Dünya Durmadan Değişiyor

dünya değişiyor

Dünya Değişiyor

dünya değişiyor

– Dünya durmadan değişiyor. Ama aslında hiç şaşırtmıyor bu beni.
– Şaşırmıyor olmana şaşırman gerekmez mi?

Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder

 

Dünya değişiyor. Şu sıralar hafta sonları kalbi dahi atmaz oldu. Siz bunu sokağa çıkma yasağına bağlıyorsunuz ama değil. Ölünün üzerinde gezinen kurtçuk deyimi söylemek istediğimin tam karşılığı. Anlatayım.

Dünya evine kapandı. Böylesini ne gördük ne duyduk. Ama bakın ne var derinlerde. Çıldırmanın eşiğine geldiler. Su yükseldi ve bizimle aynı seviyede artık insanlar. Biz derken durup düşünenleri kastediyorum.

Dışarıda dünya durmuş olabilir ama bizim ışığımız içeriden. Değil iki aylık karantina iki yıllık kapanma bile rutin sayılır. İçe yolculuk zamanı. Sessizlik ve boşalmış sokaklar bakmasını bilen için yeni bir deneyim. İnsanlık bir anda ortadan kaybolmuş gibi hissediyorsun. Orada, evlerin içindeler hâlbuki. Sesleri geliyor bazen. Ortalıkta görünmeseler de başka bir aleme ait tuhaf fısıltılar! Hâlâ yaşıyorsunuz. Ama bu defa öyle kemiklerin üzerinde kahkaha atarak değil! Gerçekten bir gün bile yaşadınız mı? Öyle olsa delirmeye kalkmazdınız.

Dünya değişiyor evet. Çapının bazen genişleyebildiği de doğru. Ama kendini her zaman küçük bir azınlığa ait hissediyorsun. Gezegeni paylaşamadıkları için parçalamaya çalışan ve bu uğurda savaşlar çıkartılan öte gezegenlerde de sınırlı sayıda mı yetişiyordur donanımlı bilinç? Zıtların birliği! Bir gün bu gezegen uzaylılar tarafından istila edilirse, inanıyorum ki istila için gelen bir medeniyet de en az bizler kadar vahşi olacaktır. Öyleyse medeniyetin tek meziyeti aptallık üretmek!

Şu evrende başka akıllı bilinç yaşamıyor mu gerçekten? Gelmediler ki görelim. Buralara kadar gelecek teknolojik güçleri olduğu halde gelmiyorlarsa ya henüz fark etmediler bizi ya da sandığımızdan da iyi niyetliler. Gliese 832c isimli gezegendeki yaşam ihtimalinden bahseden Hawking, “Bir gün böyle bir yerden sinyaller almaya başlarsanız sakın cevap vermeyin.” demişti. Uygarla ilkelin hazin karşılaşmasını biz bu dünyada yaşamıştık çünkü.

Dünya aşırı derecede zengin aptallar tarafından yönetiliyor ve bizler yeni bir dünya düzeninin yeni bir eşiğine daha geldik. Aptalca diyorum çünkü bir gezegeni yönetmek ancak ilkel güdülerimizin buyruğu olabilir. Dünya değişiyor ama değişen dünya bunları iyileştiremiyor. Evrenin sırlarını ve baş döndürücü güzelliğini görüp de hâlâ bu gezegenin sürüngen liderlerinden biri olmak, daracık bir zihnin içine sıkışıp kalmışlığın en bariz göstergesi değilse nedir?

Günay Aktürk

Read more

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

“Bu dünyaya başkalarının beklentilerini karşılamak için gelmediniz. Aynı zamanda başkaları da sizin beklentilerinizi.” 

Fritz Peris

 

Hah! Aldın mı ağzının alımını! Evrene mesajlar gönderme saçmalığını kesersin artık diye umuyorum. Yok bana neden yüz vermiyor, yok mesajımı daha almadı mı falan filan… Belki vermek istemiyordur sana. Yani yüzünü. Sanki sen çok eli bonkörsün de. Çok ağlattın biraz geri dur şöyle.

Nafile anlamaz insan soyu. Ne demiş atalar, katranı kaynatsan olur mu şeker? Ama yine de huyunu atasından almış. Çok istiyor ki koluna takıp yürüsün. Bir boktan anlamaz helâya gardiyan yazılır. Peh! Ağzına fermuar çek hele. Anavatan kan ağlıyor baksana. Sen hâlâ kur peşindesin. Ağrı kesicin yoksa neyin var elinde?

Olabilir. Bodur tavuk her daim piliç olabilir. Ama sana ne bundan? Her şey sahip olana kadar sende. Hem işin öteki yanı da var. Bu işler ince işler, adamı kötü şişler aslanım. Ama doğru ya! Aç eşek katırdan tez gidermiş. Bazı insanlar kısır kalsalar diyorum. Kalsalar da soyları tükense. Esasen bende cinsiyet ayrımı yoktur. Gözlerim de gözdür hani! Bir baktım mı ya insan görürüm karşımda ya şeytan!

 

Günay Aktürk

Read more

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir Nedir

Az Mutluluk Çok mutluluk
Vanası Kesilmiş Bir Suluk

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir Nedir

“Azıcık mutluluk herkes için iyi olur. Ama hiç kimse azıcık mutluluk istemez. Ve mutluluk fazla büyük oldu mu değeri azalır.”

Ana
Maksim Gorki

 

En büyük mutluluk gelsin ve yapışsın yakamıza istiyoruz. Ama Gorki işi çözmüş. Ebatı büyük olursa çabuk sıkılırsın diyor. Öyleyse büyük olmasın ve biz de sürekli avans alalım ondan. Yani o zaman da azıcık olmuş oluyor. Diyor ki “Kimse azıcık mutluluk istemez.” Yahu biz kimse miyiz? Madem yürekte ve akılda durumlar kesat, idareli kemirelim o zaman. O da bizden bazen bir ısırık bazen de ufak bir lokma koparsın. Kimse azıcık lokmaya talim etmez mi? Ben ederim. Madem kıtlık var, ucundan azıcık…

Sanırım sünnet de böyle peyda oldu. Kimine fazla geldi kimine az. Kiminin aklından hiç çıkmadı. Peki, ya emri kim verdi? Konu başka yerlere kaymak üzere. Biz de kaydık çocukken naylonla tepelerden derelere doğru. Ne çıkarttık bu deneyimden? Eyleme soyunarak mutluluğu dibine kadar yaşamak istersen fazlasıyla üşürsün ahbap.

Sevgilim de bana ahbap diyor. Yani henüz sevgili değiliz aslında. Ama müzakereler devam ediyor. Dozunu ayarlayabiliriz gibime geliyor mutluluğun. Sen bir gel, ben üstüne beş koyarım.

Aslında gelmesen de cehenneme. Gelirsen cennette elma var. Sahibi genelde kovuyor ama biz de pek cennetlik sayılmayız ve dahi yakışmayız oraya. O yüzden “cehenneme” dedim ya. Dediklerine göre pek ateşli katları varmış. Daha sırtımız yere gelmez. Huri olup da yedi erkek gücündeki ahmak bir aygırla kerevette çile mi çekeceksin?

En büyük mutluluk kerevet midir? Kerevet nedir peki? Şöyle tanımlanıyor: “Üzerine şilte serilerek yatmaya ya da oturmaya yarayan ahşap ayaklı tahtadan seki. Sedir, karyola, yatak olabilecek eş anlamları.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine! Bizim hınzır atalar ne demek istiyor acaba bununla! Muradına ermişler, onlardan önce kerevete çıkıp bekleyelim mi demek? Elbette masum bir söz canım. Güzellik de masumiyetle karıştırılır. Ve güzellik, bir parça günahkardır da!

En büyük mutluluk diyorduk. Aşk mutluluk getirir mi dersiniz? Yedinci Mühür filminde pek hoşuma gitmişti şu söz: “Mükemmel olmayan bu dünyada en az mükemmel olan şey aşktır. Aşk, mükemmellikten en mükemmel uzaklıktadır!” Ama ben onun ötesine geçtim ve orada ne olduğunu biliyorum. Aşk, yangın geçtiği zaman başlayan şeyin adıdır. Ve dua edelim ki az alev ile çok alevin arasını ayarlayabilecek kadar deneyim sahibiyim. Biraz kan kaybettim ama zaten şimdiden kanımı ısıtıyorsun bile : )

Sözün özü şu ki problem ne kadar büyük olursa olsun her problemi çözecek bir formül mutlaka bulunur : )

 

Günay Aktürk

Read more

Zaman Seni Değiştirdi – Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman Seni Değiştirdi - Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman seni değiştirdi. Biliyorum. Peki, ya kaç konak değiştirdin benden sonra? Yaşadığı bedene uyum sağlamak için mutasyon geçirmiş bir virüs gibisin. Ama gerçek şu ki dahamı uyumlu oldun yoksa çok daha mı ölümcülsün artık, bilmiyorum.

Biri karantinaya öteki sokaklara. Fazla yaşamaz dediler benim için. Ve sen bu esnada her yerdeydin; Kapı kollarında, süpermarketlerin içki reyonlarında ve bilirsin, havalandırılmamış rutubetli odaların kirli çarşaflarında…

Zaman seni değiştirdi. Ya beni? Seni hiv virüsüyle aldattığım doğru. Hastalıklı bir ruhun küresel çapta bir salgına dönüşebildiği şu yerkürede kim ne kadar temiz kalabildi ki?

Seni yok etmenin yolu her zaman bulunabilir ve ben bir dahaki mutasyona kadar sağlıklı yaşayabilirim. Sen ve ben aynı sayılırız. Hem bozulmayı bekleyen sağlıklı bir beden, hem de kendine yeni avlar arayan cansız bir mikrop!

 

Günay Aktürk

Read more

La Mekanda Bir Fısıltı

La-Mekanda Bir Fısıltı
La-Mekanda Bir Fısıltı

Işıklar içinde yatsın, dedemin güzel bir sözü vardı. Derdi ki: “Yüce dağ başında kaldın mı sopam!” Zannederdim ki seksen küsür yaşını beklemem lazım bu sözü dilime dolamam için. Herhangi bir küsürde de pekâla söylenebilirmiş. En azından bizdeki eksiklik kendini kandırmak eylemi, o bizde yok! İşittiğimiz ses, la mekanda bir fısıltı…

Ne demiş ulu bir ilim insanı, “İnanmak istemiyorum. Bilmek istiyorum.” Emin olduğun şey artık inancının bir parçası, sür bakalım yolunu kayalıklara. Zayıf insanlar ne yapar da nasıl davranırlar dersiniz? Bir türlü aşamadıkları dağın yamacında kırk etek var zannederler. Bir de şu eteği arşınlayalım derler ya, el etek öpmekten başları döner de kendi yamaçlarında gönenip dururlar. Oysa biz başka bir dağ ararız kendimize. Ya da aramayız. Oturur ve azığımızdan zıkkımlanırız.

Daha mı zekiyiz peki? Bence daha yorgunuz ve kaldığımız yer kesinlikle yüce bir dağın başı değil. Başka bir çağa ait olduğunu düşünenler hiçbir çağda asla var olmamalılar. Anlaşılmak isteyen gider ve derisini yüzdürür. İstemeyen ise tam da olması gereken çağdadır.

Ne diyorum ben? Ne anlatıyorum? Gözüm seğiriyor yine. Başıma bir gelecek var. Ya da zaten gelmiş de aptal ayağına yatıyor ve kendimi bir kahin donunda pazarlamaya çalışıyorum kendime! Her olasılığa karşı ipleri elimde tutmam gerek. Paslı bir makas sesi işitmiş olabilirim lakin ipin bir ucu hala elimde! Aklım susmak bilmiyor ya varsın konuşsun zavallı mahlukat! La mekanda bir fısıltı aracı zihnim… 

Mantığın konuştuğu yerde duygusal zeka yenilmeye mahkumdur. İşleri karıştırmaktan başka meziyet bilmez. Ben zavallı bir insanım. Bu huyum da çok hoşuma gidiyor hani. Artık canımı yakan şeylerden bu kabullenişle uzaklaşıyorum.

Dünyanın en zeki insanı bile olsam, kırk basamaklı bir merdivenin ilk basamağında durduğumun ve kırkıncı basamağı tarif edemeyecek kadar aptal bir maymun olduğumun da ayrıca bilincindeyim. Bu yüzden dedemin o “yüce dağ başında kaldın mı sopam” sözünü kullanmayacağım. Çünkü aslında ben yokum. Bu acı gerçek değil. Rezil bir kimyasal reaksiyonun elinde oyuncağa dönmüşüm. Öldüm sanıyordum, meğer henüz yaşıyormuşum! Konağım Lamekan ve bu konakta bir yanım kusurlu, bir yanım bilginin elinde uşak.

 

Günay Aktürk

Read more

Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt

Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt
Nasıl Buyurmuştu Zerdüşt

Dediğim dedik çaldığım düdük olmasın da. Yoksa o düdükten hepimizde var. Bir eksik olmuş. “Freud’un da dediği gibi” diye bir ekleme daha yapalım. Sözün hangi manada söylendiği biraz karışık. Çatallı yol.

Kulak tıkamak kolay fakat bir Freud’un felsefesini aradan nice zaman geçmiş hâlâ çürütemiyoruz. Bir Spinoz olmak kolay mı? Yarattık mı ondan bir tane? Ona erişebildik mi? Anca laf. Ha diyorsan ki onun bunun kelamını düşünmeden at sürer gibi ikide bir dehleyip duruyorsun, başımla beraber. Fakat burada da yol çatallı.

Bilgiye dair söylenecek birkaç söz daha var. Bir bilgi bir insan ömrü boyunca sıfırdan üretilip son halini alıyor değil. Bilgi, İnsanlık tarihi boyunca yavaş yavaş üretilen, gelişen, dönüşen; dönüştükçe insanı da dönüştüren bir medeni hâl! O olmasa hâlâ Afrika savanasında yırtıcıların elinden leş çalmaya devam ediyor olurduk.

Saygı duyun bilgiye. Saltanattan, güçten, güzellikten daha etkili bir silah. İnsan toplulukları onsuz koca bir hiç. Günay’ın da dediği gibi, aha ben ölüp gideceğim, kime kalacak bunca yazılıp çizilenler? Yine size kalacak. Peşini bırakmayın siz bilginin.

 

Günay Aktürk

Read more

Bir Maymun Var Rotasız

Bir Maymun Var Rotasız
Bir Maymun Var Rotasız

Bir maymun var daldan dala atlayan. Dalını bulamamış bir maymun. Kaçıncı atlayışta huzura erecek dersiniz? Çalılıklara dolanmış günün birinde. Bir çıkış yolu bulamıyor. Aklını huzura erdirmesi gerek. Gerçekten bu kadar feci mi durumu? Konumu önemli değil insanın. Kendini çöplükte hissetmiyorsa eğer, aldığı kokunun çürümüş bir meyveden geldiğine kim inandırabilir onu?

Düşüncelerini kanatan çetrefilli bir çalı dikeni işte. Gel de anlat onun sade bir düşünceden ibaret olduğunu. Anlamaz. Duygular doymak istiyor. Nerede bir acı varsa dolan geç etrafından. Mümkün değilse acıyı da kat yaşamın içine. Bir de böyle düşün, yeni rotalar çiz. Ama alışma acıya. Soyunma hemen kaderciliğe. Ben onu alt edebilirim, de. Yara dediğin nedir ki, elbet kabuğunu inşa edecek. Aynı yerden bir kez daha kanaması da ayrıca mümkün. Bırak kanasın. Hepsi bir deneyim.

Bir maymun var eli kolu bağlı. Debelenip durmakta bir çıkmazın içinde. Görünürlerde yırtıcı da yok üstelik. Tek tehlike, işte böyle debelenip durması. Yaşamın bu tür kurbanlarının kurtarıcıları da vardır. Çekip alırlar onu tüm acılarından. Eğer istediği kurtarıcı o değilse, bir zaman sonra tekrar düşüverir aynı cehenneme. Böyle zamanlarda en büyük acıyı bu kurtarıcılar çekmiştir. Çünkü çıkmaya çalışan maymun, kurtarıcısının her bir hücresini kanatmıştır.

Yaşam dedikleri şu saçmalık… Sahiden, nedir o muamma gibi görünen? Tek bir kurtarıcı bile kalmayana kadar bir çalıdan diğer bir çalıya dolaşmak mıdır? Aslında pek de mühim bir mesele değil çalılara dolaşmak. Mühim olan, kurtulduğunda ne yöne gideceğindir. Asıl bundan endişelenmeli. İnsan bir bataklıkta debelenip durur. Çünkü bir kez kaybetmiştir rotasını…

Günay Aktürk

Read more

Toparlan Generalim

Toparlan Generalim
Toparlan Generalim

Yenilgi Her Zaman Olur

Yaşama karşı yeni bir savaş düzeni almak gerekir bazen. Yenilgi her zaman olur. Ocak söner, akbabalar dolanır gökyüzünde. Bir gün başını kaldırıp yavaşça doğrulursun ve dersin ki: “iki kez çürüyecek değiliz ya toprakta!” O ateş ki eninde sonunda tekrar yakılır.

Bu oda benim yeni savaş düzenim. Ben, uzak diyarlarda yaşayan bir vahşinin en ilkel barbarıydım! Bozguna uğradım! Çağlar öncesinden kalma şu boktan mızrağım, çelik mayalı güçlü zırhları delemedi! Kendime geldiğimde baktım ki bir hayli geriye çekilmişim.

Bu şehir enkaz, taş üstünde taş kalmamış. Kırık bir sandalyeye çöküp emri verdim: “Geç otur karşıma generalim!” dedim kendime: “Geç otur! İki kez çürüyecek değiliz ya toprakta. Bak bakalım kaç kişi kalmış bizden geriye, kaybımız nedir… Kilere göz at, hasadı yokla! Bu erzak bu kışı çıkartır mı, görelim!

 

Günay Aktürk

Read more

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Sizler bayım, biraz yaklaşınca insanın kaşını gözünü, en çok da saç diplerini ütüleyen karanlık alevlersiniz. Koruyalım bu mesafeyi. Kafalarınızın içinde ağdalı bir örümcek besliyorsunuz çünkü. Tatlı diliniz bir olta iğnesinden çok daha ölümcül. Tüküreyim sizin dostluğunuza. Varlığınız, içinde ağır bir pedofili barındıran iğrenç bir kurgunun aşağılık karakteriyle eşdeğerdir. Bu ne cüret böyle?

Çürümüş kulağınız bir dizi fısıltılar işitmekte. Akıl hocalarınız var sizin, nefreti öğütleyen. Daha önce hiç ayak basmadığınız topraklarda yaşan insanları düşman bellemenizi, katliamlara gülüp mümkünse devamını getirmenizi istiyorlar sizden. Özgürlüğüm için savaşan ben, özgür insanları kırbaçlama emri almış olan sizinle nasıl dost olabiliriz?

Bir de bilinç denilen bir şey var ki asıl sorun burada. Bizim yıkadıkça parlattıklarımızı, sizler kirletiyorsunuz yıkadıkça! Çocuk gelinler olsun istiyorsunuz. Gözünüze kestirdiğiniz kadınlardan üçer beşer seks kölesi edinmek istiyorsunuz. Sizler zamane putperestlerisiniz çünkü kadınbuduna tapıyorsunuz. Taciz ve tecavüz eylemleriniz putperestliğinizin en doğal ritüellerdir. “Sizin dostluğunuzu isteyen kim! Tüküreyim sizin dostluğunuza!”

 

Günay Aktürk

Read more

Uyuşturulmuş kulluk!

Uyuşturulmuş kulluk!
Uyuşturulmuş kulluk!

“De hadi kendi binsin, eli ayağı yok mu! Dün de binmişti. Geçen sene de. On sene önce ben yapardım bu işi. O zamanlar tutku vardı. Şimdi arkadaş bile sayılmayız. Çocuk olmasa…

Bir kadının kapısını açmak hangi duygulara hizmet etmektir? O duygular artık hizmet etmiyor bize. Bir yabancı daha heyecan verici. Ama ya öteki! İllegal olanı canım. Yasakların içinde tatlı bir düş! Henüz başındayız rüyanın. Diyelim ki bekarım. Heyecan, bembeyaz bir kar yığını! Yağması yenice. Vakit var.

Kapısını açmak da neymiş, paspas eylesin beni. Daha kanmış değilim tutkusuna. Ya araba! Tomarla para saydım. O da bir tutku. Yenice bir ihtiras.”

İşte hâl böyle böyle. Yeni olan, yaşamın koynuna açılan bir kapı değilse ne? Eski yeterince dem tutmadıysa, demek ki her şey yanlış yürümüş. Derler ki asıl aşk, aşk bittikten sonra başlar. Doğrudur. Tescillidir.

Aşk elbette biter. Fakat onun hissettirdikleri bitmez. Aşk, insanı akıl hastalarına çevirebilir. Kişi delirmezse hastalık geçer, tertemiz bir akıl kalır geriye. O akılla kapısını da açarsın, kapısına kul da olursun. Uyuşturulmuş bir kulluk değildir bu. Dümende akıl vardır.

Duygu denilen tayfalar zevkle sarılırlar işlerine. Ne mutlu aklın hizmet ettiği tutkulara.

Günay Aktürk

Read more