Eflatun’un Gözleriyle 2400 Yıl Önceki Dünyanın Betimi

eflatun platon

Eflatun Devlet Kitabından

eflatun platon

“Bir düşün sevgili Glaukon!

İnsanların çocukluklarından itibaren ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş bir mağarada yaşadıklarını; öyle sıkıca bağlanmışlar ki, kafalarını kıpırdatmadan sadece önlerindeki duvara bakabiliyorlar.

Arkalarında yüksek bir yerde bir ateş yanıyor. Kukla oynatıcılar ateşle mahpuslar arasında kurdukları sahnede kuklalarını oynatıyor, mahpuslar da önlerindeki duvarda kuklaların gölgelerini izliyorlar.

Ömürleri boyunca başlarını kıpırdatmaksızın önlerine bakan mahpusların gözünde gerçekler yapma nesnelerin gölgelerinden ibaret kalmaz mı?

Şimdi bu mahkumlardan birinin zincirlerini çözelim. Yıllardır arkasında olan biteni merak ederek yüzünü ışığa dönecektir. İlkin kamaşan gözleri ışığa alıştığında gerçekleri bir bir görecek ve şaşıracaktır.

Mağaradan dışarı çıktığında ise gerçek dünyayı görecek ve ancak o zaman görünen her şeyin kaynağının güneş olduğunu anlayacaktır. Şimdi bir an için onun yüreğinin iyilikle dolduğunu düşün; dönüp arkadaşlarına gerçekleri anlatmaya kalksa ona gülmezler mi?

Onların zincirlerini çözüp kurtarmak istese, ellerinden gelse onu öldürmezler mi?”

Eflatun / Devlet

Read more

Bana Hafız Hoca Derler

Bosch tarzında çok katmanlı alegorik resim; sahte din adamı figürü, iktidar, korku ve inanç istismarını temsil eden toplumsal yıkım sahnesi

Bana Hafız Hoca Derler – Günay Aktürk

Bu şiir, din adına konuşanların bilgi, ahlak ve samimiyet arasındaki kopuşunu hiciv diliyle ele alır. Bana Hafız Hoca Derler, inancın makamla, ünle ve ezberle değil; vicdanla ölçülmesi gerektiğini vurgulayan eleştirel bir dörtlükler bütünüdür.

Bana hafız hoca derler
İmamlığı bilmezem ben
Ne söylesem tamam derler
Ne dediğim bilmezem ben

Ben kendime evvelinde
Demedim ki hoca diye
Çıkarttılar beni göğe
Bir namazın bilmezem ben

Çekilmiyor bunun forsu
Ne söylesem çıkar tersi
Şöyle dursun hatim dersi
Bir ayetin bilmezem ben

Bura hakkın evi derler
Hak katında görünmezler
Gece gündüz zikrederler
Bir duasın bilmezem ben

Sefil Günay haktan geldim
Hakkın yanı benim yerim
İşte budur asıl yolum
Başka bir yol bilmezem ben

Günay Aktürk

Bosch tarzında çok katmanlı alegorik resim; sahte din adamı figürü, iktidar, korku ve inanç istismarını temsil eden toplumsal yıkım sahnesi

Diğer Şiirler

Read more

Uslanmaz Gönül – Günay Aktürk

Uslanmaz Gönül şiirindeki çöl, sabır, çile, sevda ve diriliş imgelerini tek karede birleştiren çok katmanlı alegorik illüstrasyon

Uslanmaz Gönül Şiiri

Uslanmaz Gönül, bendeniz Günay Aktürk’ün sevda, sabır ve insanın kendisiyle verdiği içsel mücadeleyi lirizmle işlediği dörtlüklerden oluşan bir şiirdir. Gönlün ne terbiye edilebilmesi ne de vazgeçmesi mümkün olmayan doğası, kadim tasavvufi ve insani imgelerle anlatılır.

Uslanmaz Gönül şiirindeki çöl, sabır, çile, sevda ve diriliş imgelerini tek karede birleştiren çok katmanlı alegorik illüstrasyon

Sevgiye susamış köhne gönlümü,
Çöle saldım susuzluğu tat diye,
Tutup attım saraylardan ömrümü;
Çul bulama kara yerde yat diye.

Uslanmaz gönlüme çileler verdim,
Sırat köprüsünü sabırla gördüm,
Gönlüme sevdanın közünü verdim;
Kavrayıp kökünden söküp at diye.

Ne uslanmak bilir ne de durulur,
Ne bir isyan eder ne de darılır,
Her ölümde sevdan ile dirilir;
Yârin her bakışı bir umut diye.

Günay Aktürk

Bunları da Okuyabilirsiniz

Read more

Cehennem İni

Din istismarını, ahlaki çöküşü ve ikiyüzlülüğü simgeleyen alegorik sahne; şeytanla iç içe geçmiş din adamı figürü, yanan şehirler ve inanç adı altında yapılan zulüm

Cehennem İni – Günay Aktürk

Cehennem İni, din adına işlenen zulmü, gösterişe dönüşen inancı ve ahlaki çöküşü sert bir dille ele alan toplumsal bir şiirdir. Şiir, kutsal kavramların nasıl istismar edildiğini tarihsel ve vicdani bir bakışla sorgular.

Elestüden beri ben bu dünyada
Beşiğimde öbek öbek kan gördüm
Ninnilerden uzak pis bir deryada
Nice ezan sesi nice çan gördüm

Ne bitmez gaflettir uyu da uyu
Bin dört yüz yıl oldu aynıdır huyu
Ehlibeyt katili yezidin soyu
Harici neslini çok tutan gördüm

Cehennem meyini bal sanan gafil
Cennet hurisinden bol sanan gafil
İman köprüsünü yol sanan gafil
Akıl kıtlığında çok batan gördüm

Şirk derler adına sırrı derinde
Aslı haktır, hak arıyor dininde
Haktan uzak bir cehennem ininde
İmanlı abdestli çok şeytan gördüm

Tenhada iblisin koluna girip
Yoksula bilgece vaazlar verip
Her hayırda türlü çıkar gözetip
Köşkte saraylarda çok yatan gördüm

Nerde bir kitaptan dem vuran varsa
Orda hinlik doğar hissesi karsa
Mademki diyorsun gösteriş sanma
Hakkı ayet ayet çok satan gördüm

Kendince emralan çağı çürüttü
Hak atını zahiride yürüttü
Günay’ım kendin bil bilgelik yitti
Gerçeğe dilinden çok katan gördüm

Günay Aktürk

Din istismarını, ahlaki çöküşü ve ikiyüzlülüğü simgeleyen alegorik sahne; şeytanla iç içe geçmiş din adamı figürü, yanan şehirler ve inanç adı altında yapılan zulüm

Diğer Şiirler

Read more

Kıssadan Hisse!

Kıssadan Hisse!

Karakter karalanmış bozulmuş insan soyu
Huy çürümüş ezelden zehirlenmiş ar suyu
Boşluğa düşen gafil zevkini arar olmuş
Aşkın karı çok yağmış ahlaksızlık diz boyu

Günay Aktürk

Esasen komünal düzenden yanayız. Evlilik kurumunun insan doğasına aykırı olduğunu, bu sebeple de boşanmaların, çabucak soğuyup aldatmaların ardı arkası kesilmiyor. Çocuğa doğru yönelmeye başlayan sevgi, “ölüm bizi ayırana kadar” sözünü pek çabuk unutturuyor.

İnsan içgüdüsünün gerçeğini bir kenara bırakalım. Kendi öz kardeşinin varlığına bile dayanamadığı, ancak ve ancak uzaklarda olduğunda kıymete bindiği bir dünyada, aşk adı altında gelen bir yabancının varlığı kaç gün sürdürebilir ki hükmünü?

Paylaşımdaki ahlaksızlığa da değinmeli. Buradaki ahlaksız önüne gelenle düşüp kalkan kişi değildir. Ahlaksız, hayatında biri varken sınırlarını genişleten kişidir. Kimsenin zevki beraber olduğu kişinin duygu yıkımlarından daha kıymetli olamaz.

Günay Aktürk

Read more

Eyüp Aktürk Kimdir?

Eyüp Aktürk kimdir? Bahadın Kasabası doğumlu Alevi düşünür ve şair

Eyüp Aktürk Kimdir

Eyüp Aktürk, Alevi düşüncesi, anarşist felsefe ve şiiri hayatının merkezine koymuş; Bahadın Kasabası‘ndan Berlin’e uzanan yolculuğunda eylemle düşünceyi birleştirmiş aykırı bir derviştir. Bu yazı, onun kısa ama yoğun yaşamına tanıklık eden bir belgedir.

Hayatı ve İlk Yılları

Eyüp Aktürk kimdir? Bahadın Kasabası doğumlu Alevi düşünür ve şair

Eyüp Aktürk, 17 Şubat 1970 tarihinde Yozgat/Sorgun Bahadın Kasabasında dünyaya geldi. Kasabada Göğaligil diye anılan sülaleden Ali ve Meymune Aktürk’ün ikinci çocuğudur. Üç kardeştirler. İlkokula Bahadın’da başlayıp 1980 yılında Berlin’e göç ederek eğitimine devam etmiş, ilköğretim ve liseyi tamamladıktan sonra, makine üzerine mesleki eğitim yapmıştır. Tu Berlin Üniversitesi Yüksek İnşaat Mühendisliği bölümünü tamamladı. İki yıl Mercedes firmasında çalıştıktan sonra işsizlik dünyasına kesin dönüş yaptı.

Siyasal Yaşama Girişi

Eyüp can, siyasal yaşamına küçük yaşlarda başlamış, ortaokulla birlikte kitaplarla kardeş olmuş, onlarla beraber büyümüş, gelişmiştir. Seksen dörtlü yıllarda henüz on dört yaşlardayken Yurt Severler Birliğiyle samimiyet geliştirmiş, aynı dönemde Tkp ile flört etmiştir. Seksen yedilere gelindiğinde TKPB (Türkiye Komünist Partisi Birlik) in Gençlik Örgütü Başkanlığı’nı yürütmüştür. Gelişen ırkçı ve faşist saldırılara karşı 89’larda Anti Faşist Gençlik Mücadelesi’nin örgütlenmesinde birebir rol oynayarak Anti Faşist Gençlik Wedding (Amsterdamm Str.) başkanlığını yürütmüştür.

Felsefe, Anarşizm ve ÜTOPYA Dergisi

Doksanlı yıllarda fikir dünyasına akın eden Dostoyevski, Tolstoy, Nietzsche, Bakunin gibi eylemciler ona daha radikal bir dünyanın kapılarını açar. Onun için artık eylem zamanıdır. Özgürlüğün anlamı eylemde biçimlenir. Berlin’de Türkiyeli Anarşistlerle tanışma ve ardından dünya özgürlüğünü kucaklamak için beynelmilel eylemlerin gerçekleşmesinde öncülük zamanları başlamıştır. 1992 yılında Anarşist fikirlerle perçinlenen ÜTOPYA adlı dergiyi dostlarıyla birlikte çıkartır. Bu zaman içinde Edebiyat ve Felsefe söyleşilerine katılır, düşün dünyasını geliştirmeye devam eder. Musikiyi göz ardı etmemiş, Ney muhabbetlerine katılarak Türkiyeli Budist ve Anarşistlerle birlikte ruhunu mest eylemiştir.

Alevilik ve Örgütlü Mücadele

93’lü yılların başlarında Berlin Bağımsız Alevi Gençliği’nin kuruluşunda yer alır. Burada Felsefe üzerine söyleşiler düzenler. Alevi örgütlerinde konuşmacı olarak panellere katılır. Bu dönemde oğlunun annesi Fatma ile tanışır ve uzun süre bu birlikteliği devam ettirir. 94 yılında Berlin Alevi cemiyeti’nin kuruluşunda yer alır. 2000’li yıllarda Gah (Genç Aleviler Harekatı) nın kuruluşunda yer alır. Bu harekât içinde hayatının sonuna kadar bilfiil çalışmıştır.

Oğul, Aile ve Musahiplik Anlayışı

97 yılında arkadaşı Fatma’dan İsa Dara adında oğlu dünyaya gelir. Eşiyle birlikte resmi evlilikten uzak durmayı seçer. Çocuklarını beraber büyütürler. O dönemde Eyüp’e sorulan musahiplikle ilgili bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Benim musahibim oğlum İsa Dara’dır.” Bu durum birçoklarına her ne kadar yanlış gelse de, anlıyoruz ki Eyüp can yine aykırı bir tavırla kâmilliğini ve de dervişliğini göstermiştir.

Alevi derviş Eyüp Aktürk’ün dervişane yaşamından bir kesit

Dervişane Bir Hayat

Eyüp can 13.01.2006 yılında hayatını kaybedinceye kadar felsefe, şiir, edebiyatla uğraşmaya devam etmiştir. Dervişane bir hayatı benimseyerek evine ne bir televizyon, eline ne bir telefon aldı. Uzamış sakalı, boynuna dökülen saçlarının perçemiyle hayatını kimseye itaat etmeden sürdürmüş, şiiri, düşünceyi, aklı kendine kılavuz edinmiş, para ve dünya nimetlerine asla meyletmemiştir.

Vasiyeti ve Ardında Bıraktıkları

Hayatını kaybetmeden önce, sanki ölümünü sezer gibi dost sohbetlerinde vasiyetlerden bulunmuştur. Bunlardan en önemlisi, kesinlikle dini bir törenle toprağa verilmeyi reddetmesi, tamamen Alevi ritüellerine göre duazı imamlarla saz eşliğinde defnedilmek istemesidir. Tanınmış sanatçılarımızdan Emre Saltuk, Erdal Kaya, Cano İsmail gibi sanatçılara hiçbir beklentisi olmadan şiirlerini vererek besteletmiş, söyletmiştir.

Son Sözler

Dervişin Direniş Cemi kitabı – Eyüp Aktürk

Hayatının son dönemlerinde üzerinde çalıştığı Alevilikle ilgili kitabını çıkaramadan hakk’a kavuşan Eyüp canımızın ardından, kalanları toplayıp bir kitap haline gelmesinde emeği geçen tüm dostlara teşekkür ederiz.

Hasan Hüseyin Eser Hüseyin Dirican

Eyüp Aktürk’ten Seçme Yazılar

Read more

Mars Araştırmaları | 14 İlginç Bilgi

mars araştırmaları kapsamında mariner 4 tarafından çekilen nasa mars görüntüleri ve mars yüzeyi

Mars Araştırmaları Nedir ve Neden Önemlidir?

Mars araştırmaları, insanlığın kızıl gezegenin geçmişini, iklimini ve bir zamanlar yaşama elverişli olup olmadığını anlamak için yürüttüğü bilimsel çalışmaların bütünüdür. Bu makalede Mars hakkında yapılan keşiflerden 14 ilginç ve çarpıcı bilgiyi derledik.

1- Mars Ölü Bir Gezegen mi Görünüyor?

“Bilim insanları Mars’ın ölü bir gezegen olduğunu düşünüyordu. Ancak arka arkaya yapılan keşifler aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gösterdi”

1600’lerde teleskopun icadından sonra astronomlar Mars yüzeyini gözlemlemek için uğraştı.

19. yüzyılda İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli gezegenin yüzeyinde bir dizi kanal gözlemledi. Bu gözlemden yola çıkarak gezegenin yüzeyinde su olabileceğini öne sürdü. Ancak Amerikan bilim adamlarının, özellikle Percival Lowell’ın İtalyanca “canali” sözcüğünü yanlış çevirmesi Kızıl Gezegen’in yüzeyinin bir ihtimal zeki bir yaşam formu tarafından inşa edilmiş kanallarla kaplı olduğunu düşünmeye yol açtı.

mars araştırmaları kapsamında mariner 4 tarafından çekilen nasa mars görüntüleri ve mars yüzeyi

1965’te gezegenin yanından geçen NASA’nın uzay sondası Mariner 4 Mars’ın ilk detaylı fotoğrafını çekti ve Mars’ın Dünya benzeri bir gezegen olabileceği hayali tamamen suya düştü. Çekilen 22 adet fotoğrafta ay yüzeyindekilere benzeyen kriterler görüldü. Ayrıca gezegenin yüzeyinin kırmızı renkli toz ve molozlarla kaplı bir ortam olduğu anlaşıldı.

Yıllar sonra bilim insanları Mars’ın jeolojik aktivitesi milyarlarca yıl önce durmuş ölü bir gezegen olduğunu düşündüler. Fakat NASA’nın Mars görevlerinde elde ettiğimiz bilgiler Mars’ın dıştan bakıldığında görüldüğünden çok daha gizemli olduğuna işaret ediyor.

2 - Mars Tozu Neden Manyetik Özellik Gösterir?

Mars Tozu ve Mars Yüzeyi

Mars’a kırmızı rengi veren, gezegenin yüzeyini kaplayan Mars toprağının yüksek oranda demir içermesi. Bu bilgiyi 1976’da gezegene inen Viking araştırma araçları bize aktardı. Gezegenin yüzeyi ince bir toz tabakası ile kaplı. Milyarlarca yıl fırtına ve rüzgarla aşınan toprak, talk pudrasından daha ince bir toza dönüşmüş. Daha sonra Mars yüzeyindeki ve atmosferdeki tozun hemen hemen tamamının manyetik olduğu ortaya çıktı.

3 - Olympus Mons: Güneş Sisteminin En Büyük Dağı

Olympus Mons, mars yüzeyi, nasa mars görüntüleri, mars araştırmaları

Mars’a ulaşan ilk yörünge aracı NASA’nın Mariner 9‘u oldu. Araç gezegenin ancak yüzde yetmişini haritaladı. Ancak 1971’de gezegene ulaştığında Mars yüzeyinde büyük bir toz fırtınası vardı. Bu yüzden aşağıdaki zemini görmek mümkün olmadı. Yörünge aracı aylarca tozun yere inmesini bekledi.

Fırtına dindikten sonra önce Mars yüzeyindeki en yüksek noktalar ortaya çıktı. Bulutların ardında dört dev volkan kendini gösterdi. Bu dev volkanların geniş kriterleri vardı ve kenarları hafif eğimliydi.

Mars’taki kalkan volkanların en büyüğü olan Olympus Mons’un yüksekliği 22 kilometre. Genişliği ise 624 kilometreye yayılıyor. Güneş sisteminde şimdiye kadar keşfedilmiş olan ve tüm yükseltiler bu çağın yanında cüce gibi kalıyor. Bir karşılaştırma yaparsak, dünyadaki en büyük volkan olan Hawaii’deki Pasifik Okyanusunun derinliklerine yayılan Mauna Kea‘nın genişliğinin 20 km olduğunu söyleyebiliriz.

4- Mars’ın Uyduları: Phobos ve Deimos

Mars’ın uyduları Phobos ve Deimos, mars uyduları, nasa mars görüntüleri

Mars’ın Phobos ve Deimos adında iki uydusu bulunuyor. İsimleri Yunan savaş tanrısı Ares’in oğullarından geliyor. Phobos bilinen uydular arasında en yakın yörüngeye sahip. Kızıl Gezegen’in yüzeyinden 6.000 kilometre uzakta dönüyor. Gezegenin çevresinde bir günde üç tur atıyor. Mars görevlerinde detaylı olarak fotoğraflandılar ancak üzerine herhangi bir araç inmedi.

5- Mars’ta Bir Zamanlar Göller ve Nehirler Var mıydı?

Mars’ta bir zamanlar göller ve nehirler var mıydı sorusuna kanıt oluşturan eski nehir yatağı ve mars yüzeyi

Mars araştırmaları kızıl gezegenin hayati boyunca günümüzdeki gibi tozlu ve terk edilmiş bir gezegen değildi. Mariner 9, Viking ve Mars Global Surveyor tarafından hazırlanan yüzey haritaları güney yarımkürede vadiler görüntüledi ve bir zamanlar dağlardan aşağı akan nehirlerin varolduğunu kanıtladı. Mars’ta bir zamanlar şu bulunduğuna dair en sağlam kanıt NASA’nın yüzey araştırma araçları spirit, Opportunity ve son olarak da Curiosity’den geldi. Curiosity Gale Kraterine inmesinden sadece birkaç ay sonra eski bir nehir yatağı keşfetti. Zeminde kum ve çakıldan oluşmuş tepecikler bulunuyordu.

Opportunity 2014’te bir başka su kaynağı daha keşfetti. Bu kaynak Mars’ın en eski kayalarının arasında yer alıyordu.

6- Mars’ta Bir Zamanlar Hayat Var mıydı?

Mars’ta bir zamanlar hayat var mıydı sorusuna kanıt sunan tortul kayalar ve mars yüzeyi

Milyonlarca yıl boyunca Mars’ın yüzeyinde birikmiş olan tortul kayalar gezegende uzun süre boyunca sıvı halinde suyun bulunduğunu kanıtlıyor. Bu da, hayatın evrimleşmesi için yeterli bir süre. Yellowknife Bay adı verilen bir noktadaki tortul kayaları deldiğinde kaya tabakasının içindeki minerallerin biyolojik hayatin yapı taşlarını oluşturan nitrojen, fosfor, hidrojen, oksijen, karbon ve sülfür içerdiğini keşfetti.

Mars’ın iklimi değişince, yüzeydeki sıvı şu buz haline dönüşerek toprağın içinde sıkışıp kaldı. Günümüzde Mars yüzeyinde canlıların yaşaması mümkün değil. Gezegen sürekli radyasyonla yıkanıyor, güneş rüzgarları tarafından dövülüyor, atmosferi de çok ince.

7- Mars Yuvarlak mı? Gezegenin Şekli ve Yapısı

NASA’nın Mars Global Surveyor araştırma aracı üç yıl boyunca gezegenin yüzeyinde dolaşarak topografyasını çıkardı. Bu verilerden Mars’ın kuzey yarımküresinin daha düz ve alçak, günay yarımküresinin ise yüksek, daha engebeli, kriterlerle dolu olduğu açığa cıktı. Gezegenin üst ve altı arasında çok büyük rakım farkları bulunuyor.

8- Mars’ın Yerçekimi Dünya’ya Göre Nasıldır?

Mars çevresindeki doğal ve yapay uyduların yörüngedeki davranışlarından Mars’ın yerçekiminin Dünya’dan yüzde 62 daha az olduğu ortaya çıktı. Mars’ın boyutu Dünya’nın yarısı, kütlesi ise yüzde 11’i kadar. Bu yüzden yerçekimi de oldukça zayıf.

9- Mars’ta Donmuş Su ve Buz Rezervleri

2001 ile 2002 yılları arasında görev yapan Mars Odyssey Mars’ın yüzeyinin altında sıkışmış su bulabilmek umudu ile hidrojen aradı. Mars araştırmaları sayesinde ortaya çıkan harita kutuplardaki kuru karbondioksit buzun altında dev miktarlarda donmuş su olduğunu gösteriyor. ESA’nın Mars Express yörünge aracının radar sonarı Mars kutuplarının altındaki suyun miktarının gezegenin tamamını 11 metre derinlikte bir okyanus şeklinde kaplayacak kadar çok su olduğunu ortaya çıkardı.

Günümüzde yüzeye çıkma ihtimali olan su damlaları anında buharlaşıyor ve atmosferden uzaya kaçıyor. Geçmişte ise Mars’ın göller,nehirler, hatta okyanuslarla dolu olduğu tahmin ediliyor.

Mars’ta donmuş su ve buz rezervleri, mars yüzeyi altında tespit edilen su buzları ve kutup bölgeleri

Mars araştırmaları gösterdi ki Mars’ta dev bir kanyon var. Adını, onu keşfeden uzay aracı Mariner 9’dan alıyor: Valles Marines Vadisi. Bu dev kanyon ekvatordan başlıyor ve uzunluğu 4.000 kilometreden, derinliği ise yedi kilometreden fazla. Kanyonun gezegen soğurken yerkabuğunun çatlaması ile ortaya çıktığı düşünülüyor. Mars’taki kanyonun görüntüsü Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından yayımlandı. Kanyonun Güneş Sistemi’ndeki en büyük kanyon olduğu sanılıyor.

10- Mars’ta Mevsimler Nasıl Oluşur?

Günlerin uzunluğu ve iklim değişiklikler ile belirlenen mevsimler, bir gezegenin güneşe olan uzaklığına bağlıdır. Bir gezegen ekvatorunun ekseninde dik olarak dönüyorsa, her gün eşit miktarda günışığı alır. Ancak dönme ekseni eğimliyse yıl boyunca gündüz ve gece arasında farklılıklar gözlenir. dünya 23 derece, Mars ise 25 derece eğik bir eksende dönüyor ve iki gezegende de mevsim yaşanıyor.

Mars’ın dünyadan farkı, yörüngesinin daha eliptik olmasıdır. Bu yüzden yılın belli zamanlarında güneşe çok fazla yaklaşır. Bunun sonucu olarak Kuzey yarımküresinde bahar ve yaz ayları, Güney yarımküreye göre daha uzundur. Gezegenin kuzeyi güneşe göre daha uzaktadır ve yörüngede daha yavaş yol almaktadır.

Mars’ta mevsimler nasıl oluşur sorusunu gösteren mars yüzeyi, güneş açısı ve mevsimsel buz kalıntıları

Kuzey yarımkürede uzun bir yaz yaşanırken, güneyde sert bir kış yaşanır. Kış mevsiminin büyük bölümünde güney kutbu tamamen karanlıktadır. Sıcaklık o kadar düşer ki havadaki karbondioksit donar ve katılaşır, bölge tamamen katılaşır.

Mars’ın güney kutbuna kışın sıcaklık -135 dereceye kadar düşüyor.

11- Mars’ın Manyetik Alanı Neden Zayıf?

Mars araştırmaları sırasında Mariner 4 1965’te gezegenin yanından geçerken Mars’ın manyetik alanı ile ilgili bir sorun olduğunu keşfetmişti. 1989’da Mars yörüngesine giren Sovyet Phobos 2 sondası Mars’ın manyetik alanının dünyadan 3.000 kat düşük olduğu belirlendi.

Dünyanın merkezinde erimiş demirden bir dış çekirdek bulunuyor ve bu manyetik bir dinamo gibi çalışıyor. Bu dinamo dünyanın kuzey kutbundan çıkıp güney kutbuna giren manyetik alan çizgileriyle dünyanın çevresini sarmalıyor. Bu manyetik alan güneş rüzgarlarını saptırıyor ve atmosferi koruyor. Mars’ta gezegeni sarmalayan bir manyetik alan yok. Onun yerine belli bölgelerde, özellikle güney yarımkürede toplanmış sınırlı manyetik alanlar var.

Dünyanın manyetik alanı periyodik olarak yön değiştiriyor ve manyetik tarihçesi kayalara, manyetik malzemelerin çizgi halinde birikimi şeklinde yazılmış durumda. Mars’ın Global Surveyor çizgileri güney yarımküredeki dağlarda bulundu. Bu da Mars’ın bir zamanlar çalışan bir dinamosunun olduğunu gösteriyor. Mars’ın dinamosunun Mars oluştuktan birkaç yüz milyon yıl sonra çalışmayı durdurduğu düşünülüyor.

12- Mars Atmosferi Neden İnceliyor?

Mars’taki atmosfer basıncı beş ile on milibar arasında. (Dünyada bu değer 1.000 milibar civarında.” Kızıl gezegenin çapı dünyanın yaklaşık yarısı kadar ve düşük atmosfer basıncı yüzünden atmosferin dış tabakaları gezegenin ilk dönemlerinde, özellikle asteroid çarpmaları sırasında uzaya kaçmış olmalı.

Atmosfer incelmeye başladıkça gelen asteroidlere karşı daha az direnç gösterebiliyor ve bu da daha fazla asteroidin atmosferi delip geçmesine neden oluyor. Bu vahşi döngü sırasında kızıl gezegenin manyetik alanının da olmaması, onu güneş rüzgarlarının öldürücü etkisine maruz bırakıyor.

13- Mars’a Yaklaşan Kuyruklu Yıldız Tehlikesi

Mars’a yaklaşan kuyruklu yıldız tehlikesi sırasında mars yüzeyi ve yörüngedeki araştırma araçları

Ocak 2013’te keşfedilen Siding Spring kuyruklu yıldızı Ekim 2014’te Mars’ın 139,500 kilometre yakınından geçti. O sırada gezegenin yüzeyinde iki araştırma aracı (Opportunity ve Curiosity) yörüngesinde ise beş aktif yörünge aracı dolaşıyordu. Hepsi kameralarını kuyruklu yıldıza çevirdiler. Kuyruklu yıldızın kuyruğundan saçılan toz yörünge araçlarına zarar verebilirdi. Bu yüzden gezegenin diğer tarafına saklandılar. Kuyruklu yıldız herhangi bir problem yaşatmadan geçti ve yörünge araçlarından dördü resmini çekmeyi başardı.

14- Mars’taki Toz Fırtınaları Tüm Gezegeni Nasıl Kaplıyor?

Mars’taki toz fırtınaları sırasında mars yüzeyi ve mars atmosferi boyunca yayılan ince toz bulutları

Mars araştırmaları sırasında keşfedilen bir başka bilgide toz fırtınaları. Mars’ın yüzeyini kaplayan toz o kadar ince ki varla yok arasındaki atmosferin içinde bile uçuşabiliyor. Kızıl Gezegende keşfedilen en büyük fırtına 1971’de Mariner 9 tarafından gözlemlendi. 1997’den beri Mars’ın kutuplarındaki yörüngede dönen Mars Global Surveyor Mars’taki hava urumunu izliyor.

Her baharda yeryüzü ısınınca toz fırtınaları oluşmaya başlıyor. Güneşten gelen enerji toz ve kayalar tarafından emiliyor ve atmosferdeki gazları ısıtmaya başlıyor. Hava soğuyunca toz yükseliyor ve bir girdap şeklinde dönmeye başlıyor. NASA atmosferin inceliği yüzünden Mars’ta rüzgarın hissedilmediğini söylüyor ancak havada dolaşan toz statik elektrikle yükleniyor ve elektrik atlamaları görülmeye başlıyor. Hava soğudukça fırtınalar yavaşlamaya başlıyor ama ince toz zerrecikleri havada onlarca kilometre yol alabiliyor. Düşük yer çekimi yüzünden tekrar yüzeye düşmeleri çok uzun sürüyor, bir kısmı aylarca havada kalabiliyor.

Bonus Bilgi: Mars’ta gün batımının mor renkte olmasının yanı sıra yüzeyin altında bir dizi mağara olduğu keşfedildi.

Bonus Bilgi: Mars’ta gün batımının mor renkte olmasının yanı sıra yüzeyin altında bir dizi mağara olduğu keşfedildi.

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Carl Sagan Kozmoz | Bilim Üzerine

Carl Sagan Kozmoz

Carl Sagan Kimdir?

Carl Sagan Kozmoz bilimin evrensel dilini insanlara ulaştıran büyük bir eserdir. Tam adı Carl Edward Sagan olan Amerikalı gökbilimci, 9 Kasım 1934’te New York’ta doğmuş, 20 Aralık 1996’da hayata veda etmiştir. Astronom, astrobiyolojinin gelişimine yaptığı katkılarla ve Cosmos (Kozmoz) dizisi ile bilimin halk arasında sevilmesini sağlamıştır. Sagan, evreni anlamaya çalışan insana rehberlik eden bir düşünür, bilimi popülerleştiren bir öncüdür.

Carl Sagan Kozmoz

Bilim Nedir?

Bilimin halk tarafından öğrenilmesi denilince Carl Sagan‘ın önemi çok büyüktür. Tıpkı İngiliz Fizikçi Stephen Hawking gibi. Peki, bilimsel bilgiyi halkın kullanımına açmak neden bu kadar önemli ve hatta hayat memat meselesidir? Bunun İçin önce bilimin ne olduğunu anlamamız gerekiyor.

Her şey “ne” sorusunun sorulmasıyla başlar. Bu soru beraberinde “neden” ve “nasıl” sorularını da getirir. Canlılara baktığınızda onların her nesilde giderek değiştiğini görürsünüz. Şöyle ki:

Ne oluyor? Canlı popülasyonları her nesilde değişiyor (evrimleşiyor).

– Canlılar neden evrimleşiyor? Popülasyon içindeki çeşitliliğin değişen çevre şartları altında her bireyde eşit aynı uyum başarısını sağlamadığı için.

– Canlılar nasıl evrimleşiyor? Bulunduğu ortama daha uyumlu olan bireyler daha kolay hayatta kalıp, daha çok ürediği için, bu bireylerin kendi “uyumlu” genlerini bir sonraki nesle daha çok aktarması yoluyla.

İleri okuma için Evrim Ağacı sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

carl sagan kozmoz kitap alıntıları

Carl Sagan Kozmoz bize, bilimin yalnızca bilgi değil; olayları ele alma ve yorumlama biçimi olduğunu hatırlatır. Bilim, düşünme yeteneğimizin gelişmesi için gereklidir. Bazı felaketlerin “fıtratımızda” olduğu söylenir — örneğin maden kazaları gibi. Oysa maden ocakları, çökmemesi için gerekli altyapıya harcanacak paradan kaçınıldığı için çöker. Bu bir kader değil, bilimin yok sayıldığı bir insan eliyle işlenmiş cinayettir.

“Neden” sorusu giderek “nasıl” sorusuna doğru evrildiği için bugün daha da zeki varlıklara dönüştük. Havaya attığımız bir nesnenin görünmez bir güç öyle istediği için değil de kütle çekim kuvvetine yenik düştüğü için gerçekleştiğini fark ettik. Bu çok basit bir olgu olmasına rağmen merak yeteneğimizi daha da geliştirmesine yaradı. Merak eden insan daha çok sormaya başladı. Bu yüzden halkını düşünemeyen bir sürüye dönüştürmek isteyen yöneticiler doğa hakkında sorulan bütün soruları yasakladılar.

İyonya Filozofları

İyonya Filozofları

Bilimin bir şeytan icadı olarak lanse edilmesinin altında yatan sebep budur. Aslında bu daha büyük bir kötülüğe yol açar. Bundan 2400 yıl önce bilimin ışığı iyonya’da parladı. Evrenin matematik ile çözümlenebileceğini söyleyen pisagor gibi. Sokrates öncesi yaşamış olan Anadolulu Thales gibi. Doğa olaylarının nedenlerini insan biçimli Tanrılardan çok doğanın içinde aramıştır.

Bir başka İyonlu filozof olan Anaksimandros, ilk gök küresini, ilk yeryüzü haritasını yapmıştır. Platon’un matematik, Aristoteles’in biyoloji, zooloji, botanik, astronomi, meteoroloji alanlarında çalıştığını görüyoruz.

Bilimin neden halk tarafından anlaşılıp sahiplenilmesi gerektiğini tam anlamıyla anlamak için Carl Sagan‘ın Kozmoz kitabından şu can alıcı alıntıyı yapalım:

Bilim ve öğrenim genellikle çok küçük bir mutlu azınlığın ayrıcalığıydı. Kentteki halkın çoğunluğu kütüphanedeki buluşlar hakkında en küçük bir bilgiye sahip değildi. Yeni buluşlar açıklanmadığı ve halka mal edilmediği için araştırma ve buluşlardan halk pek az yararlanmış oluyordu. Bilginler hiçbir zaman makinelerin gücünü halkın özgürlüğe kavuşturma açısından değerlendirmediler. Bilim halk yığınlarının ilgisine sunulmamıştı. Durgunluğa, kötümserliğe ve mistisizmin en süfli biçimlerine karşı terazinin öteki kefesini bastıracak bir çaba harcanmadı. Ve sonunda halk güruhu Endülüs kütüphanesini yakmaya geldiğinde, onları durdurabilecek kimsecikler yoktu.

Carl Sagan Kozmoz

Makale boyunca anlatmaya çalıştığım şey tam olarak buydu. Yani bilimin halka açılmasının ve halk tarafından anlaşılıp sahiplenilmesinin önemi. Carl Sagan, Stephen Hawking ya da Neil deGrasse Tyson gibi bilim insanları bunun farkına vardılar. Onlar kendi çağlarında üstlerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdiler. Geleceğin bilim insanlarına da bu anlamda yeni bir bakış açısı sundular. İnsan yığınlarının gelişmesinde payı olan bütün bilim insanlarına, güncel bilgiyi halka bir şekilde yaymaya çalışan bilim okur ve yazarlarına yürekten teşekkür ediyorum.

bilim ve sanat

Carl Sagan Sözleri

Carl Sagan Kozmoz düşüncesi, bilimin yalnız gözlem değil aynı zamanda varoluşu anlama çabası olduğunu hatırlatır. Sagan’ın sözleri, hem bilimin hem de insanın doğasına tutulmuş bir aynadır:

carl sagan kimdir

1- “Ben Carl Sagan. Su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamı olan bir varlığım. Siz de öylesiniz, yalnızca adınız başka.”

2- “Varsayımların bilim tarafından kabul edilebilmesi için ciddi kanıt savlarından geçmesi gerekir.”

3- “Venüs gezegeni, Güneş sistemindeki tüm diğer gezegenlerin döndükleri yönün tersine, yani geriye doğru dönüyor. Bunun sonucu olarak güneş batıdan doğar, doğudan batar.”

4- “İnsanların duyguları galeyan halindeyken kendilerini aldatma eğiliminde oldukları kanıtlanmış bir olgudur.”

5- “Biz, hepimiz, ne yapacakları önceden kestirilemeyen ve hoşnutsuzluklarından ötürü homurdanan tanrılara ilişkin hikayeler icat etmek suretiyle yaşam tehlikelerini göğüslemeye çabalayan insan kuşaklarının devamıyız. Uzun bir süre için insanoğlunun olup bitenleri anlama içgüdüsü, Homeros zamanının Yunanistan’ında olduğu gibi, kolaya kaçan dinsel açıklamalar yüzünden köreldi. O zamanki Yunan’da gök tanrısı vardı, yer tanrısı vardı, gök gürültüsü tanrısı, aşk tanrısı, savaş tanrısı ve ateş tanrısı vardı.

6- Evrenin ipleri, görülmeyen ve inceleme konusu yapılamayan bir tanrının ya da tanrıların elinde olan bir kukla durumunda olduğu kavramı, insanları binlerce yıl baskı altında tuttu ve bazılarımızı halen de tutuyor. Derken 2500 yıl önce, İyonya’da muhteşem bir uyanma baş gösterdi. Birden her şeyin atomlardan oluştuğuna inanan insanlar çıktı ortaya.”

7- “Eski tıp üzerine” kitabında Hipokrat şöyle diyor: “İnsanlar sara hastalığının nedenini tanrılara bağlıyor çünkü ne olduğunu anlayamıyorlar. Fakat anlamadıkları her şeyin nedenini tanrıya bağlarlarsa tanrısal işlerin sonu gelmez.”

8- “Atom” sözcüğünü bulan Demokritos’tur. Yunanca “kesilmesi olanaksız” anlamına gelir.”

9- “Platon ve Aristo köleli toplumda rahat hayat sürüyorlar, zulüm için bahaneler bulup önermekten geri kalmıyorlardı. Tiranların emrindeydiler. Platon’un Demokritos’a ait tüm kitapların yakılmasını önerdiği söylenir. Bunun nedeni, Demokritos’un ölümsüz ruhlara inanmayışı olabileceği olabilir.”

10- “Yüz milyon atom, elimizin küçük parmağının ucu kadar yer kaplar. Vücüdunuzdaki atom tutarı yaklaşık on üzeri 28 dir. Yani 1 sayısının sağına 28 tane sıfır eklemek gerek.”

11- “Evreni bizden yana ya da bize karşı diye yorumlamamalıyız. Bize karşı kayıtsız davranıyor, hepsi bu.”

12- “Çok bilmek, çok zeki olmakla eş değildir. Akıl yazlnızca bilgi demek değildir, yargıdır da. Bir başka deyişle, bilgiler arasında bağlantı kurup bunları kullanmaktır. Buna rağmen, elimizin altında bulundurduğumuz bilgi birikimi yine de aklın bir ölçüsü sayılıyor.”

13- “Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar.”

14- “Beş parmağımız var çünkü yüzgeçlerinde beş parmak kemiği bulunan devon balığından türemişiz. Eğer yüzgeçlerinde altı ya da dört kemik bulunan bir balıktan türemiş olsaydık her iki elimizde altı ya da dört parmak bulunacaktı ve pekala bunları da doğal sayacaktık. Temeli on sayısına dayalı aritmatiğe başvurmamızın nedeni, ellerimizde on parmak bulunmasıdır.”

Gitmeden Buna da Bakabilirsiniz

Read more

Aşk Kırık Bir İğnedir

aşk kırık bir iğnedir

Aşk Kırık Bir İğnedir

aşk kırık bir iğnedir

“Aşk kırk bir iğnedir, kırkı çıkar biri kalır.” derler. “Aşk kırk bir mumdur, kırkı yanar biri yanar.” da derler.”

Nurullah Ataç

Hava bulanırsa da yağmur yağar deyip de zeka seviyenizi düşürmeyeyim. Dil ne derse desin gönül bildiği yoldan şaşmaz. O ki en çok kendi şehrinde ıslanmayı sever. Doğal afet derler hani: doğal afet! Kapılır kimi zaman doğal bir afetin cazibesine. Bazen sel geçer üstünden, bazen çığ düşer üstüne. O kadar yanmıştır ki acıyı düşler olur. Kim nerede ve nasıl yakarsa yaksın, ilk afetin acısını özlemle hayaller. Elbette kan kusar kimi zaman. Kimi zaman koparıp atar bağlarını. Kaç kaçabildiğin kadar, zincirin de bir sonu var.

Sen düşünü kurmaya devam et emeksiz tutkunun. Geceleri kime sarılıyorsan o kadardır mahkumluğun. Bak gör istilayı: Saçlarını dizginsiz bir barbar şehvetiyle kavramış olan o eller her kime aitse, o soluksuz sıcaklık, o karnında gezinen ihtiraslı ellerin sahibi kimse… Kim olacak kocan, kocan elbette.

Öyleyse biten bir şeyler var. Öyleyse birileri yine aldatmakta kendini. Masumiyet ya iki taraflı olur ya da yalancıdır ikisi de. Biri düş zindanlarına kapatılmış, öteki Viyana kuşatmasından dönmüştür. Masada her akşam bir kap yal görmek ister kendi evinde. Tutkuları o gecelik doymuştur. Ama belli olmaz. Kuşatma başarısız geçmişse evdekine yönelir. Öyle şehvetli falan da olmaz. En kötüsü de budur zaten. Sana dokunur. Göğüs ve kalça surlarından hızlıca atlayıp hemencecik ele geçirmek ister şahı. Ne bir karşı koyuş, ne derince bir tırnak acısı… Beş dakika sonrası derin bir uykudur.

Ruhu doldurmayan beraberliklerde sadakatten daha önemli şeyler vardır. Zaten sevginin ve saygının bittiği bir evde sadakatsizliğin can yakması iki yüzlülüktür. İşgalci konumda iken kendini bir de tanrı olarak sunamazsın. Aynı şey tanrıça rolüne bürünmüş olanlar için de geçerlidir. İlginçtir! Herkes taparcasına bağlı olduğunu beyan eder ama kalplerindeki mabedin ilahı asla o kişi değildir.

Günay Aktürk

Read more

Bir Ankara Analizi

ankara analizi

Bir Ankara Analizi

ankara analizi

Ağır ağabey gibidir Ankara. Bir yanı eli bıçaklı serserilerle, bir yanı muhallebicilerle çevrilidir. Soğuktur, sevimsizdir. Kızılay’dan geçirilirse; Jandarma genel, Emniyet genel, Deniz, Hava, Kara ve bilumum kuvvetlerce donatıldığı görülür. Resmiyette başka il tanımaz üstüne. Memur kenti olduğu rivayeti yaygın inanışlar arasındadır.

Ha bir de denizi yoktur. Ama binlerce küçük “Deniz” adayına ev sahipliği yapar.

Eskiden olmayan ama şimdilerde kaçak ismiyle anılan bir de sarayı vardır. Bir ucunda Recep padişahı, diğer ucunda ise, Kadı Burhaneddin Beyliğinden kalma “Gökçek” isimli bir sefir barındırır içinde. Biri diğerinin vezirliğini, kahyalığını yapar durur öteden beri. Aklıselim hiçbir Ankaralı bu ikisinden de hoşlanmaz.

Her yanına parklar, sevimsiz beton yığını üst geçitler, dev Avmler ve rant işi uzun bulvarlar yapılmıştır.

Ara sıra bombalar patlar, eylemler olur. Meydanlar alabildiğine polis ve tomayla dolarken, havayı da bembeyaz, geniz yakıcı, göz kızartıcı bilinmez bir kimyasal kaplar! Ülkenin herhangi bir yerinde halk isyana soyunacak olsa, ikinci isyan noktasıdır Angara.

Karanfil’i ünlüdür. Devrimci mekânıdır orası. Bazı bazı milliyetçi olduğu hissine kapılanlarca saldırıya uğrar. Bu kimseler neden böyle yerlere saldırmak yerine Anıtkabir’e gitmezler, anlaşılmaz bir iştir. Ne diyordum? Hah, Karanfil diyordum. Artık kendini savunur durumda karanfil…

şifalı yokuş ankara

Bir de ODTÜ’sü vardır Ankara’nın. Geçmişi namlıdır. Kaliteli devrimciler yetiştirmiştir. Gezinin gözde mekânlarındandır. Orada da Polisler, kaçmayın ulan Atatürk’ün piçleri, diye kovalamıştı öğrencileri. Kuğulu parkı, Dikmen’i, Tuzluçayır’ı, Batıkent’i söylemeden olmaz. Her isyanın direniş merkezi buralardır.

Direnişten uzak bir hayat yaşayanlar ise Bahçeli yedi caddede, şu ya da bu avmlerde alırlar soluğu. Ama iki türün de ortak mekânı Sakarya’dır. Rize çayıyla kaçak çay burada, aynı demlikte demlenir!

Şimdilerde gecekondular sancılı bir yıkım sürecindeler. Çoğu çoktan yıkıldı gitti. Bir zamanların Çinçin’i buna örnek. Şimdi şehrin kimyasına bir de Suriyeli göçmenler eklendi. Sokaklarda dilenen, evsiz, çarıksız dolanan, yer yer kavga gürültü yaşanan mahalleler var.

karanfil sokak

Bir şehir daha çok şeyiyle anılır. Anılmaya elverişlidir. Ama uykum geldi. Gece vardiyasındayım. Saat sabaha karşı üç buçuk… Ezanı yeni bitirdi imam. Ramazan ayına yeni girdik. Aylardan Haziran. Evet, Haziran’da ölmek zor! Sokakta, hangi evlerin ışıkları yanıyor, hangileri yanmıyor diye inceleme yapan bazı tipler var. Burası Ankara. Bazı eklentileri saymazsak tıpkı sizin şehirleriniz gibi hani… Birbirinizden farklı onca renklerinize rağmen; eğer karanlığa, kardeş katline ve de gericiliğe rıza göstermeyenlerdenseniz, ben de sizleri, sizlerin de şehirlerinizi sevenlerdenim…

Günay Aktürk
23.06.2015

ankara gecekondu
Read more