İnsanın Özü Arzudur

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Bedenini Kontrol Eden Zihnini de Kontrol Eder

İnsanın Özü Arzudur

Sonsuz karşılaşmalar içinde bir ağacı misal göster kendine. O da ister ki gövdesinde karıncalar dolansın. Bal yapsınlar kovuklarına kovanından kovulmuş arılar. Ama onun da neşesi borcun bahşişi kadardır. Bir yaz yağmuruna karşılık otuz kasırga… Bizde bedevi bahtı varsa, onda da çöl ayazı vardır. Her seferinde gelip onu bulur!

Onun kurtuluşu da bizimkine benzer. Kara kış bu yerküreyi terk ettiği gün ağaç da özgürlüğüne kavuşacak. Yapraklar da dertli soğuktan bir insan kadar. Belki insan gibi dile gelmez ama o da başka türlü üşür.

Ama rüzgara da hak verin. Karşı koyamaz doğa kanunlarına. Kavurucu sıcaklarda kaç dilenci duası biriktirmişti oysa! Bugün hortuma dönüştü ise, o da varlığının diğer yarısı. İlkinde iyiydi de şimdi mi kötü oldu? İyi ya da berbat olduğundan değil aslında, sadece bizdeki etkilerini yorumluyoruz.

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Ay, bu gezegenin güçlü çekimine yenilip neden düşmez dünyaya? Neden durur öylece ortalık yerde? Ne diye çekip gitmez ki kendi yoluna? Ya da neden düşmez? Çünkü o da aynı yasaya tabidir. Gel-git derler adına, eylemsizlik ilkesi derler. Duruyorsa durmaya, gidiyorsa gitmeye devam eder. Bütünlüğünü korumak için o ana kadar ne yapıyorsa, onu sürdürmeye devam etmek zorunda.

Kendinizi ne zaman farelerin bile burun kıvırdığı bir kalıp bozulmuş peynir gibi hissederseniz bu ilkelere sarılın: ‘Var kalma çabası‘na: Eylemsizlik ilkesine sarılın ve var kalın. Bilinçsiz bir rüzgar ve ay kadar kararlı olun.

Spinoza: “İnsanın özü arzudur!” der. Yaptığı bütün davranışlar belli bir isteğin arzusundandır. Sizi sert bir dille eleştiren patronunuz iyi ya da kötü değildir. Sadece olumsuz duygulanışların etkisinde kalmış zayıf bir insandır. Eğer ilgilendiğiniz bir kimse sizinle ilgilenmiyorsa, hissettiğiniz acıyı “kederli duygulanış” diye tanımlayabiliriz. O duygunun etkisinde kaldığınız ölçüde güçsüzleşir ve zevk aldığınız ölçüde güçlenirsiniz.

Hayatlarımızı sahip olduğumuz zeka ile yönetmemiz umulurken, duygularımız zihnimizden daha çok çalışıyor. Ve baştan aşağı duygu alıcılarıyla doluyuz. İnsanın iki şekli vardır. İlki neşeli duygulanış, ikincisi ise kederli duygulanış. İnsanları hep bu iki halden birini yaşarken görürüz. Zihinde oluşan fikirler aslında bedenin fikirleridir. Birisiyle göz göze geldiğimizde arzunun türlü hallerinden biri öne çıkar ve bedenimiz zihnimize kendi fikrini sunar. Anılarınızı düşünün. Eski deneyimlerinizle ya seviniyor ya da acı çekiyorsunuzdur.

Meselâ hoşunuza gitmeyen ‘çirkin’ bir bakışı daha sonra yeniden hatırlar ve o kişiden uzak durmayı seçersiniz. Bedeninizin cinsel doyuma ulaşmak istediği güzel bir beden daha sonra ‘aşk’ denilen acılı duyguyu doğurabilir. Bedenlerin karşılaşması! Şiddet için de benzer şeyler söylenebilir. Vücudunuzda acılara yol açan o elleri düşünün! İnsan zihninin zevke kucak açarken acıya karşı nefret besleyen bir yapısı var. O insan sırf şiddete başvurduğu için kötü değildir, sizde uyandırdığı kederli duygulanıştan dolayı kötüdür. Yoksa V For Vendetta filminin o meşhur repliğindeki: “Şiddet iyi yönde kullanılabilir!” sözünü nereye koyacaksınız!

O halde bedenini kontrol eden zihnini de kontrol eder, dersek yanlış olmaz.

Kaşınan deri sadece zevk verebilirdi eğer fazla kaşımaktan dolayı acıyı doğurmasaydınız. Önce zevk vardı. Ve hiç doğmamış olan bu acı, yarının bir mucizesi olarak kalabilirdi. Ama acıyla da barışmak gerek. Onu düşmanımız olarak görürsek, kederli duygulanışların hakim olduğu şu dünyada zihnimizin iç çatışmalarından asla kurtulamayız. Zevk alma yöntemlerimizi çeşitlendirirsek neşeli duygulanışlarımızı da çoğaltabiliriz. Ama bunu yaparken arzunun neşe ve keder adında iki yüzü olduğunu kabullenmek kaydıyla.

Size sadece zevk vaat edildi. Herkesin cennete gitme gibi bir çabası olduğu tesadüf değil. Oysa cehennem cennetin içindedir. Asıl “sonsuz cennet” fikri zihni uyuşturan bir morfindir ki sizi cennetten uzak tutan da odur.

 

Günay Aktürk

Read more

Aptal İnsanlarla Fingirdeşen Aptal İnsanlar

Şelale Balıkları Bu İnsanlar!

aptal insanlar - günay aktürk

“Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz.”

Martin Eden
Jack London

Dün bir mekanda otururken Bukowski okuyordum. Yalnızlığı anlattığı bölümünde bir cümle özellikle dikkatimi çekti. Diyordu ki: “Aptal insanlarla fingirdeşen aptal insanlar…” Kaliteli bir yalnızlık tarifi.

Hayat ya gerçekten köküne kadar maymuni ya da bizde bir tuhaflık var. Kendi başının çaresine bakabilen insanlar! Güzel. Yazıda yabanda kalırlarsa kurt sürüsüne kumanya olmazlar. Ama siz de onun süregelen alışkanlıklarına kurban gidersiniz.

Bu değil meselenin özü. İnsanı yalnızlığa sürükleyen aptal insanların çokluğu. Çok fazla seçeneğin olmaması. Ve günün sonunda oltada balık olursun. Aşık olsan bile gider karakterine en ters insanı seçer içgüdülerin. Sonra bir ömür iğneyi çıkartmak için uğraş.

Doğru insan doğru zamanın kayıp kişisidir. Alıcılara takılan yanlış titreşimlerdir aşk. İster aklı başında yetişkinler gibi davransınlar, isterse de memeden kesilmemiş bir çocuk gibi ağlamaklı… Doluluk ve olgunluk ne güzel sözler edebilme yeteneğinde, ne de güce ulaşabilmek için gerekli yeteneği sergileyebilmektedir.

Köpeklerin başını okşuyormuş olgun şahıs! Peki, kedileri sıkıştırmayacağının garantisini vermiş mi? Çok fazla okuyormuş. Hiç değilse Kant’ın etik anlayışına benzer bir felsefeyi içselleştirebilmiş mi? Hiç aldatmamış. Hiç deneyimlemiş mi bunu?

Şelale balıkları bu insanlar. Derin dalışlar bekleyemezsiniz. Sürekli bir düşme hali söz konusudur. Sersemlik ve sarhoşluk düzeni. Ne farkı var sanki kafa travmasından…


Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Bukowski kadınlar ve cinsellik

Charles Bukowski ve kadınlar üzerine yazdıkları

Bukowski kadınlar ve cinsellik başlığı altında toplanan metinler, Amerikan edebiyatının en tartışmalı yazarlarından biri olan Charles Bukowski’nin okurla kurduğu sert ve filtresiz ilişkinin en çıplak örneklerindendir. Bukowski’nin bu yazılarında cinsellik yüceltilmez, kadın figürü idealize edilmez; aksine insan ilişkilerinin kaba, çelişkili ve çoğu zaman rahatsız edici tarafı olduğu gibi aktarılır. Bu dil, kimi okur için samimi ve dürüst, kimi içinse itici ve kırıcıdır.

Ancak Bukowski’nin metinlerinde hedef alınan yalnızca kadınlar değildir; yazar en acımasız eleştiriyi çoğu zaman kendisine yöneltir. Kadınlar ve Cinsellik Üzerine yazıları da tam olarak bu çatışmalı insan hâlinin edebi bir kaydıdır.

Bukowski’nin kadınlar ve cinsellik üzerine sözleri

İlk deneyim mi? İlkini düzmek gerçekten tuhaftı. Bilmiyordum. Bana yalamayı filan öğretti. Hiçbir şey bilmiyordum. “Hank!” dedi. “Büyük bir yazarsın ama kadınlar hakkında bir bok bilmiyorsun!” Ben de dedim ki: “Ne demek istiyorsun, bir sürü kadınla düzüştüm ben.” “Hayır, bilmiyorsun, izin ver de sana öğreteyim.” dedi. “Pekala!” dedim.

Sonra: “Sen çok iyi bir öğrencisin, hemen kapıyorsun.” dedi. Bu kadar. Ama yarık yalamak filan bir süre sonra insana kendini uşak gibi hissettiriyor. Kadınları memnun etmek hoşuma gidiyor. Ama cinsellik çok abartılıyor moruk. Seks sadece abazansan harika.

Charles Bukowski’nin siyah beyaz portresi, yanında yatak ve dağılmış çarşaf imgeleriyle cinsellik temasını ima eden edebi alıntı görseli

Hayatımın yarısı yatakta geçiyordu bir ara. Bilmiyorum, bir trans haliydi galiba, düzüşme transı. Düzüş, düzüş, düzüş. Öyleydim! Ve kadınlar birkaç laf ettikten sonra bileklerinden kavrarsın: “Hadi güzelim.” Yatak odasına götürüp düzersin. Ve itiraz etmezler moruk. O ritme girdikten sonra takılırsın. Çok fazla kadın var ortalıkta. İyi görünürler ama kopmuşlardır. Tek başlarına yaşarlar, işe giderler, eve dönerler. Birinin onları öyle götürmesi büyük şeydir onlar için. Bir de oturup içiyor ve konuşuyorsa, iyi vakit geçiriyorlar demektir. İyiydi. şanslıydım. Çağdaş kadınlar. söküklerini dikmezler ama. onu unut.

Benim kadın düşmanı olduğumu düşünüyorlar ama değilim. Kitaplarımı okumayıp duyduklarıyla karar veren insanlar bunlar. “Bukowski kadın düşmanı bir domuzdur!” Bunu duyuyorlar ama işin aslı nedir diye merak etmiyorlar. Evet, zaman zaman kadınları aşağıladığım doğru. Ama erkekleri de aşağılıyorum. Hatta herkesten çok kendimi aşağılarım. Birinin aşağılanmayı hak ettiğini düşünüyorsam aşağılarım. Erkek, kadın, çocuk, köpek fark etmez. Kadınlar fazla hassas, ayrımcılığa maruz kaldıklarını sanıyorlar. Onların sorunu da bu.

Charles Bukowski

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Ey Cemaat, Ön Sevişin!

ön sevişme

Diri Tutar O Tüm Bağları

ön sevişme

“Lakin sevişmeyerek geçen ömür hederdir. Dünyada aşık olmak herkese mukadderdir.”

Sabahattin Ali

Bizim Camal Ağabey anlardı o işlerden. Şu dizesini bilirsiniz ustanın: “Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah. Daha neler! Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının!

Saçı uzuyorsa, boy verip serpiliyordur. Devamını kendi kalemimden sürdüreyim bunun: “işte tam zamanı kederin, cenk meydanlarında kadeh tokuşturmanın, aşkın tam zamanı…”

Tek bilen o değil, İlhan Berk de az değil. Şu da onun marifeti: “Kirlidir aşk çocuğum, o sıvı fosil, dölyatağı, o sürgün her şeydir…” Onun bu şiiri soyun devamına hizmet eder. “O sürgün her şeydir.” diyor. Bir can geliyor dünyaya. Şiirin yarısı biyolojikse, öteki yarısı zevkin hizmetkarı. Madem girdik yatağa, güzel bitirelim sonunu, biraz zevk alalım diyor. Çünkü öncesinde: “Daya ağzını kasığıma!” diye yön veriyor gidişata.

Sevişmek yalnız şair ve yazarlar tarafından kutsanmıyor ki. Dinde de var. Şöyle bir hadis: “Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız.” İslam, ‘ön sevişin’ diyor. Bana bunlarla geleceksin fetvacı başı!

Güzeldir sevilmek ve dahi aşk etmek. Ömrü uzatır, psikolojiye yağlı ekmek sürer. Ama özü de bambaşkadır. Ön sevişme dediysek, sonu yatağa, ucu cinselliğe varan bir şey değildir. Sabah evden çıkarken boynuna iştahlı bir dudak harekatı, mutfakta aniden sıkıştırma türünden şeyler. Pek çok insan bunun, cinsel ilişki öncesinde tavuğu kızartıp tava getirmek eylemi olduğunu sanır. Amma değildir. Öyle olsaydı geri kalan zamanlarda ne olurdu? Pencereden giren bir sonbahar esintisi gibi bir üşüme, bir soğuma yaratırdı.

Ön sevişme, sevginin ve tutkunun avansıdır. Aslında gerçek aşk tam olarak budur. Bağları diri tutar. Gün içinde telefondayken sıcak bir nefes… Sonu her zaman cinselliğe bağlanmaz. Onunla her karşılaşma, her randevu yeni bir tanışma evresinden sayılır.

Günay Aktürk

Read more

Her Zaman Daha Cazip Ve Daha Lezzetli

alışkanlık

Hep Aynı Alışkanlıkların Kurbanıyız

alışkanlık

Dedi ki: “Hep aynı alışkanlıkların kurbanıyım. Ciğerime sürüngen dişlerini geçiren ne kişilerdir ne de olaylar. Hatalarını her yeni insanda bir kez daha tekrarlayan biriyim. Farklı sonuçlar alabileceğimi mi düşünüyorum? Benim yöntemlerim ilkel.

Bu bağımlılık aşılabilirdi şayet sigara filtresinin dudaklarımda bıraktığı lezzetten kurtulabilseydim. Sonunda beni ne öldürecek? Lezzetten uzak mı durmalıyım? Daha pahalı bir tütün mü içmeliyim?

Kumara yeniden dönmezdim eğer kaybetme riski zihnimde bir zevke dönüşmeseydi. Suç, kart çalanlarda mı yoksa kumarhanede mi? Her seferinde aynı kumarbaza mı yeniliyorum? Yoksa içimdeki açgözlülüğün lezzeti yeni kumarbazlara mı götürüyor beni?

Bu okların ucu ne kadar da sivri. Her seferinde delip geçeceğini anlamam için daha ne kadar vurulmam gerek? Kendime yeni bir çalılık mı bulmalıyım yoksa ormanı mı değiştirmeliyim? Yeni ormanda kurumuş yeni dallar: hani basınca çatırdayan ve kendine yeni avcıları çeken türden. Kurumuş dalların ne suçu var, adımlarım pek avanakça…

Bu şehirde yeni bir “ben” olarak doğmam gerek. Avcının şekli değişebilir ama avlanma güdüsünün lezzeti sona ermez. Yem olma alışkanlığım sona ermedikçe bugünkü tuzaklar yarın şekil değiştirebilir. Ama her zaman daha cazip ve daha lezzetli görünürler. Av ile avcı tam da bu ortak paydada buluşurlar. Ama ona yaklaşmanın, koklamanın ve ısırmanın da bir yolu yöntemi var.

Evrim, doğaya uyum sağlamayan canlıları affetmez. Ve ben insan olarak bundan neden muaf olayım ki? Uyum sağlamak onlardan biri olmak ya da onlara yaklaşırken kalkanı indirmek anlamına gelmez. Tuzağa sevdalanmadan onları alt etmek gerek. İlkel olandan lezzeti uzak tutmalı…

Read more

Tavasin – Hallac-ı Mansur (En-el Hak)

tavasin - hallac-ı mansur

Ve Şeytan Kovuldu!

Hallac-ı Mansur‘un “Tavasin” En-el Hak adlı kitabında şeytanın cennetten kovuluşunu okuyoruz. Yani bir de bu gözle bakıyoruz olaya.

Hallac-ı Mansur - Tavasin (En-el Hak) Kitabından

Tanrı şeytana sordu: “Secde etmiyor musun ey alçak?” O da şöyle söyledi: “Daha doğrusu aşık demeliydin. Aşıklar hor görülür. Bu yüzden beni alçak ve aşağılık diye adlandırıyorsun. Bana olacakları anlaşılır kitapta okudum ben ey her şeye gücü yeten ve sonrasız olan! Öyleyse nasıl alçaltabilirdim kendimi Adem’in önünde? Madem ki onu topraktan ve beni ateşten yarattın, bu iki karşıt varlık anlaşamazlar. Ben sana daha uzun bir süre hizmet ettim. Benim erdemim onunkinden daha yüksek, bilgim daha geniş. Eylemlerim daha yetkin.”

Yüce Tanrı ona dedi: “Seçim benimdir senin değil.

O da şöyle dedi: “Tüm seçimler gibi benim seçimim de senindir. Çünkü sen beni seçmiş bulunuyorsun ey yaradan. Onun önünde secde etmemi sen engelledin. Sözlerimde yanlışlık olsa benim böyle konuşmama izin vermezdin. Çünkü sen her şeyi duyansın. Onun önünde secde etmemi istemiş olsaydın buna boyun eğerdim. Seni benden daha iyi tanıyan bir kimse bilmiyorum bilgilerin içinde.”


Tavasin – Hallac-ı Mansur

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Anneme Mektup – Sergey Yesenin

anneme mektup - sergey yesenin

Anneler Gününe Özel Şiir

Şiir : Anneme Mektup (Anneler Günü Özel Şiir)
Şair : Sergey Yesenin
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 56. videosu. Bu defa Rus Edebiyatından şair Sergey Yesenin ve “Anneme Mektup” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Anneme Mektup - Sözleri

Sağ mısın henüz ihtiyarcığım?
Ben de sağım. Selam, selam!
Döksün çatısından yuvacığının
O betimsiz aydınlığını akşam.

Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.

Ve akşamın mavi karanlığında sana
Sık sık görünüyormuş bir acıklı düş:
Meyhane kavgasında birisi güya
Fin işi bıçağını yüreğime gömmüş.

Değil anacığım! Dinsin gözünde yaş.
Başka şey değil bu, acı bir karabasan.
Olmadım daha öyle sefil bir ayyaş,
Hiç ölür müyüm sana kavuşmadan.

Eskisi gibiyim yine, öyle sevecen ve sıcak
Ve yalnızca bir düşte yanıyor yüreğim,
İçimde başkaldıran özlemle çabucak
Alçacık evimize döneceğim.

Döneceğim, baharın ak bahçemizde
Salınınca dallar dört bir yandan.
Ancak sen uyandırma beni sekiz yıl önce
Uykumu böldüğün gibi gün ağarmadan.

Uyandırma o düşler içinde gideni,
Dalgalandırma o gerçekleşmeyeni,
Çok erken bir bitkinliği ve yitimi
Çekmek beklermiş yaşamda beni.

Dua etmeyi de öğretme bana. Eksik olsun!
Eskiye dönüş hiç yok artık.
Sensin tek dayanağım ve avuntum,
Tek sensin bana betimsiz aydınlık.

Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.

 

Sergey Yesenin

Read more

Bayramınız Mübarek Olsun!

bayramınız mübarek olsun

Yoksul İnsanlar Oruç Tutmamalı!

bayramınız mübarek olsun

Bayramın mübarek olsun.” dedi metrodan inerken. “Ama hiç katkım olmadı ki!” dedim: “Siz otuz gün boyunca aç kaldınız. Oysa gün içinde kaç kez top patladı bana.” “Sevindi açlığının tasdik edilmesine.

Burun kıvırmakta geç kalmayıp: “Ama” dedim: “Sonunda ucunu bayrama bağlamayı başardınız. Üç gün üç gece bayram edeceksiniz. Bittiğine mi seviniyorsunuz? Aç kaldığınızla kalmayın da…”

Yoksul insanlar oruç tutmamalı. Ay başını zor getiren, ekmek ve yağ kuyruğunda bekleyenler; üstü başı yırtık, borç batağında kıt kanaat geçinen yoksullar… Yoksulun şekli de değişti gerçi. Modern yoksullar pek öyle değil. İlle de eski elbise giymesi gerekmez. Ev ile iş arasında mekik dokuyor bugünün yoksulu. Yani açlık sınırının altında yaşıyoruz. Ölmeyecek kadar lokma. Tatile bile bütçe yok.

Öyle bir yoksulluk ki kafanın içine kazınmış. Bir milyon doları olsa yine para arttırmaya bakar. Yiyip içmesini bilmez. İştahının gerektirdiğine bakmaz da, ucuz ve orta yollusunu seçer menünün. Yoksulluğun en kötüsü de bu.

Açlık sınırının altındaki birinin otuz gün aç kalması pek normal değil. Ekonomisinin dar boğazını her yıl yeniden cilalıyor. Tekrara dayalı bir sindirim sistemi: kabullenme. “Bu sene bir kez daha aç kal ki ait olduğun sınıfı unutmayasın.”

Hayır! Nefis kontrolü bu. Öyle miydi? Nefsine değil ama zaten cüzdanına bakıyor insan. Ayağını yorganına göre… Nefsine zaten hakim. Oruçla değil, cüzdanı ile. Beden kontrolü mü? Bu haliyle her tarafının döküldüğü konusunda da mı hemfikir değiliz? Bizlere öte alemlerden haber getirmek yerine, daha iyi bir yaşam sunmayı seçebilirdiniz. Dünyayı şekillendiriyorsunuz ama açlığın sebebini de kader diye geçiştirmekten başka bir şey gelmiyor elinizden…

Read more

Göğe Bakalım – Turgut Uyar Şiirleri

göğe bakalım - turgut uyar

Göğe Bakma Durağı

Şiir : Göğe Bakma Durağı
Şair : Turgut Uyar
Yorum : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisinde yeni bir video daha. Bu defa Turgut Uyar ve Göğe Bakma Durağı adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Göğe Bakalım - Sözleri

İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım.
Şu kaçamak ışıklardan, şu şeker kamışlarından,
Bebe dişlerinden, güneşlerden, yaban otlarından…
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
Bu evleri atla, bu evleri de, bunları da…
Göğe bakalım.

Falanca durağa şimdi geliriz, göğe bakalım.
İnecek var deriz otobüs durur, ineriz.
Bu karanlık böyle iyi, afferin Tanrıya!
Herkes uyusun iyi oluyor, hoşlanıyorum.
Hırsızlar, polisler, açlar toklar uyusun.
Herkes uyusun. Bir seni uyutmam, bir de ben uyumam.
Herkes yokken biz oluruz, biz uyumayalım.
Nasıl olsa sarhoşuz, nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda.
Beni bırak, göğe bakalım…

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum.
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi, ağaçlar gibi.
Sularım ısınsın diye bakıyorum, ısınıyor.
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim.
Sayısız penceren vardı, bir bir kapattım.
Bana dönesin diye bir bir kapattım.
Şimdi otobüs gelir biner gideriz.
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen. Başka türlüsü güç.
Bir ellerin, bir ellerim yeter. Belliyelim yetsin.
Seni aldım bana ayırdım. Durma, kendini hatırlat.
Durma, göğe bakalım.

Turgut Uyar

Read more

Adalet Mülkün Temelidir Ama…

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Kim Olacak Adaletin Aşçısı?

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Ülkede ahlak yetmezliği var demiştik. Kadını kendi ininde zincirleyen, yolsuzluğu ve düşmanca vaazları alkışlayan, kendinden olmayana ölüm fetvaları veren bir düzenin ahlaksızlığı. Üstelik bu ahlaksızlık tabana kadar yayılmış durumda. Peki, bu vahşi sürüye hangi onursuz “alık” çobanlık edecek? Bunu mu soruyoruz? Soruda hata var.

Filozof Kral Safsatası

Diyelim ki bir filozof bulduk ve zorla oturttuk başkan koltuğuna! Zorla diyorum çünkü bu böyle olmalı. Lider, liderlik makamına zorla oturtulmalı. Bunun için can atan insandaki liderlik vasıflarına pek güvenmiyorum. Bu sözü Platon’dan ödünç aldım. Ne diyordu? “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof.”

İnsanlık abidesi gibi görünen bu filozofumuzun bir parça diktatör olması kaçınılmaz. Halk adına, halka yapılan bir diktatörlük! Adı tarihe geçmiş pek çok devlet adamına şiddetli eleştiriler yapılması tesadüf değil. Bu vahşi sürüye kim çobanlık edecek, dedikten sonra “nasıl” sorusunu ekleyebiliriz.

Erdemi vahşilere zorbalıkla öğretirsin. Öğretmek değil aslında, sindirmek. Ah hayır! Ahlak suçlarının arşa ulaştığı bir ülkede onları Shakespeare’den alıntılar yaparak yumuşatacağımıza inanmıyorsunuz herhalde. Geçmişin kemirgenlerini sindirdikten sonra, ancak ondan sonra çocuklara -ki bu yeni bir dünya demek- sevgiden bahsedebilirsin.

Filozoflar da Pek Masum Değiller Hani!

Filozoflar kral olmalı demiştim ya hani, artık ondan da emin değilim. Bertrand Russell‘ın “Batı Felsefesi Tarihi“ni okudum geçenlerde. Bu sayede Sokrates‘in de Platon‘un da ne mal olduklarını gördüm. Sokrates’in, düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı masalıyla büyüdük. İsterse kaçabilirdi. Onu ülkeden çıkarabilecek çok güçlü dostları vardı, bunu teklif bile ettiler. Ama o ne yaptı? “Ayrılık vakti geldi ve herkes yoluna.” dedi. “Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrı bilir.” Evet Tanrı! Giz de burada zaten. Sokrates dindar bir adamdı ve cennete sadece filozofların gideceğine inanıyordu. Oraya gidebilmesinin tek yolu, o baldıran otunu içmekten geçiyordu! İyi ki onu adaletin aşçısı yapmadık!

Hele Platon daha fena! Onun hayalindeki devlette yaşayan bir şair olsaydım, önce yazdığım şiirler için teşekkür edecek, sonra da kovacaktı ülkeden! En eski sanat teorisi ona ait. Ona göre sanat, bir yansıtma aracı. Nasıl desem, diyelim ki siz bir ressamsınız ve armut resmi çizdiniz. Armudu yaratan Tanrıdır. Siz sadece yaratıcının yarattığı şeyi yansıtıyorsunuz. Bu yüzden yaratıcı özelliklerden yoksunsunuz. Diyelim ki yazarsınız. O zaman da sadece insana iyi gelen, güldüren, keyiflendiren şeyler yazabilirsiniz. İnsanı üzmek, kötüyü resmetmek yasak. Yasak kardeşim, yasak. Israr ederseniz, dediğim gibi sürülürsünüz. Ve bu filozof diyor ki: “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof!” Ondan adalet aşçısı olur muydu? Ben olsam şehrin anahtarını ona teslim etmezdim.

Sokrates’in baldıran içtiği, Platon’un zincirlenmiş bir sanatçıyı yönlendirdiği Bosch tarzı alegorik sahne

Kitabın bir yerinde Russell şöyle bir tanım yapıyor: “19. yüzyılda yapılan her bilimsel keşfe karşılık, Platon’un bir teorisine savaş açmak zorunda kaldık!” Metafizik üzerine kurulmuş bir felsefe, gayet doğal. Doğal olmayan şey, adının bunca parlatılması. O fikirlerle bu çağda yaşamış olsaydı, muhtemelen bilim düşmanı bir yobaz olarak damgalanacaktı. 

Hâlâ Yok Adaletin Aşçısı...

Tarihten anladığım kadarıyla, insanlık adaletin aşçısı konusunda hep tökezleyecek. Onu bulmak kolay da mutfakta sıkıntı var. “Adalet Mülkün Temelidir” esaslı bir aforizmadır. Ya da İnsan Hakları Beyannamesi. İkisi de hakikate hizmet ediyor. Sulu meyveler de ağaçta güzeller. Asıl olan, haramiyi bahçeden uzak tutabilmekte! “Mutlak güç mutlak zehirler!” diye boşuna dememiş adam. Bence insanlık, güçlü adamların yasaların üzerine çıkabilme yeteneğini engelleyebildiği gün, mutfağa dadanan karafatma sürüsünden de kurtulacaktır!

Peki, onca laftan sonra bugün kim sağlayacak o adaleti? Kutup ayıları mı yoksa boz ayılar mı? Hepsi de aynı dikenli ormanın ayıları! Bence bu çuvaldızın ucu herkese girmeli!

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more