Sizin de ininiz var mı?

Sizin de ininiz var mı
Sizin de ininiz var mı

“İnsanın kendi ininden başka gidecek yeri olmaması ne kötü! Görünürde kendi evin gibisi yok. Var mı? Doğru zamanda doğru soruyu sormak kimin haddine?

Ne demek, her zaman kendi evin gibi bir yer mutlaka vardır. Neresi olduğu kesin değildir ama! Madem bu kadar huzursuzsun, öyleyse nereden kovulduğuna bak. Sataşmalara aldırmadan git ve otur oraya.

Ait olduğun yer her zaman kovulduğun yerdir. Ama oraya ait olabilmen için oranın da sana ait olması gerekir.

Lakin çevresi çitlerle çevrilmiştir. Kapıda azgın dişli fikir köpekleri bağlıdır: sıkıysa buralıyım de!

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Şeytanın Aynasıdır

İnsan Şeytanın Aynasıdır

İnsan Şeytanın Aynasıdır

İnsan Şeytanın Aynasıdır

Arada mola vermek iyidir. Yol uzun olunca insan yoruluyor. Fakat görünüş o ki gayemiz yol üstünde konaklamak. Asla ilerlemek gibi bir amacımız yok. Zengin mineralli bir göletin yanında konaklıyoruz.

Mesleğimiz haramilik. Bu yüzden insan şeytanın aynasıdır diyoruz. Haram lokma gibisini tatmadık henüz. Hem kan emici hem dar kafalıyız. Tecavüzün bini bin para.

İyilerimiz de var içimizde. Onlar bizden ileride olsalar da bir arada yürümek zorundayız. Kör testeremiz ara sıra kemiklerine değiyor onların. Henüz hiçbir tanrı tam olarak helak edemedi bizleri. Halbuki Nuh’un gemisi bile bizim gibi piç kurularını becermek için inşa edilmişti.

Fakat kimse sormadı ki tekrar nasıl ortaya çıktık biz! Aslında güverteye gizlice sızmıştık. Onlardan görünüp vaazlarına “amin” demiştik. Hâlâ da diyoruz! En sonunda baktık ki kârlı iş, meslek edinmeye karar verdik iki yüzlülüğü. Şu atasözü bizim için söylenmiştir: “Gahpe içeriden olunca kapı kilit tutmazmış!

Günay Aktürk

Read more

Helal Zina Tohumu – İnsan

Günay Aktürk
Helal Zina Tohumu - İnsan

“Ben insanlara soğuk davranıyorum, insanların sorunlarıyla ilgilenmiyorum, dolayısıyla da sevilmiyorum.”

Tolstoy

📌 Bazen seviyoruz insanları, bazen götün götün kaçıyoruz onlardan. Ne tam girebiliyoruz içlerine, ne tastamam çıkabiliyoruz.
📌 Bazen bir ihtiyar gibi görünüyorlar da gözümüze, karşıdan karşıya geçiresimiz geliyor, bazen de çelmeyi takıp boylu boyunca deviresimiz.
📌 Bazen bir bülbül güftesi yaratıyor sanatsallığı, çoğu zaman da borazan tonunda çıkıyor sesi. Bazen gülünü koklatıyor, bazen saplayıveriyor dikenini.
📌 Kimi zaman ateşe basıyor kitapları, kimi zaman yeniden doğuyor küllerinden. Ara sıra hatırlar gibi olsa da ensesine inen şamarı, sıklıkla bozup atıyor bir yana hafızasını.
📌 Bazen hilafet çekiyor canı bazen cumhuriyet. Bazen dayak istiyor canı bazen cesur bir suret! Hayal ettiği gelecek çoğunlukla kulluk, ara sıra da hürriyet.
📌 Bu insanların ne zaman, nerede hangi renge bürünecekleri öngörülemez olduğu için ne saygı beslediğimiz söylenebilir ne de sövgü. İşine geldiğince konumlandırıyor kendini. Bazen helal bir zinada halvet, bazen de topluca dokuz nefisli bir lanet! İşte böyle böyle vaziyet, bu hâl başımıza çöreklenmiş ölümcül bir illet. Bu yüzden içimizde büyüyen şey ne saf bir sevgi, ne duble bir nefret…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

İnsan Kalbi Kalabalıktır

“Bana kalbimdesin deme. Bilirsin kalabalık yerleri sevmem.”

Edip Cansever

 

– Doğruya doğru arkadaş. İnsan kalbi kalabalıktır. Öyle görünmez. Öyle görünmemek için de elinden geleni yapar. O daha çok erdemli sözcükler savurmaktan yanadır. Gerçek hayatta karşılığı olmasa da…

– Kimisi de “Kalbim Bomboş.” der. Açıp bakarsın ki metrobüs gibidir. Bir köşeye geçip etrafı süzer haldedir. Yalnızdır. Kalbi boştur evet. Huzurlu olsa bir işe yarar da, huzursuz kalbe de güvenilmez ki.

– Kendi kalbini ara sıra kahve içmeye davet etmeyen insandan uzak duracaksın arkadaş. O, mutluluğu dışarıda arar. Kendi kendine yetemeyen insan gider bir başkasının enerjisini tüketir.

– “Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına, Sırılsıklam yalnızım aslında.” diyor Edip Cansever. Yalnızlık hali her insanda var. Belki de gerekli. Fakat süreklilik arz ettiği zaman marazlı bir hastalığa dönüşüyor sanki. İnsanın kalbi kalabalık olsa ne yazar öte yandan, kimseye dokunamadıktan sonra…
– Ruhun doyumundan bahsetmiş miydim? Bizler göğüs göğüse sevişerek evrilmiş bir türüz. Cinsel arzunun ötesinde bir vaka bu. İnsanın bazen özel hissedesi geliyor. Bir kez bile anlaşılamamış, taktir edilmemiş ve sevilmemiş olduğunuzu düşünsenize! Ne canice bir ruh yaratır bu hal. Ressamlar neden resim çizer? Yazarlar neden kitap çıkartır?

– Şimdi gelelim gerçek manada kalbi kalabalık olanlara. İnsan içgüdüsü çok eşliliğe meyillidir. Bedenin yeni beden arayışları… Bunu reddedebilirsiniz ama sizi en iyi siz tanırsınız. Peki, bir ömür halinden memnun mu yaşar insan? İlerleyen yaşlarda geçmişin hesabını sormaz mı? Ne ne var? Elde koca bir sıfır var.

– Ellili yaşlarda bile ruhu hala doyabiliyorsa belki amenna! Fakat artık gözden mi düştü? İstediği kalbe kolayca giremiyor mu? Gençlik yıllarından beri yaşamına hükmeden düzensizliği mi fark etti? Ya da bir düzen halini alan o “düzensizlik” altüst mü oldu? Varın siz düşünün gerisini…

 

Günay Aktürk

Read more

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

Ezberletilmiş Cehalet

“Senin de fikirlerin tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş.”

Jack London – Martin Eden

 

– Ama kumaşını iyice zifte basmışlar hani. Bu çağın modası budur, demişler. “Bak pek de yakıştı! Fazladan vereyim abime! Çoluk çocuk da nasiplensin, ne güzel acılı sancılı. Ülkece kararmaya ihtiyacımız var!“

– Seni karaya aşık etmişler. Talibini bile zifir karasına uyumlu bir renkten seçmişsin. Mesela beyaz! Beyaz her zaman masum değildir. İçine kapalı bir “talip”tir o, kendine yabancıdır… Senin “Helal süt emmiş!”ten kastın yalnız ahlaklı bir insan olması da değil. Karanı kirini saklasın istersin. Garibim beyaz! Sesi çıkmaz ki! Bu yüzden masum değildir. Bu sebepten nefret edersin kırmızıdan. Kırmızı asiliğin, karşı duruşun rengidir!

– Giysilerin diyorduk… Aslında aklın dekolteli olanlarda kalmıştır. Ama onları yalnız zifir karası tarafının hizmetine sunmuş, sonra da ‘yırtmaçlı’ düşmanı olmuşsun. Çünkü onlardan birine asla dokunamayacaksın! Ve de bu durum sürekli olarak, olmayan kanına dokunup duruyor.

– Bugün geldiğin noktada patikada değil, kayalıklarda yürüyorsun. Ezberletilmiş bir cehalet bu seninkisi. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu anlaman için, bunu sana birilerinin söylemesi gerek. Doludan alıp boşa koyma marifetini yalnız ekmek kavgasında sergiliyorsun. Böyle öğretildi sana. Uluların öyle söyledikten sonra labirentler dahi tek kurtuluştur senin nazarında. Eğer içinde zihinsel ahlakın ve de şüphenin ışığı tastamam sönmüşse, senin için umut denen şey de ölmüş demektir. Bundan böyle tek çare biyolojik ölümünü beklemek…

 

Günay Aktürk

Read more

Aşk ve Cinsellik

Birbirine dolanmış iki külotlu çorabın insan bacaklarını andıran alegorik formu, arka planda eski bir şehir silüetiyle birlikte aşk ve cinsellik arasındaki örtücü ilişkiyi simgeler.

Aşk Cinselliğin Külotlu Çorabıdır

Aşk ve cinsellik arasındaki ilişki, çoğu zaman romantik masalların süslediği ama gündelik hayatta sert, aceleci ve hoyrat biçimlerde yaşanan bir temas alanıdır. Peki, biz ne diyoruz? Aşk, cinselliğin külotlu çorabıdır. Oldukça yaratıcı bir benzetme. Aşk sırtını elbette fanteziye dayar Azizem.

Birbirine dolanmış iki külotlu çorabın insan bacaklarını andıran alegorik formu, arka planda eski bir şehir silüetiyle birlikte aşk ve cinsellik arasındaki örtücü ilişkiyi simgeler.

Hem tutkuyla sevişen çiftler zamandan da tasarruf ederler. Trenden beş dakika önce atlama olayı… İki taraf da aşırı özlem duyuyordur varacakları topraklara. Al sana başka bir misal. İhtiras, baş sancaktarımızdır. Birbirlerine aşık iki sevgilinin sevişmesi, kendi topraklarını güle oynaya teslim eden işgal altındaki devletlere benziyor. O kadar istekliler ki buna, işgal eden kim, işgale uğrayan kim belli değildir. Hem de karış karış gezdirirler topraklarını! Son demde ise “bak burası da başkentimiz!” derler.

Bakın, insanlar nasıl sevişirler anlatayım size.

“İşgal yönteminizden çok hoşlandım. Bir tatbikat daha yapmak istemez miydiniz! Yapalım güzelim. Topçu bataryaları hazır mı çavuş? Bir saate bayrağı dikeriz generalim! Canım ne acelesi var, ağırdan alın biraz. Önden bir keşif kolu yollayın. Dağ sırtı, tepe bayır gitsinler. Bak bir kurşun boynumu yalayıp geçti! Kucak dolusu sevgiler sunmak lazım karşılığında. Olmadı arkasından dolanırız. Yerin kulağı var, aman sessizce görün şu işi! Kulağına fısıltılar geliyor mu güzelim? Duy da duymazlıktan gel. Aç ağzını ve bak yukarı! Hava saldırısı mı bu? Bu dağın eteklerinde ancak kızgın lavlar yağardı başımıza, güzel, sevdim bu işgalimsi kuşatmayı!”

Betimleme bizim işimiz evelallah. Peki! Bugünkü aşkı nasıl tanımlarız? Çok basit. Kara treni buharlı trene çeviren sanayi devrimine benzetirim onu. Hayatı kolaylaştırır ama kıymeti bilinmez hiçbir şeyin…

 

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

İnkar – Öfke – Depresyon

İnkar - Öfke - Depresyon

AYRILIĞIN BEŞ KATI HALİ

İnkar - Öfke - Depresyon

Ne çok durağı varmış bu ayrılık treninin. Her durakta acılı bir harami çetesi! Ama hiç de az değil yolcusu. Binen binene… Hoş bir itiraz yükseliyor vagonlardan: lütfen arkadan ittirmeyelim. Hani acı çekiyordun? Gözlerinin yarısı yas, diğer yarısında şenlik ateşleri yanıyor! Ayrılık treniymiş…

Trende tanışıp birbirlerine şarap ısmarlayanlar da var. Madem hüzünlüsün, öyleyse iç yönetmeliğe uygun davran. Ha diyorsan ki hem acı çeker hem de şarabımı yudumlarım, o zaman git ve nehre dök içini. Salya sümük dost kapısında ne işin var?

Sana en çok son durakta acıyorum. Hani o kabullenme durağı var ya… Şu sözü anımsadın mı: “Ben bir kez daha kendime yenildim. Ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir bir durumdayım.” Hani sözüm ona eşek boynundaki ipi koparıp da özgürlüğüne kavuşur ya… Hah! Çok sürmez bu durum. Gün gelir, kendine yeni bir ip ile efendi bulmak için ahırdan çıkar!

Ayrılığın beş katı hali! İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme! Hangi duraktasın şimdi? Kabullenemiyorsan inkardasın. Henüz alışamamışsan öfkeli… Yalvarıyorsan pazarlık durağındasın demektir. Baktın işler ciddi ve çıkış yolu yok, kafanda delikler açma zamanı. En nihayetinde mutlu son. Hadi, çık artık ahırdan! Zaten bir ayağın hep dışarıdaydı!

 

Günay Aktürk

Read more

Umut Etmek Güzel Şey

Umut Etmek Güzel Şey

Evimiz Bezden Ne Umarsın Bizden!

Umut Etmek Güzel Şey

“Umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir.

francis bacon

Öyleyse siz de sabahları sıfırlanmış bir halde kullanmaya başladığınız zihninizi akşama kadar şehir atığına çevirmeyin.

Sizlere umutlarınızın ya da tutkularınızın kölesi olmayın diyorum. Ne de olsa umut etmek güzel şey. Fakat diyelim ki bir şeyi şiddetli bir arzuyla istiyorum. Öyleyse yıkıma da hazırlıklı olmalıyım.

Kasırgayı çağıran, onun yıkıcı etkilerini bezden bir çadırın içinde karşılıyor. Peki, ondan geriye ne kalır? Tir tir titreyen çıplak bir beden.

“Çok üşüyorum, üzerimi ört!” tonunda bir romantizm kalır geride. Belki bir umut, çıkışa giden bir kapı aralığı! Hiç mi beceremiyorsunuz kendinizi korumayı? Öyleyse toprağı kazın ve girin içine.

Kendinizi öldürün değil, kendinizi ısıtın diyorum. Daha önce yazmıştım: “Toprağın tek bir zaafı koskoca bir yanardağını yarattı! Ve gönlünde isyan koptu kopacak!“

Akıl, ele avuca sığmaz bir yaban atı olabilir. Ama medeniyetin köklerinde de evcilleştirme olayı var! Umudu evcilleştirme fikri kulağa hiç de tuhaf gelmiyor. Umut etmek güzel şey ama insan denize çıkacaksa sandalın içine iki de kürek atmalı!

Ama yine de bir parça tuhaf değil mi? Umut ile başa çıkabilmenin yollarını arıyoruz. Aslında tam olarak öyle değil. Nietzsche bunun tanımını yıllar öncesinden yapmıştı: “Umut, kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkence süresini uzatır.“

Yani her türlü duyguyu sakince karşılamak gerekiyor. Olduğu ve geldiği gibi. Ellerimiz cepte, ağzımızda serseri bir ıslak… Öyle beklemeliyiz! Canı isterse gelmez. Canı cehenneme demesini de bilmeliyiz. Pusulanın kırmızı ucu daima kuzeyi gösterir. Ama ille de ille oraya gitmek zorunda mıyız? Sür yönünü güneye!

Günay Aktürk

Read more

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Evcilleştirilemiş İnsan Türüne Dair Birkaç Söylev

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Onlar da bir kenarda dursunlar, maymun gibi sesler çıkartsınlar diye vardır herhalde. Herhalde birileri kendisini reddetsin, birileri de “hah tamam, kesin Allah’tan gelmedir bu melanet!” desinler diyedir.

Mal bozuk çıkmış olabilir. Ama sen fabrikada her ürünü test edebiliyor musun? Etmen gerekir. Öyleyse müşteri memnuniyetinin önemsenmediği bir yaratılışla karşı karşıyayız.

Canım orasına burasına kablolar bağlanıp piyasaya sürülmüş akılsız robotlar değiliz ki. Akıllı tasarıma gönlüm meyletmiyor. Neden mi? Akıllı tasarımın akılsız yaratıklar yaratacağına dair mantıksal kuşkularım var çünkü.

İnsan sonsuzluğu düşlediği anda kendine baktı ve o sonsuzluğu kendinde göremedi. Ama bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Üstelik her şeyin ölümle son bulacak olması da ayrı bir problem yaratıyordu.

Yaşamın iplerini sağlam bir kazığa bağlamak adına günü, geceyi, ayı ve güneşi tanrı ilan etti. Kanımca bunlar tarihteki medeniyetler tarafından yaratılan tanrıların en eskileridir.

Fakir Baykurt bizlere “Onuncu Köy”den seslenmiş. Dokuzundan kovulduğunu söylemeye bile gerek yok. İnsan sıkıntısı çekiyoruz çünkü. Para sıkıntısından daha önemli bir sorun. Her devrin bir darboğazı olur. insanlık buraya gelince yok olma sınırına kadar dayanır. Acaba iyileri bir kenara ayırıp özel üretim fabrikaları mı kursak?

Kurtları on beş bin yıldır evcilleştirerek onlara evrim geçirttik de, insana dair sorunu çözemedik. Aslında insanda da aynı şey oldu bakmayın. Bugün uysal köpeklere karşılık vahşi kurtlar hala varlar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Selam gönderelim öyleyse onlara. Güzelliği karakterde, vicdanda, sadakatte ve bilgide arayanların her zaman başımızın üstünde yerleri var. Oralarda bir yerlerde olduğunuzu biliyorum. Belki içinizden bazıları şu anda bu satırları okuyor bile olabilir. Ehlileşmeye devam edin. Umut sizde:)

Günay Aktürk

Read more

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

Bizi de terk etti. Yavaş yavaş ve sancılı süreçlerle. Bizim piri reisimiz vardı bir zamanlar. Dünyanın tanıdığı bir denizci ve kartograf. Onu Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1554 yılında Kahire’de boynunu vurarak idam ettik. Takiyüddin’in Rasathanesi… Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul’da Tophane sırtlarında kurulan bir gözlemevi. İçindeki aletler o dönemde Avrupa’da bile yoktu. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ve padişah III. Murat’ın emriyle rasathaneyi denizden topa tutarak yerle bir ettik.

İbni Sina, ibni Rüşd, Farabi… Bizden kaçmaz. Kaçmadı da. Öldürebildiğimizi öldürdük, gerisini sürdük ve dışladık. Yakın geçmişte Sabahattin Ali’miz… Kafasını taşlarla ezdik! Pusu kurduk aydınlarımıza. Faili meçhullerle andık adlarını. Yani birden olmadı hiçbir şey. Bilim ve sanat bir anda terk etmedi bizleri. Yavaş yavaş ve sinsice kovaladık onları.

Ne demişti vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet? “Ey zavallı vatanım neden böyle ağlıyor? Neden midir? Çünkü ona evlâtları bakmıyor.” Bir başka dizesinde de: “Tereci tere satar biz vatan satarız. Biz kurşuna dizeriz düşünceyi. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile…”

Ama ne olursa olsun arada bizim gibi bilim ve sanat âşıkları da çıkabiliyor bu topraklarda. Çıkmaya da devam edecek. İşte bunu durdurmaya hiçbir soysuzun gücü yetmeyecek.
Sözü bitirirken İbn-i Sina nın şu sözlerini de ayrıca iyi okuyalım!

– Açıktır ki, önce var olmayıp sonra var olan her şey, kendinden başka bir şeyle belirlenir.
– Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.
– Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutlu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz. Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür.
– Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır.

 

Günay Aktürk

Read more