Rakı İçen Kadın | Bir Gülüşe Sığan Sessiz Romanlar

Rakı içen kadın rakı masasında gülümserken, zarafet ve sessiz mutluluk

Rakı İçen Kadın

Rakı içen kadın gülüyorsa, bu gülüş basit bir keyfin değil; yaşanmışlıkların, suskunlukların ve bilge bir mesafenin sonucudur. Çünkü rakı içen kadın, her şeyi anlamış ama her şeye karışmayı reddetmiş bir aklın temsilidir. O masada üzgün değildir; sadece fazlasını yaşamış olmanın sakinliği vardır.

Rakı içen kadın, kalabalık sevinçlerden çok, yerli yerinde duran duygulara yakındır. Büyük konuşmaz, acele etmez, her şeyi açıklama ihtiyacı duymaz. Rakıyı sık içmez; ama içtiği an zamanın doğru yerde durduğunu bilir. Bu yüzden rakı içen kadının gülüşü, gösterişli bir mutluluk değil, zararsız ve sessiz bir huzurdur.

Rakı içen kadın rakı masasında gülümserken, zarafet ve sessiz mutluluk

Tam Metin

Rakıyı içen kadın gülüyorsa,
o gülüşün ardında en az dokuz roman,
on dört tane de film repliği yatar.
Rakıyı içen kadının gülüşünde,
bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır.
Çünkü büyük gülerler, büyük susarlar.
Rakı içen kadın rakıyı çok sık içmez.
Ama rakıyı içtiği an
bil ki içme zamanı gelmiştir.
ve konuştuklarında net konuşurlar.

O kadınlar keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında,
bir kıyıda köşede, gece sefası gibi açarlar.
O kadınlar afet-i devrandır.
Ve rakı içen kadının elleri güzeldir.

O kadınlar senden başkasını severlerken bile
seni incitmezler.
Şarkı söyleyesi varsa susmalısındır.
izlemelisindir, dinlemelisindir.
Rakı içen ve şarkı söyleyen o kadını.

Rakı içen kadın herkesle rakı içmez.
ve seninle rakı içiyorsa,
senin için kalbinde
en az yüz elli metrekare daha yer vardır.
ve sen bunu bildiğin için o kadına
kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış,
cebindeki tüm anahtarlarıysa
hiç bulmamak üzere yutmuşsundur

Rakı içen kadın cihanda sulhtur:
ağdalı değil, nağmeli sever.
Rakı içen kadın güzeldir
masasındakiler de.

Not: Bu metin, internette yaygın biçimde Can Yücel’e atfedilse de şairin yayımlanmış eserleri ve güvenilir edebiyat kaynaklarında yer almamaktadır. Bu nedenle şiirin Can Yücel’e ait olduğu yönündeki bilgi doğrulanamamaktadır.

Read more

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ – CEMAL SÜREYA

cemal süreya, uzaktan seviyorum seni

Cemal Süreya - Sesli Şiirler

Uzaktan Seviyorum Seni

“Uzaktan seviyorum seni;
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan,
yüzüne dokunamadan,
sadece seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Elini tutmadan,
yüreğine dokunmadan,
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden…
Şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan,
öyle uzaktan seviyorum seni.

Kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan, uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.”

Not: Bu şiirin Cemal Süreya’ya ait olup olmadığı tartışma konusu olup, şiire şairin “Sevda sözleri, Günler, Güvercin curnatası, Onüç Günün Mektupları, Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz, Günübirlikler” kitaplarında rastlanmamıştır.

Read more

SEFİL HAYATIN RANDIMANI

sefil hayatın randımanı, günay aktürk
sefil hayatın randımanı, kısa makale

“Ben aşık olmamak zorundayım. Sizi sevmem demek, elimi kolumu bağlamam demek.”

 

Nikolay Gavriliçov Çernişevkiy

Sefil hayatın öyle daha randımanlı olacaksa bence de hiç bulaşma. Bugün eli ayağı felce uğrayacak diye korkan, yarın kılını bile kıpırdatmaz. Tabii alev almaktan korkup bitkisel hayatı seçme hakkını saklı tutuyoruz. Ama tastamam bilemeyiz de. Belki vakti zamanında elini ayağını bağlayıp ızgarada etini pişirmişlerdir. Kendi lokmanı tatmış olsan belki tadın damağında kalırdı.

Sanırım bir dizi isteklerin oldu geçmişte. “Beni yakıyorsun ama tadıma baktığın bile yok.” diye öfkelenmiş olabilirsin. Ya da “Yalnızca bir lokma aldın, geri kalanımı mundar ettin!” demiş bile olabilirsin. Bekleriz efendim.

Her ne olmuşsa için geçmiş artık. Tekrar felce uğramak istemiyor olabilirsin ama bu, bugün yeterince yanmadığın anlamına da gelebilir. Zira bu işler çoğu zaman insana seçim yapma hakkını tanımaz. Akıntıya kapılır ve bir anda yüzlerce mil ötede bulursun kendini.

Tutku hayata renk katar. Belki bir süre deli koltuğunda bir ileri bir geri boşluğa bakmaya ihtiyacın vardır. Aklın başına geldiğinde ara beni tatlım : )

 

Günay Aktürk

Read more

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

bekle canım, kısa makale

Bir Alıntı Bir Yorum

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

“Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler. Bir ilişki kurulamıyordu aralarında.”

Sineklerin Tanrısı

Bekle canım, belki kıtalar yer değiştirir ya da birleşirler. Milyonlarca yıl geçer aradan. Belki başka bir can suretinde birleşirsiniz. Her şey akla hizmet etmek zorunda değil ki.

Belki, bir dahakine bu kadar zor olmaz. İlk atımda ok hedefi tutturur ve uzun yıllar paslı bir hançer gibi saplı kalmaz içinde. Hafif bir rüzgar olarak dokunur dudaklarına, kim bilir.

Güzel insanlar olgunluk çağında karşılaşmalılar birbirleriyle ve bir zahmet olgunlaşmalılar. Öncekileri yaşamın sıkı bir kıyağı olarak algılamalı. Ne kadar güçlü bir etki bıraksalar da pek çoğu mantık işi değildir.

Bizlere acı vermiş insanlar klasik kitaplara benzerler. Onlar, ideal ile ideal olmayan insan arasındaki farkı gösterirler. Bunu bilerek yapmazlar. Öyle olsa okuru bol insanlar olurlardı. Daha yarıya gelmeden sıkılıp bırakılan kitaplara benzemezlerdi.

Bu yüzden her insan biraz da dönem ödevidir bizlere!

Günay Aktürk

“Ver yiyeyim, ört yatayım bekle canım çıkmasın!” (Deyim yerindeyse güzel bir deyim: )

Read more

SURUÇ KATLİAMI VE ADALET YETMEZLİĞİ

suruç katliamı

Bir Yanda Suruç Bir Yanda Cehalet

suruç katliamı

Avukatlardan oluşan “Suruç İçin Adalet Platformu” raporu:

“Yardım malzemelerinin toplandığı Amara Kültür Merkezi bahçesinde, basın açıklaması yapıldığı sırada canlı bomba saldırısı gerçekleşmiş, 33 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıda 150’nin üzerinde kişi de çeşitli biçimlerde yaralandı.

Saldırıdan önce kültür merkezi çevresinde hiçbir güvenlik önlemi alınmamışken, saldırının hemen ardından kültür merkezi önüne çevik kuvvet ekipleri gelmiş, caddeyi bütünüyle trafiğe kapatmış, ambulans geçişine ve yaralıların sevkine engel oldu. Yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kitle üzerine biber gazı atıldığına dair görüntüler dün gibi aklımızda…”

“Katliamın bir numaralı faili olan IŞİD bağlantılı ve poliste arama kaydı olan Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli terörist hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmaksızın Amara Kültür Merkezi’ne girmiş ve bu katliamı gerçekleştirdi.

Sonrasında dava dosyalarına gelen belgelerden, Şeyh Abdurrahman Alagöz ve Ankara katliamını gerçekleştirenlerden kardeşi Yunus Emre Alagöz hakkında “terör nitelikli aranan şahıs” kaydı olmasına ve bu bilginin bütün illere gönderilmesine rağmen, bu kişilerin yakalanmasına dönük herhangi bir girişimde bulunulmadığı ortaya çıktı.

Adaletin Sağlandığı Gün Güneşli Bir Gün Olacak

Ondan eli kanlı bir cellât da yapılabiliyor. Yeter ki önüne bir hedef koy. Sürüngen beynine dokun. Menfaatini besle. Sonra gidip onlarca insanı katletsin. Yaptığı şeyden pişmanlık duymaz çünkü pişmanlık duymayacağı şekilde yetiştirildi. Belki dünyayı kafirlerden temizlediği için tanrının hakikatli bir askeri olduğunu düşünmüş, bununla gurur bile duymuştur.

Kimse ona insan sevgisini aşılamadı. Ilahi aşka inanır görünse de aslında derinlerde alacağı ödülü düşündü durdu. İçi içine sığmadı.

Ama bu katliamın en büyük faili o mu gerçekten? Asıl sorumlular ona bu düzeni hazırlayanlar değil mi? Çocukluğundan beri bir köpeğin başını bile okşamaması gerektiğini, aksi taktirde abdestinin bozulacağını söyleyenler değil mi? Abdestini bozuyorsa mekruh bir şey olmalı!

Kişi dediğin bir parça “melami” olmalı. Kendi bulmalı aradığı şeyi. Kuşkulanmalı her şeyden. Yerinmekten de kınanmaktan da korkmamalı. Öyle olmazsa böyle olur. Öyle olmazsa, çocuklara oyuncak götürmek için yollara düşen gencecik, pırıl pırıl insanları katleder. Onlar ölürken deccal yaşamaya devam eder. Ama bir süreliğine. Tarih başkaları için yaşayan güzel insanları asla unutmaz!

 

Günay Aktürk

Read more

Tevfik Fikret Sis Şiiri

tevfik fikret sis

Tevfik Fikret Şiirleri

Tevfik Fikret Sis Şiiri hakkında

Türk şiirinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olan Tevfik Fikret bir sabah penceresinden İstanbul’u seyreder. Sisten göz gözü görmüyordur. Herkes aşıktır İstanbul’a. Ama Fikret, o sabah bu tehlikeli Şehr-i İstanbul’u halka benzetir. Öfkelenir. “Ama sana layık bu derin, karanlık örtü. Layık bu örtü sana, ey zulümler sahnesi!” dizelerini yazmaya başlar.

Günümüz Türkçesi İle - Tevfik Fikret Sis Şiiri

Yine bir sis kaplamış ufuklarını
inatçı bir sis, gitgide büyüyen bir ak karanlık.
Ağırlığı altında ne varsa sanki yok olup gitmiş,
kalmış ortada kala kala bir tozlu yığın,
o tozlu korkunç yığına bakan göz
şaşırır titrer, ilerisine gidemez.

Ama sen hak ettin bu karanlık kalın örtüyü,
bu örtü tıpatıp sana uydu ey kanlı toprak.
Ey zulümler meydanı, ey yaldızlı ülke,
Döktüğü kanla, çektirdiği acıyla çalım satan!

Ey gösterişin, şatafatın beşiği ve mezarı,
oldum olası imrenilen kraliçesi Doğu’nun!
Ey kanlı sevgileri, kılı kıpırdamadan
zevk ve safaya susamış bağrında emziren!

Ey Marmara’nın mavi kucağında
ölüm uykusuna dalmış diri,
ey köhne Bizans, büyücü kocakarı,
ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul,
Yine de güzel görür, taptaze görür seni,
gene de üstüne titrer sana bakan.
Ne kadar tatlı, cana yakınsın,
ne kadar, süzgün, mavi gözlerinle sen uzaktan!

Oysa ne farkın var kirli kadınlardan senin,
hiçbir şey umurunda değil, belli,
ne bunca acı türkü, ne bunca kan ağlayan!

Sen kurulurken katmış olmasın bir hain el
senin temeline zehirli suyunu kötülüğün.
İşte her yanda ikiyüzlülüğün kiri,
nereye baksan çekememezlik
nereye baksan çıkarcılık,
nereye baksan hergelelik, yalan dolan.

Demek yükselmek yalnız bunlarla oluyor.
Koynunda barınan nice yaratık arasında
kaç tanesinin alnı açık, yüzü ak?

Örtün, ey İstanbul
kanlı toprak örtün
kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Ey gürültüler, patırtılar, cakalar, şanlar, alaylar,
katil kuleler, kapkaranlık, zindanlı saraylar.

Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,
onurlu taş direkler, bağlı devler gibi,
geçmiş günleri gelecek günlere anlatmakla görevli,
ey kale duvarları şehri dolanan çepeçevre,
dişleri düşmüş kafatasları gibi, sırıta sırıta.

Ey kubbeler, Tanrıya yakaran yapılar,
ey minareler, sözde kalmış doğrularsınız.
Ya siz, damları çökmüş medreseler, mahkemecikler!
Selvilerin kara gölgelerinde birer yer tutmuş,
geçmişlere rahmet dileyen mezar taşları,
ey sabırlı dilenciler sürüsü!

Türbeler, bizde ne gürültülü anılar uyandırırsınız,
ama yatarsınız bir şey demeden, ey atalar, sessiz sedasız!
Tozun toprağın, çamurun savaş alanı sokaklar!

Ey yangın yerleri
uğursuzların gecelediği bir olay sayıklarsınız her açılan yaradan.
Kara damlı, kendi halinde fukara evler,
ayağa kalkmış birer yas gibi durursunuz.

Ne kadar da dokunaklı somurtuşunuz var,
leyleklere, çaylaklara yuva olmuş tasalı ocaklar,
uzun yıllar, besbelli, tütmek nedir unutmuşsunuz!

Ey kuru ağızlar, açlıktan kazınınca mideler,
her alçak lokmayı yutmaya hazırsınız!
İşte toprağın bereketi, işte bütün yiyecek içecek.
İşte elini uzatsan her şey eline değecek,
böyleyken aç yaşa, işsiz güçsüz yaşa.
Boş yere gökten, Tanrıdan dilen dur
ekmeği, aşı, kurtuluşu, rahatı.

Bu ne biçim Tanrıya sığınma,
ikiyüzlü, alçakça sesler çıkarırsınız köpekler gibi,
oysa konuşan yaratıklarsınız, onurlu ve değerli,
sövülüyor bu nankörlüğe çığlıklarla!

Ağlarsınız boşuna, gülersiniz zehir gibi.
Küfreden gözler yoksulluğu söyler, açlığı, kederi.
Namus, masalların boşluğunda bir anı.
Adamı yukarılara çıkaran yol, el etek öpme yolu.
Yakınması senin yüzünden bütün
öksüzlerin, dulların, arkasızların,
senin yüzünden bütün, ey silahlı korku!
Nasıl dokunulmaz olacak,
özgür olacak şöyle bir soluk almayla kişi,

söyle, ey kanun denen efsane!
Ey tutulmayan sözler, sonsuz yalan!
Ey mahkemelerden her gün kovulan hak!
Ey kuşkunun pençesinde kıskıvrak, duygusuz,
ta yüreklere dek uzanan gizli kulak,
senin korkundan ağızlar sımsıkı kilitli.

Seni hor görüyorlar, halkım için dökülen alınteri!
Ey kalem ve kılıç, siyasî iki mahkûm,
ey doğruluk ve yiğitlik,
unutulmuş yüzlersiniz artık!

Ey kodamanlar ve kuyrukları onların,
pısırıklar, çekingenler, korkaklar sizi!
Nasıl da alışmışsınız iki büklüm yaşamaya,
adınızın sanınızın da maşallahı var hani!

Ey yere eğilmiş kafalar, ak pak, ama tiksindirici!
Ey genç kadın ve ardından koşan delikanlı!
Ey kahırlı ana, ey dargın karı koca!

Ya sizler be çocuklar,
anasız babasız, başı boş yavrucaklar, ya sizler…
Örtün, ey İstanbul, kanlı toprak,
örtün, kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Tevfik Fikret

Read more

Gel Tanış Olalım Seninle (Kısa Makaleler)

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel Tanış Olalım Seninle

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel tanış olalım seninle” demenin aklıma bile ilişmediği günler…

Vakti zamanında kendimi çok parçalamıştım. İsterdim ki dünya da parçalansın benimle birlikte ama nerede bende o şans. Artık umutlu düşünüyorum. Gözlerime baka baka geçip gitti önümden zaman. O öylece giderken “dur!” diye bağırdım zamana. Durup baktı gözlerime. Onunla ne yapacağımı, onu nasıl değerlendireceğimi bilemediğimden sadece baktım.

Sana, gel tanış olalım seninle demek için erken bir saatti.

Baktı ki adam olmayacak benden: “Zaman treninin arka vagonlarında uyanırsın genç adam!” dedi. “Orası geç uyananların vagonudur. Ön vagonlar sana göre değil.

Yani öyle demiş. Ancak şimdi duyabiliyorum o sözcükleri. Ben de daldım evvelce kitaplara. Bilim öğrendim. Dinler tarihine daldım. Şiir yazdım. Romanlar kurguladım. Bu süreçte çokça taşa tuttular beni. Dilim sivrilmişti çünkü. Bazıları da dedi ki: “Sen de o ozanlar gibi yakılmaya emin adımlarla ilerliyorsun. Dikkat et!

Acele edelim, vakit dar. Artık tanış olalım seninle!

Birkaç sene oldu arka vagonlarda uyanalı. Bayağı şeyler biriktirmişim. Öğrendiğim bilgiler benimle mezara giderse gözüm açık kalır. Ben de işi büyütmeye karar verdim. Bilgiyi paylaşmak tüm canlılığın en büyük “dini” olduğunu fark ettim. Bir defa uyandıysam eğer, diğerlerini de dürtme zamanıdır. Sonunda yakılacak olsam da…

 

Günay Aktürk

Read more

Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more

Tehlikeli Düşünceler (Kısa Makaleler)

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Tehlikeli Düşünceler

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Aslında en Tehlikeli düşünceler tartışılan, hatta mümkünse çokça tartışılan ama eleştirilmesi sakıncalı olan düşüncelerdir. Küçük bir azınlık bu düşüncelerden nemalanır. En tepede gücü elinde tutanlar bulunur. Oradan aşağıya kademeli olarak yağcısı, balcısı, incisi cincisi şeklinde iner. O faydalı düşünceyi canlı tutmak için sürekli tartıştırır. Eleştiri ve özgür düşünce ise sırça köşkün surlarına indirilen bir balyozdur. Saltanat tehlikeye girer.

Aslında kendi de inanmaz. Bir zamanlar inanıyor idiyse de para, güç, makam, önü düğmeli cüppe ve silahlı birlikler tatlı geldiği için “düşünce” ile arasındaki bağ giderek zayıflar. Artık “para” adında yeni bir tanrı edinmiştir kendine. Paranın olduğu yerde ahlak yeniden şekillenir.

Toplumun aşağı kademelerinde de gözlemlenebilir bu. En çok da kadına bakışta belirir. Kadın yoksul ve çaresiz ise şeriatın katı kuralları uygulanır. Ama giderek para ve makam merdivenlerinde yükselmeye başlarsa kadın, şeriat yıkılır ve daha özgürlükçü bir rejim doğar.

Paranın açamayacağı kapı yoktur.” sözünü ilke edinen ve serveti insani erdemlerden önde tutanlar için ahlak nedir ki? Şart sunulsa aile içi toplu sekse bile yanaşırlar, yanaştıkları görülmüştür. Sırf birilerine yaranmak için evli oldukları halde koynuna gireceğini ilan eden insanlar gördü bu ülke ve sıkça tekrarlandı.

Sözün özü o ki “tehlike”, fikirlerine ölümüne bağlı olduklarından gelmiyor. Pek çoğu hafif bir şaplakta bile yollarından dönüp “Sakallı Celal” üstadımızın deyimiyle epeyce gülünç oluyorlar. En ağırı da bu tür ödleklerin elinde suikaste kurban gitmek değil mi zaten!

 

Günay Aktürk

Read more

Umudun Öteki Yüzü (Kısa Makale)

umut, kısa makale

Umudun Ya Da Umutsuzluğun Psikolojisi

umudun öteki yüzü

“Kim çıkardı seninle benim arama koydu, bu umut denen şeyi!”

Özdemir Asaf

Kim olacak sen çıkardın. Zihnine olası görüntüler getirmeseydin, şehvetle baksa da gözünde büyümezdi. Ama bunu yaptın. “Umudun öteki yüzü” umutsuzluktan çok taktiksel bir keyif içeriyordu belki de. Ben de duymak isterdim bir gece yarısı hiç işitilmemiş kulak çınlamalarını… Sonra a peşi sıra gelen kendi kendine konuşmalarnı:

“Acaba bu çınlamaların nedeni o mu? Şu anda benden mi bahsediyor kendine? Yok canım ne diye düşünsün! Ben de az domuzun dölü değilim hani, ağzım burnum yerinde maşallah. (Erkeksen kaslı yerlerini, kadınsan göğüslerini yoklarsın) Hmm, neden olmasın! Acaba şu anda tam olarak ne geçiyor aklından! Ah! Böyle şeyler söyleme sersem, ayıp.”

Zamanla durum netleşir ve aradaki mesafe giderek uzar. Bu öyle bir uzamadır ki ufukta bir nokta kadar ötelerdedir. Bu hâl ve vaziyetin kaç yaşında vuku bulduğu da önemlidir. İlk gençlik dönemlerinde ağır olur zıpkın yarası! İlkler özeldir. Unutulmazdır. Yıllar sonra her şeyi tastamam hatırlamayabilirsin. Ama hissettirdiği duyguları asla unutamazsın. Beynimizin en iyi yeteneklerinden biridir bu.

Unutulmaz olması, içinde her zaman saçmalık barındırır. Dokunma yoktur. Romantik bir öpüşme de yoktur. Hele ki güzel anılar hiç yoktur. Seni beslememiştir. Bir şeyler katmamıştır. Doyurmamıştır. Belki olgunlaştırdığı doğrudur ama bu bile onun değil senin yüreğinin marifetidir. Belki de bu yüzden asla unutulmayacak olması haksızlıktır. Zalim bir diktatörün bir zihni bir ömür işgal etmesi gibi. Tek fark, yıllar sonra o yoğun duygular durulduğunda hafiften gülümsetmesidir!

Sen bana bakma. “Umudun öteki yüzü” belki daha da çekicidir bu yüzünden. Git ve kapısını çal. Yaşam oldukça doğurgandır ve hiçbir çocuk da şeytan olarak gelmemiştir dünyaya!

 

Günay Aktürk

Read more