Kıskançlık Sahibiyet Duygusunun Tasmasıdır

kıskançlık nedir

Kişilikte Bozukluk Tükenmez

Kıskançlık sahibiyet duygusunun tasmasıdır.

Duygu Asena

kıskançlık nedir

Kıskançlığın öz güven eksikliği ve yetersizlik duygusundan kaynaklandığı söylenir. Ayrıca her insanda da olmadığı. Toplumsal itiş kakışların ürünüdür desek, o da olur. İlerisi depresyon.

Damardan alıyoruz insanları! Tam doz bir kişilik bozukluğu. Bir fikre, duyguya ya da iki ayaklı memeliye karşı aşırı takıntı. İnsan insana bu kadar mı muhtaç? Issız bir adaya düşseniz keşke! Yanınıza bolca para ve kondom alsanız. Korkmayın ‘dildo’muz da var. Ama insan veremiyoruz. İnsan olmayınca kıskançlık da olmaz. Kişilikte bozukluk tükenmez ama. Kalpten olmazsa yalnızlıktan diker nalları. Sataşacak kimse kalmayınca…

Ve cinayetler… Namus adına işlenmiş cinayetlerin namusla alakası olduğuna hiç inanmadım. Homoseksüel düşmanlarının gizli eşcinseller olduğunu biliyor muydunuz? Tamam. Bunda hemfikirsek sokalım sizi bir gerdek odasına. Alıcısını yakalamış bir verici gibi yapalım bir gece yayını. Yabancıya karşı yabancı. Bakalım, kalbiniz doluyken elleriniz en çok nereye dokunacak!

Ya da izleyin onu bir yabancıyla tıpkı bir porno izler gibi! Size deli gibi aşık olduğundan ve hiç terk etmeyeceğinden emin ‘kıskanç’ bir sürüngen olarak. Bahse girerim namus ve ahlak, çamaşırlarını toplayıp kaçan yarı çıplak bir baskın numunesi gibi atacaktır kendini pencereden.

Kavuşamayınca nasıl da kutsallaşıyor aşk! Yumuşayıveriyor ahlakın çiğ dokusu. Kabullenmek… Erişilmez olunca dişili erkekli gönüllü kumalık vakası! İnsan kişiliğinin karmaşık labirentleri…

Zevke yaklaş, acıdan uzaklaş! Bütün hayatımız bu İki basit komut ile cendere altında. Canlılık ne berbat bir şey. Hele bir de omurgaya ve sinir sistemine sahipsen. O zaman acı çekmek mümkün oluyor. En azılısı da düşünen beyin. İyi insan evladına zehir zıkkım. Şeytani sürüngene ise kötülük için gelişmiş kurgu imkanı…

 

Günay Aktürk

Read more

Penceresi Naylon Kaplı Kış Ahalisi

beynimizin sevişme pozisyonları

Beynimizin Sevişme Pozisyonları!

beynimizin sevişme pozisyonları

Günler bazen sıkıcı bir kitap hissi verebiliyor. İnsan hayatı kaldırıp atamayacak kadar da değerli. Arasına ayraç koymayı deniyoruz. Dışarıda güzel bir akşam yemeği, iki kadeh bira ya da ölü uykusu. Seyahat iyi gelirdi ama cep delik cepken delik diye uyarmıştı kahin!

Para yok. Zaman yok. Dolapta yumurta yokken omlet yapamazsın ki. Borç yazdırmak eski gelenek. İnsan hayatına vurursan, yeni insan arayışına denk düşer bu.

Ama ‘eksiklik kendi özümde‘ demiş başka bir kahin. İçerideki titremenin sebebi dışarıdaki ayazdır sanıyoruz. Hey gidi hey penceresi naylon kaplı kış ahalisi! Yak sobanı otursana. Suların kesik. Tuvaletin tıkanmış. Üstelik mutfak da çöp yığınağı! İç dünyanın bunca keşmekeş olması, birilerinin sokağa tükürmesinden midir?

Yaşam şeridinin gidiş dönüş yolları sıkışık olabilir. Bunalımın kırmızı ışıklarında beklemek de sıkabilir insanı. Ama… İşte o ‘ama’ yı bulabilmek bütün uğraşımız. En kaliteli kitaplarda bile insanı sıkan uzun pasajlar vardır. İnsan hayatı neden daha fazlasını vaad etsin ki! Ama ille de inat edecek, iftarı bekleyen bir Arap zihni kadar bile mutlu olmadığımızdan dem vuracaksınız.

Mutlu olacağımızın garantisini kim vermiş? İnsan psikolojisi bir ev değil ki yangına ve depreme karşı sigorta yaptıralım. Twain’in dediği gibi “her beynin amacı zekaya doğru gitmek” olabilir ama mutluluk da insan hayatının nihai amacı değil ki. O amacı biz koyduk kendimize. Doğanın dengesinde böyle kutsal bir amaç yok. Doğayla çatışa çatışa geldik bugüne.

Beynimize zevk gitmediği zamanlarda mutsuz olabiliriz. O da insan psikolojisinin bir parçası. Duygulara karşı üvey evlat muamelesi yapmanın anlamı yok. Bir tabak da onun önüne koy. Geldiği gibi karşıla her şeyi.

Üç kağıtçı beyin! Değirmen misali öğütecek un arıyor kendine. Yani düşünce. Yani bir sorun. Bilgi. Uğraş. Uzun molalar ona göre değil. Körelirse kör testereyle keser seni. Keskin zekanın daha çok acı çekmesi bu yüzden olabilir.

Ben borularımı boşalttım. Şimdi mola verirsem bundan hoşlanabilir. Yazı yazmak beynimin sevişme pozisyonlarından biri. Mutlu olmak istiyorsanız siz de kendinize göre uygun bir pozisyon bulun derim.

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Aşkın Orucuna Niyetlendik Bizler!

aşk orucu - günay aktürk

Aslolan Aşktır O Da İnsanın Ömrü Kadardır!

aşk orucu - günay aktürk

Bizim orucumuz oruçların en zorlusudur. Aşk orucuna niyetlendik bizler. Aşk ki artık inananı kalmamış bir dindir bizim için. On kişiden sekizi hayatının bir devrinde en az bir kez bu dine uğrar, sonrasında ise pek çoğu ya mürted olur ya da kuduruk!

Ayaklar altında bir paspas bizim dinimiz! Alıklık olarak görülür. Teslimiyeti kabul etmezler. Ama haz duyarlar teslim almaktan. Onlar bizim dinimizin şaşkın şeytanlarıdır. Aslında şeytan aşkı hiç yaşamamıştır…

Yemek ve içmek serbesttir bizim dinimizde. Serbesttir ama kolay da değildir. Aşk, vücudun iştaha direnmesidir!

Peki, Ehl-i Can ve Cananın orucu nasıl bozulur dersiniz? Müjdeler olsun ki bir tutuldu mu kolay kolay bozulmaz. Ne içinize girenle bozulur o, ne de içinizden çıkanla! Aşkın orucu bedenle değil zihinle ilgilidir çünkü. İsteseniz de çıkaramazsınız.

Ama bedeniyle oruç tutanın oruçluğu uzun sürmez. Onlarınki nafile orucudur ve kaza etmek dahi gerekmez.

Aşk bir teslimiyet olsa da, kapısında sabahlamayı şart koşmaz. Aşk, acıya eyvallah çekmektir. Onun orada olduğunu bildiğin ve onunla yaşamaya alıştığın bir zihin acısıdır aşk.

Asıl bizim dinimizde zorlama yoktur. Zorlayan, sapkınlardandır artık. Sapkın olan ise aşkın yezidi olmuş demektir. Bizde de bir Kerbala vardır ki adı ‘Kadın cinayetleri’dir. Dünyanın her köşesi her anda bir Kerbeladır…

Ehl-i aşkın ömürlük orucu… Sevabı yoktur, cennetten ıraktır… Bunu da kimse dayatmamıştır bizlere.

Ama en nihayetinde Aşk, tek bir varlık üzerinden tanrısallaşamaz. Ulaşamadığımız o kutsal bedene şirk koştuğumuz zamanlar da olur. Ama ulaşılmaz olması değildir bunun nedeni. İnsanın doğası budur. İnsan insana kutsal anlamlar yüklememelidir. Aslolan aşktır, o da insanın ömrü kadardır

 

Günay Aktürk

Read more

Yatırıp Şey Yapmak Yok Will Smith

Will Smith - Chris Rock

Will Smith'ten Chris Rock'a Ödül Tokadı

Will Smith - Chris Rock

Will Smith‘ten sunucu Chris Rock‘a ‘Oscar tokadı: “Karımın adını ağzına alma!”

Sunucu Chris Rock, Will Smith‘in eşinin saç kıran hastalığıyla nedeniyle kazıttığı saçlarıyla ilgili espriler yapınca oldukça sinirlenen oyuncu sahneye çıkarak tokat attı.

Tokat attıktan sonra yerine dönen Will Smith, sahneye doğru “Karımın adını ağzına alma!” diye bağırdı.

Rock’un açıklama yapma girişimini engelleyen Smith aynı ifadeleri daha sert bir şekilde söyledi.

will smith karısı

Kaliteli komedi filmlerinde küfür etmeden güldürebilmek esaslı sanattır hani. Peki, espri yaptığını zanneden bir zavallı ya da gerçekten içinde kötülük olmayan kırıcı bir espri karşısında ne yapmalı?

Şiddet hayvanlığın kanunudur!” demiş Gandhi. Unutulmaz V For Vandetta filminde ise: “Şiddet iyi yönde kullanılabilir.” deniliyor. Bence ikisi de akla yatkın. Her zaman deha yanımız konuşacak değil ya, içimizdeki saldırgan hayvan ile yaşıyoruz.

Ne yazık ki o berbat espri tokat karşısında galip geldi. Çünkü espri iğrenç de olsa, içinde belli bir dozda zeka var. Karşılık olarak sunucunun çok daha fena rezil olacağı bir söz söylenebilirdi ve adam kendinden utanırdı. Çünkü Will Smith, başta espriye gülüyor. Tam da bir komedyen algısına uyuşacak tarzda. Eğer kadın da gülseydi, o zaman zarif bir espri olarak kalırdı. Zarif diyorum! Kişinin kendisiyle alay etmesi dahiyane bir zihnin belirtisidir hani. O anda kadın gülümseyerek orta parmak çekseydi, saldırı başarılı bir şekilde savuşturulabilirdi.

Ama tokatlamak, penisle küfretmeye benziyor. Söverek karşındakine zarar verdiğini düşünürsün hani. Ama karşı tarafa fiziki olarak giren çıkan bir şey yoktur. Bir tür haysiyete saldırma yöntemi. Yatırıp s*kse belki gerçekten dokunurdu. O da aynı hayvani yöntem. En nihayetinde ne oldu, zeka, hayvani güdüye galip geldi. Ve haysiyetin zerre zedelendiğini düşünmüyorum.

Söz kılıçtan keskindir, demiş atalar. Geçmişte ne kanlı sokup çıkarmalar yaşanmış ki bir ata öğüdü olarak bugünlere kadar gelebilmiş. Bir Will Smith severi olarak daha sıkı bir karşılık beklerdim. Hayır hayır, yatırıp şey yapmak yok. Esaslı bir “orta parmak” beyin kazanında piştiği zaman dünya gündemine bomba gibi düşebilir! Ama bunlar bir anda gelen saldırılar. Kazanın altında yedi yirmi dört ateş yanmıyor ne yazık ki. Bir de bakmışsın daha ne olduğunu anlayamadan hayvani bir iştahla yatırıp basıvermişsin tokadı…

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Ve Tanrı Benimle Konuştu

düşünce felsefesi

Düşünce Felsefesi

düşünce felsefesi

Ellerim ve dudaklarım kafanı karıştırmasın. Onlar düşünen bir beynin sadık kuklaları. Emir geldikçe kıçını kaşıyan ya da aylakça ıslık çalan kullar. Yoktur emirleri sorgulamak gibi asi huyları. Ama çok daha asildirler bundan. İnanmazlar el ve dudak cennetine gideceklerine. Çünkü ne elleyecek ateşli bir vücut, ne de emecek bir uzuv vaadedilmiştir onlara.

Düşünce! Yani insan için tek gerçek Tanrı. Onu göremez, ona dokunamazsın. Benzemez hiçbirine yaratılmışların. Ve stabil bir tanrı olduğu da söylenemez; Pekala bir cellat kadar İlkel kalabilir. Ya da dönüşebilir filozof tarzı bir üst akla.

Garip gelecek ama secde eden ellere dahi emri veren bu ‘Düşünce’ tanrısıdır. Onun akıl etmediği hiçbir şeyi düşünemezsin. Ve her zaman bilinçli olmak zorunda değildir kararları. Yarı gövdesi cehennem demektir bu. Yani bilinçaltı. Derin korkuların kapatıldığı bir hapishane.

Beynimizin İlkel katmanında dönen dolaplar, bedenin rahatına hizmet eden bir düzenektir. Ve siz onu kötülük diye tanımlıyorsunuz. Eğitilmemiş aklın azgın sosyopatı! Oysaki doğada ne iyi vardır ne de kötü. Ama medeniyeti yaratan da en nihayetinde odur. İleri aklın emirlerine karşı gelen her akıl şeytanidir öyleyse. Şeytanın yarı sureti Tanrıya aittir.

Ya duygular? Hani o beynin orta katmanında boy veren aşk, sevgi, merhamet ve evlat acısı? Hepsi de düşünce tanrısının ayrı ayrı özellikleri değil midir? Yani “Bir” olanın farklı yorumları. Duygular ise aklın melekleridir. Bu duygular da karşılıklı olarak düşünceyi şekle sokarlar.

Ah, bazen akıl bozulur ve delilik baş gösterir. Ama delilik bile birin bir başka yorumudur. Aksayan ayağın hâlâ ayak olması gibi. Sadece maratona katılıp dereceye giremez, o kadar.

Düşünce! Belki de maddenin dördüncü hali. Evrenin kendini anlama biçimi! O bile, kişi yaşadığı sürece hayatta kalabilir. Nihayetinde Tanrı bile olsa, ölümün soğuk kollarından paçayı kurtaramaz. Aslında kurtarması da gerekmez. Yaşamın ve kâinatın kutsal nedenlere sığınmaya ihtiyacı yok. Tanrı bana seslendi. Ve tam olarak dedi ki: “Doğumum bir bebeğin doğumuyladır. Ölümüm bir insanın ölümüyle… Hayata tutunabilmek için bana İhtiyacınız yok.”

İşte budur Günay Aktürk felsefesi…

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Pınar Gültekin Anısına

Pınar Gültekin Anısına

Tehlikeli Suçlular - İlginç Yasalar

Pınar Gültekin Anısına

İnsan suçlular karşısında mı daha korunaksızdır yoksa yasalar karşısında mı? Kolaydır meşru müdafaa hakkını kullanmak, vicdanı bir kambur gibi sırtında taşımak pahasına! Ama iffetin ve onurun yüceliğini kanıtlamak kolay mıdır yargıç karşısında?

Sırf düğmesini ilikledi diye bir katil, öldürülen şu kadından daha mı saygın görünür? Ya da o gün ellerini yıkayıp tırnaklarını kesti diye… Ya bir de dişlerini fırçalamışsa bahşiş niyetine en coşkulu alkışı kapmaz mı adaletten?

“İyi hal” dedikleri nedir gerçekten? Pişmanlık göstergesi mi? Zindan korkusu mu? Peki iyi hal indiriminin uygulanması ne ile açıklanır? Yok edilmiş bir hayatın ikinci kez üstünden geçilmiş olmasıyla mı? İndirin öyleyse indirebildiğiniz kadar! Hele bir de cinnet geçirdiğini iddia etmiş ve “Namusumu temizledim Hakim Bey!” demişse. Bunu demeyi özellikle akıl etmişse! Hele bir de kıskanmış, erkekliğine yedirememiş, çok ama çok sevmişse!

Mahkemeden bir karar çıktı. Yeteri kadar gereği düşünülmüş müdür bilmem ama her karar ilkin vicdan mahkemesinde veriliyor. Sevgili yargıcımız suçluyu kendi yerine koymuşsa, suçun cezası pek bir gülünç görünür göze! Beni anlayabiliyor musunuz?

Belli ki aziz ve aciz olan şu insan evladı yasalar karşısında çok daha korunaksız. Suçlularla topyekun savaşabilirdik şayet daha ahlaklı bir toplum olmayı başarabilseydik. Sorun sadece adalet sorunu olsaydı yargıçları durdurmaya da gücümüz yeterdi. Ve bizi bastırabilmek için bütün bir orduyu kullanmak zorunda kalırlardı eğer halkın büyük bir çoğunluğu genç bir kadın için “O da öyle giyinmeseydi!” demeseydi…

Günay Aktürk

Tehlikeli Suçlular - İlginç Yasalar

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Olduğun Gibi Gel – Rabindranath Tagore

Rabindranath Tagore’un Olduğun Gibi Gel şiirini alegorik olarak anlatan, koşan bir kadın figürü, kararan gökyüzü, kopan takılar ve sönen fenerle çok katmanlı bir sahne

Bir Rabindranath Tagore Şiiri

Bu şiir, Hint edebiyatının evrensel sesi Rabindranath Tagore’un insanın doğallığını, süssüzlüğünü ve olduğu hâliyle kabul edilişini merkeze alan çağrısını yansıtır. Olduğun Gibi Gel, biçimden çok hakikati, görünüşten çok özü savunan yalın ama derin bir metindir.

Olduğun Gibi Gel - Sözleri

Olduğun gibi gel!
Süslenmek için uğraşma.
Saçının örgüleri çözüldüyse
Ayrımı düzgün değilse
Korsenin kurdeleleri bağlanmamışsa, aldırma!
Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

Çimenlerin üzerinden koşar adımlarla gel!
Dudağının boyası çiğ taneleriyle silindiyse
Ayaklarında şıngırdayan bilekliklerin gevşek duruyorsa
Kolyenin incileri koparak yere düşüyorsa aldırma!
Çimenlerin üzerinden koşar adımlarla gel!

Gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor görmüyor musun?
Irmağın karşı kıyısından turnalar havalanıyor.
Ve anında rüzgar gibi, arka arkaya
Geniş fundalıklar üzerinden geçip gidiyorlar.
Ürkmüş koyun sürüleri ağıllarına koşuyor.
Gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor görmüyor musun?

Aynanın önündeki feneri yakma boşuna.
Alev yine titreyecek ve rüzgar onu yine söndürecek.
Gözlerin sürmesiz olsun ne fark eder ki?
Gözlerin gökyüzündeki bulutlardan daha siyah,
bilmiyor musun?
Aynanın önündeki feneri yakma boşuna.

Rabindranath Tagore’un Olduğun Gibi Gel şiirini alegorik olarak anlatan, koşan bir kadın figürü, kararan gökyüzü, kopan takılar ve sönen fenerle çok katmanlı bir sahne

Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!
Çiçeklerden tacını öremediysen ne önemi var?
Bileziğinin kopçası kapanmıyorsa bırak kalsın.
Gök bulutlarla kaplandı, vakit geç oldu…
Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

Rabindranath Tagore

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Yozgat : Haçlıları Bile Korkutan Şehir!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Belki Bir Faydası Olabilir Bu Şehrin!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Bir Yozgat’lı olarak ne yazık ki yozlaşmış bir kent olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ne olmuş yani, insan hep doğduğu şehirle övünecek değil ya. Kendini dünyalı olarak ilan eden biri için böyle bir övünç saçmalık. Nereli olursanız olun. Her yıl bahar şenliklerimizde kadınlarımıza sarkmak için Sorgun ve Yozgat merkezden gelenlerin varlığını iyi biliriz.

Belki bir faydası olabilir bu şehrin. Dünya nereye doğru gittiğini bilen ama sonunu umursamayan hastalıklı liderlerle dolu. Olası bir 3. Dünya Savaşı’nda ne olacak? Bugün onu konuşuyoruz arkadaşla. Büyük şehirler felaketin olur. Hele ki bizim gibi başkentte yaşayanlar için. Kızılaya atılacak bir bomba Polatlı’ya kadar uzanır.

Kurtulsan bile kıtlık ve ölüm bekleyecek seni. Akıl hastalarından liderler yaratmanın bir sonucu. Deli gibi Nükleer bomba istifleyen bir ırktan bahsediyoruz. Kitabın beşinci sayfasında başını gösteren bu silah, ellinci sayfada umarım patlamaz. Olursa da geri zekalı bir türe dahil olduğumuzu kanıtlamış olurlar.

Yozgat bunun neresinde? Ne alakası var? En azından böyle silahlar yapacak düzeyde değil. Bu kent ile tek derdimiz olsa olsa “imam hatipler kapatılsın” düzeyinde kalır. Şöyle bakıyorum da ne masumane bir sorunmuş aslında.

Bağın bahçen varsa sahip çık kardeşim. Paran varsa altın al, platin al, hatta teneke bile işini görür. Şehirler Walking Dead dizisindeki sahneleri aratmaz. Yozgat’a gelirseniz bahçeden bir salkım domates verebilirim, şayet akşama gitmiş olursanız. Espri mi bu şimdi? Evet öyle. Dünya birbirini yemeye başladığında aklınızı kaybetmemek için bolca ihtiyacınız olacak!

Ufak bir parantez. Tanrının bu felakete karşı çıkmayacağına bahse girerim. Ortada dua edilecek bir mezar kalmayacağı için de kutsal ananelerimizi yeniden elden geçirebiliriz. Açlığın aşktan daha tez zayıflatıp avurdu avurduna geçecek suratlardaki kaybolan güzellik sebebiyle ayna satışlarında azalma görülebilir. Şimdiden aklımızı başımıza devşirmemiz lazım. Her şakaya aptalca gülen gerilemiş bir zekayla dünyayı nükleer silah ile yok edecek aptal liderler arasında sanırım her zaman tuhaf bir paralellik var!

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

Uzak Durmalı Tanrı Sureti Taşıyanlardan!

Tanrı şeytana sofra kurmaz. Bunun yerine şarabına ilaç katıp ayarını bozar. Sonra da “Kenefi pisleten piç kurusu sendin değil mi?” diye bağırır. Parmak gösterir. Etraftaki melekler ve iblisler de hemen ikna olurlar. Kafa sallayıp arka çıkarlar. Her yerinden irin ve günah akan bir topluluğun kendini temize çekme ayini! Sonra da kurban ateşe atılır!

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır!”

Platon

Kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın!” der bir yüce ozan. Tanrı sureti taşıyanlardan uzak durun! Sizi bir kasırga gibi saran tok sesli insanlardan… Ve tonlaması düzgün ayet biçimli cümleler kuranlardan… Sizi eşiti olarak görmezler.

En şatafatlı Tanrı suretlinin bile içinde bir şeytan nefesi vardır! Ve sizler eninde sonunda o “Son akşam Yemeği“nde kurban edileceksiniz: ki melekler ve iblisler katına yükselebilesiniz!

Yargılanacaksınız! Cenneti uğruna etinizi sunduğunuz efendiniz tarafından yargılanacaksınız. Önce tadınıza bakılacak, sonra da ruhunuza binlerce bıçak saplanacak! Öleceksiniz! Yeni bir Tanrının ateşli ayetleriyle dirilene kadar da ölü kalacaksınız!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more