Nazım Hikmet Hikayeleri – Nikah Hikayesi

nazım hikmet hikayesi

Nikaha Dair - Nazım Hikmet

nazım hikmet hikayeler

Şu fani dünyada cancağızım, ne garibeler var da, ne garibeler var.

Garibelerden Murat: Amerika’da milyoner bir hatunun, kocasını jilet bıçağıyla kestikten sonra, ölüsünün başucunda yedi gün yedi gece dans edip kırk gün kırk gece ağlamış olması değildir. Sinema yıldızlarından bilmem kimin, zayıflamak için, altı sene uyku uyumadığını da garip bulmuyorum cancağızım… Yangınları susuzluktan, milleti tifo hastalığından kırıp geçiren İstanbul Terkos Şirketinin hala feshedilmemiş olması da garip gelmiyor bana doğrusu…

Milyoner karısı kesmiş kocasını, keser a! Kestikten sonra başucunda yedi gün yedi gece dans etmiş, eder a! Kim bilir, zavallı hatuncağız herifin elinden neler çekmiştir. Danstan sonra kırk gün kırk gece ağlamış, ağlar a! O ağlamasın da ben mi ağlayayım cancağızım… Amerika hakimlerine para yediremezse soluğu elektrikli koltuğun üstünde aldığının resmidir hani…

Sinema yıldızı zayıflamak için altı sene uyku uyumamış, uyumaz a! Ben, cancağızım, kendimi bildim bileli uyku uyuyamıyorum. Kışın soğuktan, yazın tahtakurusu, pireden gözümü kırptığım yok efendiciğim…

Terkos şirketi yangınlara su vermezmiş, vermez a! Su onun. Millete tifo aşılıyormuş. Seni zorlamıyorlar a, Terkos suyu içmeyiver a efendim! Şirketi feshediyorlarmış! Etmezler a, sana ne cancağızım…

Ne kocasını jilet bıçağıyla kesen Amerikalı karı, ne altı sene uyku uyuyamayan yıldız, ne de Terkos Şirketinin hali garip gelmiyor bana iki gözüm. İlle ve lakin kendi başımdan bir hal geçti, garibe diye ona derler işte.

Ben cancağızım, geniş düşünürüm senin anlayacağın. Ne mahalle kahvesinde oturup alemin girdisini çıktısını dikiz ederim, ne de belediye intihabatında kafa göz yorarım…

Eh bu ölümlü dünyada hep bekar yaşayacak değiliz a! Kumrular bile çift çift geçinip giderler… Kumru kadar olamayacak mıyız, dedim, bir hatun peydahladım. Şöyle bana göre, karınca kararınca kaderince hatuncağız… Başladık beraber ömür sürmeye…

Bir altı ay geçindik. Aramızda nikah falan yoktu. Nasıl olsa imamlardan sıdkım sıyrılmıştı. Ubeydullah Efendiye de müracaat müracaata üşendim doğrusu cancağızım. Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgahtardı. Ayda kırk papel getiriyordu eve. Ben de atmış beş yetmiş lira bırakıyordum piyasadan, gül gibi geçinip gidiyorduk iki gözüm.

Günlerden bir gün bizim hatun alı alına moru moruna, ateş püskürerek çıktı karşıma: “Sen” dedi, “beni metres gibi kullanıyorsun. Herkes bana namussuz diyor. İlle de nikah isterim.”

Amandı, zamandı, şalabansın, balabansın, karıya meram anlatamadık.

Duvarlara ilanlar astırdık, falan filan ettik, gittik Ubeydullah Efendiye, deftere yazıldık…

Nikah kıyıldığının ertesi günü bizim hatun işe gitmedi. “Ben” dedi, “senin nikahlı karınım. Bana bakmaya mecbursun kanunen.”

Şimdi iki gözüm, cancağızım, bizim nikahlı hatun elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Onu yediren, içiren, giydiren, besleyen bendenizim. Yani senin anlayacağın asıl şimdi nikahlı hatunum bana metreslik ediyor. Oysaki, herkes ona namuslu kadın diyor şimdi…

Nikahta keramet var cancağızım! Dünya Garibelerle dolu iki gözüm, garibelerle dolu…

Nazım Hikmet / Ben
Yenigün Gazetesi
24.02.1931
YKY

Read more

Bertolt Brecht – Bizden Sonra Doğanlara

Bertolt Brech

Bertolt Brecht

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Bertolt Brecht ve Bizden Sonra Doğanlara adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Bundan sonraki çalışma ise “Madem İyisin” adlı şiiri olacak sanırım.

Bizden Sonra Doğanlara - Sözleri

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz.
Düz bir alın
Vurdum duymazlığa işaret.
Gülen Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu?
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım arasında hiçbir şey hak vermiyor
karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım.
(Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen!
Sevin neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki
yediğim bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa,
bir susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

II

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak
ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil,
unutmak, bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

II

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
Açlığın hüküm sürdüğünde.
Girdim insanlar arasına isyan döneminde
Ve öfkelendim onlarla birlikte.
Böyle geçti zamanım
yeryüzünde verilmiş bana.

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
Katiller arasında yattım uykuya
Özensiz yaklaştım aşka
Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
Çok değildi yapabileceklerim.
Fakat iktidardakiler
daha güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz,
ümit ediyordum.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

III

Battığımız dalgalardan
yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.
Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de.
Ah, güler yüzlülüğe ortam hazırlamak istemiş bizler
Güler yüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman hatırlayın hoşgörüyle bizi.

 

Bertolt Brecht

Read more

Dahav’ın Öbür Yüzü Filistin – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Hasan Hüseyin Korkmazgil - Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin - Sözleri

Ünlü dahav kampının yakınından geçtim
nazilerin/bir akşamüstü.
Bin dokuz yüz yetmiş dörttü.
Şubattı.
Dahav sis içindeydi.
Şubatta kar kalın olur bu karanlık kuzey ormanlarında.
Geyiklerin ardından kurtlar iner otobanlara.
Otobanlar son derece eğlencelidir.
Kumaş gibi dokurlar yerin yüzünü
Alman motor endüstrisinin telâşlı örümcekleri.

Kalın karın altındaki kara toprakta
sarı saçlı
mavi gözlü
bir güzel uyur.
Bu güzele bahar derler bizim bozkırda.
Buralarda belki de masallar tanrıçası
kim bilir
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Sülünleri tavşanları kurtları geyikleriyle
karanlık sıradağlar gibi ormanların ardında
Dahav, sis içindeydi.
Birdenbire bir koku!
fırınlanmış insan eti kokusu.
Birdenbire bir yanık,
çığlık yanığı.
Birdenbire seni andım Yahudi.
Soluyan bir kara dağdı dahav’la aramızda
Dahav’la aramızda/ yâni seninle,
senin etin,
senin acın,
ve senin çığlığınla
aramızda bu karanlık ormanlar.
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Birdenbire seni andım Yahudi.
Kızarıp tutuşması çıplak derinin,
yağın cızırdaması,
cızırdayıp parlaması bir anda,
patlaması pıtır pıtır gözlerin.
Yâni senin gözlerinin Yahudi.
Ve kanın çıldırması
zincirini dişlemesi yüreğin
yâni senin yüreğinin Yahudi.
Deri kemik saç tırnak
sevgi nefret umut özlem düş gerçek.
Yâni nesi varsa insanoğlunun
çığlık çığlık yanması tutuşarak.
Yâni yanıp kül olması çığlığın

Birdenbire seni andım Yahudi.
Seni andım birdenbire
ve kanayan filistin’i
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Saçlarıma ak düştü.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Ağlayınca çocuklaşan,
kızınca kaplanlaşanım.
Okşanınca kedileşen
vurulunca itleşenim.
Su görsem balık olur deryâlaşırım.
Yel estikçe domur domur domurur kanatlarım
turnalaşırım.
Altmış bin lik sözcüklerle düşünür
beş yüz binlik sözlüklerle renkli düşler kurarım.
Yıldızlar arasında
atlastan hamaklarda uyurum da geceleri.
Güneşli dağ göllerinden çıkar gibi açarım
gözlerimi ak sabahlara.

Oh şu benim hallerim!
Oh şu benim hallerim!
Kar yağdı da genç yaşımda başıma.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Şu benim hallerime…
Geceler yarım olur
uyku tutmaz gözlerim.
Kar yağarsa güvendiğim dağlara
ben kime güvenirim?

Birdenbire seni andım Yahudi.
Karla kaplı o karanlık ormanların ardında
Dahav sis içindeydi.
Belki de hâlâ sıcak
belki de hâlâ tüten
fırınlar sis içinde
ürperdim bakamadım o kanlı kampa.
Çevirdim gözlerimi sıcak mavi sularına güneşli kıyıların
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Sen bir nazi kurbanıydın Yahudi.
Fırınlanmış çığlıktın.
Sardı acın dünyamızı yıllarca.
Kara bir duman gibi
acı çektim seninle Yahudi.
Başkaldardım senin için Nazi kasaplarına.
Tükürdüm suratlarına Nazi kasaplarının.
Savundum seni
savundum insan yüzünün güzelliğini.
Savundum insan sesinin güzelliğini.
Savundum insan yüzlü dünyamızın güzelliğini.
İnsan sesli dünyamızın güzelliğini.
Savundum sende beni Yahudi
bende dünyamızın güzel geleceğini.

Şimdi artık hepsi boş.
Bir filistin cellâdısın şimdi sen Yahudi.
Bir azgın emperyalizmin kanlı elisin.
Savunamam seni artık Yahudi.
Sevemem seni artık
Çirkinsin sen
Kötüsün sen
Pissin sen.
Sırtlana dişlettiği etini
güvercinden kopartmak isteyensin.
Andıkça şimdi seni
öğüresim geliyor

Dahav’ın öbür yüzü filistin.

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Read more

Mozart Üzerine

Mozart Üzerine
Mozart Üzerine

Mozart için şöyle derler: “Bütün büyük besteciler gökyüzüne ulaşmaya çalışanlardır, Mozart ise gökten inendir.”

Peki bunu niye derler? Filozof Nietzsche basit bir cevap veriyor bu soruya: “İyilik dolu esintisiyle İçimizdeki çocuğu hatırlattığı için.”

Son 500 yıllık müzik tarihinin batıdaki büyük yükselişinde müziğin 3 büyük devi olarak Bach, Mozart ve Beethoven gösterilir. Ki bunda haklılık payı vardır.

Ben, hemen hemen tüm piyano için eserlerini çaldığım ve kaydettiğim Mozart üzerine kitaplarımda da çok yazdım, şu konu özellikle; Mozart’ın beni en büyüleyen ve hayrete düşüren özelliği, sadece eşsiz ruhu, binyıllara bıraktığı melodileri değildir, en anlaşılmaz ve soyut nokta;35 yıllık ömründeki matematik olarak açıklaması zor üretimidir; 620 küsür eser, 620 eser! Yüzbinlerce sayfa nota, CD olarak düşününce 200’den fazla CD eder… 35 yaşında ölmüş bir müzisyenden arda kalan.

Şimdi… Her biri yarımşar saatlik 41 senfoni ve 60 küsür konçerto, her biri 3 saat civarı 20 adet opera, bunlar dünya tarihinin en meşhur operalarıdır, yüzlerce sonat ve oda müziği eseri, korolu eserler…

Yani öyle ki bir nota yazımcı kopist, haftanın 5 günü günde 8 saat Mozart’ın yapıtlarını temize çekmeye çalışsa, bu uğraş 20 yıl sürüyor! Şimdi hesaplayalım; Mozart 35 yaşında öldü, 10 yaşına geldiğinde küçücük bir çocuktu ama 40 eser bestelemişti; sonraki 25 yılda 580 büyük eser daha besteledi…

Düşünelim Mozart Bunları yarattı, sadece temize çekmedi, faytonda, evde, konser için gittiği yerlerde, zaman kavramındaki izafiyet mi devreye girdi, bürün bunlar nasıl oldu? Ne zaman ve nasıl? O hep besteledi. Mozart günümüzden 262 yıl önce doğdu, bugün tüm dünya gezegeninde, pek çok ezgisi milyarlarca insan tarafından ezbere bilinen “kesinlikte”, eşsiz estetiğiyle, sevgi dolu, şarkı ve şiir dolu müziğiyle yediden yetmişe tüm insanlığın sevdiği, insanlık adına gurur duyduğu bir müzik dehasıdır. Bin yılın dehasıdır.

Mozart, Türk Marşı, Saraydan Kız Kaçırma Operası, 5. Keman konçertosu gibi eserlerinde dönemin “ALLA TURCA” stilini geliştirerek, sevgi ve saygıyla, Türk halkına da yüzyıllar önce dostluk eli uzatmıştı.

 

Fazıl SAY

Read more

Harun Kolçak – Vasiyeti

Harun_kolçak
Harun_kolçak

“Bütün organlarımı bağışladığım için muhtemelen ölümümden sonra beni size bir poşet içinde verecekler. Fazla kurcalamayın. Cesedimi o poşetle toprağa gömüp, üzerime bir ağaç dikilmesini istiyorum. Mezar taşı istemiyorum.

Ne cenazemde, ne de sonrasında 3’üydü, 7’siydi, 40’ıydı gibi bahaneler ile karnınızı şişirmeyin. Ben siz pide yiyin diye ölmedim. Arkamdan dua da etmeyin, yaşarken yapmadığınız iyiliği öldükten sonra yapmayın, yemem.

İlla birilerine yemek vermek isterseniz sokak hayvanlarına verin. Bu en net isteğimdir. Hiçbir eşyamı bir tanıdığa vermeyin. Aşevlerine ya da sosyal hizmetlere verin. Beni tanıyanlar bilir, açık sözlüyümdür. O yüzden gönlüm ister ki hepinizden önce öleyim. Sonraya kalıp da kimsenin ölüsüyle uğraşamam. Arkamdan da atıp tutabilirsiniz, rahat olun. Sizinle mi uğraşacağım? Ne güzel ölmüşüm. Ve evet.. Hayvanları insanlardan daha çok seviyorum.”

 

Harun Kolçak

Bu okuduklarınız hayatını hayvanlar ve müzik ile geçiren Harun Kolçak’ın hayattayken kaleme aldığı vasiyetiydi. Biraz mizahi, biraz hüzünlü bir hayli de anlamlı…

Read more

Nietzsche – Salome’ye

nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk
nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk

Salome’ye

Öyle bir hayat yaşadım ki
Cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
okudum okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki “söz ver kendine.”
Denizleri seviyorsan
dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan
önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan
düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan
yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan
anladım

Nietzsche

Read more

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Noa Pothoven

Hollandalı 17 yaşındaki Noa Pothoven, uğradığı cinsel taciz ve tecavüzlerin ardından uzmanlar kontrolünde hayatına son verilmesi anlamına gelen ötenaziyi seçti.

Pothoven, Instagram üzerinden yaptığı son paylaşımında ötenazi kararı aldığını duyurdu. Pothoven’in kız kardeşi pazar günü kardeşinin öldüğünü açıkladı. “Kazanmak ya da kaybetmek” isimli otobiyografi kitabında Pothoven ilk cinsel tacize 11 yaşında maruz kaldığını 14 yaşındayken ise iki erkek tarafından tacavüze uğradığını yazmıştı.

Pothoven, son paylaşımında çektiği acıların artık “dayanılmaz” olduğunu dile getirdi. Hollandalı genç, “Nefes alıyorum ama artık yaşamıyorum.” dedi.

Pothoven kitabında depresyon ve anoreksi ile mücadele ettiğini belirtmişti. Noa Pothoven, Haziran ayından bu yana yeme ve içmeyi reddederek pasif ötenaziyi seçti. Doktorlar ve ailesi daha önce yaptığı aktif ötenazi başvurusu kabul edilmeyen Pothoven’ı yemeye ve içmeye zorlamadı.

Hollanda yasalarına göre doktor kontrolünde intihar etmek anlamındaki ötenazi bazı şartlarabağlı olarak mümkün. Hollanda’da tedavisi mümkün olmayacak derecede hasta olan 12 yaşı üzerindeki kişilere en az 2 doktorun onayı ile ötanazi uygulanabiliyor.

Hollanda Bölgesel Ötenazi Komitesi’nin yayınladığı son rapora göre ülkede 2017 yılında 6 bin 585 kişiye ötenazi uygulandı. Bu kişilerin çoğu tedavi edilemez durumdaki kanser hastalarıydı.

Read more