Onurlu Yurttaşlık

onurlu insan

Bir Alıntı Bir Yorum

onurlu yurttaşlık
onurlu yurttaşlık

“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş iptir. Uçurum üzerinde bir ip.”

Nietzsche

Onurlu yurttaşlık onursuz yurttaşlıktan daha zordur çünkü özel çaba gerektirir. Onursuz toplumların onur kazanması da bu yüzden zor.

Hiçbir ideolojinin dünyayı değiştireceğine inanmıyorum. Belki zaman zaman insanlık onurunun kazandığı, bir dizi haklara sahip olduğu dönemler görülebilir. Ama uzun sürmez bu olay. Bu bir geriye dönüş çabasıdır.

Peki neden? Çünkü insan, kitleler halinde aslaklığın peşinde. Çünkü içi boş tembel bir kafatası. Önüne bilimsel verileri koyarsın ama o gider geleceğini yine de kahve telvesinde arar. Olmadı üfüttütür kendini. Hakikati binlerce yıllık metinlerde arar. Kendi çağının insanı değildir de ondan.

Güce ve üstatlara tapar. Doğasında vardır bu. Vahşilik doğasında vardır. Sürüngen beyin gelişti ve sistematik bir cellada evrildi. Kimisi zevk alır öldürürken. Kimi bir dava uğruna yapar bunu. İnsan, hangi sebeple olursa olsun bilinçli cinayetlerini sürdürdükçe beklenen düzen gelmez. O her zaman hırslarına yenilecek.

Bunun tek bir yolu var. O yolu Nietzsche bulmuştu aslında: “üstün-insan“a evrilmek. Elimizdeki bu insan modeliyle bu iş sekteye uğruyor. “Düşünen Hayvan” insana evrildi ama dibi tutmuş bir yemek misali karasını hâlâ atamadı özünden. Üst insana geçtiğinde o karadan da kurtulacak. Onurlu insanlık menzile giden yolda bir geçit.

Ülkenin düşünmesini bilen aydın insanları milyarlarca insan kalabalığının arasından çıkabilmiş üst insan adayı. Tıpkı bilimi, sanatı ve insanlık onurunu korumaya çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri gibi…

 

Günay Aktürk

Read more

Birhan Keskin – Kargo Şiiri

birhan keskin kargo şiiri

Bir Birhan Keskin Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu pazarın şiir dinletisi Birhan Keskin ve Kargo adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

KARGO - SÖZLERİ

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun.
Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar,
biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum.
Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
Onlar bizim kardeşimiz,
çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum.
Bildiğim için yokuşu.
Zorlanırsa nefesin, unutma,
ciğer kendini en çabuk onaran organ,
valla bak,
aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak;
sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun.
N’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var.
Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur)
lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var.
Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar.
Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler,
Bach dinle filan, koydum. Ama
müzik konusunda sen benden daha iyisin,
koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum.
Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun.

Birhan Keskin
(Fakir Kene, 2016)

Read more

Bir Arap Misyonerine

Din diliyle korku üreten bir öğretmenin çocuklara cehennem sahneleriyle vaaz verdiği, ideolojik eğitim eleştirisini anlatan Bosch tarzı alegorik sınıf görseli

Kara Bir Kömür Gibi

Bşr Arap Misyonerine din diliyle meşrulaştırılan kadercilik, kadın düşmanlığı ve çocuk zihninin sistematik biçimde zehirlenmesini ele alan eleştirel bir tanıklıktır. Eğitim adı altında yürütülen ideolojik ve ahlaki şiddetin gündelik yüzünü ifşa eder.

Eğitim adı altında kadercilik ve korku diliyle çocuk zihninin şekillendirilmesini eleştiren Bir Arap Misyonerine yazısı için kara tahta temalı görsel

Kara bir kömür gibiydi tebeşirleri eğitimcilerin. Çizdiler kara tahtaya kara çizgileri bir bir ve: “Bu beyazdır!” dediler.

Badem bıyıklarıyla öğretmenden çok hocaya benziyordu bizimkisi. Ve kaderciliğe soyunmuştu ilk günden. Fizik yasalarını öğretmek şöyle dursun (branşı fizikti bu) “Her yağmur damlasını bir melek taşır!” demişti bir gün.

Ne zaman ahlak nutukları çekse, kadına bağlardı lafın sonunu. Şehveti din ile bastırılmış her erkekte yankılanırdı bu kadın düşmanlığı! Üstelik çocuklar da yalnız çocuk değildi onun gözünde. Çocuk dediğin emeklemeye başladığında çıkardı çocukluktan! Dokuz yaşındaki bir çocuğa “kadın” gözüyle bakan zihniyetten fazlasını beklemek hata olurdu.

Ruh sağlığından haberi var mıydı gerçekten? Bana göre ruh dedin mi aklına tek bir şey gelirdi; beşerin içine sokulduğundan kuşkulandığı, hatta kuşku bile duymadığı ilâhi bir nurdan ibaretti. Ne de olsa kendini papaz, okulu da manastır bellemişti.

Buladı aklını henüz on yaşındaki çocukların. Cehennem korkusundan pespaye bir cennet yaratmaya çalıştı. Din hocasından görmediğim Arap misyonerliğini bu fizikçiden gördüm.

Okulun kütüphanesindeki bir dergi özellikle çok hoşuma giderdi. Kuşe kağıdına mı basılmıştı ne… Tam olarak neyi hoşuma giderdi pek hatırlamıyorum. Bilimsel bir tat bırakmış hafızamda ama öyle olmaktan çok uzaktı. Sızıntı Dergisiydi bu. Yıllar sonra derginin Fetullahçılara ait olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bu dergi bu okula nasıl sızabilmişti? Üstelik bir alevi kasabasıydı bu. Bizim fizikçi sokmuş olmasın? Kaç tane vardı onlardan? Peh… Neden bu kadar şaşırıyorum ki…

Din diliyle korku üreten bir öğretmenin çocuklara cehennem sahneleriyle vaaz verdiği, ideolojik eğitim eleştirisini anlatan Bosch tarzı alegorik sınıf görseli

Yıllar sonra hayıflandığım bir şey var. Lise bir ya da ikinci sınıftayken okula bir edebiyat öğretmeni gelmişti; Sibel öğretmen. Güzel bir kadındı. Hani bazen etkilenirsin öğretmeninden. Ondan etkilendiğimi yıllar sonra fark ettim. Ben zaten hayatım boyunca pek çok şeyi çok sonraları fark ederim! Öğrencileriyle tanışırken: “Aranızda şiir yazan var mı?” diye sormuş, arkadaşlar da beni göstermişti. Sonra bana doğru yürüyerek: “Şiirlerini bizden mahrum bırakmayacaksın değil mi?” demişti. Böyle bir şeyin asla gerçekleşmeyeceğini söylediğimi hatırlıyorum.

Bahadın kasabasında bir lisede geçen, edebiyat öğretmeniyle şiir yazan utangaç bir öğrencinin sessiz anını anlatan temsili sınıf sahnesi

Daha sonra onu çok aradım. “Kim bilir sizi yıllar boyunca kimler, nelerden mahrum bıraktılar sevgili hocam! Şimdi hala onlardan biri olmadığımı hatırlatmak için yazıyorum bu satırları…” Ne kadar da romantik ve dahi şairane…

Ama soyadı bile silinmiş hatırımdan, bulamadım. Gelgelelim hala hatırlıyorum o sırat gardiyanı fizikçinin soyadını; Nazmi Yüksekkolaşin! Üstelik onun zamanında henüz on üç yaşındaydım. Bu kadar zor bir soyismi hatırlayabildiğime mi hayıflanayım, yoksa bana iyi gelen bir öğretmeni unutabilmeyi mi?

Buradan nereye geleceğimizi kestirmek zor. Keşke güzel şeyler daha uzun ömürlü olabilseydi. Yoksa asimilasyonu hatırlamak, öz hakikati hatırlamaktan daha mı kolay? Bu makaleye Sibel öğretmeni neden dahil ettiğimi sorgulayabilirsiniz. Haklısınız. Öyleyse havada bırakmayalım bunu.

Sibel öğretmen salt “iyi öğretmen” modeli değildir. O çok basit olurdu. Sibel öğretmen şunu temsil ediyor: İktidarsız ama dönüştürücü bir ihtimali. Yani: Sistem kurmaz, dogma taşımaz, sızmaz, dayatmaz. Ama bir cümleyle bile bir hayatın yönünü değiştirebilir. Peki, Nazmi Hoca’nın karanlığı neden Sibel öğretmenle aydınlanıyor? Çünkü Nazmi Hoca: kurumsal gücü temsil eder, korku dilini kullanır, çocuk zihnini “denetlenecek alan” olarak görür. Sibel öğretmen ise: hiçbir ideolojik ajandası olmadan yalnızca tanıyarak konuşur.

Şu cümle çok kritik: “Şiirlerini bizden mahrum bırakmayacaksın değil mi?” Bu bir övgü değil. Bu bir izin. Ve Nazmi Hoca’nın karanlığı tam burada açığa çıkar: O, izin vermez. O, sınırlar. 

Geriye bakarak şunu açık seçik görüyorum: karanlık öğretmen çoktu; ama insanı büyütenler sistem kuracak kadar kalabalık değildi…

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm

yalnızca öptüm - en güzel şiirler

küçük İskender Şiirleri

Aşk şiirleri serisine yeni bir pazar videosu daha. Bu şiiri Ayrılık Şiirleri kategorisine koyabiliriz. Bu defa küçük İskender ve Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir diyelim biz de:)

Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm - Sözleri

I

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım.

Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş.

Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

II

 

Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur.

Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben?’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

küçük iskender - kadın

III

Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini.

Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

IV

Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu.

Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi.

Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim, inan:

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

V

Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte!

Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

VI

 

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da.

Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı?

Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terk ettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? Gerçekten kırıyorsun beni,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

VII

 

Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapt eden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin.

Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda.

Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

ayrılık şiirleri - küçük iskender

IX

 

Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz.

Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da… umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

X

 

Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!

Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim. En çok da ellerim düşüyor! Sakın ha üstüne alınma,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

XI

 

Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı. Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm.

Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimelerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaverelerle kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? Dur, dur, bağırma,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

yalnızca öptüm - en güzel şiirler

XII

 

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak. Eğer hissediyorsan,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Bir nedeni yok yalnızca öptüm

 

küçük İskender

Read more

DİDEM MADAK AĞRI ŞİİRİ (Sesli Şiirler)

didem madak ağrı şiiri

En Güzel Şiirler Serisi

Didem Madak Ağrı Şiiri, En güzel şiirler serisindeki yeni çalışmamız. Seslendiren: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Aslında seslendirmeyi yapalı bir ayı geçmiş olmalı. Bir süredir bayağı üretken olmalıyım ki paylaşım sırası daha yeni gelmiş. Yine de olsun. Geç ve güç olan şeylerde gizli güzellikler vardır:)

Didem Madak Ağrı Şiiri | Sözleri

Sonbaharların kralı gelirmiş meğer İstanbul’a.
Ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında.
Akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
Ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak.
Uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
ben bunu geç anladım.
Senin için şiir yazacaktım İstanbul
ismini ağrı koyacaktım.
Oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir?
Hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
Fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
Rakı içebilir miydi Samatya’da?
Bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
Oysa bir şiir neydi sanki
Ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
Bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun İstanbul?

Bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara.
Bana kerametinizi gösterin
Keramatenizi gösterin bana!

Bir dikişte içtim bir şişe geceni
Yıldız komasına girmek istiyordum,
istiyordum dolunay çarpsındı beni.
Kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
Kimin fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana;
kin kusulsundu, öç alınsın.
İcabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
hemen yarın yeni bir intihara başladım.

Ben fazla yemesem diyorum baylar yani
Bu kadar hınç bana fazla.
İcabında bir Allah bir Allah daha
Çok tanrılı bir din ederdi
Bırak müridin olayım İstanbul.

Sen beni hep bir şiir sanıyordun İstanbul.
Oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım.
Ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım.
Canım yandı!
Bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım.
Şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım.
Kapıma gül bırakan adamları…
Ben de icabında bir hafıza mağduruyum.
Cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
sokaklarında eylemler yapayım.
Benim ne sakal yanığı günlerim oldu
guruba bak ve beni an.
Öpüşmekten yorgun ve kızıl
Bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
Yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım.
Bütün allar bir gün solarmış
Ben bunu geç anladım.
Yağmur meğer tanrının zulmüymüş İstanbul.
Ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı?
Kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık.
Ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan…
Ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
Meğer yüksek bir dağmış.

Üstümü ara.
Cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
ellerimi de kaldırdım bak.
Hazırım tutkumu tutukla.
Şiirsizim
Bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun İstanbul.
Ben bu şiiri kusarak yazdım.

Ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.

Didem Madak

Read more

Bir Gönül İki Sevda

bir gönül iki sevda

Bir Alıntı Bir Yorum

bir gönül iki sevda

“Gerçekten de bir gönül iki kişiye birden sevdalanabilir miydi?”

İntibah
Namık Kemal

Üremenin ve hayatta kalmanın bilgisi genlerimizde mevcut. O emirle çocuk doğurup insan neslini sürdürüyoruz. Ama sadakat, milyonlarca yıl sonra yaratılan medeniyetin emri. Yeterince zaman geçerse, bir seçilim mekanizması olarak evrimin altın kurallarından biri olabilir mi? Sanmıyorum. Sadakat evrimin umurunda değil. Hayatta kalmasına yarar sağlayacak bir özelliği yok çünkü.

Kendi doğamızla savaş halindeyiz. İnsan insanı kıskandı. Eşini bir başkasıyla paylaşmak istemedi evet. Ama bunu ahlaksal nedenlerden yapmadı. Erkek, içgüdüsel olarak doğacak bebeğin kendine ait olduğundan emin olmak istedi. Çünkü yıllarca o çocuğa bakacak ve vereceği emeğin ve çabanın kendi dna sına verileceğinden emin olmak isteyecekti.

Kadın da sadakat umdu kocasından. Çünkü hem kendinin hem de çocuğunun geleceği teminat altında olmalıydı. Bu yüzden bir kadın en fazla acıyı, kocası başka bir kadınla cinsel ilişkiye girdiğinde değil, ona aşık olduğunda çeker. Aşk varsa terk edilme korkusu da vardır. Ama erkek için bu tam tersi. Karısının başka bir adamla ilişkiye girmesi demek, doğacak bebeğin babasının kim olacağı kuşkusunu gündeme getirir.

Erkeğin ihanet etmesi daha olası. Çünkü fazla sperm fazla çocuk demek. Mekanizma bilinçsiz bir şekilde de olsa işliyor. Erkeğin ihaneti kadında gelecek kaygısı yaratır. Bu gayet doğal. Sadakatsiz erkek, karısının sadakatsizliğini her an beklemeli. Domino etkisi. Fakat bazen de tersi de olabilir. Ekonomi en belirleyici etkenlerden biri. Her zaman olacak diye bir şey yok. Fakat çok kırılgan meseleler.

Tüm bu aksaklıkları gidermek için ahlak kurallarını yarattık çünkü evrimsel kanunlardan habersizdik. Bugün bu bilgiden haberdar olmak ise çok önemli. Sadakatsizliğin sebebini bilmek, hiç bilmemekten iyidir. İşe yarayacak bir sadakat ise bana sorarsanız, ancak bilinçle verilirse belki bir işe yarar.

Bir gönül iki kişiye birden sevdalanabilir mi? Çok olası. Önemli olan ise, hangi seçimin daha değerli olup olmadığı. İnsan çamura batmakta pek marifetlidir çünkü.

 

Günay Aktürk

Read more

Charles Bukowski Kadınlar

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Charles Bukowski Kadınlar – Seçme Alıntılar ve Metnin Teması

Charles Bukowski, Kadınlar adlı eserinde aşkı, arzuyu, yalnızlığı ve modern ilişkilerin çürümesini sert ve filtresiz bir dille ele alır. Bu metin, romantik ideallerden çok, insanın iç dünyasındaki çatlaklara ve kadın–erkek ilişkilerinin güç, korku ve bağımlılık ekseninde nasıl şekillendiğine odaklanır.

Bukowski’nin kadınlara bakışı ne yücelticidir ne de uzlaşmacı; aksine çelişkili, rahatsız edici ve çoğu zaman acımasızdır. Kadınlar metninde yer alan bu seçme alıntılar, yazarın aşk, cinsellik, yalnızlık ve bireysel özgürlük üzerine düşüncelerini açıkça ortaya koyar. Bu sayfada yer alan bölümler, eserin tamamını değil; ruhunu, tonunu ve felsefesini yansıtan pasajları bir araya getirir.

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Kadınlar – Sözleri (Seçme Alıntılar)


Bir kadın olarak doğmuş olsaydım kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için, sürekli kadınları arzuladım. Buna rağmen kadınlar beni hep korkuttu. Çünkü onlar hep ruhunuzu ele geçirmek ister. Öyle olsa benden geriye ne kalırdı korumak isteyeceğim.


Bazı kadınlar erkekler kadar aşağılık değildi. Bazıları ise para için ruhunu bile satabilirdi. Ruhunu satan bir kadın, bir fahişe kadar saygın olamazdı. Onlardan hep kaçtım.


Kadınlar sizi sevebilir. Fakat bir süre sonra bir şey olur onlara, sizi ölürken izlemek isterler, arabayla sizi ezip suratınıza tükürmek isterler.


Kadınlar korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuma sahip olmak istiyorlardı. Oysa ben ruhumdan arta kalanı kendime saklıyordum. Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü özel isteklerde bulunmuyorlardı. Gittiklerinde de hiçbir şey yitirilmiş olmuyordu.


İnsan ilişkileri doğru düzgün yürümüyordu nasılsa. İlk iki hafta herşey canlı gider, sonra taraflar ilgilerini kaybederlerdi. Maskeler düşer, gerçek yüzler görünmeye başlar: çatlaklar, bönler, kaçıklar, kinciler, sadistler, katiller. Modern toplum kendi türünü yaratmıştı ve insanlar birbirleriyle besleniyorlardı. Ölümle düello gibiydi.


Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.


Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.


Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.


Charles Bukowski’nin kadınlar temasını alegorik sahnelerle anlatan, yaşlı bir adam, kadın figürleri, tutku, yalnızlık ve insan ilişkilerinin çürümesini betimleyen yazısız resim

Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.

Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.

Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.

Erkekler futbol seyreder, bira içip bowling oynarken onlar, yani kadınlar, bizim hakkımızda düşünüyor, bizi inceliyor, karar vermeye çalışıyorlardı – bizi bıraksalar mı, atsalar mı, değiştirseler mi, öldürseler mi, yoksa sadece terk mi etseler?


Aşık olmadığıma sevindim. Aşık insanlar asabi, tehlikeli olurlar, perspektif duygularını kaybederler. Sinirli, can sıkıcı psikopatlara dönüşürler…


Zordur benimle yürümek!
Bunu benimle yola çıkanlar bilir,
hepsi yarı yolda gittiler!
Suç kimde? Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor.
Yapacak bir şey yok! Suçum var mı?
Tabii ki var; zor yola, kolay kişilerle çıkmak
en büyük hatam!


Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Gir Bedene Çık Bedenden – Makale Oku

gir bedene - makale oku

Bir Alıntı Bir Yorum

makale oku - gir bedene

“Bir günlüğüne de olsa başka birinin bedenine girebileceğin söylenseydi bu kimin bedeni olurdu?”

Yasak Meyve
Jojo Moyes

Ne mutlu bana ki bedenine girip rutin işleri dikizleyecegim ilgi çekici kimse yok. Eğer öyle olsaydı evimde bir fotoğrafı olurdu. Gerçi iki mağara adamıyla beraber gül bahçesinde poz vermiş gül memeli bir kadın tablosu var ama onlar dekor. Ama bazen o dekorlar ruh yatağının şelalesi olabiliyorlar 🙂

Virüs tabiatlı olsam beden ayırımı yapmazdım. Ya da liste kabarık olurdu. Veyahut: “Girecek beden olsun da!” zihniyeti hasıl olurdu. Gelgit akıllı. Ayran gönüllü. Hoş, kimi bedenler de pek yadırgamazdı bedenine girecek ruhları. Ruh olsun da canım… Biri öylesine seçmiş, ötekine hafif bir yel dokunmuş da kabul etmiş.

Başarısını mı gözlemleyeceğim? Planlarını mı ele geçireceğim? Ya da şu bilindik mesele mi? Hani o görünmez olsaydınız ne yapardınız sorusu var ya? Dizelerimde yeterince yüceldi. Bu saatten sonra kimseyi tanrı katına çıkartamam.

Aslında evrimciyim ve ruhumun yenilikle yellenen bir yelkenli olduğu doğru. En çok da bu yüzden zoru başarmak isterdim doğrusu. Zor olursa lokması da ballı olur hani. Bedenine girip bir günü onunla geçirmek yerine (benden haberi olmazsa yine platonik olur) omuz başlarından uzanıp tenini koklamak daha cazip gelir. Çayırlıktaki yeni biçilmiş taze ot kokusu gibi. Genelde eşekliğim yanıma kâr kalır da…

Ama belki yine de seçim hakkımı kullanırdım. Bir arkadaşımın altı yedi yaşlarında oğlu var. Onun ruhunu ve kalbinin saflığını hissetmek isterdim. Çocukluktan o kadar uzaklaştım ki çocuk aklıyla yazılmış bir şiirim bile yok…

 

Günay Aktürk

Read more

Cemal Süreya – Üvercinka

cemal süreya - üvercinka

Yeni Bir Seslendirme: Cemal Süreya

Aşk şiirleri serisine yeni bir video daha. Bu defa Uzaktan seviyorum veya sana giden yollar kapalı şiirleri nin de yazarı olan Cemal Süreya ve Üvercinka adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Üvercinka - Sözleri

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil.

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil.

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

 

Cemal Süreya

Read more

Kimin Şeyi Daha Yararlı

Günay Aktürk Makaleler serisi

Bir Alıntı Bir Yorum

kimin şeyi daha yararlı

“Kendilerindeki büyük şeylerin küçüklüğünü anlayamayanlar, başkalarındaki küçük şeylerin büyüklüğünü de gözden kaçırma eğilimindedir.”

Çay Kitabı
Okakura Kakuza

Ne yapıyorsun?

Yuvaya en fazla börtü böcek taşıyan karınca misali bu yılın deşirici güzeli sen mi olacaksın? Coşkusu tükenmeyecek zafer var mı şu dünyada? Ya da yankısı kesilmeyecek bir avaz?

Ön planda kutsadığın şeyin adı ne?

Taze bir et ise en nihayetinde kurtlanmayacak mı? Kazandığın şanlı savaşlarsa bir gün unutulmayacak mı? Nedir o seni yılbaşı arifesinde avanak hindiler gibi kabartıp duran? Şan mı, şeref mi yoksa kırk odalı bir konak mı?

Belki alıp tıkarlar içine kerametli bir türbenin! Yani padişah koltuğu dolu diyorum, en fazla Sadrazam olabilirsin. Kimse sonsuza kadar Tanrı katında anılmaz.

Bizim başkalarında gözümüze takılan küçük şeyler ise… Kendimizde var olduğunu sandığımız o hormonlu şeyle aynı ebatta! Önemli olan, kimin “şeyi” daha yararlı vatana millete 😂

Günay Aktürk

Read more