Kadın Cinayetleri – Pınar Gültekin Cinayeti

Pınar Gültekin ve kadın cinayetleri

Pınar Gültekin Yakılırken Hayattaymış!

Pınar Gültekin ve kadın cinayetleri

Kadın cinayetleri Türkiye’de her geçen gün yeni bir dava, yeni bir utanç dosyası olarak karşımıza çıkıyor. Muğla’da 1 yıl önce erkek arkadaşı tarafından öldürüldükten sonra varile konulup yakılan ve üzerine beton dökülen Pınar Gültekin’in davası ertelendi. Pınar Gültekin ailesinin avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, Adli Tıp İhtisas Kurumu raporuna göre Pınar Gültekin’in henüz hayattayken yakıldığını belirtti.

Avukat Koçoğlu, “Bugüne kadar raporlar iki şekildeydi. Boğma veya yakma diyordu. Fakat son gelen raporda veya ibaresi ve’ye dönmüş. Burada Pınar Gültekin’in katledilmesi sadece boğma değil, boğma ve aynı zamanda yakma. Yani aslında Pınar Gültekin öldürüldüğü zaman hayattaymış. Bununla ilgili de sanık müdafilerinin bir takım itirazları oldu. Bu rapor çok uygun değil, yeni rapor alınsın diye. Mahkeme de bunu reddetti” dedi.

pınar gültekin

Kadın Cinayetleri Politiktir

Yobazın kuluçka makinesi bu ülke. Bir insanı diri diri yakmak nedir, nasıl bir soğukkanlılıktır anlamıyorum. Duygunun, empatinin, algının yoksunluğu mudur? Bu mu öğretildi onlara? Dünyayı iyi niyetle algılamıyorlar. İhtiraslarının doyumu uğruna her şeyi yapmaya hazırlar. Bu olurken vicdan ortadan kayboluyor.

Eski sevgili ya da eski koca olması da gerekmiyor artık. İnsanları tanıyamazsan ölüyorsun. Hiç tanımasan da ölüyorsun. Ayaklarının üzerinde dursan da öyle. Kadın olmak kolay mı… Seçime bağlı olarak doğsaydık, kadın olmayı seçenlere, “Amma yürekli biriymiş!” derlerdi.

Erkek olmak da zor aslında. Erkek dediğin sade bir penisten ve sapkınlıktan ibaret bu ülkede. Görüyorum gün içinde o bakışları. Ruhunu okşamaktan aciz insanların ağızlarından akan salyayı her gün görüyorum. Onlar bırakın erkekliği, insan olmaktan uzaklar. Bu yüzden o kadar az erkek var ki ülkede…

Karşılaşınca bir kadınla, devriliyor bakışlarım yere. Boşaltın meydanı, diyorum, rahat rahat yürüsün kadın. Ama nerede bir çift cesur göz görsem, çıtayı yükseltmiyor da değilim. Bak, diyorum bu bakışlara, bu bakışlarda bir düşünce var! Aradığın şey işte bu!

Yobazın kuluçka makinesi bu. Tanıman gerekmiyor. Gittiğin bir barda, lokantada, kafede, dolmuşta, otobüste karşına çıkıyor. Takılıyor peşine bazen. Eskişehir’de bir gece yarısı sokak ortasında genç bir kadına tecavüz edildiğini hala unutmadık. Her tecavüz, her dayak, her korku devletin bir suçudur. Apaçık suçudur. O isterse ülkeyi terör yuvasına da çevirebilir aydınlar ülkesine de. İleri seviyede örgütlenmiş bir mekanizmadan bahsediyoruz. Bu yüzden politiktir kadın cinayetleri.

Ama eğer bir kez kadınlara diz çöktürmeyi kafasına koymuşsa, 500 yıl da geçse dirlik göremez. Tıpkı geçmiş 500 yılın kadınlar için karanlık bir ülke olması gibi. Diz çökecek değiliz. Susmayacak, unutturmayacak ve konuşacağız. O cüretkar davranışları gördüğümüzde ise sürüden biri olmayacağız. İlle de silahı çekip vurman gerekmiyor. Karanlığa karşı koymanın başka yolları da var. Yeter ki bir olmaya karar vermiş olalım!

 

Günay Aktürk

Read more

Suistimal Kimden Gelecek

suistimal

Suistimalin Zehirli Tohumları

güven sevginin mimarıdır

Bizi anladığını düşündüğümüz insanlarla dostluğumuzu geliştiririz. Güven sağlanır ve suistimal ihtimali de azalmış olur. Böyle evrildik. Biz” ve “onlar” denkleminin kurallarından biri.

Ama bu her zaman güvene temel olmayabilir. Öyle bir çağ ki kim suistimal edecek, öldürecek mi, tecavüz mü edecek kestirmek zor. Üstelik zamanla değişiyor insan. Kötü istikamete doğru da değişebiliyor.

İyiyle kötünün yüzü aynıdır, derler bir söz vardır. “Önemli olan onun karşısına ne zaman çıktığınız!” Peki, bunu nasıl bileceksin? İnsan insana kumardır, diyebilirim ancak!

Bir bilinç var aslında. Bir başkasının derdini kendi derdi gibi görenlerin bilinci. Kadın cinayetlerine bakıyorum, şimdiye kadar kendini devrimci olarak tanımlayan birinin bu suçu işlediğini görmedim. Veriler incelenmeli aslında. Önemli bir konu.

Bu cinayetleri işleyenlerin ortak noktaları var. Toplumda başı boş dolanan, sistemin rüzgarına göre uluyan ve bütünden kopuk insanlar. Ve bunların ipe sapa gelir bir felsefeleri de yok.

Ne soracaksın, İstanbul Sözleşmesini destekleyip desteklemediklerini mi? “Beni suistimal edecek misin?” diye sorabilir misin? Kadına sonsuz saygıları olduğunu söylerler ki kuşları kafese girsin! Hele ki “Kadın tanrının emanetidir” derlerse uzaklaşın oradan. Çünkü tehlikeli bir inançtır bu. Seni birey olarak görmezler.

Bugün yeterince canım sıkkın. Bir kadını beş parçaya ayırıp ormana gömen bir caninin dünyasında zihnim acı çekiyor… Üstelik bugüne ait bir canilik de değil bu. Binlerce yıllık zehirli bir maya. Kötülüğün tohumu özümüzde var. Ve sürekli sulanıyor o tohum. Ben de insanım evet. Ama bu gece ormanda bir kadını gömmek yerine o genç kadın için acı çekebiliyorsam, öteki fidanı sulamayı seçtiğim içindir! Aslında bu yüzden insan olmak özel çaba gerektiriyor. Sonrası alışkanlık, sonrası hayat felsefesi…

Read more

Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak

Günay Aktürk, aşk şiirleri

Karaktersizliğin Kutsal Seçimi!

Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak, günay aktürk

“Yanlış seçimler hep böyle yapılır zaten. Başka seçim şansının olmadığına kendini inandırarak.”

Irvin D. Yalom

Toplumumuzdaki bir dizi asalak erkeklerin neden revaçta olduklarını anlayamıyorum. Evet, hiçbir kadın şiddet göreceği ya da kendisini öldüreceğini bildiği biriyle yakın ilişki kurmaz. Belki başlarda kendini ideal erkek olarak göstermiştir. Ama yine de yok mudur bunun belirtisi; Yürümesinden, oturmasından, konuşmasından, küfürlerinden; doğaya, kadına, mazluma ve dünyaya bakışından anlaşılmaz mı?

Belki kimi nasıl seçeceğini bilmiyordur. Gençliktir, toydur, insan konusunda deneyimsizdir. Bir de çevresi kötüyse yirmili yaşlar alabildiğine tehlikelidir. Ben sosyete muhitinde büyümedim. Yıllar önce bali çeken insanları ve ruh hallerini yakından tanıdım. Parklarda ve köşe başlarında toplanan serserilerin yaşlarındayken genç kızların bu tiplerde ne aradıklarını hiçbir zaman anlayamamıştım. Gençliğin içinde bir “piç” deyimi vardı ve kızlar hoşlanıyordu onlardan.

Kötü bir deneyimdi ama hayatımın her evresinde bu müsveddelerin benden bir adım önde koştuklarını gördüm. Sadece şans ile açıklanamazdı. İyi karakterin, bilginin ve sanatsallığın söylendiği gibi pek de umursanmadığı bir ülkede yaşadığımı çok iyi biliyorum. Ağalıkla erkeklik birbirine mi karıştırılıyor yoksa?

Son yıllarda tanıştığım kadınların neden daha olgun olduklarını da anlayabiliyorum artık. Neden bir kadınla eskiye oranla bugün çok daha mutlu olduğumu da. Belki otuzundan sonra olgunlaşıyor kadın, kim bilir! Otuzunda artık iyiyle kötüyü birbirinden ayırabilecek dozda veri sahibi oluyor. Bazı talihsiz bilinçler ne yazık ki bu kadar şansa bile sahip olamıyorlar.

“Bir serseriyle sevgili olsam bile bana zarar vermeye hakkı yok!” Evet, kesinlikle yok. Ama öyle bir dünya da yok. Seni “kapatma” zihniyetiyle sahiplenen, bedeninde koşulsuz hak eddia eden biri ileriye dönük potansiyel bir katildir!

Günay Aktürk

Read more

Kızlarınızı Mutlu ve Güçlü Yetiştirin

Kız çocuklarının erken evlilik ve toplumsal baskı altında birey olmadan kafese alınmasını anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Onları Öldürmeyin...

“Söz gelimi bir kızı düşeceği bütün tuzaklara hazırlayarak yetiştiriyor, sonra da tuzağa düştü diye cezalandırmaya kalkıyorsunuz.”

Aşkın Suçları
Marquis De Sade

Bağımlı köleler yetiştiriyorsunuz. Kendini bir gün “hayırlı” bir görücüye sunacak köleler. “Zamanı geldiğinde bembeyaz gelinliğin ile uçup gideceksin.” diyorsunuz kız çocuklarınıza. Ama sadece uçup gideceğini söylüyorsunuz. Gerisi sır. Gerisi muamma. Kanat bile takmadan diyorsunuz ki “haydi uç!” Akbabaların avlarını havada nasıl yakaladıklarının detaylarını anlatmıyorsunuz.

Siz avcının avına pençelerini nasıl geçirdiğini biliyor musunuz? Nasıl kanayacak, nasıl yanacak canları… Hazırlıksız yakalanacak onlar. Mutlu ve güçlü bir çocuk nasıl yetiştirilir bilmiyorsanız, doğurmayın artık.

Kız çocuklarının erken evlilik ve toplumsal baskı altında birey olmadan kafese alınmasını anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Henüz çocuk yaşta evlendiriyorsunuz onları. Okutmadan, birey olmalarına izin vermeden, eğitmeden, kadınlaşmadan yapıyorsunuz bunu. Bir erkekle bir kız arkadaş olamaz, diyorsunuz. Ama iki yabancıyı devlet ya da imam nikahıyla aynı yatağa sokabiliyorsunuz! Kurallar dahilinde yapılınca mı kılıfına uyuyor bu iş ve ahlaksızlık örtüsü kalkıveriyor ortadan? Ahlak anlayışınızda ciddi bir sıkıntı var gibi görünüyor.

Bu iş burada bitiyor değil. Toplumca hepiniz köle yetiştiriyorsunuz. Sizler: “Gelinliğin ile çıktın, kefeninle geri dönersin!” sözünü söylemiş olan ataların torunları! Hepiniz değil. Ama çoğunluğunuz. Boşanmış kadınlara dul diyorsunuz. Nasıl olsa kaybetti kızlık zarını, yalnız seks için kullan! Karala, dedikodusunu yap. Düş peşine sokakta, iş yerinde askıntı ol. Dışla toplumdan. O kadar iki yüzlüsünüz ki bunları yalnız güçsüz ve arkasız kadınlara yapıyorsunuz. Dolgun bir maaşı ya da az çok serveti olan bir kadın gördüğünüzde ahlakınız ve namusunuz kayıplara karışıyor!

Bereket tanrısını bilir misiniz? Aslında bizzat ona tapıyorsunuz! Yani “erkeklik” sembolünden bahsediyorum. Erkek çocuklarınızı yetiştirme şeklinizden belli. Hepiniz değil. Ama çoğunluğunuz! Öldürülen her kadının kanı diyorum… Elleriniz kan bulaşığında!

 

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yitimi

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği nedir

Ahlak Alçaldı Ve Namus Bir Adım Öne Çıktı!

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği

“Ruhsal bozukluklar, içinde yaşadığımız toplumun doğurduğu cinsel aksaklıkların sonucudurlar.”

Wilhelm Reich

 

Aksatmayın dedik şunu. Kendi mezarınızı kazıyorsunuz ördüğünüz geleneklerinizle. Peki, ne oldu karşılığı? Kural koyan da sizsiniz, “Yasaklar delinmek içindir.” diyen de. Öyleyse bazıları bazı geceler mutlak suretle aksatmalı bu işi. Ama kim aksatacak ve hangi gece olacak (doğru bir deyimle olmayacak) bu iş bilmiyoruz. En azından kimleri kısırlaştırmamız gerektiğini biliyoruz.

Her şey cinsel yasaklarla başlıyor gibi. Kadın cinayetleri, çocuk suçları ve eğitimin bunca çökmesi de bizzat bununla ilintili. Ahlak yitimi diyorum ben buna. Kadına saygısızlığın temeli de ahlaksız bir namus algısı değil midir? Namus da penise hizmet ediyor. Ahlâkın temeli böyle kurulunca diğer suçlar da peşinden geliyor onun.

Kadına saygı duyan birisi başka ne gibi suçları işlemeye yönelebilir? Sanırım sadece düşünce suçu! Açıklayayım. Böyle bir ortamda baş etmesi gereken o kadar ahlaksızlık vardır ki karakter zamanla doğru bir zemine kendiliğinden oturacaktır diye düşünüyorum. Sırf üç gramlık et parçasına ulaşmak için göstermelik basit bir yöntem olmamalı bu. Zira böylesi çok var. Kendisini içeriden parçalayarak içiyle bir olmuş hakiki bir ahlaktan bahsediyorum.

O halde çözüm basit. Sadece kadına saygı duy ve bırak gerisi kendiliğinden düzelsin. Biz bu fikri daha da genişleterek ucu ta Şamanizme kadar uzanan eski bir bilgiyle birleştirelim. “Eline, beline ve diline hakim ol.” İnsanlık bu üç maddeye tıpkı bir tanrıya tapar gibi tapsaydı bugün böyle mi olurdu? Yo tanrıya tapar gibi olmasın. Tapınmanın olduğu yerde ahlaksızlık belli ki yeniden doğuyor. Biz evrensel bir bilgi diye kabullenelim.

 

Günay Aktürk

Read more

Sevgi Çocuklukta Öğrenilir

Çocuklukta sevgi ve ilgi arayışının ardındaki gizli niyetleri anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Çocuğun Saf Sevgisi

“Kimsesizlik korkunç bir şey Başkomiserim. Annen baban yoksa çocukluk korkunç bir şey. Birileri sana ilgi göstersin istiyorsun, birileri seni sevsin istiyorsun, birileri seni takdir etsin. O insanın sana neden sevgi gösterdiğini anlayacak tecrüben yok. O gülen gözlerin, o tatlı sözlerin şefkatli dokunuşların arkasında nasıl pis bir arzu yatıyor, bunu fark edecek tecrübeye sahip değilsin.”

Ahmet Ümit / Kırlangıç Çığlığı, Ahmet Ümit

Çocuklukta sevgi ve ilgi arayışının ardındaki gizli niyetleri anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Sevgi çocuklukta öğrenilir. Bir insanın sevme biçimi, çocukluk yıllarında gördüğü ilgiyle, şefkatle ve temasla şekillenir. Çocuk, kendisine yönelen sevginin nedenini ve niyetini sorgulayabilecek tecrübeye sahip değildir. İlgi görmek ister, sevilmek ister, onaylanmak ister. Bu nedenle çocuklukta yaşanan sevgi eksikliği, insanı hayat boyu taşıyacağı bir boşlukla baş başa bırakır.

Sevgi görmeden büyüyen bireyler, yetişkinlikte sevgiyi çoğu zaman sahiplenme, kontrol etme ve zorla kabul ettirme biçiminde yaşar. Bu durum özellikle erkeklik algısı baskı ve hiyerarşi üzerine kurulan toplumlarda şiddet olarak geri döner. Kadın cinayetleri, aile içi şiddet ve zorla ilişki dayatmaları tesadüf değildir.

Sevgi çocuklukta öğrenilir; vicdan da sınır da merhamet de kendiliğinden oluşmaz. Ebeveynlerin vermediği sevginin bedeli, yıllar sonra toplumun başka bireyleri tarafından ödenir. Şimdi gelin bunu biraz daha Günayca anlatalım.

Çocuklukta sevgi gören ve sevgisiz büyüyen bireyler arasındaki farkı, toplumsal şiddet ve aile yapısı üzerinden anlatan Bosch tarzı alegorik sahne

Prescott şöyle diyor sevgili dostlarım: “Çocuklara karşı fiziksel sevgi gösteren ve evlilik öncesi seks ilişkilerine karşı anlayışlı davranan bir toplumun fiziksel şiddete başvurma olasılığı oranı yüzde ikidir. Bu ilişkilerin rastlantılara bırakılması halinde olasılık oranı bire 125.000’dir. Duruma göre değişkenlik gösteren bir olasılık oranının böylesine yüksek ve kesin sayıya ulaştığı başka bir alan bilmiyorum.“

Prescott, sanayi öncesi 400 toplulukta yaptığı incelemelerde, fiziksel sevgiye yer veren kültürlerde yetişen çocukların şiddete eğilimli olmadıklarını görmüştür. Çocukları fazla öpüp sevmeyen toplumlarda bile eğer yetişkinlerin seks ilişkileri baskı altında değilse gençler şiddete yönelmiyorlar.

Sevgi Görmüş İnsanın Hali Başkadır

Eh, 21. Yüzyılda hâlâ sürüngen beyniyle yaşamak isteyen varsa aşağılanmalara da katlanacak. Bakın kadın cinayetlerine, ya sevgili ya koca ya da ailedeki erkek bireyler. Sevgisiz büyümüş bir nesil. Cinsel arzularını yeterince tatmin edememiş, birkaç kadın dışında bir kadının elini bile tutmamış adamlar. Ahlaktan bahseden bir erkeğin, erkekliğinin yıllardır hiçbir işe yaramadığı için bu kadar hırçın olduğunu düşünüyorum. Bunu da bir erkek olarak söylüyorum.

Öyleyse dünyada iki tane erkek tipi var. Ben onları Bonobo maymunları ile şempanze türüne benzetiyorum. Birinde toplumsal ilişki uygar seviyedeyken ötekinde ruh hastalığı düzeyinde bir hiyerarşi söz konusu.

Sevgi çocuklukta öğrenilir. Sevmeyi de ilkin sevilme deneyimlerimizde geliştiriyoruz. Bir adamın cinayet işledikten sonra: “Ayrılmak istiyordu ben de öldürdüm.” sözlerinin altında aramamız gereken bit yeniği nedir? Zorla ve ölüm pahasına sevdirme psikolojisi. Ebeveynlerin yapmadıkları görevin diyeti yıllar sonra bir başkasının kanıyla ödeniyor.

Ne demiş Sokrates: “İlgilenemeyeceğiniz çocukları dünyaya getirmeyin. Çocuklar zevk tohumu değildir.” Suç ilk önce ailede olmalı. Çevre etkeni ve eğitim sistemi de meseleyle yakında alakalı. Kasabanın ortasında ölümcül bir hortum var ve çocuklar sokakta oyun oynuyor. Sizce kimin önlem alması gerekir? Aile, doğa olaylarına biat etmiş. Çevre, hortuma karşı aptalca bir saldırganlık içinde: nefesini içine çekip güçlü bir üflemeyle tehlikeyi geçirebileceğini sanıyor. Eğitim desen hortumun varlığından bile haberdar değil.

Sevgi çocuklukta öğrenilir. Ağaç da yaşken eğilir. Bilinç ve vicdan kendiliğinde gelip girmez insanın içine. Ahlaklı nesil için ahlaklı çiftler gerek. “Bir idik bin olduk!” demeye getiriyorum. Bir idik bin olacağız…

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Allah Korkusu Kötülüğü Engelleyebilir mi?

Allah korkusu ile vicdan eğitimi arasındaki farkı, çocuklar üzerinden anlatan alegorik illüstrasyon

Allah Korkusu Nedir, Vicdan Nedir?

İnsanı insan yapan şey Allah korkusu mudur? O korkuya sahip olmayınca bütün kötülükler ortalık yere saçılır mı? Peki, ya bir kimseyi kötülük yapmaktan alıkoyan sebep bu korkuysa, onun iyi bir insan olmasını hangi gerekçelere bağlayacağız? “Allah” kelimesinin bu kadar yoğun zikredildiği bir toplumda kötülüğün bu denli hortlaması mizahi bir kâbus gibi… Ya hiç zikredilmeseydi?

Haberlere yansıyan suçların kimler tarafından işlendiğine hiç dikkat ettiniz mi? Mesela kadın cinayetleri. Mesela taciz/tecavüz, linç girişimleri, ırkçı söylemler, ölüm fetvaları, büyük çaplı soygunculuk/yolsuzluklar, mezhepsel ayrımcılık… Bütün bunların hepsi de sözde bir inanca sahip olduğunu bağıra çağıra ilan eden kimseler tarafından işleniyor. Savunma basit: “Onlar gerçek inananlar değiller: çünkü asıl din bu değil.” Tabii ki de asıl din bu değil. Fakat sözüm ona bir “tecavüzcüye” iyi hâl indirimi veren akıl hangi akıl?

Allah Korkusu

İyi ama bu toplumu yaşanmaz kılan gerekçeler nelerdir? Kimler sorumludur bundan? Eğer içinde Allah korkusu olanlar fenalık yapmıyorsa, ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede bu kötülüğe sebep olan azınlık hangi azınlıktır?

Ortaçağ Avrupa’sını karanlığa gömen İmparatorluk ve kilise sanırım bizlere her çağda fikir verebilir. Zira bu iki kurum el ele vererek “artık yeter” bile diyemeyecek hale gelen zihni ölü bir toplum yaratmışlardı. Zulüm başka nasıl hâkim olabilirdi ki? Bunun bugünkü yansıması olsa olsa iktidar ve bir de imamlardır. Bu ikisi ne kadar çağdaş ve insancıl olurlarsa o toplum da o kadar huzur içinde yaşar. Suçu da kahramanlığı da en çok onlar hak ederler. Şimdi konuyu kadın üzerinden sürdürmeyi deneyelim.

Devletin kritik noktalarında görev yapan kimselerin çıkıp: “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum!”, “Örtüsüz kadın ya satılıktır ya kiralık!”, “Tecavüzcü, kürtaj yaptırandan daha masum!” gibi sözler sarf etmesi halinde bunun halka yansıması nasıl olur? Üstelik bu sözleri kitabın neresinden okurlar? Baş böyle yaptıktan sonra aşağıda taciz de artar tecavüz de. Mini etek giydiği için tartaklanır. Boşanmaya kalkışırsa öldürülür. Karanlık çöktüğünde sokağa bile çıkamaz hale getirirler ülkeyi. En kötüsü de bu anlayışın eski çağlardan beri gelenek görenek halinde yaşatılmasıdır. Bu yüzden laiklikten de Cumhuriyetten de nefret ederler.

Allah korkusunun vicdan kadar etki yaratmadığı çok açık. Demek ki algıda bir tuhaflık var. Din çerçevesinde düşünecek olursak, evrene hâkim olan tanrıyla topluma hâkim olan tanrı aynı tanrı değil. Zira yaşanan bunca çelişkiyi başka türlü açıklamak olanaksız olurdu.

Suç, Din ve İktidar İlişkisi

Çocuklarımıza çocukluktan itibaren dini ve ideolojik fikirler aşılamak yerine, İlkin kendi başlarına düşünebilenlerini sağlamamız gerekiyor. Her çocuğun esaslı öğreticileri kendi ebeveynleridir. Onlar vicdan sahibi kimseler değillerse çocuklarının da öyle olmaları beklenemez. İnsana, doğaya ve hayvana karşı duyulan şefkat ve hayranlık hissi çocuklukta yerleşir ya da yerleşmez. Çocuklar belli bir yaşın altında benmerkezci olurlar. Sonra duygusal vicdan dönemi başlar. En sonunda da mantıksal vicdan ki çoğu insan bu sınavı geçemez. Bu dönemde yasaların ya da geleneklerin hiçbir hükmü yoktur. Davranışlarını belirleyen şey daha çok o ana kadar edindikleri kendi birikimleridir.

Allah korkusu ile vicdan eğitimi arasındaki farkı, çocuklar üzerinden anlatan alegorik illüstrasyon

Vicdan öğrenme ve öğretmeyle alakalıdır. Empatiyle gelişir, şeylere karşı sempatiye dönüşür. Bilim ve sanat bunu pekiştirir. Bilimsel bilgiyle beslenen çocuk çevresini daha iyi kavrar. Bununla beraber sanat, hem içindeki ilkele ait olan o hayvansallığını köreltir, hem de yaşamak için lezzetli bir sebep sunar. Bunlardan mahrum kalarak büyüyen bir çocuk, büyüdüğünde içindeki hayvanı birilerine zarar vererek doyurmaya çalışır. Bizimkine benzeyen üçüncü dünya ülkelerinde düzenin devamı, daim bir kargaşa içinde gitgide canavarlaşan kitlelerin bağnazlığına bağlıdır. Kan ve nefretle beslenen bir kaos ortamında vicdanlı çocuklar yetiştirmek ne kadar da zordur…

Lafın özü o ki “içinde Allah Korkusu” taşımak hiçbir şey ifade etmiyor. Hiç kimse iyi bir insan olmaya mecbur hissetmemelidir kendini. İnsaniyetlik denilen şey içten gelen bir dürtü olmadıkça bu eninde sonunda bozulur. “Ben bu kötülüğü yapamam! Bende Allah korkusu var!” demek işin kökenini aydınlatmıyor. Bu tam olarak şu anlama geliyor. Aslında bir çocuğa tecavüz etme potansiyeli var ama Allah’tan korktuğu için bunu yapamıyor. Bu korkunun temelinde ise cezalandırma korkusu var. Vicdanla alakası da yok. Ya gün gelir de Allah’a inanmaktan vazgeçer ya da bu korkusuna rağmen şeytana uyarsa ne olacak?

 

Günay Aktürk

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more