Ahmed Arif – Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden

ahmed arif - hani kurşun sıksan

Ahmed Arif Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ahmed Arif ve Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden

Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş. Demdir bu…

Demdir, derya dibinde yangınlar.
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs.
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası koruganların.
Ölünmüş canım, ölünmüş
Murad alınmış…

Gelgelelim,
Beter bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuz iki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeye, yemeye…
Kaç yol ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı kınsız, uyanık,
Ve genç bir mısradır filinta endam…
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri…
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan.
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep…

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık…
Ve zehir – zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık…

Ahmed Arif

Read more

Suistimal Kimden Gelecek

suistimal

Suistimalin Zehirli Tohumları

güven sevginin mimarıdır

Bizi anladığını düşündüğümüz insanlarla dostluğumuzu geliştiririz. Güven sağlanır ve suistimal ihtimali de azalmış olur. Böyle evrildik. Biz” ve “onlar” denkleminin kurallarından biri.

Ama bu her zaman güvene temel olmayabilir. Öyle bir çağ ki kim suistimal edecek, öldürecek mi, tecavüz mü edecek kestirmek zor. Üstelik zamanla değişiyor insan. Kötü istikamete doğru da değişebiliyor.

İyiyle kötünün yüzü aynıdır, derler bir söz vardır. “Önemli olan onun karşısına ne zaman çıktığınız!” Peki, bunu nasıl bileceksin? İnsan insana kumardır, diyebilirim ancak!

Bir bilinç var aslında. Bir başkasının derdini kendi derdi gibi görenlerin bilinci. Kadın cinayetlerine bakıyorum, şimdiye kadar kendini devrimci olarak tanımlayan birinin bu suçu işlediğini görmedim. Veriler incelenmeli aslında. Önemli bir konu.

Bu cinayetleri işleyenlerin ortak noktaları var. Toplumda başı boş dolanan, sistemin rüzgarına göre uluyan ve bütünden kopuk insanlar. Ve bunların ipe sapa gelir bir felsefeleri de yok.

Ne soracaksın, İstanbul Sözleşmesini destekleyip desteklemediklerini mi? “Beni suistimal edecek misin?” diye sorabilir misin? Kadına sonsuz saygıları olduğunu söylerler ki kuşları kafese girsin! Hele ki “Kadın tanrının emanetidir” derlerse uzaklaşın oradan. Çünkü tehlikeli bir inançtır bu. Seni birey olarak görmezler.

Bugün yeterince canım sıkkın. Bir kadını beş parçaya ayırıp ormana gömen bir caninin dünyasında zihnim acı çekiyor… Üstelik bugüne ait bir canilik de değil bu. Binlerce yıllık zehirli bir maya. Kötülüğün tohumu özümüzde var. Ve sürekli sulanıyor o tohum. Ben de insanım evet. Ama bu gece ormanda bir kadını gömmek yerine o genç kadın için acı çekebiliyorsam, öteki fidanı sulamayı seçtiğim içindir! Aslında bu yüzden insan olmak özel çaba gerektiriyor. Sonrası alışkanlık, sonrası hayat felsefesi…

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI – ECE AYHAN ŞİİRLERİ

ece ayhan şiirleri

Ece Ayhan Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ece Ayhan ve Meçhul öğrenci anıtı adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

Meçhul Öğrenci Anıtı - Sözleri

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında,
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür,
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
– Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
– Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine! dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı
mor Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım.

O günden böyle asker kaputu giyip
gizli bir geyik yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler.

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128!
İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında,
Her çocuğun kalbinde.
kendinden daha büyük bir çocuk vardır.
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında
zarfsız kuşlar gönderecek…

Ece Ayhan
(1931 – 2002)

Read more

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

yaşlılık ve ölüm

Onun Devri Kapandı

Kızıl saçlı seksen yaşındaki ihtiyarın yirmi yıl önceki görüntüsü geldi gözümün önüne. Doğduğum yer olan Bahadın Kasabasında. O sene ölmüştü.

Babaannemin arkadaşıydı bu kadın. Bizimki ölünce, o bir zaman daha yaşadı. Bir gün rast geldim sokakta. Bana baktı ve “Al canımı diyorum almıyor!” dedi. Ölüm için bir varmış bir yokmuş derler. Tıpkı yaşam gibi…

Bugün, son günleri şöyle görünüyor gözüme: Hayatı, başarıyla oynanmış bir piyes iken, son deminde tadı tuzu kalmamış. Arkadaşları artık yaşamıyor. Aşık olsa olamaz, kahkahaya bile izin vermez hücreleri. Uzun soluklu yollara da çıkamaz. Dişleri yok, düşlerde çeşit tükenmiş.

Onun devri kapandı. Yirmi senenin sonunda tekrar çıkıp gelse, seksen yıl boyunca yaşadığı o kasabada kimse tanımayacak onu. Canı kadar sevecek kimsesi yok. Oturduğu ev bile ona ait değil. Bağı bahçesi artık yabancıların. İki çift laf etsin ama kiminle? İnsan delirir be! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor. Ne dua edeni var ne su dökeni. Yirmi yıla kadar yüzünü kimse hatırlamayacak. Sanki bütün delilleriyle yok olup giden bir olay mahalli şu insan yaşamı!

ölüm bir varmış bir yokmuş

Bütün bu alıntılar bastonsuz ayakta durabilmek için. Sahneyi yenileri alana kadar bu devrin avanakları bizleriz. Bize kucak açacak olan son döşeğimiz orada bir yerde bizleri bekliyor. Yaralı yanımıza yatırmasalar bari, desem, tam da yaşayan bir avanağa göre söz olurdu.

Mühim bir iş yaptığımızı sanıyordum. Renkler bu kadar canlı olmasa deli divane olmazdım bülbül sesine. O kızıl kadına da âşıktı birileri. Birilerinin kızı, annesi, komşusu ve köylüsüydü. Artık, anısı fotoğraflara bile düşmemiş eski bir müsamere yıllığı! Bugün Bahadın mezarlığında sade bir top kemik olarak yatıyor.

Bir gün yaşayanların dünyasında kalbi atan birileri de seni tıpkı böyle hatırlayacak. Ve diyecekler ki, yaşam bir varmış bir yokmuş

Read more

Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ömer Hayyam ve seçme Rubaileri çalışmasının birinci çalışması | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

19 Seçme Rubai ve Sözleri

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
Kim bilir hangi güzeldir hangi sevgili
duvara koyduğun kerpiç yok mu kerpiç
Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli

Dünyada akla değer veren yok madem
Aklı az olanın parası çok madem
Getir şu şarabı alsın aklımızı
Belki böyle beğenir bizi el alem

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var
Nedir bu dükkanlar bu konaklar
Ev mi dayanır bu sel yatağına
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar

Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da bilirdin
Bugün aklın var bir şey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin

Şarap sen benim günüm güneşimsin
Öyle bir dolsun ki seninle içim
Bir bildik görünce sokakta beni
Ne o şarap nereye böyle desin

Ben ne camiye yararım ne havraya
Bir başka hamur benimki başka maya
Yoksul gavur çirkin orospu gibiyim
Ne din umurumda ne cennet ne dünya

Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalıyorum gün ortasında

Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin
Erenlerin dilini de söktüremezsin
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı
Öbür cennete ya girer ya giremezsin

Beni özene bezene yaratan kim, sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
Öyleyse nedir o cennet cehennem

Öldürmek de yaşatmak da senin işin
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin
Ben kötüyüm diyelim kimde kabahat
Beni böyle yaratan sen değil misin

Bir elde kadeh bir elde kuran
Bir helaldir işimiz bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz ne tam Müslüman

Ben kadehten çekmem artık elimi
Tutmam senin kitabını minberini
Sen kuru bir softasın ben yaş bir sapık
Cehennemde sen mi iyi yanarsın ben mi

 

Ömer Hayyam

Read more

Yalnız Sana Geleni Arzula

yalnız sana geleni arzula

Arzula Ama Nasıl?

arzula

“Sana Gelen Her Şeyi Bekle Ama Yalnız Sana Geleni Arzula!”

Andre Gide

Diyeceksin ki “Ama gelmiyor!” Adam da zaten bunu bildiği için onu arzulamayacaksın diyor. Sanki senin kimi arzuladığını bilmiyor Gide! Ha diyorsan ki gelen giden yok, o senin beceriksizliğin canım, bizi ırgalamaz. Bizi ırgalayan, trafiğin yoğun olduğu durumlar. Gelenin gitmesine izin verme o zaman. Acaba gelen de bir başkasından geldiği için mi gidiyor! Fırsat vermiyorsun ki dinlensin arada…

Sana gelen her şeyi bekle!” Belki adam başka bir şeyden bahsediyor. Sen yine kapını açık tut ve yalnız gelene kahve pişir, diyecek değil ya! Öyle ya! Randıman evi mi bu canım her şeyi bekleyeceksin. Gelen kim, it mi kurt mu? Ama insan da tam olarak bu değil mi? Kapı çaldığında adı davetliler listesindeyse şeref duyuyor bundan.

Hâlâ gelmemiş olması, gelmeyeceğine delalet değil. Arzunun nedeni de bu zaten. Olasılık matematiği. Sıfıra yakın bir ihtimaldir ama sıfır değildir. Basket oynuyorsun, yüz atışın yüzü de başarısız… Ama ihtimal sıfır mıdır? Asla basket olmayacak mı? Bir sonraki atışın da aynı sonuç vereceği belirsiz olduğu için ihtimal sıfır değildir. Peki, ne zaman kesinleşir gelmeyeceği? İki taraftan biri öldüğü zaman.

Kapının kilidini sök ve kendine bir fincan kahve yap. Yanında biri varsa onunla gül. Onu doyur. Ona güzel kok. Ona ulaş. Bu kadar doyumsuz olma. Gerçek olan tek şey “an”da yaşananlardır çünkü. Uzakta bulanık gibi duran o muhteşem görüntüye ihtiyacın yok. Yanında olanın da bir gün gidebileceğini bilerek yaşa. Kendine tahammülün olsun biraz! Eğer bir seçimin eşiğindeysen, köpeği itten, kurdu kuduzlusundan ayırmayı bil.

“Bedenimi satarım ama ruhumu asla!” sözünün anlamı çok büyüktür. O kapıdan yüzlerce kişi girip çıkar da kaçından kaçı kalır? Çoğu zaman kimse kalmaz hatırda. Yıllar yılları kovalarken ruhun gerçek bekçisi hep oradadır. Bu yüzden unutulmaz. Beden kirliliğine de inanmıyorum. Ruh zamanla kirlenebilir ama beden temiz kalır. Sırf ruhumuz aç kalmasın diyedir bedenimizin yıpranması…

Son sözümdür şu: Bir gün gelirse de elindeki zincirleri atmalısın. Elinde tasmayla gezinenler birbirlerinden çabuk sıkılırlar. Bütün isyan eylemlerinin temelinde özgürlük tutkusu yatmaz mı?

Günay Aktürk

Read more

Benden Sonra – Makale Oku

benden sonra

Bensiz Yaşlanırken...

benden sonra

Umarım benden sonra, benim olmadığım bir dünyada yaşlanmayı beklersin. Ah hayır! Sevgililerin her zaman bir alternatifi vardır. Beyaz atlı prenslerin, deniz kızlarının alternatifi vardır. Çünkü ölen nikah memuru değildir de ondan. Kimse kimseyi mezara kalbiyle beraber gömmez. Ölen, ihtiras değildir çünkü. Saygı da altından sandıklara kilitlenir en fazla. Tutkunun kendini kapatacak yeni bir kafes bulacak olmasına şüphe yok.

Benim olmadığım bir dünyada yaşlanmak canını acıtacak. Çünkü bir gece yarısı saldırıya uğramış çırılçıplak bir kadını kucaklayıp evine götürebilen bir adam bu karşındaki! Sana bağımlı bir adam: Seni kendine şırınga etmeden de asırlarca yaşayabilecek olan…

Güven ve dostluk, tutku tabutlarına çakılmış güçlü çivilerdir. Dünya dediğin, ihtiras tabutlarının kapakları açıldığı için bu kadar tehlikeli. Belki yüzümü bile hatırlamayacaksın. Benden sonra, bensiz bir dünyada yaşlanırken aklında kalacak tek şey o çiviler olacak çünkü. Bu yüzden umarım senden uzun yaşarım!

Beni bir tek sen affettin. Kaptan yolcusunu umursamamıştı çünkü ufuktaki sayısız limanı görmüştü. Bu da senden aldığım en büyük ders olarak kaldı.

Yolculuk ettiğim bütün otobüslerin çeşitli kusurları vardı. Ben de epey kusurlu bir yolcuydum. Valizimi çaldılar yarı yolda. Kirli çamaşırlarım saçıldı ortalık yere. Onlarca kez denize atılmışlığım vardır. Son sözleri ise, biletimin daha iyi gemilere layık olduğu türünden saçma sapan sözlerdi. Herkes mutluydu benden sonra

Pek çok fikir tutkulu bir yanılgı üzerine inşa edilir. “Belki bir gün…” denir ve beklenir. Can çıkar ama umut çıkmaz. Yıllar geçer ve umudun koyu gölgesi kalır geriye. Her aşık muhtemelen o avanak tebessümüyle gömülür toprağa. Ve pek çoğu da kırkı çıkmadan unutulur. Ama bazen birilerinin üşümesi sanılandan uzun sürer.

Çivilerimi çok derinlerine çaktım. Yine de gerçekçi olalım. Benden sonra bile su akmaya devam edecek. Yavaş yavaş böyle bir insanın yaşadığını dahi hatırlamaz olacaksın. Ama bir akşam pencerene vuran yağmur damlaları ya da yaprakları hışırdatan rüzgar beni sana yeniden hatırlatacak.

Günay Aktürk

Read more

Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Arzunun Tüyleri Diken Diken

Aylardan sonra yeni bir şiir daha: Yangına Hasret Bir Alev

Şiirin özünü karşılayan bir başlık. Biraz kulak vermelisiniz bana. Şuna katılır mısınız: “Ateş eti her koşulda yakabilir. Ama eti pişiren közdür.

Köz de olsa yine de ateştir. Uzunca bir zaman yanmış, bir ara söner gibi olmuş ama kendi merkezine çekildikçe daha da güçlenmiştir. Közde pişen aşıklar ona maruz kalmışlardır. Geriye kendilerinden bir tutam kül bırakmışlardır. Külünden doğmayan insanın yangını ise tez söner.

Bugün pek azımız kısık ateşte dem tutmayı becerebiliyoruz. Bizler sirkeye dönmeden yıllanabilmiş az sayıda ozanlarız! Neden yalnız olduğumuzu soruyorlar. Çünkü muhatabımızın damak tadı yok: çöplük aşçılarından beslendiler. Ateş onları yakıp yok etti. Sirkeyi şaraba benzettiler. Sonunda mey döküldü ve meze ortaya saçıldı…

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor
Ve bir deli henüz yaşarken
yarı çıplak mumyalanıyor

Güneş sıvıştı gündüzden,
Karanlık soyunup girdi geceye.
Derken ruh üşüdü,
terk ve reddedildi bir beden.
Titreyen bu zihnin camları kırık,
arzunun tüyleri diken diken.

Duygu harmanımda hasadım alev alev.
Dumanı gözlerimde perde perde.
Akrep olsam durmaz sokardım ya kendimi,
panzehir de bu zehrin içinde değil mi?
Ben senin dozunu ayarlayamıyorum!

Hayır!
Arzunun nesnesine yabancı değilim.
Yüzlerce kez girip çıktım bu mağaralara;
Dehlizleri gördüm,
Şelalelerde ıslandım.
Bütün yolculuklarda seni anımsatacak
ve sana çıkacak bir küçük geçit aradım.
Yoktu.
Ayaklarının basmadığı toprak
zihnine tanıdık gelmezdi.
Adımların yola aşina olsa da
Ruhun o yollarda hiç bulunmamıştır!

Henüz yaşarken bugün burada
yarı çıplak mumyalanmaktayım.
Sallanan bir sandalyede
yavaş yavaş yaşlanıyorum.
Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor.
Ve sen geçip oturmuşsun karşıma.
Geçmişte yaşayan herkes öldü bak;
Mağaralarımız yıkıldı,
Şelalelerimiz kirlendi…
Sahiden!
Kimdi o yabancı insanlar?
Değerimiz neydi gözlerinde?
Değerimiz var mıydı gerçekten?
Onların nazarında bugün silik bir anı,
ve değersiz bir ruh
ve sıradan bedenleriz sadece.
Üstelik birbirine benzeyen
keşmekeş bir randevu saati…

Bir tek ikimiz kaldık bak.
Birbirlerine tutkuyla baksalar da
Birbirleri yakamayan
iki korkak mum…

Günay Aktürk

Read more