı zamana kırdırmak

“Saatler boyunca başka saatleri beklemek…”

Çürümenin El Kitabı
Emil Michel Cioran

Geminin kıç tarafında oturup dümenin başında yaşanacak saatleri hayal etmek! Bilmez miyim! Zaman durma noktasındadır ve çapayı ruhuna sapladığının resmidir!

Sen bir de kaptanın seyir defterini oku. O da limana yanaşacağı saatleri beklemekte! Limandaki de el sallar uzaklaşan yolcu gemilerine!

Kimse bu günü bugünden yaşamasını beceremez. Özel ve anlamlı saatler ileride değil, geçmişte kalmıştır artık. Küçük bir anı olarak hem de. Tadı damağa sonradan ilişir.

Neden böyledir peki? Tam tersi olamaz mı? Duygusal derinlikten bahsedebilir miyiz? Bütün sanatların atası sayılabilecek şiir ile de alakalıdır biraz. Şiir derinliktir. Derinlere sonda vurup yaşamın özünü damıtabilmektir. Bu yüzden şiir sevmeyen insanlara ruhsal olarak yakınlaşamam bile…

Sevdiğim kadını boynundan öptüğüm zaman biraz durur ve ölümsüzleştiririm o anı. Kokusunu içime çekerim. Duygusal derinliğin getirileri! O an zaman duruverir! O anın ne geçmişte bir anı olarak kalmasını isterim, ne de daha fazlasını talep ederek bozguna uğrarım!

Anı yaşayamayan, güzel zamanları anılar çöplüğünde istifler. Ya da yeni bir deneyimi mahvetmek için yeni saatleri bekler bekler bekler…

Günay Aktürk

Read more