Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Günay Aktürk Youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Günay Aktürk youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Neyzen Tevfik'ten Nazım Hikmet'e

Günay Aktürk kimdir? Edebiyat alanında “Şiir” “Roman” “Öykü” ve “Deneme” yazarlığının dışında yaklaşık iki yıldır şiir seslendiriyorum. Elbette bunun evveliyatı 2005 yıllarına kadar dayanıyor. “Neyzen Tevfik“, “Nazım Hikmet“, “Can Yücel“, “Ömer Hayyam“, “Cemal Süreya” ve “Özdemir Asaf” bunlardan birkaçı. Bunun dışında dünya Edebiyatı serimiz de var.

* Şiir, roman ve deneme demiştik. İlk kitabım 2004 yılında öldürülen bütün çocuklar adına Berkin Elvan’a adadığım “Umudun Çocuğu” adlı şiir kitabımdır: ▶ https://bit.ly/umuduncocugu

* İkinci kitabım ise, üzerinde üç sene emek harcadığım “Sanrılar” adlı romanımdır. Doğrusu bu kitap beklediğimin de üzerinde bir potansiyele ulaştı. Bir ara yuva bile yıkacaktı, desem abartmış olmam. Kitap: “Aşk Nedir?” diye sorarken, daha da derinde “insan neden aldatır?” sorusuna bir yanıt arıyor. Bulabildi mi yoksa bulamadı mı, orası okurun kararı: ▶ https://bit.ly/sanrilarr

* Son kitabım ise 2020 çıkışlı “İnsan İnsanın Geleceğidir” adlı deneme kitabı. Aslında o kitap ileride çıkartmayı planladığım “düşünen Madde” kitabının ön çalışmasıydı. Ne demiştik? “Akılda filizlenen fikir asla toprağa düşmeyecek!” ▶ https://bit.ly/gnykitap

Evet! Aslında bütün bu yapıp ettiklerim arka bahçeye bir nefeslik gül tarlası! Öyle, nefes almak için. Daha doğrusu nefes almaya değer bir sebebimiz olsun diye. Edebi kişiliğimden de öte sıkı bir okur olduğumu düşünürüm. Zaten bütün bunlar hep o yüzden başlamadı mı! Önce düş vardı ve felsefe ondan sonra geldi. Bugün bu satırları yazdığım mekanın hem yatak odası, hem de kitaplarla dolu bir kütüphane olması tesadüf değil…

Okumak, yazmak ve düşünmek bize kaldı. Bahçıvanlık gibi: Bahçeye dadanan zehirli otlardan haber vermek. Sizin payınıza da var bir şeyler. Birbirimizin omuzları üzerinde yükseleceğiz. Bir gün mutlaka…

Bilgi ve şiir ile kalın…

Read more

Kime Sorsan Herkes Peygambergillerden

firavunun soyu - günay aktürk

Firavunun Soyu Ya Da Soylu Firavunlar!

firavunun soyu - günay aktürk

Kimse kendi soyunu firavuna dayandırmıyor. Kime sorsan herkes peygambergillerden. Eğer soyları kurumuş bir dere yatağını andırıyor ve hiç de gelecek vaat etmiyorsa, o zaman şehre bakarlar. Zira yazıda yabanda kalmış ve kabri henüz ziyaret akınına uğramamış birkaç yatır bulunur. Eğer onlar da çoktan ata diye sahiplenilmişse, o zaman şehrin bizzat kendisi yatırlaştırılır. Evliyalar şehri diye anılan kentleri hatırlayın. Öyle ya, şehrin ulu kimyası onun da özüne kutsal bir ululuk bulaştırmıştır!

Bütün bunlar kuşkusuz evliya aşkından değil. Tapılası olup saygın görünmek. Bu sayede en boktan sözünüz bile dinlenir. Bir de bakmışsınız kitlelere hitap ediyorsunuz. Ben de bir zamanlar Bektaşi Veli’nin soyundan gelmiş olmayı arzulardım. Hiç değilse Horasan’dan göçmüş olsaydık. Ama bugün bunların hiçbir önemi yok.

saygın görünmek - günay Aktürk

Saygın görünmek için ille de peygamber soyundan gelmeniz şart değil. Pandeminin ilk aylarında bir sabah metroya doğru yürürken tuhaf bir tartışmaya şahit oldum. Birkaç kişi maske takmadığı için genç bir adamla tartışıyordu. Genç adam elini cebine götürüp telefonunu çıkarttı. Bunu yaparken kendinden emin ve biraz da ahmakça görünüyordu. Sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile çekilmiş bir fotoğrafını gösterip yeğeni olduğunu söyledi.

Virüsün başkanla ne alakası vardı? Bay Korona’nın, başkanın yeğenine dokunmayacağını mı anlatmak istemişti? Varlığını bir başkasının gölgesi altında sürdürmeyle alakalı bu durumdu! Başkan tanınan ve şehrin yarısı tarafından sevilen biriydi. Eh, bir yeğen olarak o da ucundan bucağından Yavaşgillerdendi. Dünyada bunun kadar küçük düşürücü bir şey olamaz diye düşündüm.

Firavun mu Yoksa Musa mı?

Kimse kendi soyunu firavun ailesine dayandırmıyor demiştik. Kötülüğün bir kangren gibi yayılmış olmasına rağmen firavuna lanet okunması da ayrı bir garîbe! Ama biz başkalarının gücü ve saygınlığıyla övünme hastalığına tekrar dönelim.

Bizim kasabanın bir derneği var. Yıllar önce kitap almak için gitmiştim. İçeride kasabadan on, on beş kişi vardı. İçlerinden özellikle bir tanesi bu makalenin konusu olacak. Bakışlarını hiç unutmuyorum. Soğuktu. Deliciydi. Bilhassa da küçümseyici… Parçalayacak gibi diktiği gözlerini bir an bile kırpmadan: “Allah’a inanmayan adamın anasına babasına da saygısı olmaz yeğenim.” Dedi.

Kendi fikri miydi bu? Bir ata öğüdü gibi tarihe geçecek kadar güçlü bir sav mıydı? Yoksa sadece kalıplaştığı için mi ezberinde tutma zahmetine katlanmıştı. Bence sadece sevgi ve merhamet için Tanrı inancını şart koşan hastalıklı bir fikirdi. Öyleyse dua edelim de Tanrıya sadakatleri hiç zedelenmesin! Yoksa başımıza taşlar yağar!

kendini beğenmişlik

Orada yaşça hepimizden büyük ve saygı duyulan bir adam: “Ben de ateistim. Senin fikrine göre benim de anama babama saygım yok.” Dedi. Cevabı ne mi oldu? “Estağfurullah hocam, size asla öyle bir şey söylemem.

Ama bana söylersin. Çünkü beni en son çocukken görmüşsün. Adımı kendi adınla andığın zaman gurur duyacağın bir sebebin de yok. Peki, ötekine? Ona olmaz. Çünkü karşında senden daha fazla saygı duyulan bir adam var. Bu yüzden çelişkili fikirler her patikada aynı hızda yol alamıyor.

Dahası var. Konuşmanın bir yerinde hacı torunu olduğunu üstüne basa basa söyledi. Firavunu değil de Musa’yı sahiplenmekle aynı amacı taşıyor. Fakat daha sonra anlaşıldı ki Kur-an’ı Kerim’i dahi okumamış. Başarı dedesine ait. O yoklukta kalkıp hacca kadar gitmiş. Hatim indirmiş. Torunu dedesini tutkuyla sahiplense de yolundan gittiği pek söylenemez. Başkalarının gücünü ve saygısını kullanarak haksız “manevi kazanç” ya da daha doğru bir tahlille “manevi doyum” elde etmenin bir doyuruculuğu yok. Bu zayıf insanlara göre bir iş.

Terk Edilmeli Bu Kabile Kafası

Gölgede duranın gölgesi olmaz.” Demişler. Gölge sahibi olmak istiyorsanız kendi cismani varlığınızı kullanın. Geleceğe bir yol açın ve o soy sizinle başlasın. Eskiyi tekrar etmenin geleceğe pek faydası yok. Geçmiş söyleyeceğini söylemiş. Ama hatırlamakta faya var. Üstelik geçmiş yanılabilir. Eksiğini tamamlayıp yanlışını düzeltmeden olduğu gibi alırsak neyin başarısına ulaşacağız?

Aslında soy olarak düşünmek de kabile kafasıyla alakalı. Ama en ideali; kabileye, ırka ya da kan bağına göre birleşerek yürümek değil. Oradan sadece yerel ve bölgesel başarılar çıkar. Ya da başarısızlıklar. İdeal olanı, insanlığı tek başına bir ırk olarak görüp yürümek. Onu en küçük parçalarına kadar ayırmadan.

Isaac Newton bu konuya sağlam bir açıklama getirmiş ve demiş ki: “Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.” Binlerce yıldır biriken bilgi birikimini kullanarak insanlığa yeni bir şeyler sunabilmek! Başarı budur. Edebiyatta da böyledir bu. Büyük eserler, insanlığın ortak sorunlarına odaklanmış yapıtlardan oluşur. Sefiller, Suç ve Ceza, Savaş ve Barış, İki Şehrin Hikayesi, Gazap Üzümleri gibi… Hatta kutsal olarak atfedilen kitaplar bile klasiklerdendir çünkü onlar da ortak sorunlara odaklanmıştır. Kişiyi geliştirir geliştirmez orası ayrı.

firavunun soyu

Bugün kendi soyunu İsa’ya dayandıranlar var mıdır bilmiyorum ama –bence buna kuşku bile yok- dayansa ne olacak diye düşünmeden edemiyorum. Peygamber soyundan bile gelsen, kendi öz saygını bir başkasının varlığıyla kanıtlamaya çalışmak acizliktir diye düşünüyorum. Sanırım bu, o kişiye güvenilemeyeceğinin en büyük kanıtı olarak görülmeli.

İlle de hatırlanmak mı istiyorsunuz? O halde Dostoyevski’ye kulak verin. “Başkaları için kendinizi unutun, o zaman sizi de hatırlayacaklardır.” İşte size, saygıyı hak etmeniz için gerekecek esaslı yol!

Günay Aktürk

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

Hayvanca Sevmek Gerek

hayvanca sevmek gerek

Sevmek Duygu İşidir

hayvanca sevmek gerek

Düşüncenin dile getirilmesine benzemez sevmek. Duygu işidir o ve her duygunun dilde bir karşılığı yoktur. Kelimelere dökülmese de olur. Bu yüzden “anlatma göster” denir.

Kelimeler duygulardan sonra yaratıldı. Yani, daha ortada sözcük yokken duygular vardı, demek oluyor bu. Hayvanın doğallığı buradan gelir. Çünkü onun kelimesi yoktur. İdeolojisi; “ama”sı “fakat”ı “lakin”i yoktur. O da kıskanır elbet. Dişlerini gösterir, pençe atar… Rakiplerden hoşlanmaz. İnsan ile hayvanın en eski ortak noktalarından biri de bu olsa gerek.

Severken hayvanca sevmelidir insan! Doğal olmalıdır. Amasız, fakatsız, lakinsiz ve kinsiz… Aklın insana yakın duran marifetleri özgürce sergilenmelidir.

Duygular düşüncelere benzemez. Hatta düşünceleri yaratan da duygulardır. Duyguları temiz olanın düşünceleri de temizdir.

Şairler hayvana en yakın duran kesimde yer alırlar. Birine dokundukları zaman “düşünce” masadan sessizce kalkarken duygular zarafet kostümleriyle geceyi şereflendirirler.

Bunu elbette herkes ne yaşayabilir ne de yaşatabilir. Aklın düşünce orduları hedefe yoğunlaşmıştır. Şehrin içlerine kadar girip bayrağı surların üzerine dikmeye yoğunlaşmıştır. O gecenin başka anlamı yoktur.

Ama gelişmiş bir hayvandan başkası değildir bu insan. Dünyayı düşüncelerinizle yorumlasanız da sadece duygularınızla görebilirsiniz.

Araba kullanmaya benzer biraz da sevmek. Üçüncü vitesten yukarı çıkamayan ama kendini hız delisi sanan bir meczup! Her ne yapıyorsa üçüncü viteste yapar. Motorun bütün gücünü kullanmak cesaret gerektirir. Sevgi de cesaret işidir. Arabayı yakman gerekiyorsa o araba yakılmalıdır. Yolda kalmışsın, alabildiğine susuz, dudakların çatlak ve miden karıncalı… Bu aşktır.

Günay Aktürk

Read more

Evlilik Garabeti

evlilik ve ortaklık teklifi

Evlilik Ve Ortaklık Teklifi

evlilik ve ortaklık teklifi

“Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede ( abartmıyorum ) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan…”

Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi… Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı… Eğitimde de böyle…”

Can Yücel

evlilik

Kırmızı köynekli adam adet yerini bulsun diye sormuş bizimkilere: Bu işi kabul ediyor musunuz arkadaş? Evlilik halleri işte, cevabını bildikleri soruyu sordururlar mı? Cevap hiç şaşmaz. Belli ki önceden ağız birliği etmişler.

Ersin benim canım ciğerim. Seda’yı da severim, bilir. Bunlara dedimdi baştan: “Ben sizin dostunuzum acı acı konuşurum! Babaazın ağzına ballı şeker koysunlar, teoride iş görüyorsunuz ama pratikte yine eğitim zaiyatısınız!

Evlilik teklifi nasıl edilmişti? İnanın bilmiyorum. BENİ ÇAĞIRMADILAR. Tesadüf eseri çekilmiş bir videoda gördüm. Aceleye gelmiş de yan yatmış çamura batmış filan. İşin tuhaf yanı o ki kızmıyorum da. Bu dostluğu sorgulamaya yetecek düzeyde delil sayılmaz bu. Nikaha da çağırmadılar. Olsun, yol uzak. Ankara Neree Mersin nere. Şimdi diyor ki: “Nikaha gelmezsen fena gönül koyarım!” Allah Allah (!) Son dönemeçte beni fark etti. Halbuki hiç ses çıkarmamıştım.

düğün davetiyesi

Bu satırları yazarken, tam da üstteki cümlenin son noktasında kapı çaldı. Komşumuzdu, düğün davetiyesi getirmiş. Yoo bunu bir yere bağlayacak değilim. Baba Nazım’ın dediği gibi, dünyada ne garabetler var da ne garabetler var azizim : ) Biz konumuza dönelim efendim.

Ne diyordum? Hah! İnsan neslini sürdürüp dünyayı kurtaracaklarmış. El alem nice güzellemeler yapar böyle zamanlarda. Kardeşim bir ömür mutluluklar filan! Anneannem öldüğünde ben de akrabalarla beraber namaza durmuştum ayıp olmasın diye. Oradan dersimi ezber ettim bir kez.

Ben evliliğe karşıyım arkadaş. Ha, yine mutlu olun. Sabahları sevgiyle uyandırın birbirinizi. Birbirinizin kalp onarıcıları olun. Madem bu poku yediniz, akşamları bir de üstüne mum ışında şarap için öyleyse, aşk dizelerini haykırın ve yine bir ömür sevin sevişin… Ben geldiğimde de kapıyı açmamazlık etmeyin.

Evliliğin bunaltıcı eylemlerinden uzak durun. Birbirinize nefes alacağınız oksijenler yaratın. Ne demek bu? İki tarafın da kendi dostları olacaktır. Yedi yirmi dört de şarap içip sevişilmez ki. En başta güven geliyor tabii. Güven, sevginin mimarıdır sonuçta.

Biliyorum efendim, biliyorum. Erkek türünün en olgun neferlerinden biridir Ersinim. Seda’m da belki bu yüzden en şanslı kadınlardan biri. Haybeye nutuk atmıyoruz arkadaş. Cidden mutlu olduğunuzu gördükçe insanın gözleri doluyor. Girin bakalım adına “evlilik” dedikleri o modern mağaranın içine canım kardeşlerim! Bu yalnızlık geçidinin kapısını ben beklerim! İkinizi de çok ama çok seviyorum. Lâkin bu, düğününüze çelenk göndermeyeceğim anlamına gelmiyor.

 

Günay Aktürk

Read more

Hani Yol Biter Ya (Şiir Dinle)

Hani şiiri günay aktürk

Günay Aktürk Çekirdek Şiirler

En güzel kısa şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa bendeniz Günay Aktürk ve Hani Yol Biter Ya adlı şiirim. Yeni şiir kitabını süsleyecek kendileri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

HANİ - SÖZLERİ

Hani kendini ait hissetmezsin ya bir an hiçbir yere,
Karlar eriyiverir hani göz açıp kapayıncaya dek…
Kar kalkar da yol görünür ya hani…

Hani bir ağrı saplanır ya o kopasıca kafana,
hiçbir ilaç tesir etmez de sürer gider ya hani…
Hani yol biter de başlarsın ya yürümeye…

Hani süngüler çekilmiş, barış reddedilmiştir ya!
Tüm sığınaklar kapanmıştır ya hani suratına,
son mermi artık namluda değildir ya hani…

Günay Aktürk

Read more

Neden ve Nasıl

neden ve nasıl

Neden ve Nasıl - Günay Aktürk Şiirler

neden ve nasıl

Hangi kayıp diyarda yankılanır ilk,
yoksul anamın doğum sancıları?
Var mıyım yok muyum
sorusu muamma hâlâ.
Görünmez deli kasırgaların
etimde duyarken çığlığını,
hangi yönden eser rüzgâr
ve neresi kuzey dört yönün,
bilinmez…

Bedenim büyürken gençlik atında dört nala,
aynı sersemlikle büyümekte anlamlar.
Anlamam ve anlatamam bir türlü;
nasıl becermekte şu yıldızlar
böylesine parlak
ve bunca uzak olmayı?
Uykularım duman,
uykularım bulanık,
zehir zemberek uykularım.

Sonra ve çok daha sonraları
baktım ve öfkelendim!
Kimedir çatık kaşlarımın bunca gülmezliği?
Karnım aç, sırtım çıplak.
Nedendir bunca sefalet
bunca açlık ve savaş?
Kim kusuyor bu kara öfkeyi böyle?
Ya ne demeli elimdeki bıçakla,
göğsümdeki miğfere?
Hangi pisliğe batmakta bu çamurlu botlarım?
Şu kanlı dişlerim neden kardeşimin etinde?

Günay Aktürk

Read more

Kimim Ben

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

Günay Aktürk Kimdir

Günay Aktürk derler bir yıldız tozuyum. Maddenin düşünen hali. İlkel bir bedende modern yapılanma!

Yaşayan beş maymun türünden biriyim. Ötekiler aslını reddetme derdinde. Ötekilerin içinde hep “ötede” duran! Okumak, düşünmek ve yazmak… Zihnimin tek boşalım mekanizması. Belki biraz edepsizce! Ama tabusuz, kanunsuz. Fakat onurluca…

Dar kafalı terörist dünyaya bir mesajım var. İnanıyorum ki insanlığı kurtaracak olan bilim ve sanattır. Biri cehaletini yontacak, öteki hayvanlığını. Uzun yıllardır kendime soruyorum. Soruyorum ki, kimim ben? İnsan mı? Maymun mu? Tırtıl mı?

Doğmadan önce de buralardaydım fakat bir ruh olarak değil. Ah hayır, o bende yok! Belki bir enerjiyim, belki bir frekans! Su buhar oldu ve: “Ben maddenin gaz haliyim” dedi buluta. Buharın aslı gaz mıdır? Yağmur olup düştü toprağa. Aslı su mudur? Belki her şeyden bir parçayım. belki kainatın ta kendisi…

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

En-el Hak | Hiç

Milyarlarca ışık yılı uzaklardan geldim ben. Kimliğim, ırkım, cebimdeki beş bilgi etmez kâğıt ya da demirden metalikler, üzerimi örten şu ahlaksız çar çaput ve ardım sıra çağırdıkları yabancı isim de sıkmaya başladı artık varlığımı.

Kendi zerrelerimi görüyorum gözümün iliştiği ne varsa. Kendimi içiyorum su diye, kazmayı vurduğum toprak benden bir parça. İsin en tuhaf yanı ise Roza, kendime aşık oluyorum bir başkasında. Bir başkasının olmadığının da farkındayım üstelik ve buna rağmen her şeye ve herkese sevdalanıyorum işte.

Sen bari anla beni Roza. Sen bari anla. Mecaz yapmıyorum. Dokunduğum her şeyden milyarlarca ışık yılı uzaktayım. Mecaz yapmıyorum, anla beni. Mesela sürekli kendime sesleniyorum ama hep üzerine alıyor yabancı kulaklar. Ahh Roza ah! Keşke aklını yitirmeseydin de anlayabilseydin beni. Ama sen evindesin sevgilim. Ha? Şimdi anlayabildin mi bir parça ucundan bucağından? Anlamak hiç bu kadar anlamını yitirmemişti bu güne kadar.

Yani diyorum ki her şey yerli yerinde, bir ben uzağım koptuğum benden. Kendimi aramıyorum artık. Buldum onu. Buldum lakin hala ait değilim ona. Cem değilim. Cemdenim ama. Ölmeden önce öldüm Roza. Ben bir sonluyum ve içimdeki sonsuzluk öldürüyor beni her saniye. İçimde yaşayanı öldürmedikçe de mümkün olmayacak doğumum.

Beni çağıran toprak değil. Hayır. Çünkü o da benden bir parça. Ama o da zihinsiz ve bu yüzden evinde oturuyor milyarlarca yıldır. Ben bozuldum. Ben benden uzaklaştım. Enel Hakk eyy Roza Enel Hakk! İçimde yaşayan o ikinci bilinci öldürmedikçe rahat yok bana. Çünkü bilinci kapalıydı hakkin varoluştan beridir ve o kendi varlığını bende tanıdı. Enel Hakk ey umutsuz bilgeliğim… Artık evime dönmek istiyorum ben…

Günay Aktürk

Bendeniz Günay Aktürk’ün yazı dili; şiir, deneme ve aforizma arasında dolaşır. Kısa ama yoğun cümlelerle kurulan bu düşünce alanı, özellikle Günay Aktürk Aforizmalar başlığı altında toplanan metinlerde belirginleşir. Bu aforizmalar, yazarın hayata, insana ve varoluşa dair sorularını en sade hâliyle ortaya koyar.

Yayımlanmış Günay Aktürk Kitapları

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne
Sanrılar romanı günay aktürk
Günay Aktürk'ün İnsan İnsanın Geleceğidir kitabının kapak tasarımını gösteren, insan figürlerinden oluşan kalabalık bir yüz silüeti ve düşünsel temalı bir kompozisyon

Seslendirme Çalışmaları İçin Youtube Kanalımı Ziyaret Edebilirsiniz

Read more

Intro

.:: KATEGORİLER ::.

.:: AKIL FİKİR PORTALI ::.

Read more