Ben Öldürmedim – Günay Aktürk Makaleler

Bosch tarzında çok katmanlı alegorik resim; aşk, suçsuzluk, içsel yıkım ve pişmanlık temalarını taşıyan erkek figürü ve dağılmış bilinç sahnesi

Ben Öldürmedim

ben öldürmedim - makaleler - günay aktürk

“Aşkı anlarım, sevmeyi anlarım, insanların hata yapmasını da anlarım ama canavarlığı anlayamam. İnsanların hayatını mahvetmeye rıza gösteremem. Kendinizi kurtarmak için gencecik bir kızı katlettiniz, onunla birlikte kendi çocuğunuzu da öldürdünüz.

Ahmet Ümit

Ben öldürmedim! Güldürmeyi dahi beceremediğim hiçbir kadını öldürmedim. Güldürdüklerimde ise yüceltildim. Ağlayan kadınlar oldu elbette benim yüzümden. O vaziyetten dem vurmayın şimdi! Uykulu ve kayıp yıllardı onlar. Ellerinin sıcaklığını yanaklarımda bir kez bile hissetmediğim o savruk sahibeme karşı duyduğum ateşli sadakattendi… O zamanlar öyleydi…

Öldürmedim hiçbir kadını. Ve bunu düşünmedim bir kez bile. Öldürmediğim için kendimle gurur mu duydum? Hayır. İnsan, zaten işlememesi gereken bir cinayeti gerçekleştirmediği için kendisiyle gurur duyacak kadar aptal olmamalı. Benim gururumun nedeni içimdeki aşk ateşiydi. Bunca yıldır ruhumu kirletmeden yakabildi! Artık kir tutmaz. Oysa hemcinslerime bakarak kendimden utandığım çok olmuştur. Bütün bu rezilliklerin içinde bir kadın olarak doğmayı isteyecek bir erkek, bence asıl erkek odur!

Ben, düşündüğüm kadar eşsiz olsun ya da olmasın yine de bir kadının başyapıtıyım! O beni geçmişte defalarca öldürdü zaten. Bunu da kolunu bile kıpırdatmadan başardı. Dudaklarım acımıyor, çünkü öpmedi. Ellerim terlemiyor, çünkü tutmadı. Göğüs kafesimin üstünde hafif bir çukurun bile izi yok, çünkü başını yaslamadı. Ama yine de becerdi beni öldürmeyi. Ben, kendi ciğerini deşmelerin ustasıyım. En acılı ölümlerden doğarmış büyük kutsallıklar! Bugün uçmak için ne ona ihtiyacım var ne de görkemli kanatlara…

Ben onu öldürmedim hakim bey! Ve bundan dolayı da pişman değilim. Ama onu düşünürken ateşli günahlar işlemiş olabilirim. Aklımdan ona sahip olmak geçmişse de erotik tutkulara saygımı yitirmediğimdendir. Kimileri aşkın kusurudur bu, dediler, ben ise özüdür dedim.

Artık bir kez daha aşık olabilirim. Çünkü artık hiçbir şeye inanmıyorum! Çünkü korkmuyorum hiçbir şeyden: Ölmekten de kaybetmekten de!

Günay Aktürk

Bosch tarzında çok katmanlı alegorik resim; aşk, suçsuzluk, içsel yıkım ve pişmanlık temalarını taşıyan erkek figürü ve dağılmış bilinç sahnesi

Gitmeden Şunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Yunus Gibi – Ataol Behramoğlu

yunus gibi - ataol behramoğlu

Yunus Gibi - Seslendiren: Günay Aktürk

Günay Aktürk sayfamızın en güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa herkesin Yunus emre ye ait olduğunu sandığı ama aslen yazarı Ataol  Behramoğlu olan “Yunus Gibi” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir.

SÖZLERİ

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur.

Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekânı zindan olmuştur.

Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur.

Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur.

Haramisi, soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Bakan, sadrazam olmuştur.

Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı korkmaya
Çünkü korkulan olmuştur.

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur.

Ataol Behramoğlu

Read more

Kadın Kucağı Özlemi

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bir Kadının Kucağını Özlemek

Kadın kucağı özlemi, kalabalıklar içinde insanın kendi sesini kaybetmesiyle başlar her zaman…

Bir Kadının Kucağı - Günay Aktürk

Bir anı bile kalmamıştır geceler boyu sevişmelerden. Binlerce yıl uzaktadır, binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, aşk, iki kişiliktir.

Ataol Behramoğlu

İki kişilik olan lazımdı bize. Oysa hep yatağın da yemeğin de tek kişilik olanı rast geldi. Esirlikten nefret ederim. Ama hayattaki tek güzel tutsaklığın iki gönlün bir sevdaya esir düşmesi olduğunu romanımdaki kahramanıma söyletmemiş miydim? Söylemek başka, başarmak başka. Ummak başka, umulmamak bambaşka.

Yaşamın uğultusunu bir kenara koymadan mümkün değil biriyle mutlu olmak. Gün boyu insan denilen şu azman sürüsüyle cebelleşirken, aklının dipsiz kuyularında akşamı iple çekebilmek asıl başarı! Bir kadının şefkat dolu kucağını özlemek! Her günün özel olabilmesi için deli divane olmak…

Kadın kucağı özlemini ve yalnızlık duygusunu anlatan alegorik bir sahne

Bu ateş, bu kalp çarpıntısı, bu har ve bu travma… Bir fincan acı kahveye susamış yalnız ve yoksul dudaklar… Ama geriye bakıyorsun, silme hayal kırıklığı. Durak sapa, yolcu ruh hastası, güzergah yanlış istikamette…

İnsanlar artık çarpılmıyorlar. Ama bir yıla sığdırılan sevgili sayısına bakın bir de. Be hey ilk görüşte aradığı aşkı bulduğunu zanneden hayvani avanaklar! Buldum dediğiniz şey gerçekte nedir? Bedenin ateşi kendini söndürecek soğuk sulara kolaylıkla ulaşabilir. Onca yıldan sonra kurulabilecek köprüyü bir haftada ne tez kurarsınız?

Sıcak bir kadın kucağı demiştim! Her baş her kucakta eğleşmez gülüm! İşte yalnızlık da bu yüzdendir cancağızım! Aynı frekansta titreşmeyen iki ruh deli gibi sevmişse de ortada ne deli vardır ne divane!

Ben mi? Yanmak ve yakılmak mı? Elbette yanmışlığımız da yakmışlığımız da çoktur. Fakat işin dozu ne ile ölçülür? Günün sonunda ne kaldı elimizde? Elimiz, soğuk kış gecelerinde trajik bir ısınma aracı!

Günay Aktürk

Bu yazılara da Bakabilirsiniz

Read more

Zehirli Masallar Furyası

Unutulamayan Masal

Masalvari Anılar

unutulamayan masal, günay aktürk

“Her gece gönlümün masalını okuyorsun. Ertesi gün beni bir masal gibi unutuyorsun.”

Furuğ Ferruhzad

Doğduğu saniye hoş bir masal fısıldanmış kulaklarına. Ama büyüteceği yerde iyiden iyiye küçültmüş onu o dizeler. Ve bir ömür o hoş ninniyi aramış durmuş.

Masal dedin mi kötüler kaybeder iyiler kazanır. Bunu kazımış kulaklarına. Bu yüzden de iyi bir son ile karşılaşmadığında, başkalarının masalını zehirlemek pahasına tek yanlı bir masal yaratmaya çalışmış.

Gelgelelim, herkesin gönlünde hiç unutamadığı ve bir kez olsun tamamlanmamış bir masal vardır. Sürekli sonu mutlu bitsin ister. Bunu yaparken de farkında olmadan masaldaki o ejderhaya dönüşür.

Her şey masaldan ibaret değil mi zaten? Her beşik zamanla küçük gelmeye başlar ve ninniler artık o çocuksu boşluğu dolduramaz olur. Insan ruhu bardağa benzer. Çocukken kolay dolar bu bardak. Ama yaş aldıkça bardak büyür ve sen dibi delinmiş sanırsın. Belki de asıl sorun büyümekte değil, büyürken o çocuğun yavas yavaş yok olmasıdır!

 

Günay Aktürk

Read more

Neyzen Tevfik Küfürlü Şiiri | Sahne-i Ömrümden

Neyzen Tevfik küfürlü şiiri Sahne-i Ömrümden

Neyzen Tevfik Küfürlü Şiiri Hakkında

Neyzen Tevfik küfürlü şiirleri, çoğu zaman yalnızca sövgü olarak görülse de, şairin dünya algısını, hiçlik düşüncesini ve varoluşla kurduğu sert ilişkiyi yansıtan metinlerdir. Sahne-i Ömrümden adlı bu şiir, Neyzen’in yaşam, ahlak, iktidar ve insan ikiyüzlülüğü karşısındaki öfkesini açık bir dille ortaya koyar. Küfür burada bir amaç değil, bilinçli bir anlatım aracıdır. Bu yazıda Neyzen Tevfik’in küfürlü şiir anlayışı, şiirin sözleri ve edebi bağlamı ele alınmaktadır.

Şiire Dair Birkaç Kelam

Neyzen Tevfik ve küfürlü şiirleri… Youtube’da 1920’lere ait video görüntülerini görünce “Ben bu şiiri okumalıyım.” dedim. Yüz yıl öncesinin İstanbul’uydu videodaki insanlar ve bugün hiçbiri de hayatta değildi. Yüzlerce yıl önce de hayat vardı ama bunu görmek şaşırtıyor işte inceden!

Uğurlu bir çağda doğmuşum. Yoksulluğun çıtası yükselmiş her şeye rağmen. Şekli değişse de köleliğin, kimse kapitalizmin getirilerini reddedip isyana soyunmuyor. Ama ukalalığın bini bin para! Yüz yıl öncesinin insanı çilesini çekip çoktan uykuya dalmış ama ben hâlâ hayatta ve yorgunum. Gel de sövme bu işe!

Bizim için öteden beri adaba aykırı bir hareket olmuştur küfür. Her ne kadar haklı ve sanatsal yanı olsa da, medeniyetin aşağı eteklerine işaretmiş. Ölülerin kulakları yok artık. Ne makam, ne şan ne şöhret: kim siker Yalova kaymakamını o saatten sonra! Ulu bir kemik yığınının gözünde küfür de birdir artık iltifat da. Ha anlıyorum elbet, bizler hâlâ kalbi atan mekruhlarız! Sanki pek ahlaklı ve erdemli atıyor da! Yaşayanların kuralına göre oynamak gerek bu yaşam kumarını! Öyle mi?

Bilincin öyle bir makamı var ki o seviyede küfür de iltifat da hiçbir anlama gelmiyor artık. Otuz kez tekrarlanan bir kelimenin manasını kaybetmesi gibi. Kelimeler… Maddenin bilmem kaçıncı hali

Neyzen Tevfik hiçliğe inanırdı. Küfürlü şiirleri de bu hiçliğin içinde düşünülmeli. Eserleri sosyete kulaklarını biraz tırmalayabilir. Ama ilham aşılanır kulaklarına. Dinlesinler.

 

Günay Aktürk

Neyzen Tevfik küfürlü şiiri Sahne-i Ömrümden

Sahne-i Ömrümden Sözleri

Sahneyi ömrümden nefs-i emmareye hitabım
Hayat sahnemden kötü nefse hitabım

Alemin hem bağını hem bahçesini sikeyim
Sümbülünü gülünü kor ateşini sikeyim
Sabahın kör vaktinde “sus” dediğini sikeyim
Gelmiştir ve gelecek ilk baharını sikeyim

Bana yoktur lüzumu ne gülün ne bahçenin
Ne akşamın gecenin ne gündüzün ne seherin
Ne tüyü bitmedik oğlan ne kadın kısrak derim
Hepsinin toprağını ta mezarını sikeyim.

Ağlamam ben erkeğim, erkeğim ben erkek.
Hayli güçtür uğraşmak, adama cefa etmek
Minnet etmem ne ömre, ne hayata felek
Al atını siktir git tımarını sikeyim

Çok zordur aldanırsın bu fakiri aldatmak
Yüzdürüp denizlerde sonra kıyıya atmak
Gözünü aç, iyice aç da yüzüme bir bak!
Ben senin hem şanını itibarını sikeyim

Saki, hem ayına hem dolunayına koyayım
Gülünün hem rengine tabiatına koyayım
Şarkıcı edebine adabına koyayım
Kadehimde şenlik var, şenliğini sikeyim

Yok sefası bin yıldır hiçbir insan ehlinin
Ne bahçede bir gülün, tomurcuğun renginin
Hem çilingir sofrasını hem de sofradakinin
Gülmüşse gülüşünü gam kederini sikeyim

Uğramışsan feleğin vazgeçilmez yurduna
Sıçayım onun ağzının hem de ta ortasına
Bunu da yazsın dünya kitabın ortasına
Taşını toprağını deryasını sikeyim

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Sümbülzade Vehbi Efendi Rücu Şiiri | Günay Aktürk

Sümbülzade Vehbi’nin rücu şiirinden esinlenen, Bosch tarzında çok katmanlı alegorik sahnelerden oluşan resim

Sümbülzade Vehbi Efendi Rücu Şiiri

Sümbülzade Vehbi Efendi klasik Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olarak “Rücu” adlı şiirinde hem hikmetli bir dille hem de döneminin sosyal eleştirilerini ustalıkla bir araya getirir. Bu sayfada Sümbülzade Vehbi Efendi’nin Rücu şiirini hem sesli okuma formatıyla dinleyebilir hem de şiirin tam metnine ulaşabilirsiniz.

Bendeniz Günay Aktürk’ün yorumuyla hazırlanan sesli şiir bölümü, metnin duygusunu daha derin hissetmenizi sağlar. Aşağıda hem şiirin seslendirilmiş halini dinleyebilir hem de eserin tamamını okuyabilirsiniz.

Sümbülzade Vehbi Efendi – Muzahrefat (Mizahi Hiciv) Şiiri – Tam Metin

Azm-ü hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

Lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

Sümbülzade Vehbi’nin rücu şiirinden esinlenen, Bosch tarzında çok katmanlı alegorik sahnelerden oluşan resim

Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lale ile sümbülü kahkülüne nevcivan.

Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.

Salınarak giderken arkandan ben sokam,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan.

Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.

Sümbülzade Vehbi Efendi’nin Rücu şiirini temsil eden Bosch tarzı sürreal hamam sahnesi – Günay Aktürk”

Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

Herkese vermektesin, bir de bana versene
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,
Esselamun aleyküm ve aleykümüsselam.

Sümbülzade Vehbi Efendi

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak

Günay Aktürk, aşk şiirleri

Karaktersizliğin Kutsal Seçimi!

Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak, günay aktürk

“Yanlış seçimler hep böyle yapılır zaten. Başka seçim şansının olmadığına kendini inandırarak.”

Irvin D. Yalom

Toplumumuzdaki bir dizi asalak erkeklerin neden revaçta olduklarını anlayamıyorum. Evet, hiçbir kadın şiddet göreceği ya da kendisini öldüreceğini bildiği biriyle yakın ilişki kurmaz. Belki başlarda kendini ideal erkek olarak göstermiştir. Ama yine de yok mudur bunun belirtisi; Yürümesinden, oturmasından, konuşmasından, küfürlerinden; doğaya, kadına, mazluma ve dünyaya bakışından anlaşılmaz mı?

Belki kimi nasıl seçeceğini bilmiyordur. Gençliktir, toydur, insan konusunda deneyimsizdir. Bir de çevresi kötüyse yirmili yaşlar alabildiğine tehlikelidir. Ben sosyete muhitinde büyümedim. Yıllar önce bali çeken insanları ve ruh hallerini yakından tanıdım. Parklarda ve köşe başlarında toplanan serserilerin yaşlarındayken genç kızların bu tiplerde ne aradıklarını hiçbir zaman anlayamamıştım. Gençliğin içinde bir “piç” deyimi vardı ve kızlar hoşlanıyordu onlardan.

Kötü bir deneyimdi ama hayatımın her evresinde bu müsveddelerin benden bir adım önde koştuklarını gördüm. Sadece şans ile açıklanamazdı. İyi karakterin, bilginin ve sanatsallığın söylendiği gibi pek de umursanmadığı bir ülkede yaşadığımı çok iyi biliyorum. Ağalıkla erkeklik birbirine mi karıştırılıyor yoksa?

Son yıllarda tanıştığım kadınların neden daha olgun olduklarını da anlayabiliyorum artık. Neden bir kadınla eskiye oranla bugün çok daha mutlu olduğumu da. Belki otuzundan sonra olgunlaşıyor kadın, kim bilir! Otuzunda artık iyiyle kötüyü birbirinden ayırabilecek dozda veri sahibi oluyor. Bazı talihsiz bilinçler ne yazık ki bu kadar şansa bile sahip olamıyorlar.

“Bir serseriyle sevgili olsam bile bana zarar vermeye hakkı yok!” Evet, kesinlikle yok. Ama öyle bir dünya da yok. Seni “kapatma” zihniyetiyle sahiplenen, bedeninde koşulsuz hak eddia eden biri ileriye dönük potansiyel bir katildir!

Günay Aktürk

Read more

Güzel İnsan Olmak – Ya da Olamamak

güzel insan olmak, günay aktürk makale

Yüreği Güzel İnsan Olmak

güzel insan olmak, günay aktürk

“Ben vicdanı temiz, korkusuz ve kötülük yaparak kendini küçük düşürmeyecek türden bir insanım.”

Morgue Sokağı Cinayetleri
Edgar Allan Poe

Kim ki “güzel insanolmak istiyor, vicdanın ve merhametin izinden gitsin. Hiçbir yazılı emir, gelenek ya da ideoloji insanı vicdanlı bir birey yapmaz. Bu yüzden hiç kimse aynadaki suretine bakarak inançlı bir dindar ya da zeki bir bilim ve ilim yorumcusu olarak övünmesin.

Zehirli yılanları dahi hayretler içinde ve ilgiyle izlemeyen insan! Onun büyüleyici etkisine kapılmayan… Davranışlarındaki evrimsel vahşiliği fark edip “Bak, bana da zihin verdi!” diye onunla konuşamayan insan! Yılanın zehri ile farenin içgüdüsü arasındaki bağlantıyı fark edemeyen insan elbette onları düşman ilan edip kafalarını kopartacaktır!

Yok etmeye gücü olduğu halde bir şekilde sevmeyi becerebilen insan, erdemli insandır. Kendini tanrı sanan insan kötü bir insandır. Bilgisizdir. Cahildir. Bazıları gerçekten bilgili olabilirler. Ama o bilgi merhametin kapılarını açmaya yetmemiştir. Belki dünyanın en güçlü insanı bile olabilir. Ama sadece o kadar. Bir zamanlar besin zincirinde en tepeye tırmanmış olan dinozorlar gibi.

Tanrıcılık oynayan insana derim ki: “Sen hayvanlar alemindeki insan popülasyonunda en güçlü hayvansın. (Buradaki hayvan tanımı hakaret içermiyor) Ama seninle üst insana ulaşılamayacak. Zeki olmakla zengin olmak aynı şeyler değildir. Uygar olmakla bilgin olmak da aynı şey değildir. Tıpkı 2020 de yaşayan herkesin bilgi çağında yaşamadığı gibi.

 

Günay Aktürk

 

Read more

Yaması Mükemmel Bir Zaaf (Günay Aktürk)

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk makale

Bir Alıntı Bir Yorum

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk

“Mükemmellik ekleyecek bir şey kalmadığında değil, çıkartacak bir şey kalmadığında elde edilir.”

S. Exupery

AKŞAM ULUMASI

Keşke insan da yamalarından kurtulabilse. Yıllar içinde ruhu yırtılmış ve zamanla delik genişlemiş. “Burayı kapatmalı” demiş ve kirli bir çarşafla örtmüş üstünü.

Yürüyen insanların atan kalpleri yanıltmasın. Atıyor ama insanda kalp çarpıntısı yaratacak dozda atıyor. Vicdan yetmezligi bundan. Uygun doku bulunamadığından tehlikeli zombilere dönüşmüş haldeler.

Kimse onlardan mükemmel olmalarını istemiyor. Ama mükemmele yakın olmayınca kusurlu yanlarını beslemeye başlıyorlar. Ruhları bir bağımlının dağınık odası gibi.

Fakat asıl suçlu gerçekten onlar mı? Onlara bu zemini hazırlayanlar “aslı bozuk” kanaat önderleri değil mi? İnsanlık tarihi “kendini yont” diyen bilgelerin cesetleriyle dolu.

Belki de aptallık her zaman çoğunlukta olacak. Dünya nüfusunun kalabalık olmasından mıdır? Belki yeraltı madenlerinden. Çünkü cümle belanın nedeni doyumsuzluktan. Yedi milyar insan topyekun kendini yontamaz. Böyle gelmiş böyle gidecek, mi diyeceğiz? Sonuç ona mı işaret ediyor?

Bence bu iş bugünkü insan profiliyle olmaz. Bir sınır var bir türlü aşamadığımız. Aptallığı körükleyen cehaletin boş kafalardan yok olması gerek. Belki ihtiyacımız olan tek şey, doğarken boş kafayla doğmamayı sağlamak. Bilim binlerce yıl sonra bunu başaramaz mı? Belki…

 

Günay Aktürk

Read more

GALATA KULESİ – ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Oğluma Ağıt - Ü. Y. Oğuzcan

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Bu haftaki seslendirme Ümit Yaşar Oğuzcan ın oğluna yazdığı “Galata Kulesi” isimli şiiri . Eserin hikayesi, içinde fazlasıyla trajedi barındırıyor. Bence insan ruhsal sorunlarını aşmadan asla çocuk yapmamalı. Şair ne kadar büyük olursa olsun bunun olabileceğini düşünmeliydi.

Ayrıca şiirin içinde: “Galata kulesinden bir adam attı kendini; bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.” sözleri geçiyor. Nankör insanlara ve kalleş dünyaya inat yaptığını düşünmüyorum. Onu ölüme götüren sebebin, ruhsal yönden aciz görünen bir baba motifi olduğu inancındayım.

Baba evlat için, özellikle de erkek evlat için çok güçlü bir motiftir. O rotada yol süren baba kendini bir buz dağına sürüklemişse, çocuğun kendi duygusal ve zihinsel gemisini açık denizlere çevirmesi gerçekten de zor olmaz mı? Karar sizlerin.

Not: Girişteki açıklayıcı kısım Ekşi Sözlükten “Tek jetonla Oyun Bitiren Çocuk” kullanıcı adlı yazardan alınmıştır.

Galata Kulesi - Sözleri

GALATA KULESİ – SÖZLERİ

“6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü.
Aydınlıktı, güzeldi dünya.
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden.
Kendini bir anda bıraktı boşluğa;
ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.

Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu, gencecikti vedat.
Işıl ışıldı gözleri, içi.
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu.
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa,
kendini bir anda bıraktı boşluğa.

Söndü güneş, karardı yeryüzü.
Bütün zaman durdu.
Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu.
Açarken ufkunda güller alevden,
çıktı, her günkü gibi gülerek evden.
Kimseye belli etmedi içindeki yangını.
Yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru.
Galata kulesinde bekliyordu ecel.
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak,
ölüm yolcusunun son arzusuydu bu.

bir adam düştü galata kulesinden;
bu adam benim oğlumdu.
Küçücüktü bir zaman,
kucağıma alır ninniler söylerdim ona:
“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.”

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat.
6 Haziran 1973
Galata kulesinden bir adam attı kendini;
bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona:
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.”

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Read more