Akılla Bir Konuşmam Oldu – Ömer Hayyam

Akılla Bir Konuşmam Oldu - Ömer Hayyam

Bir Ömer Hayyam Şiiri

Şiir : Akılla Bir Konuşmam Oldu
Şair : Ömer Hayyam
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 71. videosu. Bu kez İran Edebiyatı ve matematikçi, astronom, tarihçi, filozof ve şair olan Ömer Hayyam | Akılla Bir Konuşmam Oldu Dün Gece adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Akılla Bir Konuşmam Oldu Dün Gece

Akılla bir konuşmam oldu dün gece.
“Sana soracaklarım var.” dedim.
Sen ki her bilginin temelisin.
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim ne yapsam.
“Birkaç yıl daha katlan.” dedi.
Nedir, dedim bu yaşamak?
“Bir düş.” dedi “Birkaç görüntü.”
“Evi barkı olmak nedir?” dedim:
“Biraz keyfetmek için yıllar yılı dert çekmek.” dedi.
“Bu zorbalar ne biçim adamlar?” dedim:
“Kurt, köpek, çakal, makal!” dedi.
“Ne dersin bu adamlara?” dedim:
“Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar!” dedi.
“Benim bu deli gönlüm! dedim, ne zaman akıllanacak?”
“Biraz daha kulağı burkulunca.” dedi.
Hayyam‘ın bu sözlerine ne dersin?” dedim:
“Dizmiş alt alta sözleri hoşbeş etmiş derim.” dedi.

Ömer Hayyam

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Dört Bin Yıllık Aşk Şiiri – Büyüledin Beni

Dört Bin Yıllık Aşk Şiiri’ni simgeleyen, Sümer uygarlığı döneminde geçen aşk ve bereket temalı alegorik sahne

Büyüledin Beni | Günay Aktürk Seslendirmesi

Dört Bin Yıllık Aşk Şiiri insanlık tarihinin bilinen en eski aşk metinlerinden biridir. “Büyüledin Beni” olarak bilinen bu Sümer şiiri, Günay Aktürk tarafından yorumlanarak seslendirilmiştir.

Dört Bin Yıllık Aşk Şiiri – Büyüledin Beni (Metin)

Canlar canı
Ey sevgili güvey, canımın içi.
Ey güzeller güzeli, ballar balı.
Canıma can katan aslanım benim.
Güzellikte bir tane, ballar balı.
Büyüledin beni, bak titriyorum.

Dört Bin Yıllık Aşk Şiiri’ni simgeleyen, Sümer uygarlığı döneminde geçen aşk ve bereket temalı alegorik sahne

Güvey, beni yatak odana götür.
Büyüledin beni, bak titriyorum.
Al, yatak odana götür aslanım.
Gel güvey, koynuma gir sevişelim.
Baldan tatlıdır benimle sevişmek.
Dört yanından bal damlayan gerdekte
güzelliğinin tadına varayım.
Aslanım, koynuma gir, sarılalım.
Baldan tatlıdır benimle sevişmek.

Sevgili güvey, tadıma vardın ya,
anam kuş sütüyle beslesin seni.
Babam armağanlar yağdırsın sana.
Ben bilirim gönlün nerede şenlenir.
Bizde uyu güvey şafağa kadar.
Bilirim nerede sevinir yüreğin.
Aslanım bizde uyu sabaha dek.
Sen seviyorsun beni;
Yalvarırım sarıl bana, okşa beni, öp beni.

Benim efendim, koruyucu tanrım!
Enlil’in yüreğini şenlendiren Şusin’im,
sarıl bana, okşa beni.
Yerin baldan tatlı, okşa elinle,
güzelim giysileri okşar gibi.
Elini doldursun canım dokusu.

Genre: Spoken Word / Poetry
Language: Turkish
Artist: Günay Aktürk

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Gel, Gör Ama Gitme!

gitme - günay aktürk

Gerçekten Kaçacak Mısın?

gitme - günay aktürk

Ne iyiliğimi istiyorsun ne kötülüğümü. Ne bensiz daha mutlusun ne intihara meyilli. Ne bozulmakta benimle ağzının tadı, ne de zehir zıkkımsın. Kendi halinde bir yılbaşı hindisi gibi sadece varsın işte! Ne lezzet vaat ediyorsun ne iştah düşmanısın! Şaşılacak şey, yaprak kımıldamıyor bahçelerinde. Ya ben yanlış bir kuyumcu mağazasıyım, ya sen başka vitrinlerin kadını!

Gerçekten kaçacak mısın? Geceliğini bile değiştirmeden bir gece yarısı beni uykuda bırakıp! Elinde topuklu ayakkabılar ve yarı çıplak, kuşatma altındaki bir şehirden sınırı geçen kaçaklar gibi…

Belki terk edilmekten korkuyorsundur. Vardır öyle insanlar. Kaç kez yağmalanmış ve batırılmıştır ya düş gemisi! Sürekli kendi yalnızlığına terk edilmiştir! Peki, sen? Onlar terk etmeden ben hızlı davranayım mı dedin? Sonra ardı sıra gelen tüm gemileri kendi ellerinle kundaklayıp son filikaya atladığın gibi kaçıp gittin mi!

Belki bir baba travmasıdır bu! Her kız çocuğu babasının kundağında kadınlaşır. Odur onun erkek modeli. Soğuk ve sadakatsiz miydi seninki? Mutlu bir gelecek vaat etmiyor muydu? Bu yüzden mi hoşlanmıyorsun dokunulmaktan? Gün batımının romantizminden? Sana geçimsizliği mi anımsatıyor? Belki şiddeti! Aşağılanmayı…

Erkeğin başka modelleri de var oysa. Ama sana yabancı o versiyonlar. Belki nedeni budur. Tuhaf gelecek ama ben sana yabancıyım! Baban şair değildi sanırım. Ne sarılmasını bilirdi ne öpmesini. Tatlı sözlerin hazzına da yabancısın zira o derinliği sana aşılamadı.

Gel, gör ama gitme! Ben farklı bir versiyonum. Korkma görürüm diye içindeki boşluğu. Aşkın mükemmellikle alakası yok zaten. Akı var boku var! Hem bizim kökümüz derinlerde. Başka türlü çıkamazsın o kabuktan!

Acıdır ama yüksektir ihtimali sevgilim! Bir gün baban tarzı bir erkek tarafından öldürüleceksin!

Günay Aktürk

Read more

Temiz Eller Deneyi | Elin Temizi Nasıl Anlaşılır? | Günay Aktürk

Nasıl Anlaşılır Elin Temizi?

Temiz Eller Deneyi, insanın ahlakını, sanatla kurduğu ilişkiyi ve empati yeteneğini sorgulayan metaforik bir denemedir. “Elin temizi nasıl anlaşılır?” sorusu üzerinden, kirli güç ile temiz bakış arasındaki fark irdelenir. Günay Aktürk bu metinde, temiz ellerin gözlere yansıyan bir bilinç hâli olduğunu öne sürer.

“Mermerden bir elin mermerden bir kumaşı tutabilmesidir sanat.”
Thomas Ridgeway Gould, 1876 (Batı Rüzgarı)

Yukarıdaki alıntı üzerinden Temiz Eller Deneyi yapabilir miyiz sizinle? Deneyelim efendim.

“Adamın elleri mermer kadar sertti, mezar kadar soğuk. Hiçbir serçe ve hiçbir güvercin konmazdı bu ellere su içmek için. Kalın parmakları vardı. Ne bir bebeğin minik ellerine yakışırdı onlar ne de evlenme çağındaki bir kadının hayallerine… Yüzük parmağında paslı bir alyansın soluk gölgesi… Şimdi Osmanlı tuğrası işlemeli bir yüzük kapatmakta üstünü.

Ama ne çok talibi vardır o ellerin! Kabaymış ne dert, kanlıymış ne çıkar! Ah o zavallı gözler! Ah derin etkileniş! Ustası değildir bakıp da görmelerin!

Temiz Eller… Mermerden bir kumaşa mı dokunacakmış o sahtekâr? Oysa kabarıktır o elin günahı! Onu soğuk ve ıslak gecelerden sormalısınız. Kaç kez yıkanmıştır kanlı derelerde o eller…

Peki, nasıl anlaşılır elin temizi? Sanatkâr olsa mesela? Çıkmasa içi kitap dolu yapılardan? Türküler bestelese? Senaryolar yazsa?

Elin temizi gözlere yansır efendim. Siz belki nur dersiniz ona, ışık dersiniz. Ben “olmasa da olur” u okurum o bakışlardan. Ateşli savunucusu değildir hiçbir şeyin. O bakışlarda her şeyin boyu bir karınca sureti kadardır. Anlamıştır efendim, anlamıştır… Ama yitirmiştir anlamını anlaşılan şeyler! Sanat, kitaplar, medeni zekâ… Onlar koca denizde heybetli bir gemidir sadece. Bir zaman yolculuk etmiş ama sonunda inmiştir gezegenin ıssız bir adasına…

Ellerini görmek istiyorsanız, iyi bakın o gözlere. Temiz eller eleştirel bakar. Yani gerçekten anlamak için. Merhamet denilen şey de bundan beslenir. Belki siz empati dersiniz buna. Doğrudur. Kirli ellerin empatiden uzak olduğu da doğrudur. İyi bakın öyleyse! Sizi anlamak için zihninize yeteri kadar girebiliyor mu?

 

Günay Aktürk

Read more

Arthur Schopenhauer Aforizmaları

Arthur Schopenhauer aforizmaları, mutluluk, irade, yalnızlık ve insan doğası üzerine felsefi alıntılar

Mutluluk, İrade ve İnsan Doğası Üzerine Aforizmalar

Arthur Schopenhauer aforizmaları, mutluluk, irade, yalnızlık ve insan doğası üzerine söylenmiş keskin düşüncelerden oluşur. Bu seçme alıntılar, filozofun karamsar ama sarsıcı bakışını yansıtır.

Mutluluk ve Yalnızlık Üzerine Düşünceler

  • Mutluluk kendi kendine yetenlerindir. Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın.
  • Herkes kendinde eksik olanı sever. İnsan tutkulu bir aşk ile sevdiği kimseye aynı zamanda nefretin en koyusunu da duyabilir.
  • Ne değerli oluyor elde edemediklerimiz.
  • Belirsizlik, güvensizlik doğurur. Ve her yalan korkaklıktan doğar.
  • Kolay şey değildir mutluluk, kendimizde bulmak çok zor, başka yerde bulmak imkânsızdır. Çok mutsuz olmamanın en güvenilir yolu, çok mutlu olmayı istememektir.
Arthur Schopenhauer aforizmaları, mutluluk, irade, yalnızlık ve insan doğası üzerine felsefi alıntılar
  • Hiçbir şey şehvet duygusu kadar yanıltıcı değildir.
  • Deniz aşırı yolculuğa çıkan, yalnızca iklimini değiştirmiş olur, aklını değil.
  • Kendinde mantık ve irade olmayanı, akıl ile yönlendiremezsin.
  • Sıradan insanlar sadece zamanı geçirmeyi düşünürler. Herhangi bir yeteneği olan kimse ise ondan yararlanmayı düşünür.
  • İç dünyası zengin insan tamamen yalnızken, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle eşsiz bir eğlence bulur. Öte yandan ruhsuz biri, sürekli dernekten derneğe, oyundan oyuna, yolculuktan yolculuğa ve şenlikten senliğe koşsa bile can sıkıntısından kurtulamaz.

İrade, Tutku ve İnsan Zaafları

  • Gerçekte insanın kendi güçlerini kullanmasından ve hissetmesinden başka hiçbir zevk yoktur ve en büyük acı, insanın güce ihtiyaç duyduğunda yokluğunu hissetmesidir.
  • Dünyadaki bütün akıllar bir araya gelse akıldan nasip almamış birisi için hiçbir kıymet ifade etmez.
  • Bildiğimiz gibi erkek, kendisine yeterince kadın sunulduğu takdirde, kolayca yılda yüz çocuk meydana getirebilir; kadın ise, istediği kadar çok erkeğe sahip olsun, ikiz ihtimalini hesaba katmazsak, yılda sadece bir çocuk dünyaya getirebilir. Bu nedenle erkeğin gözü hep başka kadınlardadır; kadın ise buna karşılık tek bir erkeğe sımsıkı sarılır: Çünkü doğa onu içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden, gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler. Bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır, kadınınki doğaldır; dolayısıyla da kadının ihaneti, sonuçları bakımından olduğu kadar, doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir.

İrade, Tutku ve İnsan Zaafları

  • Dünyaya mutluluk ve zevk beklentisiyle dolu olarak adım atarız ve kader bizi hoyrat bir şekilde yakalayıp hiçbir şeyin bizim olmadığını, her şeyin ona ait olduğunu gösterene kadar bunu gerçekleştirmeye yönelik o aptalca umudu koruruz.
  • insan ne istediğini bilmelidir ve ne yapabildiğini bilmelidir. Ancak bu şekilde karakter gösterebilir ve ancak o zaman doğru bir şey yapabilir.
  • Biz bir kişinin varlığını bütünüyle yargılarsak, onun bizi ölümcül bir düşman olarak görmekten başka seçeneği kalmaz: Çünkü kendisi değişmez olduğu halde, biz onun var olma hakkını ancak bir başkası olması koşuluyla tanımak istemekteyizdir. Bu yüzden, insanlar arasında yaşayabilmek için, herkesin kendi verili bireyselliğini, her nasıl olursa olsun kabul etmeli ve ondan, türü ve yapısı izin verdiği biçimde yararlanmayı düşünmeliyiz; Ama ne değişmesini ummalı, ne de onu olduğu hali için yargılamalıyız. “Yaşamak ve yaşatmak” deyişinin gerçek anlamı budur.
  • Senin var olman, olsa olsa benim tarafımdan algılanmış olman demektir. Senin var olduğun yer benim tasarımımdır. Dolayısıyla, ben senin varlığının ilk koşuluyum.
  • Sıradan insanlar saatin parçaları gibidir. Kurulurlar, ondan sonra neden işlediklerini bilmeden işler dururlar.

Gitmeden Bunlara da Bakabilrisiniz

Read more

Arkadaşsız Olmak: Dijital Yalnızlık Üzerine

Dijital yalnızlık, TikTok kalabalıkları ve sosyal medya gürültüsü karşısında mesafeli duran birey

Potansiyel Yetmezliği Üzerine

Aklıma geldi yazayım dedim. Bugün ablamın bir sözüne denk geldim. Telefondaydı. “Hiç arkadaşı yok!” diyordu. En yakın dostuma söylüyor bunu! Bana dair. Kardeşlerin birbirlerine yabancı olmaları bilinmedik bir şey değil. O anda bir Holmes sahnesi geldi gözümün önüne. “Ayrıca benim çok arkadaşım vardır. Arkadaşı olmayan sensin, arkadaşsız Sherlock!” diyordu 🙂

Arkadaşsız olmak, potansiyel uyumsuzluğu ve dijital çağda yalnızlık üzerine felsefi bir anlatım

Kendimi şöyle bir tartım. Aslında geçmişten beri çok arkadaşım olmuştu. Bugün bile öyle. Ama kaçıyla sinemaya gitmek istedim? Kaç randevuya gönül soğukluğu çökmüş ve kaçını iptal etmiştim? Neden oldu ki bu? Okunacak kitaplar, yazılacak yazılar ve düşünecek fikirler mi birikmişti? Yoksa çocukluğumdan beri kendime geç kaldığımı ya da yetişemeyeceğimi mi düşünmüştüm? Bu yüzden mi kendimi asla yalnız bırakmadım?

Tartım biçtim. Aslında ortada bir potansiyel vardı ve dışarıda bu potansiyeli karşılayacak çok az arkadaş vardı. Seçtiğim yol felsefenin, bilimin ve sanatın yoluydu. Bu seçmeli bir dersti ve bizim sınıf oldukça sessizdi! Çok açık ki ne onlar tüm bunlarla ilgilenmiş ne de ben onların aptalca kahkahalarıyla alakadar olmuştum. Bu seni yalnızlığa iter miydi? Belli kalabalıklar içindeki yalnızlığa…

Kim Kimden Ne Kadar Eksildi?

Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe” adlı kitabında Soren Kierkegaard şöyle söylüyor: “Mutsuzluk, sevenlerin birbirine kavuşamamasında değil, birbirini anlayamamasında yatar.” Bu da ona denk. İnsanlar anlamak istemedikleri şeylerle ilgilenmezler. İlgilenmedikleri şeyleri anlamayı hiç istemezler.

Aslında çok yakın dostluklar için aynı frekansta olup değer vermek de bir yere kadar. Başta eksikliği hissedilmeli. Güzel bir havadis varsa paylaşılmalı. Bir hafta konuşmayınca “Yine kaç gündür hangi cehennemde, dur hele şunu bir arayayım!” diyebilmelisin.

Ama bunun için şahsen belli bir dozda duygusal derinliğe ihtiyaç duyarım. Bir haftadan sonra telefonun ucunda kollarını açarak koşan o cismin sıcaklığını betimleyebilmeliyim. Aradaki perdenin kalın ya da inceliğiyle alakalı. Kim kimden ne kadar parça koparmış! Kim razı, kimin eyvahları var…

TikTok’suz Olmak Ayıp Sayıldığında...

Bana TikTok adresimi soruyorlar. Sorarken elleri telefonda. Arayıp bulacak ve anında ekleyecekler. Hesabım yok deyince şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla kalkıyor kafalar. “Niye ki?” Samanyolu Galaksisinin bir ucundan bir ucuna gitmek yüz bin yıl sürüyor, dediğimde bu kadar ilgilerini çekmemişti.

Bu platform kuşkusuz muazzam bir kitleye sahip. Üretimini yaymak için yüksek potansiyelli bir yer. Orada yer almamak biraz ahmaklık olarak görülebilir. Bu benim de dikkatimi çekti. Yazdığım şeylerin dozajı ortada. Peki, şu dizelerimi orada kime nasıl yedirebilirim: “Kan uykularıma davettir asılsız ölüm korkuları! Her gece bir zindanda kurulur yağlı urganım!

Dijital yalnızlık, TikTok kalabalıkları ve sosyal medya gürültüsü karşısında mesafeli duran birey

Yediremezsin. Öyleyse kaliteyi düşürmeden oraya özel nasıl bir üretim yapabilirsin? Ben de bir formül buldum. Nasıl mı? Az Erotik Çok Müstehcen Şiirler planını devreye sokarak. “Ver Mehteri” şiiri bunlara bir örnek. Anladıkları dilden:

Gel gelelim şu bizim
Çükümüz de çük vallah
Şükür olsun derdimiz
Çükten başka yok vallah

İsteyene ver bunu
Melül melül bakıtma
Köy çeşmesi değil bu
Dakka başı akıtma

Ver mehteri mehterci
Yolumuz uzun bizim
Böyle bozuk nefisle
Sonumuz hazin bizim

Şaka bir yana bu şiiri yazmamdaki amaç Tiktok değildi. Bir tane bile olsa müstehcen şiirim olsun diye.

Lafın özü şu ki Tiktok’ta yokum zira orada ilgimi çeken bir şey yok. Birkaç günde viral olup milyonlara ulaşan videolara bir bakın. İzledikçe algılarım acı çekiyor. Peki, nereden doğuyor dersiniz bu acı? Sürekli düşünen ve üreten bir zihnin, zihin tembelliğine karşı verdiği mücadeleden. Üstelik okurken uykusu gelen büyük bir kitleden söz ediyoruz. Böyle bir toplumda kahve içebileceğin kaç kişi vardır? Kaç arkadaş ve sevgili adayı…

 

Günay Aktürk

Not: Artık TikTok’um var. Ama dans etmek, trend kovalamak ya da algoritmaya yaranmak için değil. Seslendirme ve fon müziklerinin bir arada durabilmesi için var.

Read more

Soren Kierkegaard Aforizmaları

Soren Kierkegaard aforizmaları, aşk, özgürlük, kaygı ve birey üzerine felsefi alıntılar

Kaygı, İnanç ve Birey Üzerine Aforizmalar

Soren Kierkegaard aforizmaları, bireyin kaygı, inanç, özgürlük ve varoluşla kurduğu ilişkiyi merkezine alır. Søren Kierkegaard, insanın kendisiyle yüzleşmesini felsefenin asli meselesi sayar.

Soren Kierkegaard aforizmaları, aşk, özgürlük, kaygı ve birey üzerine felsefi alıntılar

Anlayış, Acı ve Varoluş Üzerine Aforizmalar

  • Mutsuzluk, sevenlerin birbirine kavuşamamasında değil, birbirlerini anlayamamasında yatar.
  • Her şey geri döner. Ama dönüşmüş olarak.
  • Dar bir kafa hiç bir şeyi kavrayamaz.
  • Sabit fikirler ayağa girmiş krampa benzer. En iyi ilaç üzerinde tepinmektir.
  • Kişi ne kadar üst bir mertebeye çıkarsa, her şey için ödeyeceği bedel de o denli büyür.
  • Hiç kimse kesin bir şey yapmakla tatmin olmuyor. Herkes yeni bir kıta keşfetmenin yanılsamasıyla pohpohlanmak istiyor.
  • Bir insan ne kadar çok acı çekerse, inanıyorum ki o kadar fazla mizah duygusuna sahip olur.
  • Hayat bir yoldur. O yüzden yürüyüşe çıkıyorum. Yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile. Çünkü yürüyebildiğim sürece her şeyden yürüyerek uzaklaşabiliyorum. Yürüyüşe çıkamadığım zaman her şeyden korkuyorum, özellikle de hayattan; çünkü yürüyemediğim zaman benim için hiçbir şey iyi gitmiyor.
  • Güneşin altında yeni olan hiçbir şey yoktur.” Bu bir kadim sözdür ama daima yeni kalmıştır.

Aşk, Özgürlük ve Kaygı Paradoksu

  • Mücadele yoksa aşk sona ermiş demektir. Hesap kitap sadece sonlu bir ilişkinin olduğu yerde hâsıl olabilir.
  • Ben bir özgürlük tutkunuyum ve bana özgürce gelmeyen bir şeyle uğraşmam bile.
  • Nefret dedikleri şey, başarısızlığa uğramış bir sevgidir.
  • Bir kadının bir erkek için yapabileceği en yüce şey, erkeğin karşısına doğru zamanda çıkmasıdır.
  • İnsan asla evlilik ilişkisine girmemelidir. Evlenirsen pişman olursun; evlenmezsen yine pişman olursun; evlen ya da evlenme pişman olursun; ister evlen ister evlenme pişman olursun.
  • Çapkın biri olarak görünen erkek güvensizlik uyandırır ve dirençle karşılaşır; ben tüm bunların dışındayım. Bana karşı tetik durulmuyor, tam tersine bana daha çok, genç kızı kollayıp koruyan güvenilir biri gibi bakılıyor.
  • Eylem yerine gevezelik, boş laflar ve saçmalık. İşte insanların istediği ve ilginç bulduğu şeyler bunlar.
  • Geçmişteki bir talihsizlikle ilgili kaygı taşıyorsam, bu üzerine kaygılanılan şeyin geçmişte olduğunu değil, gelecekte yineleneceğini düşünmemden kaynaklanır.
  • Aşk tanrısı kördür ve zeki biri onu aldatabilir. İşin hilesi ise şuradadır: izlenimlere elden geldiğince açık olmak, sizin bıraktığınız ve her kızın sizde bıraktığı izlenimi bilmektir. Bu şekilde aynı anda bir sürü kıza âşık olabilirsiniz, Çünkü her ayrı kıza farklı biçimde âşıksınızdır. Yalnızca birisini sevmek çok azdır; hepsini birden sevmek yüzeysel olmaktır; kendini tanımak ve olabildiğince çok kişiyi sevmek; ruhunun tüm aşk güçlerini kendi içinde saklaması ve bilinç bunların hepsini kucaklarken her birinin kendi ayrı besinini alması. İşte zevk budur, yaşamak budur.
  • Benim için önemli olan, uğrunda yaşayıp uğrunda ölmek istediğim fikri bulmaktır.

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

İnsanın Değeri Ne İle Belirlenir?

insanın değeri - günay aktürk

Doğa Bilgisine Dair

insanın değeri - günay aktürk

“Tek Kitaplı İnsandan Korkarım!”

Timeo Hominem Unius Libri

– Kitap okuyor musun sen?
– Hayır.
– Öyleyse seni astıkları zaman çok az bilgi eksilecek dünyadan.

Atinalı Timon

İnsanın gerçek değerinin ölçüsü sahip olduğu bilgidir. Bu bilgi ise doğa bilgisidir. Her şey bu yerkürenin içinde olup bittiği halde doğaya atfedilmeyen her bilgi insanı yabancılaşmaya götürür. En büyük kötülük ise, bilginin saklanması ve yasaklanmasında yatar. Çünkü ardından cehalet gelecektir. Zira deneysel bilim ile akılcı felsefe reddedildikten sonra okullarda öğretilebilecek hiçbir şey kalmaz.

Ülkemizin içinde bulunduğu durum da budur. Sorusu cevapsız kalan her olayın kutsallaştırılması ortaya binlerce sahtekar çıkarmıştır. Bireyin yerini kul, filozofların yerini ise din âlimlerinin aldığı bir dünyada artık okumak ve araştırmak da yasaklanmıştır.

Eleştirinin bir diğer adı da “akla danışmak”tır. Ama bunun karşılığı şirk koşmak olunca, eleştiren taraf bunu canıyla ödemiştir. Böylece bu halk görmezden gelinen ve de saklanan çarpık fikirlerle yüzyıllar boyunca yüzleşememiştir. Zira dini kitaplar yalnızca alimler tarafından yorumlanmış, konunun akla yatkınlığı ya da evrensel olup olmadığı göz ardı edilmiştir. Bu yönüyle en büyük kötülük de onlardan gelmiştir.

Milenyum çağına girdiğimiz şu son 22 yıldır artık işler değişmiş durumda. İnternet yaygınlaşmış ve reddedilmek üzere bekleyen o gizli bilgiler halka açılmıştır. Akıl keskin bir baltaya benzer. İşini her zaman görür, yeter ki kesecek odun bulsun kendine. İnsan ırkına ait olan zeka asla körelmez. On bin yıl boyunca paslı durmuş olsa da. Ülkenin gözle görülür bir biçimde deizme doğru kaymış olması bilgi bolluğunun bir sonucudur. Gelişimi asla durduramazsınız. Belki kitapları yakabilir hatta kitap yazan bedenleri de cezalandırabilirsiniz. Ama dünya, bilgelerinin yüzde doksan beşinin yok edildiği dönemlerden de geçti. İskenderiye kütüphanesi yakıldı. Oysa bakın, bugün uzayda izimiz var.

Tek yörüngeli pusulanız bizleri yanlış sularda boğacak diye korkuyor değiliz. Zaman zaman pusulamızı kaybediyor olsak da, insan denilen genetik kopya kuzeyi bir kez olsun gözden kaçırmış değil!

Read more

Bayramlar Bayram Ola – Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - Abdurrahim Karakoç (Günay Aktürk)

Bayram Şiiri - Abdurrahim Karakoç

Şiir : Bayramlar Bayram Ola
Şair : Abdurrahim Karakoç
Yorum : Günay Aktürk

Bir bayram sabahından herkese merhabalar. Bugüne özel şiirimiz Abdurrahim Karakoç ve “Bayramlar Bayram Ola” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Bayramlar Bayram Ola - Sözleri

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı

 

Abdurrahim Karakoç

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more