İnsanın Değeri Ne İle Belirlenir?

insanın değeri - günay aktürk

Doğa Bilgisine Dair

insanın değeri - günay aktürk

“Tek Kitaplı İnsandan Korkarım!”

Timeo Hominem Unius Libri

– Kitap okuyor musun sen?
– Hayır.
– Öyleyse seni astıkları zaman çok az bilgi eksilecek dünyadan.

Atinalı Timon

İnsanın gerçek değerinin ölçüsü sahip olduğu bilgidir. Bu bilgi ise doğa bilgisidir. Her şey bu yerkürenin içinde olup bittiği halde doğaya atfedilmeyen her bilgi insanı yabancılaşmaya götürür. En büyük kötülük ise, bilginin saklanması ve yasaklanmasında yatar. Çünkü ardından cehalet gelecektir. Zira deneysel bilim ile akılcı felsefe reddedildikten sonra okullarda öğretilebilecek hiçbir şey kalmaz.

Ülkemizin içinde bulunduğu durum da budur. Sorusu cevapsız kalan her olayın kutsallaştırılması ortaya binlerce sahtekar çıkarmıştır. Bireyin yerini kul, filozofların yerini ise din âlimlerinin aldığı bir dünyada artık okumak ve araştırmak da yasaklanmıştır.

Eleştirinin bir diğer adı da “akla danışmak”tır. Ama bunun karşılığı şirk koşmak olunca, eleştiren taraf bunu canıyla ödemiştir. Böylece bu halk görmezden gelinen ve de saklanan çarpık fikirlerle yüzyıllar boyunca yüzleşememiştir. Zira dini kitaplar yalnızca alimler tarafından yorumlanmış, konunun akla yatkınlığı ya da evrensel olup olmadığı göz ardı edilmiştir. Bu yönüyle en büyük kötülük de onlardan gelmiştir.

Milenyum çağına girdiğimiz şu son 22 yıldır artık işler değişmiş durumda. İnternet yaygınlaşmış ve reddedilmek üzere bekleyen o gizli bilgiler halka açılmıştır. Akıl keskin bir baltaya benzer. İşini her zaman görür, yeter ki kesecek odun bulsun kendine. İnsan ırkına ait olan zeka asla körelmez. On bin yıl boyunca paslı durmuş olsa da. Ülkenin gözle görülür bir biçimde deizme doğru kaymış olması bilgi bolluğunun bir sonucudur. Gelişimi asla durduramazsınız. Belki kitapları yakabilir hatta kitap yazan bedenleri de cezalandırabilirsiniz. Ama dünya, bilgelerinin yüzde doksan beşinin yok edildiği dönemlerden de geçti. İskenderiye kütüphanesi yakıldı. Oysa bakın, bugün uzayda izimiz var.

Tek yörüngeli pusulanız bizleri yanlış sularda boğacak diye korkuyor değiliz. Zaman zaman pusulamızı kaybediyor olsak da, insan denilen genetik kopya kuzeyi bir kez olsun gözden kaçırmış değil!

Read more

Aptal İnsanlarla Fingirdeşen Aptal İnsanlar

Şelale Balıkları Bu İnsanlar!

aptal insanlar - günay aktürk

“Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz.”

Martin Eden
Jack London

Dün bir mekanda otururken Bukowski okuyordum. Yalnızlığı anlattığı bölümünde bir cümle özellikle dikkatimi çekti. Diyordu ki: “Aptal insanlarla fingirdeşen aptal insanlar…” Kaliteli bir yalnızlık tarifi.

Hayat ya gerçekten köküne kadar maymuni ya da bizde bir tuhaflık var. Kendi başının çaresine bakabilen insanlar! Güzel. Yazıda yabanda kalırlarsa kurt sürüsüne kumanya olmazlar. Ama siz de onun süregelen alışkanlıklarına kurban gidersiniz.

Bu değil meselenin özü. İnsanı yalnızlığa sürükleyen aptal insanların çokluğu. Çok fazla seçeneğin olmaması. Ve günün sonunda oltada balık olursun. Aşık olsan bile gider karakterine en ters insanı seçer içgüdülerin. Sonra bir ömür iğneyi çıkartmak için uğraş.

Doğru insan doğru zamanın kayıp kişisidir. Alıcılara takılan yanlış titreşimlerdir aşk. İster aklı başında yetişkinler gibi davransınlar, isterse de memeden kesilmemiş bir çocuk gibi ağlamaklı… Doluluk ve olgunluk ne güzel sözler edebilme yeteneğinde, ne de güce ulaşabilmek için gerekli yeteneği sergileyebilmektedir.

Köpeklerin başını okşuyormuş olgun şahıs! Peki, kedileri sıkıştırmayacağının garantisini vermiş mi? Çok fazla okuyormuş. Hiç değilse Kant’ın etik anlayışına benzer bir felsefeyi içselleştirebilmiş mi? Hiç aldatmamış. Hiç deneyimlemiş mi bunu?

Şelale balıkları bu insanlar. Derin dalışlar bekleyemezsiniz. Sürekli bir düşme hali söz konusudur. Sersemlik ve sarhoşluk düzeni. Ne farkı var sanki kafa travmasından…


Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Ey Cemaat, Ön Sevişin!

ön sevişme

Diri Tutar O Tüm Bağları

ön sevişme

“Lakin sevişmeyerek geçen ömür hederdir. Dünyada aşık olmak herkese mukadderdir.”

Sabahattin Ali

Bizim Camal Ağabey anlardı o işlerden. Şu dizesini bilirsiniz ustanın: “Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah. Daha neler! Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının!

Saçı uzuyorsa, boy verip serpiliyordur. Devamını kendi kalemimden sürdüreyim bunun: “işte tam zamanı kederin, cenk meydanlarında kadeh tokuşturmanın, aşkın tam zamanı…”

Tek bilen o değil, İlhan Berk de az değil. Şu da onun marifeti: “Kirlidir aşk çocuğum, o sıvı fosil, dölyatağı, o sürgün her şeydir…” Onun bu şiiri soyun devamına hizmet eder. “O sürgün her şeydir.” diyor. Bir can geliyor dünyaya. Şiirin yarısı biyolojikse, öteki yarısı zevkin hizmetkarı. Madem girdik yatağa, güzel bitirelim sonunu, biraz zevk alalım diyor. Çünkü öncesinde: “Daya ağzını kasığıma!” diye yön veriyor gidişata.

Sevişmek yalnız şair ve yazarlar tarafından kutsanmıyor ki. Dinde de var. Şöyle bir hadis: “Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız.” İslam, ‘ön sevişin’ diyor. Bana bunlarla geleceksin fetvacı başı!

Güzeldir sevilmek ve dahi aşk etmek. Ömrü uzatır, psikolojiye yağlı ekmek sürer. Ama özü de bambaşkadır. Ön sevişme dediysek, sonu yatağa, ucu cinselliğe varan bir şey değildir. Sabah evden çıkarken boynuna iştahlı bir dudak harekatı, mutfakta aniden sıkıştırma türünden şeyler. Pek çok insan bunun, cinsel ilişki öncesinde tavuğu kızartıp tava getirmek eylemi olduğunu sanır. Amma değildir. Öyle olsaydı geri kalan zamanlarda ne olurdu? Pencereden giren bir sonbahar esintisi gibi bir üşüme, bir soğuma yaratırdı.

Ön sevişme, sevginin ve tutkunun avansıdır. Aslında gerçek aşk tam olarak budur. Bağları diri tutar. Gün içinde telefondayken sıcak bir nefes… Sonu her zaman cinselliğe bağlanmaz. Onunla her karşılaşma, her randevu yeni bir tanışma evresinden sayılır.

Günay Aktürk

Read more

Adalet Mülkün Temelidir Ama…

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Kim Olacak Adaletin Aşçısı?

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Ülkede ahlak yetmezliği var demiştik. Kadını kendi ininde zincirleyen, yolsuzluğu ve düşmanca vaazları alkışlayan, kendinden olmayana ölüm fetvaları veren bir düzenin ahlaksızlığı. Üstelik bu ahlaksızlık tabana kadar yayılmış durumda. Peki, bu vahşi sürüye hangi onursuz “alık” çobanlık edecek? Bunu mu soruyoruz? Soruda hata var.

Filozof Kral Safsatası

Diyelim ki bir filozof bulduk ve zorla oturttuk başkan koltuğuna! Zorla diyorum çünkü bu böyle olmalı. Lider, liderlik makamına zorla oturtulmalı. Bunun için can atan insandaki liderlik vasıflarına pek güvenmiyorum. Bu sözü Platon’dan ödünç aldım. Ne diyordu? “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof.”

İnsanlık abidesi gibi görünen bu filozofumuzun bir parça diktatör olması kaçınılmaz. Halk adına, halka yapılan bir diktatörlük! Adı tarihe geçmiş pek çok devlet adamına şiddetli eleştiriler yapılması tesadüf değil. Bu vahşi sürüye kim çobanlık edecek, dedikten sonra “nasıl” sorusunu ekleyebiliriz.

Erdemi vahşilere zorbalıkla öğretirsin. Öğretmek değil aslında, sindirmek. Ah hayır! Ahlak suçlarının arşa ulaştığı bir ülkede onları Shakespeare’den alıntılar yaparak yumuşatacağımıza inanmıyorsunuz herhalde. Geçmişin kemirgenlerini sindirdikten sonra, ancak ondan sonra çocuklara -ki bu yeni bir dünya demek- sevgiden bahsedebilirsin.

Filozoflar da Pek Masum Değiller Hani!

Filozoflar kral olmalı demiştim ya hani, artık ondan da emin değilim. Bertrand Russell‘ın “Batı Felsefesi Tarihi“ni okudum geçenlerde. Bu sayede Sokrates‘in de Platon‘un da ne mal olduklarını gördüm. Sokrates’in, düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı masalıyla büyüdük. İsterse kaçabilirdi. Onu ülkeden çıkarabilecek çok güçlü dostları vardı, bunu teklif bile ettiler. Ama o ne yaptı? “Ayrılık vakti geldi ve herkes yoluna.” dedi. “Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrı bilir.” Evet Tanrı! Giz de burada zaten. Sokrates dindar bir adamdı ve cennete sadece filozofların gideceğine inanıyordu. Oraya gidebilmesinin tek yolu, o baldıran otunu içmekten geçiyordu! İyi ki onu adaletin aşçısı yapmadık!

Hele Platon daha fena! Onun hayalindeki devlette yaşayan bir şair olsaydım, önce yazdığım şiirler için teşekkür edecek, sonra da kovacaktı ülkeden! En eski sanat teorisi ona ait. Ona göre sanat, bir yansıtma aracı. Nasıl desem, diyelim ki siz bir ressamsınız ve armut resmi çizdiniz. Armudu yaratan Tanrıdır. Siz sadece yaratıcının yarattığı şeyi yansıtıyorsunuz. Bu yüzden yaratıcı özelliklerden yoksunsunuz. Diyelim ki yazarsınız. O zaman da sadece insana iyi gelen, güldüren, keyiflendiren şeyler yazabilirsiniz. İnsanı üzmek, kötüyü resmetmek yasak. Yasak kardeşim, yasak. Israr ederseniz, dediğim gibi sürülürsünüz. Ve bu filozof diyor ki: “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof!” Ondan adalet aşçısı olur muydu? Ben olsam şehrin anahtarını ona teslim etmezdim.

Sokrates’in baldıran içtiği, Platon’un zincirlenmiş bir sanatçıyı yönlendirdiği Bosch tarzı alegorik sahne

Kitabın bir yerinde Russell şöyle bir tanım yapıyor: “19. yüzyılda yapılan her bilimsel keşfe karşılık, Platon’un bir teorisine savaş açmak zorunda kaldık!” Metafizik üzerine kurulmuş bir felsefe, gayet doğal. Doğal olmayan şey, adının bunca parlatılması. O fikirlerle bu çağda yaşamış olsaydı, muhtemelen bilim düşmanı bir yobaz olarak damgalanacaktı. 

Hâlâ Yok Adaletin Aşçısı...

Tarihten anladığım kadarıyla, insanlık adaletin aşçısı konusunda hep tökezleyecek. Onu bulmak kolay da mutfakta sıkıntı var. “Adalet Mülkün Temelidir” esaslı bir aforizmadır. Ya da İnsan Hakları Beyannamesi. İkisi de hakikate hizmet ediyor. Sulu meyveler de ağaçta güzeller. Asıl olan, haramiyi bahçeden uzak tutabilmekte! “Mutlak güç mutlak zehirler!” diye boşuna dememiş adam. Bence insanlık, güçlü adamların yasaların üzerine çıkabilme yeteneğini engelleyebildiği gün, mutfağa dadanan karafatma sürüsünden de kurtulacaktır!

Peki, onca laftan sonra bugün kim sağlayacak o adaleti? Kutup ayıları mı yoksa boz ayılar mı? Hepsi de aynı dikenli ormanın ayıları! Bence bu çuvaldızın ucu herkese girmeli!

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Kıskançlık Sahibiyet Duygusunun Tasmasıdır

kıskançlık nedir

Kişilikte Bozukluk Tükenmez

Kıskançlık sahibiyet duygusunun tasmasıdır.

Duygu Asena

kıskançlık nedir

Kıskançlığın öz güven eksikliği ve yetersizlik duygusundan kaynaklandığı söylenir. Ayrıca her insanda da olmadığı. Toplumsal itiş kakışların ürünüdür desek, o da olur. İlerisi depresyon.

Damardan alıyoruz insanları! Tam doz bir kişilik bozukluğu. Bir fikre, duyguya ya da iki ayaklı memeliye karşı aşırı takıntı. İnsan insana bu kadar mı muhtaç? Issız bir adaya düşseniz keşke! Yanınıza bolca para ve kondom alsanız. Korkmayın ‘dildo’muz da var. Ama insan veremiyoruz. İnsan olmayınca kıskançlık da olmaz. Kişilikte bozukluk tükenmez ama. Kalpten olmazsa yalnızlıktan diker nalları. Sataşacak kimse kalmayınca…

Ve cinayetler… Namus adına işlenmiş cinayetlerin namusla alakası olduğuna hiç inanmadım. Homoseksüel düşmanlarının gizli eşcinseller olduğunu biliyor muydunuz? Tamam. Bunda hemfikirsek sokalım sizi bir gerdek odasına. Alıcısını yakalamış bir verici gibi yapalım bir gece yayını. Yabancıya karşı yabancı. Bakalım, kalbiniz doluyken elleriniz en çok nereye dokunacak!

Ya da izleyin onu bir yabancıyla tıpkı bir porno izler gibi! Size deli gibi aşık olduğundan ve hiç terk etmeyeceğinden emin ‘kıskanç’ bir sürüngen olarak. Bahse girerim namus ve ahlak, çamaşırlarını toplayıp kaçan yarı çıplak bir baskın numunesi gibi atacaktır kendini pencereden.

Kavuşamayınca nasıl da kutsallaşıyor aşk! Yumuşayıveriyor ahlakın çiğ dokusu. Kabullenmek… Erişilmez olunca dişili erkekli gönüllü kumalık vakası! İnsan kişiliğinin karmaşık labirentleri…

Zevke yaklaş, acıdan uzaklaş! Bütün hayatımız bu İki basit komut ile cendere altında. Canlılık ne berbat bir şey. Hele bir de omurgaya ve sinir sistemine sahipsen. O zaman acı çekmek mümkün oluyor. En azılısı da düşünen beyin. İyi insan evladına zehir zıkkım. Şeytani sürüngene ise kötülük için gelişmiş kurgu imkanı…

 

Günay Aktürk

Read more

Ve Tanrı Benimle Konuştu

düşünce felsefesi

Düşünce Felsefesi

düşünce felsefesi

Ellerim ve dudaklarım kafanı karıştırmasın. Onlar düşünen bir beynin sadık kuklaları. Emir geldikçe kıçını kaşıyan ya da aylakça ıslık çalan kullar. Yoktur emirleri sorgulamak gibi asi huyları. Ama çok daha asildirler bundan. İnanmazlar el ve dudak cennetine gideceklerine. Çünkü ne elleyecek ateşli bir vücut, ne de emecek bir uzuv vaadedilmiştir onlara.

Düşünce! Yani insan için tek gerçek Tanrı. Onu göremez, ona dokunamazsın. Benzemez hiçbirine yaratılmışların. Ve stabil bir tanrı olduğu da söylenemez; Pekala bir cellat kadar İlkel kalabilir. Ya da dönüşebilir filozof tarzı bir üst akla.

Garip gelecek ama secde eden ellere dahi emri veren bu ‘Düşünce’ tanrısıdır. Onun akıl etmediği hiçbir şeyi düşünemezsin. Ve her zaman bilinçli olmak zorunda değildir kararları. Yarı gövdesi cehennem demektir bu. Yani bilinçaltı. Derin korkuların kapatıldığı bir hapishane.

Beynimizin İlkel katmanında dönen dolaplar, bedenin rahatına hizmet eden bir düzenektir. Ve siz onu kötülük diye tanımlıyorsunuz. Eğitilmemiş aklın azgın sosyopatı! Oysaki doğada ne iyi vardır ne de kötü. Ama medeniyeti yaratan da en nihayetinde odur. İleri aklın emirlerine karşı gelen her akıl şeytanidir öyleyse. Şeytanın yarı sureti Tanrıya aittir.

Ya duygular? Hani o beynin orta katmanında boy veren aşk, sevgi, merhamet ve evlat acısı? Hepsi de düşünce tanrısının ayrı ayrı özellikleri değil midir? Yani “Bir” olanın farklı yorumları. Duygular ise aklın melekleridir. Bu duygular da karşılıklı olarak düşünceyi şekle sokarlar.

Ah, bazen akıl bozulur ve delilik baş gösterir. Ama delilik bile birin bir başka yorumudur. Aksayan ayağın hâlâ ayak olması gibi. Sadece maratona katılıp dereceye giremez, o kadar.

Düşünce! Belki de maddenin dördüncü hali. Evrenin kendini anlama biçimi! O bile, kişi yaşadığı sürece hayatta kalabilir. Nihayetinde Tanrı bile olsa, ölümün soğuk kollarından paçayı kurtaramaz. Aslında kurtarması da gerekmez. Yaşamın ve kâinatın kutsal nedenlere sığınmaya ihtiyacı yok. Tanrı bana seslendi. Ve tam olarak dedi ki: “Doğumum bir bebeğin doğumuyladır. Ölümüm bir insanın ölümüyle… Hayata tutunabilmek için bana İhtiyacınız yok.”

İşte budur Günay Aktürk felsefesi…

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

Uzak Durmalı Tanrı Sureti Taşıyanlardan!

Tanrı şeytana sofra kurmaz. Bunun yerine şarabına ilaç katıp ayarını bozar. Sonra da “Kenefi pisleten piç kurusu sendin değil mi?” diye bağırır. Parmak gösterir. Etraftaki melekler ve iblisler de hemen ikna olurlar. Kafa sallayıp arka çıkarlar. Her yerinden irin ve günah akan bir topluluğun kendini temize çekme ayini! Sonra da kurban ateşe atılır!

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır!”

Platon

Kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın!” der bir yüce ozan. Tanrı sureti taşıyanlardan uzak durun! Sizi bir kasırga gibi saran tok sesli insanlardan… Ve tonlaması düzgün ayet biçimli cümleler kuranlardan… Sizi eşiti olarak görmezler.

En şatafatlı Tanrı suretlinin bile içinde bir şeytan nefesi vardır! Ve sizler eninde sonunda o “Son akşam Yemeği“nde kurban edileceksiniz: ki melekler ve iblisler katına yükselebilesiniz!

Yargılanacaksınız! Cenneti uğruna etinizi sunduğunuz efendiniz tarafından yargılanacaksınız. Önce tadınıza bakılacak, sonra da ruhunuza binlerce bıçak saplanacak! Öleceksiniz! Yeni bir Tanrının ateşli ayetleriyle dirilene kadar da ölü kalacaksınız!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Güçlü ve Güzel Kadınlar – Ya Sonrası

güzel kadınlar güçlü kadınlar

Güzel Kadınlar Ve Ötesi

güzel kadınlar güçlü kadınlar

Bugün sabahın o yoğun kalabalığında otobüse bir kadın bindi. Hemcinsleriyle arasındaki en çarpıcı fark ise, diğer kadınların hepsinin de ona bakmalarıydı. Güçlü ve Güzel kadınlar yürüdükleri zaman yerdeki tozu az biraz kaldırırlar! Bizimki de üzerine açık renkli takım elbise gitmişti. Şaşırmış olmalıyız.

Hanımefendi, siz bu halk otobüsünü kullanmamalısınız. Sizler özel taksilere layıksınız! Makam aracınız yolda mı kaldı?

Belki böyle düşündüler. Ben başka şeyler de gördüm. Adımlarındaki dirayeti gördüm. Genel kurul toplantısındaki baş yönetici izlenimi. Kendinden emin. Ve dahi elbisenin hakkını fazlasıyla veren bir fizik.

Rica ederim böyle gelin, şu demirden rahatça tutunabilirsiniz.

Diğer kadınlara haksızlık olmasın diye yer vermedim. Yer vermem gerektiği fikri de nereden çıktı şimdi? İnsan aklının kuyuları pek derindir azizim, kadın güzel olur da kuyular dolmaz mı?

Yolculardaki genel durum! Sel yatağını değiştiren bu güçlü akıntı neler söylemiyor ki. Giyim tarzı bir kişilik belirtisi olsa da çoğu zaman hak etmediği algılarla donatıyor sahibini. Dünya, İnsan için güç ve güzellik etrafında dönen bir gezegenden ibaret.

Elbette çekimine kapılırız kimi insanların. Bu olunca başka açılardan bakarım gözüme güçlü ve güzel görünenlere. Zor günlerinde hayal ederim onları. Sorunlarla başa çıkış yöntemleriyle. Ya da sohbet konularıyla, düşünüş biçimleriyle, yalnızken mırıldandıklarıyla, suskunlıklarıyla…

Çok güçlü görünmüşlerse açken düşünürüm onları, çıplakken düşünürüm. Hastalığın bir geçit bulup yayıldığı vücutta yarattığı faniliği düşünürüm. Verdikleri vaatlerini, tutamadıkları sözleri ve ne yana kayacağı belli olmayan gözlerindeki ikircikli arzuları…

Bütün bunların toplamında… Tanımak istediklerimizin içinden tanımaya değer kaç kişi çıkar sizce?

 

Günay Aktürk

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Yeryüzünün Islak Emaneti

yeryüzünün ıslak emaneti

Can Taşıyan Öder Bedelini Yaşamın

yeryüzünün ıslak emaneti

Sabaha karşı dört buçuk suları. Şiddetli bir gök gürültüsü… Ev ahalisini uyandıracak kadar güçlü bir ses. Baktım ki yağmuru izlemek için pencereye koşmuşlar. Uyanır uyanmaz! Gün ortasında olmuş gibi…

Gök yarılır ve öper şiddetli damlacıklar toprağın dudaklarını. Sele dönüşmekte geç kalmaz ama. Boşalırcasına akıp gider dolu zihni doğanın. Ve kusar gibi teslim eder yeryüzünün o ıslak emanetini.

Aklı başında sarhoşlar gibi seyrederiz bu doğallığı. Ve kimsenin aklına gelmez ıslanmakta olan ayakkabılar. Duygular dolup taştığında da böyle davranırız. Kapılıp gideriz deli bir akıntıda ve kaybı düşünmeyiz. Diner yağmurun şiddeti ve geriye çamurlu yollar kalır…

Bugün bu dizeyi ekledim yeni şiirime: “Can taşıyan öder bedelini yaşamın!” Korku ve telaş sevincin düşmanıdır. Kalbin göğüs kafesine baskı yaparken krizden endişelenmemelisin. Şölen yerinde yalnız şarabını yudumlamalı insan. Zafer naralarının ortasında bir de mızrağını sivriltmemeli. Her duygu kendi zamanına ait olmalı. Barış bitti ve şimdi savaş zamanı, demeli mesela. Ama bu sözcük henüz sevgililer sevişirken söylenmemeli. Her duygu kendi zamanına ait olmalı…

Bırak ıslansın çarıkların. Kim bilir ne zaman gelecek sonraki sağanak. Belki kıtlık ve kuraklık başlayacak. Hangi mevsimi yaşıyorsa ruhun ona ait ol. Sen sen ol, ait olmadığın baharın rüzgarı olma!

Günay Aktürk

Read more