(13) En İyi Kitap Alıntıları

ahmed arif kitap alıntıları

Kitap Alıntıları Ve Sözleri

Seçmece kitap alıntıları. Bu makale şu yazarlara ev sahipliği yapmaktadır: Ahmed Arif, Yusuf Atılgan, Honoré de Balzac, Anton Çehov, Didem Madak , Dilek Cesur, Oscar Wilde, Eddy Joe Cotton, Günay Aktürk, Marcus Aurelius, Nietzsche, Ogden Nash, Rita Mae Brown, Sabahattin eyüboğlu, Yuval Noah Harari, Shekespeare, Stephen Hawking, Zülfü Livaneli.

ahmed arif kitap alıntıları

1

“Kırılmış, balta yemiş ve sesi kuyularda boğulmuş biriyim,doğru. Ama seni tanıyorum. Kimselerin tanıyamayacağı, belki kabataslak bakıp içinden geçireceği seni…”

Ahmed Arif

2

“İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları kişiyi anlatırlar.”

Yusuf Atılgan / Aylak Adam

3

“Görüyor, duyuyor, yürüyordum. Ama yeryüzüne ait değildim sanki.”

Vadideki zambak / Balzac

4

Namussuz insanların karnı tok ve sırtı pektir; namuslu insanlar ise bir lokma ekmeğe muhtaçtır.

Anton Çehov – Altıncı koğuş

5

“Ah, göğsündeki yarayı merhametle öptüğüm. Geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. Hayatın olmayı dilerdim.”

Didem madak

6

“Üstümdeki kıyafetler son derece markalı ama kalbim, ruhum ve beynim bit pazarından giydirilmiş gibi gibi ikinci el.

Dilek cesur / susma konuş çocuk

7

“Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.”

Oscar Wilde / Dorian Gray’ın Portresi

8

“İkimizin de o sigaranın sonundan öteye bir planı olmadığı kesindi.”

Eddy Joe Cotton

9

“Ruhum mu hasta, yoksa ben miyim hastalık hastası olan? Yollar mı engebeli, yoksa ben miyim kaçamayan? Ağır bir sancının neden bu kadar hafiftir tesellisi?”

Günay Aktürk

10

“Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni. Çünkü korkarım, toprak aldığını vermiyor geri.”

11

“Nasıl iyi bir insan olunacağı konusunda fazla konuşma, öyle biri ol.”

Marcus Aurelius

12

“Cennette enteresan insanların hiçbirini bulamazsınız.”

Nietzsche

13

“Eğer çalışmak istemiyorsanız, çalışmak zorunda kalmayacak kadar para kazanmak için çalışmak zorundasınız.”

Ogden Nash

14

“İstatistiklere göre her dört kişiden birinde bir çeşit akıl hastalığı var. En yakın üç arkadaşınızı düşünün. Onlarda bir şey yoksa, malum kişi sizsiniz.”

Rita Mae Brown

15

Sağduyu dediğin şey, insanların genellikle kendi önyargılarına verdikleri isimdir.”

Robert Galbraith / Boş Koltuk

16

“En çirkin yalan çocuğa ve halka söylenen yalandır. Çünkü her ikisi de kolay kanar.”

Sabahattin Eyüboğlu

17

“İnsan organizmasının işleyişini inceleyen bilim insanları, ruh diye bir şey bulamamış ve giderek, insan davranışlarının hormonlar, genler ve sipanslar tarafından yönlendirildiğini, iradenin o kadar da etkili olmadığını iddia etmişlerdir.”

Yuval Noah Harari / Sapiens

18

“Cilveleşme, evlilik ve pişmanlık İskoç dansına benzer. Bir adım ileri beş adım geri.”

William Shekespeare / Kuru Gürültü

19

“İnsanların suçluluk duyma becerileri o kadar büyüktür ki mutlaka kendilerini suçlayacak bir yol bulurlar.”

Stephen Hawking

20

“Çok eski ve uzun bir hikaye: bir kadın, bir adamı gerçekten çok sevdi…”

Zülfü Livaneli

Kitaplar karanlıkta bir ateş lavrasıdır. Onlar olmadan dünyanın karanlığa bürünmesi kaçınılmaz. Tiranlığın hüküm sürmesinin nedeni de tam olarak bu. Gerçeklik algımız kirli. Tüm çabamız, kendi payımıza temizleyebildiğimiz kadarını temizlemek. Bu çaba yalnız yozlaşan aklı temizleme çabası da değil. İşe kendimizi yontmakla başlıyoruz.

Bugünlük kitap alıntıları bu kadar : )

Daha fazlası için İnstagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Read more

En Az Üç Çocuk Yapın

En az üç çocuk doğurun

Önce Evlenin

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin” diyorlar. Evlenmeden yatağa girmek yasak he mi kurban? Ne olacak, çocuk ters mi gelecek? Yoksa anası babası belli çocuklar yapmak niyetinde misiniz? Amaç bu mu yani? Anası babası belli çocukları da gördük canım. Büyüdüklerinde azman yavrularına dönüyorlar. Öyleyse keramet nikâhta değil. Bilgi ve ahlak dışında ne ile yetiştiriyorlar bu çocukları? Durun, oraya da geleceğiz.

En az üç çocuk doğurun

En az üç çocuk yapın!Ben üç deyim de varın siz beş anlayın. Ne kadar kalabalık olursanız o kadar iyi. Ondan sonra dolsun seçim sandıkları, dolsun fabrika mezbahaları. Otuz yıl sonra bire on vermiş olarak karşıma çıkarsanız kimse uğraşamaz artık bizimle. Böyle demeye mi getiriyorsunuz? Biz de bize diyorsunuz sanıyoruz da “olmaz yahu!” diye cevap vermeye kalkıyoruz. Ne saflık ama! Bire on vermeye çalışanlara bir diyeceğim var.

Bizler aynı tarlada biçilen buğday başaklarıyız. Aynı değirmende öğütülüyoruz. Aynı bağdan toplayıp üzüm gibi eziyorlar bizleri görmüyor musunuz? Niye bugün birbirimize zehir zıkkım bir haldeyiz? Kardeşin kanı kardeşe helal midir? Sana göre Âdem, bana göre bir hidrojen atomu, ne fark eder? Aynı kapıya çıkan bir cezaevi mahkûmuyuz ikimiz. Bizleri “siz” ve “biz” diye ayıranlara baksanıza: ne sizin gibi yaşıyorlar ne de bizim gibi. Hay Allah! Görüyor musun ağzıma dolandı senlik benlik şeytanı!

Ahlâk Nutukları

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Aylık on bin lira askeri ücret verdiniz de evlenmedik mi? Açlık sınırının altında yaşarken sinirlerimizi ahlak nutuklarıyla mı aldıracaksınız? Planınız bu mu? Kader diyorsunuz. Başımıza ne felaket gelirse gelsin kader. Göçükte kader, vatan savunmasında kader, açlıkta kader…

Kaderi değiştirmek kulun elinde midir? Vallahi şaştım kaldım! Ne güzel kaderiniz varmış ki şükür ayağınızın taşa değdiğini hiç görmedik. Tesadüf mü yoksa ona da gizli gizli müdahale mi ediyorsunuz kadere? Ben cevabı buldum. Yoksulun kaderi ayrı, varsılın kaderi ayrı yazılıyor deyin gitsin. İnsanlığın şeytani gözleri açılmış olmalı ki artık yeryüzüne hakiki dervişler de ayak basmaz oldu.

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Yoksulun bayramlık ağzı kalabalık olur. Kasırgadan gözlerimiz açılsa anında yapacağız çocuğu. Ne mi o? Tabii ki vergi kasırgası. Gözleri kasırgada açılanlarız bizler. Çok çocuk yapanın gözleri sisli havalara alışmış, sanıyor ki tüm dünya boz bulanık. Elektriğe bindir, havaya bindir suya bindir. Sat fabrikaları, attan indirip eşeğe bindir. Kağnı medeniyetindeyiz sanıyorlar. Sanıyorlar ki dünyanın bütün bacalarından tezek dumanı çıkıyor! Değil işte.

Kader! Rızkını verir! Verir de ne kadar istediğine bağlı. Karın tokluğu mu yoksa eşit paylaşım mı? Ne haddine ulan senin eşitlik? Cehennem ateşini görür gibiyim bak!

Sen Yap Biz Bakarız

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Başa döndük. Şimdi evlenirsek çocuk yapmak icap eder. Üç çocuk yap beş çocuk yap. Sen yeter ki yap, biz bakarız diyorlar. Yan yan mı bakarsınız? Öyle imalı imalı! Bir de vecize döktürürsünüz ardından. Namussuzun biri çıkıp küçücük çocuğa nefsi kabarır, iyi hâl indiriminden kabarık dosyasıyla çay bahçesinde kendine yeni avlar arar! Ne yapalım yani? Mağaralarda mı saklayalım evladımızı?

Tamam. Kabul. Düzinelerce yapacağım, söz. Yapmayan namussuzun önde gideni olsun diyelim. Ama önce küçük bir anlaşma yapacağız sizinle. İlkin eğitim sistemini iyileştireceksiniz. Bilim öğreteceksiniz çocuklara. Akılcılığı, felsefeyi, edebiyatı öğreteceksiniz. Kaytarmadan, eğip bükmeden yapacaksınız bunu. Din de öğreteceksiniz. Bunu özellikle istiyorum sizden. İslam’ın özünü öğreteceksiniz onlara. Bunun yanında Hıristiyanlığı, Yahudiliği, eski Babil dinini, Sümer dinini, Mısır dinini öğreteceksiniz. Dinde zorlama yoktur. Çocuk kendi dinini kendi seçecek. Ve her şeyden önce kul değil birey yetiştireceksiniz. Düşünen, sorgulayan, reddeden bir birey.

Hapishanelerde kimse insanlığını hatırlamaz eğer içinde o insani mayanın kırıntıları yoksa içinde. Doldurt boşalt istasyonuna çevrilmiş bir halde hapishaneler. Eğer ortada suçlu yaratan bir mekanizma varsa, suç mahallini temizleyeceksiniz önce. Orası neresidir? Kanın aktığı yer midir? Acının beddua naralarıyla yankılandığı izbe sokaklar mıdır? Hayır. Suç mahalli ideolojilerdir. Nefret tohumlarının atıldığı sahte bir vaazdadır. Siyasetçilerin ağzında yuvalanır ve her eve naklen sunulur. Bütün bu sesleri susturabilirseniz düğünümde zeybek oynamanız için bizzat çağıracağım sizleri. Üç de yapacağım beş de yapacağım. Bütün bunları yapmaya niyetli misiniz? Niyetli misiniz?

 

Günay Aktürk

Read more

Can Alıcı Kahpe Dünya

ismail aktürk can alıcı kahpe dünya

Can Alıcı Kahpe Dünya - İsmail Aktürk

Babam İsmail Aktürk ve kendi eseri olan “Can alıcı kahpe dünya.” Tarih 31 Aralık 2018. Yılbaşı Gecesi. Normalde söyletemezsiniz. Kendi kendine çok mırıldanır ama iş performansa gelince “Saz olsa söylenir de böyle kuru kuru gitmez. Dündar sazımı kırdı, kırmasa şimdiye bak nasıl çalıyordum.” der. Onun da bahanesi budur ve dahi şarap üç yıllıktır : ) Söze iştahla: “Heehh şarap da şarap olmuş hah!” diyerek başlar. Annem: “Hadi başla.” deyince de: “Hele acele etmeyin ulan başla başla.” diyerek basar fırçayı. Sonraları izleyip çok gülmüştür : )

Read more

BEN YAŞARKEN – GÜNAY AKTÜRK

ben yaşarken günay aktürk

Ben Yaşarken Sesli Şiir

Neden mi yazıyorum böyle alelacele?
Ölümden sonrası için biraz da.
Hani işer ya bir hayvan
bir ağacına ormanın,
ben buradayım, diye,
ben de öyle işiyorum işte
gölgesine hayatın.

Ben de yaşadım bir zamanlar,
ben de çektim acıyı,
ben de yandım körü körüne pek çok kez.
Binlerce kez doğdum doğumuyla bir bebeğin
ve ben de sevdim binlerce yıllık insanlığı.

Ben yaşarken de hakimdi dünyaya yoksulluk,
acı çekiyordu insan ırkı ben yaşarken:
göz göre göre gözü dönmüş yobazlar,
ben yaşarken de insan yakıyorlardı.
Ve hiç doğmamış olmayı dilediğim bir gün,
gözlerine perde inmişti insanlığın.

Günay Aktürk
14.02.2013

Umudun Çocuğu isimli şiir kitabımdan.

Read more

Yağmur Çiseliyor – Nazım Hikmet

Yağmur altında sessiz Serez çarşısında, başı öne düşmüş ve gözleri kapalı şekilde ağaçta asılı duran Şeyh Bedreddin’in cansız bedeni ve korku içinde susan şehir.

Yağmur Çiseliyor Şiiri Hakkında

Yağmur Çiseliyor, Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı içinde yer alan ve destanın en sarsıcı bölümlerinden birini oluşturan şiirlerinden biridir. Şiir, yalnızca bir doğa betimlemesiyle değil; ihanet, korku, suskunluk ve toplumsal vicdanın çöküşüyle örülü güçlü bir atmosferle açılır. Yağmur, burada arındıran bir doğa olayı değil; sessizliğin, korkunun ve kabullenilmiş suçun simgesidir.

Nazım Hikmet, Bedreddin’in Serez çarşısında asılı bedenini anlatırken, bireysel bir trajediden çok kolektif bir suskunluğu görünür kılar. Çarşının “dilsiz” ve “kör” oluşu, yalnızca tanıklık etmeyen bir kalabalığı değil, görüp konuşmamayı seçen bir toplumu temsil eder. Şiirde yağmurun “ihanet konuşması gibi” çiselemesi, zulmün yüksek sesle değil, fısıltıyla ve alışıldık bir hâlde gerçekleştiğini düşündürür.

Bu yönüyle Yağmur Çiseliyor, politik bir şiir olmanın ötesine geçer; korkunun sıradanlaştığı, vicdanın askıya alındığı zamanları anlatır. Nazım Hikmet’in yalın ama sert dili, okuru Bedreddin’in ölümünden de öte, bu ölüme sessiz kalanların sorumluluğuna bakmaya zorlar.

Yağmur Çiseliyor Şiiri Sözleri

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur altında sessiz Serez çarşısında, başı öne düşmüş ve gözleri kapalı şekilde ağaçta asılı duran Şeyh Bedreddin’in cansız bedeni ve korku içinde susan şehir.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

Nazım Hikmet

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Fernando Pessoa Şiiri

fernando pessoa şiiri günay aktürk seslendirmesi

Huzursuzluğun kitabı - Fernando Pessoa

Ben, kendi ruhumda durgunlaşıyorum!
Düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!

Acı çekiyorum,
Ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
Kendimi arıyorum, bulamıyorum!
Hissetmek ne büyük bir ağırlık!
Hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
Soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
İçimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
Ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
Gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
Kendim için kimim ben?
Hissettiğim şeylerden biriyim sadece.

Yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
Gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
Acı denen şey, yalnız başına çekilir.
İçimiz gibi dışımız da ‘Oyuk’ ve ‘Boştur!”
Ölümden yapılmışız biz.
Hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
Ölüler doğar, ölmezler.
İki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
Yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
Ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
Sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.

Hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
Sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
Bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
Sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
Kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
Ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
Daha önce olduğum bir şeyim.
Var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
Her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
Ruhumdan kovulmuşum sanki.

Kendime bakıyorum.
Kendi kendimin seyircisiyim ben.
Duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
Kendimden sıkılıyorum.
Her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
Özlediğim hiçbir şey yok. Hayatım acıyor.
Bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!

Fernando Pessoa

Read more

Nietzsche – Salome’ye

nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk
nietzsche salomeye şiiri seslendirmesi günay aktürk

Salome’ye

Öyle bir hayat yaşadım ki
Cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
okudum okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki “söz ver kendine.”
Denizleri seviyorsan
dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan
önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan
düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan
yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan
anladım

Nietzsche

Read more

Cahit Külebi – Hikaye Şiiri

cahit külebi - Hikaye

Cahit Külebi - Hikaye

Hikaye Şiiri - Sözleri

Senin dudakların pembe ellerin beyaz
Al tut ellerimi bebek, tut biraz

Benim doğduğum köylerde ceviz ağaçları yoktu
Ben bu yüzden serinliğe hasretim okşa biraz

Benim doğduğum köylerde buğday tarlaları yoktu
Dağıt saçlarını bebek savur biraz

Benim doğduğum köylerde şimal rüzgarları eserdi
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır öp biraz

Benim doğduğum köyleri akşamları eşkiyalar basardı
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem konuş biraz

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleriAnlat biraz.

Cahit Külebi

Read more

Ünlü Yazarların İntihar Notları

Ünlü Yazarların İntihar Notları

Dünyadan Bir Dev Yığını Geçti

Ünlü Yazarların İntihar Notları

1- Romain Gary – Fransız yazar, yönetmen, senarist (2 Aralık 1980)

Eski eşi Jean Seberg’in 1979’daki ölümünün de etkisiyle, 1980’de, Paris’te yaşamına son verdi. Arkasında şunu notu bıraktı:

“Çok eğlendim, hoşçakalın ve teşekkürler!”

2- Nicolas-Sebastien Chamfort – Fransız yazar (1794)

Paris’te tutuklanmadan hemen önce intihar teşebbüsünde bulundu. Son sözleri Abbe Sieyés içindi.

“Ve kalbin kırılması ya da kurşuna dönmesi gereken, bu dünyadan göçüyorum.”

3- Chris Chubbuck – Amerikalı Gazeteci yazar (15 Temmuz, 1974)

Chubbuck kendini canlı bir televizyon yayını sırasında kafasından vurdu.

“Ve şimdi, Kanal 40’ın size her zaman en son şiddet olaylarını sunduğu yayın politikasına bağlı kalarak, canlı renklerle bir ilki daha göstermek üzereyiz – bir intihar girişimi.”

4- Hart Crane – Amerikalı şair (27 Nisan, 1932)

Orizaba buharlı gemisinden atlayarak bağırdı:

“Hepiniz hoşça kalın!”

5- Sergei Yesenin – Rus şair (1924)

İngiltere Oteli’ndeki odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu. Sergei Yesenin, Moskova’nın Vagankovskoye mezarlığına defnedildi.

“Hoşça kal dostum, hoşça kal. Aşkım, kalbimdesin. Ayrılmamız da bir kader. Çok geçmeden bir araya gelecek olmamız da. Hoşça kal: el sıkışmaya gücüm yok. Üzülmek, kaş çatmak yok. Şu anda ölmek yeni bir şey değil. Çünkü yaşamak da yeni değil.”

6- Charlotte Perkins Gilman – Amerikalı yazar (1934)

Ölme hakkının savunucularından Gilman, aşırı doz kloroform alarak intihar etti.

“İnsan artık bir işe yaramadığında, kaçınılmaz ve yakın bir ölümden emin olduğunda, yavaş ve feci bir ölüm yerine hızlı ve kolay bir ölüm seçmek en basit insan haklarından biridir. Kloroformu kansere tercih ettim.”

7- Robert E. Howard – Amerikalı yazar (11 Haziran, 1936)

Howard’ın intihar notu ise Viola Garvin’in “Sezar’ın Evi” (The House of Caesar) şiirinden bir alıntıydı.

“Herkes kaçtı – her şey bitti, öyleyse beni odun ateşinin üzerine koyun; Şölen bitti ve fenerler söndü.”

8- Heinrich von Kleist – Alman yazar ve dramaturg (1811)

Kleist, kanser hastası olan genç kadın arkadaşıyla birlikte bir intihar anlaşması yaparak öldü. Kız kardeşine bir intihar notu bıraktı.

“Bütün dünyayla – ve her şeyden önce seninle – uzlaşmadan sevgili Ulrike, şu anda olduğu gibi rahat ve huzurlu ölemem. Bana yazdığın mektupta başvurduğun güçlü ifadelerden vazgeç: Bırak onların hükmünü kaldırayım; gerçekten de beni kurtarmak için gücünün yettiği her şeyi yaptın, yalnızca bir kız kardeş olarak değil fakat bir insan olarak da yapılabilecek her şeyi yaptın. Gerçek şu ki, yeryüzünde hiçbir şey bana yardımcı olamaz. Ve artık hoşça kal: Tanrı sana benimkinin yarısı kadar olsa bile, keyifli ve tarifsiz mutluluk içerisinde bir ölüm bahşetsin: Bu senin için düşünebildiğim en içten ve en büyük dilek. Henry. Stimmung, Potsdam, ölümümün sabahında.”

9- Vachel Lindsay – Amerikalı şair (4 Aralık 1931)

Mutfak dolabından aldığı dezenfektanı içerek intihar etti.

“Beni haklamaya çalıştılar – fakat ben daha önce davrandım!”

10- ukio Mishima (Kimitake Hiraoka) – Japon romancı ve şair (1970)

Mishima, Japon ordusunun sivil hükümeti devirdiğini zannederek törensel bir şekilde intihar etti. Bir balkondan bağırarak son sözlerini söyledi, içeri geçti, arkadaşına “Beni duyduklarını bile sanmıyorum.” dedi ve kendini deşti.

“Tenno Heika banzai!” (Majesteleri Çok Yaşa!)

11- Sylvia Plath – Amerikalı romancı ve şair (11 Şubat, 1963)

Plath, Londra Primrose Hill’deki evinde kafası gazlı bir fırının içinde ölü bulundu. Bıraktığı notun biçiminden dolayı bazıları onun kendini öldürmek niyetinde olmadığını fakat hareketlerinin yardım istediğine işaret ettiğini düşündüler.

“Dr. Horder’ı arayın.”

12- Sara Teasdale – Amerikalı şair (1933)

Bazı kaynaklar onun “I Shall Not Care” (Aldırmamalıyım) şirini, onu terk etmiş olan sevgilisine bıraktığı bir intihar notu olarak yazıldığını ifade ederler. Fakat bu doğru değildir – şiir 18 sene evvel yayımlanmıştır. Bununla birlikte Teasdale aşırı dozda uyku hapı alarak intihar etmiş ve o şiiri son söz olmaya uygun bulduğu için kullanmayı seçmiştir.

“Öldüğümde; üzerimde güneşli Nisan ayı. Yağmurda ıslanmış saçlarını sallarken, kalbi kırık bir şekilde üzerime kapanmış olsan bile, aldırmamalıyım. Huzur bulmam için, yağmur dalları eğdiğinde, yapraklı ağaçlarınki gibi bir huzur. Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım.”

13- Hunter S. Thompson – Amerikalı yazar (20 Şubat, 2005)

Thompson, karısı Anita için “Futbol sezonu bitti” notunu bıraktı. Dört gün sonra evde kendisini vurdu. Yazarın külleri, Thompson’ın vasiyeti üzerine Colorado’da Woody Körfez’inden havaya savruldu.

“Artık Maçlar Yok. Bombalar Yok. Yürüyüş Yok. Eğlence Yok. Yüzmek Yok. 67. 50 yaşımı 17 sene geçmiş. İhtiyacım olandan ya da istediğimden 17 daha fazla sene. Sıkıcı. Her zaman bir huysuz oldum. Kimse için eğlenceli değil 67. Giderek Aç gözlü oluyorsun. Yaşlı haline göre davran. Sakin ol Hiç Acımayacak.”

14- Virginia Woolf – İngiliz yazar (28 Mart, 1941)

Woolf seneler evvel, tekrarlayacağından korktuğu bir sinir krizi geçirmişti. Sussex’te Ouse Nehri’nde boğularak intihar etti. İntihar notunu kocası için evinde şömine rafına bıraktı.

“En sevdiğim, yeniden delireceğime eminim. O korkunç zamanların bir yenisini daha aşamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve bu kez iyileşmeyeceğim. Gaipten sesler duymaya başladım ve odaklanamıyorum. Bu yüzden en iyisi gibi gözüken şeyi yapıyorum. Bana mümkün olan en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için olunabilecek her şeyi oldun. Bu korkunç hastalık çıkıp gelene kadar iki insanın daha mutlu olabileceğini düşünmezdim. Artık daha fazla mücadele edemeyeceğim. Hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam çalışabilirsin. Çalışacağını biliyorum. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Demek istediğim o ki, hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı son derece sabırlı ve inanılmaz biçimde iyi oldun. Herkesin bunu bilmesini istediğim için söylüyorum. Eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı, bu sen olurdun. Senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey uçup gitti. Hayatını mahvetmeye daha fazla devam edemem. İki insanın bizim olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini düşünmüyorum. V.”

15- Stefan Zweig (22.11.1942)

“Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

Read more

Sanatçının Kişiliği ve Yaratma Psikoloji

Sanatçının-Kişiliği-ve-Yaratma-Psikoloji

Sanatçının Kişiliği Yaratma Psikoloji

Sanatçının-Kişiliği-ve-Yaratma-Psikoloji

V. Woolf’un ağır depresif dönemlerin ardından gelen şiddetli manik dönemlerde yaratıcı bir kişilik sergilemesi, kişinin psikolojik sorunlarının yaratıcılığını tetiklemesi olasılığıyla ilgili olabilir mi? Bu düşünceyi onaylayan görüşe göre, nevrotik kişilik yapısı sanatçı olma özelliklerini kendinde barındırır ve bu durum sanatsal yaratıcılığı ortaya çıkartır. Bu görüşü destekleyen bir araştırma sonucu, özellikle sanatçıların, kişilik özellikleriyle toplumun genelinden çok, mani ve depresyon hastalarıyla benzeştiği saptamasını kanıtlar niteliktedir. Kuşkusuz, çocukluk dönemi ve yetişme/yetiştirilme koşulları her insanın kişiliğinde ve sonraki yaşamında etkilidir. Bu etkinin sanatçının eserini yaratmasına kaynaklık ettiği, hatta yarattığı eser yoluyla sanatçının saplantı haline getirdiği çocukluk sorunlarıyla yüzleştiği ve bu sayede saplantılarından kurtulduğu düşüncesi dikkate değer bir yaklaşımdır.

Yetişme/yetiştirilme sürecinin sonucunda edinilen kişilik özelliklerinin sanatçının sanatına yansımaları olduğunu, toplumun en değerli kişilerinin çok kötü çocukluk koşullarından geldiğini, çocukluklarında yaşadıkları travmalarla sonra yarattıkları arasında önemli bir ilişkinin bulunduğu düşüncesini kabul edenlerden biri de Farson’dur. Adler, Beethoven’ın sağırlığı örneğinden yola çıkarak yaratıcı bireylerin yaratıcı edimleriyle, bir eksikliği ya da organ işlev yetersizliğini giderme çabası içinde olduklarını öne sürerek Farson’a ve bu anlayıştaki yaklaşımlara katıldığını göstermiştir.

Varoluşcu psikiyatrist May, sanatçının yaratma nedenini toplumdaki değerleri sarsılmış, benlik ve trajedi duygusunu yitirmiş “yalnız” bireyin, ancak yaratıcı bir süreç içine girerek kendisinin bilincine varması, benliğini tekrar bulması olarak açıklar. O’na göre, bilinçsizlik kendinden geçmenin ötesinde, kendisiyle tümleşmiş, bilinçli bir itiyle dönüştürülen bir enerji olarak nitelendirdiği yaratıcılık olgusu; ancak kendi özel kültürümüzdeki önemli bir psikolojik sorunla bütünleşebilir. Örneğin, Van Gogh delirebilir, Gaugin içe kapanık bir insan olabilir, Poe alkolik olabilir, Virginia Woolf ciddi bir çöküntü içine girebilir (hatta intihar edebilir). Ama bu durum, May’e göre o insanların hasta olduğu anlamına gelmez. Bir kişilik özelliği olarak yaratıcılık ve özgünlük olgularının kültürlerine uymayan (belki aykırı) kişilerde bütünleştiğinin açık olduğunu, ama bu durumun yaratıcılığın nevroz sonucu ortaya çıktığı düşüncesini destekleyemeyeceğini vurgular. Savlarında haklı olduğunu göstermek için “Eğer yaratıcılık nevrozla bütünleşiyorsa, sanatçıların nevrozu tedavi edildiğinde artık yaratmayacaklar mıdır?” sorusunu sorar. “Yeteneğin hastalık, yaratıcılığın da nevroz olduğunu öne süren bu savlara karşı gerçekten güçlü bir tavır almalıyız.”diyerek tepkisini ortaya koymuştur.

May, nevrotik bir insanın da tıpkı sanatçıda olduğu gibi yalnızlık, hiçlik, yabancılaşma duygularıyla boğuştuğunu; ancak sanatçı bu duygularını yaratıcılığı aracılığıyla ortaya koyarken, nevrotik kişinin bunu yapamadığını, bu çelişkileri yaratıcılığa dönüştürememenin yetersizliği ve bu duyguları reddetmenin olanaksızlığı arasında sıkışıp kaldığını öne sürer. Sanatçının nevrotik olarak kabul edilmesine karşı olsa da, “iyi-uyumlu” insanların büyük ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, mimarlar, müzisyenler olmalarının çok nadir olarak karşımıza çıktığı saptamasında bulunarak, yine de sanatçı insanın ayırıcı özellikler taşıdığını kabul eder. O’na göre sanatçılar, genellikle kendi iç dünyalarına dönük, yumuşak huylu bireylerdir.

Ancak, tam da bu özellikleri (yumuşak huylu olmaları) onlara, baskıcı bir toplum açısından çekinilecek kişiler olma niteliği kazandırıyor. Çünkü sanatçı, doğası gereği “kafa tutma” gücünü kendinde görendir, “asi”dir. Sanatçıların gündelik, duygusuz ve sıradan olandan hoşlanmadıklarını, hep yeni arayışlar içinde bulunduklarını, yeni dünyalara açılma fikrini benimsediklerini, böylece “soyun yaratılmamış vicdanı”nın yaratıcıları olduklarını savunan May, yaratma sürecinde sanatçının sıra dışı, yoğun bir süreç içinde bulunduğunu kabul eder. Kalp atışları hızlanır, kan basıncı yükselir, dikkati bir noktaya odaklanır, çevreyle bağlantısı kesilir, yemek, içmek, uyumak gibi fiziksel gereksinimlerini unutur, yorulmaksızın, kesintisiz çalışır. “Sanatçının eserini yaratırken kaygı ya da korku duygusuyla değil, sanatçıda mutluluk ya da haz kavramlarının yerine geçen coşku duygusuyla ürettiğini” öne sürer.

Sanatsal yaratıcılıkla akıl hastalığı arasında ilişki olmadığını düşünen bir başka görüşe göre de, geçmiş yüzyıllarda dehanın delilikle aynı saflarda görüldüğü, ancak bu görüşün artık kabul edilmediği, akıl hastalığında bireyin toplumla bağlarını koparırken, sanatçının gördüklerini, bildiklerini, birikimini başkalarıyla paylaşan, sanatını bunları iletmenin aracı unsuru olarak kullanan kişi olduğu savunusu yapılıyor. Bundan da, yukarıda sözü geçen Nietzsche’nin yaratıcılığın ortaya çıkması için bilincin ölmesi gerekir sözlerine karşın, sanatçının yaratıcılık olgusunun ve yaratma sürecinin, son derece “bilinçli” bir çabanın sonucu olduğu çıkarsamasını yapmak yanlış olmayacaktır.

Sanatçının kişiliği konusunda bu iki farklı yaklaşım dışında diğer bir yaklaşım daha bulunmaktadır. Rank, insan tiplerini normal ve nevrotik olarak tanımlayan psikolojiyi kabul etmediğini ve üçüncü bir insan tipinin, psikanalizin hasta yorumundan kurtarıp kendi başına yaratıcı bir tip olarak sanatçı kişiliğini ortaya koyduğunu söyler. Kagan’ın görüşleri de Rank’ı destekler niteliktedir. Kagan, sanatçının kişiliğini, diğer kişilik tiplerinden ayıran özellikleri yönünden incelemek gerektiğini, psikolojik ve estetik bağlamda sanatçının insan kişilikleri içinde kendine özgü bir yapısının olduğunu savunur. Kagan’a göre sanatçının yaratıcı kişiliği, günlük yaşamdaki kişiliği değildir; ikisi arasında uçurum da yoktur. Tersine, iki kişilik yönü birbirine organik olarak bağlıdır, biri diğerini besler. Ancak, tam bir özdeşlik yoktur.

Dr. Ayla Kapen Ezici

Read more