Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more

Cemal Süreya – Sana Giden Yollar Kapalı

Sana Gden Yollar Kapalı - Cemal Süreya

Buruk Bir Cemal Süreya Şiiri

Cemal Süreya ve “Sana giden yollar kapalı” şiiri | Günay Aktürk yorumuyla dinlemektesiniz.

Böyle bir sevda şiirini okumak kolay değildi. Güvercinin artık uçup gitmesine izin veren yorgun ve dolu bir yüreğe ihtiyacım vardı. Uzun zamandır o ruh halini kolluyordum. O ruh dün akşam sardı bütün benliğimi. Bir dilek ağacına rast gelip de hoş bir tebessümle geçip gitmek yanından… Acısız, öfkesiz, hem yorgun hem de dingin bir yürekle. “Her şey affedildi!” der gibi.

Sana Giden Yollar Kapalı

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

Cemal Süreya

Read more

Behçet Necatigil Sevgilerde Şiiri

Behçet Necatigil - Sevgilerde

Sevgilerde - Behçet Necatigil

Behcet Necatigil – Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

Read more

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir Nedir

Az Mutluluk Çok mutluluk
Vanası Kesilmiş Bir Suluk

En Büyük Mutluluk Kerevet Midir Nedir

“Azıcık mutluluk herkes için iyi olur. Ama hiç kimse azıcık mutluluk istemez. Ve mutluluk fazla büyük oldu mu değeri azalır.”

Ana
Maksim Gorki

 

En büyük mutluluk gelsin ve yapışsın yakamıza istiyoruz. Ama Gorki işi çözmüş. Ebatı büyük olursa çabuk sıkılırsın diyor. Öyleyse büyük olmasın ve biz de sürekli avans alalım ondan. Yani o zaman da azıcık olmuş oluyor. Diyor ki “Kimse azıcık mutluluk istemez.” Yahu biz kimse miyiz? Madem yürekte ve akılda durumlar kesat, idareli kemirelim o zaman. O da bizden bazen bir ısırık bazen de ufak bir lokma koparsın. Kimse azıcık lokmaya talim etmez mi? Ben ederim. Madem kıtlık var, ucundan azıcık…

Sanırım sünnet de böyle peyda oldu. Kimine fazla geldi kimine az. Kiminin aklından hiç çıkmadı. Peki, ya emri kim verdi? Konu başka yerlere kaymak üzere. Biz de kaydık çocukken naylonla tepelerden derelere doğru. Ne çıkarttık bu deneyimden? Eyleme soyunarak mutluluğu dibine kadar yaşamak istersen fazlasıyla üşürsün ahbap.

Sevgilim de bana ahbap diyor. Yani henüz sevgili değiliz aslında. Ama müzakereler devam ediyor. Dozunu ayarlayabiliriz gibime geliyor mutluluğun. Sen bir gel, ben üstüne beş koyarım.

Aslında gelmesen de cehenneme. Gelirsen cennette elma var. Sahibi genelde kovuyor ama biz de pek cennetlik sayılmayız ve dahi yakışmayız oraya. O yüzden “cehenneme” dedim ya. Dediklerine göre pek ateşli katları varmış. Daha sırtımız yere gelmez. Huri olup da yedi erkek gücündeki ahmak bir aygırla kerevette çile mi çekeceksin?

En büyük mutluluk kerevet midir? Kerevet nedir peki? Şöyle tanımlanıyor: “Üzerine şilte serilerek yatmaya ya da oturmaya yarayan ahşap ayaklı tahtadan seki. Sedir, karyola, yatak olabilecek eş anlamları.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine! Bizim hınzır atalar ne demek istiyor acaba bununla! Muradına ermişler, onlardan önce kerevete çıkıp bekleyelim mi demek? Elbette masum bir söz canım. Güzellik de masumiyetle karıştırılır. Ve güzellik, bir parça günahkardır da!

En büyük mutluluk diyorduk. Aşk mutluluk getirir mi dersiniz? Yedinci Mühür filminde pek hoşuma gitmişti şu söz: “Mükemmel olmayan bu dünyada en az mükemmel olan şey aşktır. Aşk, mükemmellikten en mükemmel uzaklıktadır!” Ama ben onun ötesine geçtim ve orada ne olduğunu biliyorum. Aşk, yangın geçtiği zaman başlayan şeyin adıdır. Ve dua edelim ki az alev ile çok alevin arasını ayarlayabilecek kadar deneyim sahibiyim. Biraz kan kaybettim ama zaten şimdiden kanımı ısıtıyorsun bile : )

Sözün özü şu ki problem ne kadar büyük olursa olsun her problemi çözecek bir formül mutlaka bulunur : )

 

Günay Aktürk

Read more

Ünlü Yazarların İntihar Notları

Ünlü Yazarların İntihar Notları

Dünyadan Bir Dev Yığını Geçti

Ünlü Yazarların İntihar Notları

1- Romain Gary – Fransız yazar, yönetmen, senarist (2 Aralık 1980)

Eski eşi Jean Seberg’in 1979’daki ölümünün de etkisiyle, 1980’de, Paris’te yaşamına son verdi. Arkasında şunu notu bıraktı:

“Çok eğlendim, hoşçakalın ve teşekkürler!”

2- Nicolas-Sebastien Chamfort – Fransız yazar (1794)

Paris’te tutuklanmadan hemen önce intihar teşebbüsünde bulundu. Son sözleri Abbe Sieyés içindi.

“Ve kalbin kırılması ya da kurşuna dönmesi gereken, bu dünyadan göçüyorum.”

3- Chris Chubbuck – Amerikalı Gazeteci yazar (15 Temmuz, 1974)

Chubbuck kendini canlı bir televizyon yayını sırasında kafasından vurdu.

“Ve şimdi, Kanal 40’ın size her zaman en son şiddet olaylarını sunduğu yayın politikasına bağlı kalarak, canlı renklerle bir ilki daha göstermek üzereyiz – bir intihar girişimi.”

4- Hart Crane – Amerikalı şair (27 Nisan, 1932)

Orizaba buharlı gemisinden atlayarak bağırdı:

“Hepiniz hoşça kalın!”

5- Sergei Yesenin – Rus şair (1924)

İngiltere Oteli’ndeki odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu. Sergei Yesenin, Moskova’nın Vagankovskoye mezarlığına defnedildi.

“Hoşça kal dostum, hoşça kal. Aşkım, kalbimdesin. Ayrılmamız da bir kader. Çok geçmeden bir araya gelecek olmamız da. Hoşça kal: el sıkışmaya gücüm yok. Üzülmek, kaş çatmak yok. Şu anda ölmek yeni bir şey değil. Çünkü yaşamak da yeni değil.”

6- Charlotte Perkins Gilman – Amerikalı yazar (1934)

Ölme hakkının savunucularından Gilman, aşırı doz kloroform alarak intihar etti.

“İnsan artık bir işe yaramadığında, kaçınılmaz ve yakın bir ölümden emin olduğunda, yavaş ve feci bir ölüm yerine hızlı ve kolay bir ölüm seçmek en basit insan haklarından biridir. Kloroformu kansere tercih ettim.”

7- Robert E. Howard – Amerikalı yazar (11 Haziran, 1936)

Howard’ın intihar notu ise Viola Garvin’in “Sezar’ın Evi” (The House of Caesar) şiirinden bir alıntıydı.

“Herkes kaçtı – her şey bitti, öyleyse beni odun ateşinin üzerine koyun; Şölen bitti ve fenerler söndü.”

8- Heinrich von Kleist – Alman yazar ve dramaturg (1811)

Kleist, kanser hastası olan genç kadın arkadaşıyla birlikte bir intihar anlaşması yaparak öldü. Kız kardeşine bir intihar notu bıraktı.

“Bütün dünyayla – ve her şeyden önce seninle – uzlaşmadan sevgili Ulrike, şu anda olduğu gibi rahat ve huzurlu ölemem. Bana yazdığın mektupta başvurduğun güçlü ifadelerden vazgeç: Bırak onların hükmünü kaldırayım; gerçekten de beni kurtarmak için gücünün yettiği her şeyi yaptın, yalnızca bir kız kardeş olarak değil fakat bir insan olarak da yapılabilecek her şeyi yaptın. Gerçek şu ki, yeryüzünde hiçbir şey bana yardımcı olamaz. Ve artık hoşça kal: Tanrı sana benimkinin yarısı kadar olsa bile, keyifli ve tarifsiz mutluluk içerisinde bir ölüm bahşetsin: Bu senin için düşünebildiğim en içten ve en büyük dilek. Henry. Stimmung, Potsdam, ölümümün sabahında.”

9- Vachel Lindsay – Amerikalı şair (4 Aralık 1931)

Mutfak dolabından aldığı dezenfektanı içerek intihar etti.

“Beni haklamaya çalıştılar – fakat ben daha önce davrandım!”

10- ukio Mishima (Kimitake Hiraoka) – Japon romancı ve şair (1970)

Mishima, Japon ordusunun sivil hükümeti devirdiğini zannederek törensel bir şekilde intihar etti. Bir balkondan bağırarak son sözlerini söyledi, içeri geçti, arkadaşına “Beni duyduklarını bile sanmıyorum.” dedi ve kendini deşti.

“Tenno Heika banzai!” (Majesteleri Çok Yaşa!)

11- Sylvia Plath – Amerikalı romancı ve şair (11 Şubat, 1963)

Plath, Londra Primrose Hill’deki evinde kafası gazlı bir fırının içinde ölü bulundu. Bıraktığı notun biçiminden dolayı bazıları onun kendini öldürmek niyetinde olmadığını fakat hareketlerinin yardım istediğine işaret ettiğini düşündüler.

“Dr. Horder’ı arayın.”

12- Sara Teasdale – Amerikalı şair (1933)

Bazı kaynaklar onun “I Shall Not Care” (Aldırmamalıyım) şirini, onu terk etmiş olan sevgilisine bıraktığı bir intihar notu olarak yazıldığını ifade ederler. Fakat bu doğru değildir – şiir 18 sene evvel yayımlanmıştır. Bununla birlikte Teasdale aşırı dozda uyku hapı alarak intihar etmiş ve o şiiri son söz olmaya uygun bulduğu için kullanmayı seçmiştir.

“Öldüğümde; üzerimde güneşli Nisan ayı. Yağmurda ıslanmış saçlarını sallarken, kalbi kırık bir şekilde üzerime kapanmış olsan bile, aldırmamalıyım. Huzur bulmam için, yağmur dalları eğdiğinde, yapraklı ağaçlarınki gibi bir huzur. Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım.”

13- Hunter S. Thompson – Amerikalı yazar (20 Şubat, 2005)

Thompson, karısı Anita için “Futbol sezonu bitti” notunu bıraktı. Dört gün sonra evde kendisini vurdu. Yazarın külleri, Thompson’ın vasiyeti üzerine Colorado’da Woody Körfez’inden havaya savruldu.

“Artık Maçlar Yok. Bombalar Yok. Yürüyüş Yok. Eğlence Yok. Yüzmek Yok. 67. 50 yaşımı 17 sene geçmiş. İhtiyacım olandan ya da istediğimden 17 daha fazla sene. Sıkıcı. Her zaman bir huysuz oldum. Kimse için eğlenceli değil 67. Giderek Aç gözlü oluyorsun. Yaşlı haline göre davran. Sakin ol Hiç Acımayacak.”

14- Virginia Woolf – İngiliz yazar (28 Mart, 1941)

Woolf seneler evvel, tekrarlayacağından korktuğu bir sinir krizi geçirmişti. Sussex’te Ouse Nehri’nde boğularak intihar etti. İntihar notunu kocası için evinde şömine rafına bıraktı.

“En sevdiğim, yeniden delireceğime eminim. O korkunç zamanların bir yenisini daha aşamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve bu kez iyileşmeyeceğim. Gaipten sesler duymaya başladım ve odaklanamıyorum. Bu yüzden en iyisi gibi gözüken şeyi yapıyorum. Bana mümkün olan en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için olunabilecek her şeyi oldun. Bu korkunç hastalık çıkıp gelene kadar iki insanın daha mutlu olabileceğini düşünmezdim. Artık daha fazla mücadele edemeyeceğim. Hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam çalışabilirsin. Çalışacağını biliyorum. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Demek istediğim o ki, hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı son derece sabırlı ve inanılmaz biçimde iyi oldun. Herkesin bunu bilmesini istediğim için söylüyorum. Eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı, bu sen olurdun. Senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey uçup gitti. Hayatını mahvetmeye daha fazla devam edemem. İki insanın bizim olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini düşünmüyorum. V.”

15- Stefan Zweig (22.11.1942)

“Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

Read more

Sanrılar Romanı Alıntılar

sanrılar romanı günay aktürk

Sanrılar Romanı | Günay Aktürk | Alıntılar

Sanrılar Romanından esinle…

“Bir gün kitabımı koynuma sokup sessizce uzaklaşacağım buralardan. O gün güneş batıdan doğacak ve ben hiç şaşırmayacağım bu işe. Belki yüz yıl geçecek aradan. Denize atıldığı anda unutulan bir şişe gibi yüzeceğim sonsuzlukta. Sonra bir gün birileri bulup okuyacak beni! Ama o çağ, bu çağ olmayacak artık. Uzansalar dokunamayacaklar tenime. Duyuramayacaklar seslerini, gözlerini üzerimde gezdiremeyecekler. Bir süre daha yaşadıktan sonra her şey karanlığa bürünecek. Dört buçuk milyar yıllık bir çölün içinde en fazla yüz yıllık bir serap gibi parlayıp söneceğim. Dünya küçük diyorlar oysa, insan türü de bir hayli kalabalıkmış. Ama herkes herkese o kadar uzak ki şimdiden, yaşadığınızı bilmesem insan soyu tükendi sanırdım…”

Günay Aktürk

Read more

Ressamın Tablosu | Günay Aktürk – Öykü

Ressamın Tablosu öyküsündeki gizemli ressam Körmüz, tabloları ve ödülleri arasında

Bir Kadına Bakmak...

Ressamın Tablosu öyküsündeki gizemli ressam Körmüz, tabloları ve ödülleri arasında

Yetenekli bir ressamdı adam. Yüzlerce tablo, sayısız ödül sahibiydi. Birazcık abartılı da olsa her yerde övgüyle bahsediliyordu. Hatta o kadar övülüyordu ki onun, Leonardo da Vinci‘nin ruhunu taşıdığına inananlar bile vardı!

Gelin görün ki gerçekte kimdi bu ressam; adı nedir, nerede yaşar, yüzü neye benzer bilen yoktu. Kimliğini saklamayı seçmişti kendince. Bu yüzden hayranları ona hayalet anlamına gelen “Körmüz” ismini taktı. Bu nedenledir ki onun kör olduğuna inananlar bile vardı.

O gece mavi takım elbiseli, ablak suratlı, ağzındaki piposuyla müzayede salonuna giren şişmanca bir adam alaycı bir dille konuşuyordu karısıyla:

– Efsane dediğin de bu kadar olur. Hele ki başıboş kalırsa aslını bile aşabilir. Bir de kör ressam diyorlar adama, aynı şey mi canım.

Mavili adamın karısı da Körmüz’ün kör olduğunu düşünenler arasındaydı. Tabii ki buna canı gönülden inandığı söylenemezdi. Kocasının bu ressamın tablolarına karşı duyduğu aşırı ilgi onu fazlasıyla rahatsız ediyor, bu yüzden bir nebze de olsa nefret ediyordu Körmüz’den. Buna karşın adam tam bir Körmüz hayranıydı. Bodrumdan başlayarak yatak odasına kadar bu ressamın tablolarıyla doluydu evi. Bu ona koca bir servete mal olmuştu.

Aynı Şey Mi Canım

Oldukça kalabalıktı salon. Çok geçmeden satışlar başlamış, Kanadalı bir ressamın tablosu gösteriliyordu. Açılışı yirmi beş bin TL’den yaptı müzayedeci. Kadın, kocasının kulağına bir şeyler fısıldadı o an. Adam öfkeyle karşıladı bu fısıltıları:

– Bak kadın, dedi, ikide bir de kör deyip canımı sıkma benim! Sanata saygın yok sanatçıya olsun bari.
– Be adam, seninle yirmi yıldır evliyiz. O adamın tablolarına gösterdiğin ilgi kadar… Yok yok… Yarısı kadar benimle ilgilensen gam yemezdim.
– Aynı şey mi canım!
– Bilmez miyim ben, Körmüz’lüğü körlüğünden geliyor…
– …

Ressamın Tablosu öyküsünde müzayedede tartışan mavili adam ve karısı

Çekişme bir süre sekiz ile on yedi numaralı alıcılar arasında gidip geldi. Sekiz numaralı alıcı daha bir hırslı çıktı. Tablo, kırk beş bin TL ile onun oldu. Böyle böyle on beş yirmi tablo daha satıldı. Mavili adam bu süre içinde Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’un “Deliler Gemisi” adlı tablosuna tam tamına yüz otuz bin TL vererek satın aldı. Bunu da bir fırsata çevirerek karısına dönüp:

“Bak hayatım,” dedi, “bu tabloyu senin için aldım. Deliler Gemisi! Yatak odamıza asarız.”

Kadın hiç de oralı değildi. Bir an önce bitse de çıksam şu lanet yerden, diyordu.

– Be kadın, madem suratını asacaktın, ne diye geldin?
– Niye olacak, şu öve öve bitiremediğin kör deccalın tablosunu görmeye geldim. Bakalım abartılarınızın sınırı nereye kadarmış.

Bu gece Körmüz’ün başyapıtı bu müzayede salonunda görücüye çıkıyordu. Aslında bu geceki kalabalığın nedeni de buydu. Körmüz, bugüne kadar çizdiği, hepsi de bir servet değerinde olan tablolarını o başyapıtına bakarak, ondan ilham alarak çizmişti. Ama o tabloyu bugüne kadar gören olmamıştı.

Elli Numaralı Alıcı

Mavili adamın dikkatini bir ara elli numaralı alıcı çekti. Yetmiş yaşlarında, saçları ağarmış, kafasında siyah bir takke ve avurdu avurduna geçmiş bu adam, güler yüzüyle de oldukça heyecanlı görünüyordu. Gece boyu hiçbir tabloyla ilgilenmemiş, birine dahi teklif vermemişti.

“Uyanık ihtiyar,” diye mırıldandı içinden: “Belli ki o da Körmüz’ün peşinde. Yedirir miyim sana be!”

Mavili adamın müzayedede 50 numaralı gizemli alıcıyı fark ettiği an

Biraz sonra tüm tablolar satılmış, gecenin finaline gelmişti sıra. İki görevli, üstü beyaz bir çarşafla örtülü bir tablo getirdiler salona. Müzayedeci çarşafın bir ucundan tutarak alıcılara baktı. O da en az onlar kadar heyecanlıydı.

– Sıra geldi gecenin şaheserine. Bu gece buraya hepinizin de bu tablo için geldiğinizi biliyorum. Örtünün altındaki tablonun kime ait olduğunu biliyor olsanız da kısaca anlatmama izin veriniz lütfen. Bu tablo Körmüz’ün başyapıtıdır. Çizmiş olduğu diğer tüm tablolarını işte bu başyapıtından esinlenerek çizdi Körmüz. Siz de takdir edersiniz ki maddi değeri de en az manevi değeri kadar yüksektir. Evet, bayanlar baylar. Gecenin tablosunu beş yüz bin TL’den açıyorum.

Sözünü bitirir bitirmez örtüyü kaldırdı. Kapkara, kirli bir merdivene oturmuş; mavi, kareli bir gömlek giyen sarı saçlı bir kadın… Kadının kafası az biraz sağ yana eğikti. Yuvarlak suratlı, küçük, çekik gözleri vardı. İnce dudaklarının üzerinde fındık kadar bir burun… Körmüz’e göre güzel bir kadın olacaktı ki başyapıtına aşk tanrıçası olan “İştar” adını vermişti. Körmüz’ün İştar’ı…

Yazıklar Olsun Sana Körmüz

Bir anda beklenmedik bir uğultu koptu salonda. Tüm alıcılar birbirlerine bakarak şaşkınlıkla bir şeyler anlatıyorlardı. Müzayedeci kimsenin teklif vermediğini görünce açılış fiyatını yineledi. Salondaki uğultular iyice netleşmeye başladı. Kimisi kadının ne kadar soğuk, kimisi de ne kadar sahte baktığından dem vuruyordu. Ön sıralardan genç bir adam: “Hiç de güzel değil. Hatta geri zekâlı gibi bakmış,” diye bağırdı. Bir başkası: “Şeytanın kadın versiyonu be! Koskoca Körmüz neresinden ilham almış bu kadın bozuntusunun…” Bir başkası: “Kadınlığını ön plana çıkartmış, içi boş bu maymunun. Hatta düpedüz maymun!

Ressamın Tablosu öyküsünde Körmüz’ün İştar’ının müzayedede ortaya çıkışı

– Bu tabloyu tuvaletime bile asmam ben.
– Gece görsem on yıl uyku girmez gözüme.
– Kadınlara olan arzum bir anda yerle bir oldu be.
– Para yiyiciye benziyor.
– Yok, yok tam bir süs köpeği.
– Zevk düşkünü.
– Ne zevki be, düpedüz şehvet yuvası.
– Yazıklar olsun sana Körmüz!

Mavili adam da neye uğradığını şaşırmıştı. Bunu hiç beklemiyordu. Bir anda kendini salondakilere katılmış olarak buldu ki salondakilerin de ortak görüşü, kadının yapmacık, soğuk ve oynak bir kadın olduğuydu. Müzayedeci de afallamıştı. Hiç beklenmedik bir tepkiydi bu. Son bir umut açılış fiyatını tekrarladı. Beş yüz bin TL!

– Ne beş yüz bini be adam! Beş kuruş bile vermem ben bu tabloya.

Bu sözü söyleyen mavili adamdı. Salonda tabloyu seven tek kişi kuşkusuz mavili adamın karısıydı ki onun da nedeni belliydi zaten. Büyük bir keyifle baktı kocasına. Adamsa uğradığı hayal kırıklığı karşısında gözlerini kaçırıyordu artık.

Bu sırada, başlarda mavili adamın hiç de hoşuna gitmemiş olan elli numaralı ihtiyar, ağır ağır kalkarak tabloya doğru yürümeye başladı. Kalabalık buna bir anlam verememiş olsa da pek umursamadı. Uğultu henüz dinmemişti.

Körmüz’ün elli numaralı alıcısı müzayedede tabloya doğru yürürken

İhtiyar, biraz da yaşının verdiği yorgunlukla tablonun yanına kadar gitti. Bir süre tabloya baktı. Sonra da salona dönüp öfkeli kalabalığı süzdü. Kalabalık, ihtiyarın bir şeyler söyleyeceğini anlayınca sustu. İlgiden çok öylesine bakıyor gibiydiler.

– Bugüne kadar tablolarının kayıtsız şartsız hayranı olduğunuz, bugün de başyapıtını satın almak için geldiğiniz ve Körmüz adını taktığınız o ressam benim!

Bu sözler adeta şok etkisi yaratmıştı salonda. Duyduklarına inanamadılar. Birbirlerine şaşkınlıkla bakarken bile çıt çıkmıyordu salondan.

Utanç Duygusu

– Yıllardır Körmüz diye andınız beni. Sağ olun var olun. Siz bana bu ismi layık gördükten sonra asıl adımı söylemenin manası ne? Tablomu görünce demediğiniz şey kalmadı. Doğrusu şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum. Siz o hakaretleri yağdırırken tekrar baktım tabloma. Sahte bakışları var dediniz, baktım ama göremedim ben. Soğuk dediniz, tekrar baktım ve tekrar ısıttı içimi tablodaki kadın. Para yiyici dediniz, zevk düşkünü dediniz, seks düşkünü dediniz… Sözün kısası dostlar, sizin gördüğünüz kusurların hiçbirini göremedim ben. Aşk da böyle bir şey değil midir zaten. Ben ömrüm boyunca hayran kaldım bu kadına. Belki söylediğiniz kadar kusurludur. Belki daha fazlasıdır. Sanırım aşkın ve sadakatin kör gözüne denk geldi. Zaten kadını bile kusurlu sevmekten başka ne geliyor elimizden… Her neyse dostlar. Haydi, sağlıcakla kalın.

Utanç duygusunun iğrenç kokusu yükseliyordu salondan. İhtiyar adam tablosunu kucaklayıp bağrına bastı. Tek bir kişinin bile yüzüne bakmadan kapıya doğru yürüdü. Ama salonda Körmüz’ü hayranlıkla seyreden birisi vardı. Kalktı, koşarak yetişti ve dokunuverdi omzuna ihtiyarın. İhtiyar durdu ve ağır ağır dönüp baktı mavili adamın karısına. Kadın etkilenmiş ve duygulu bakışlarıyla sarıldı Körmüz’e. Ağlamaklı sesiyle ilk ve son kez usulca seslendi:

“Körmüz, bu gece bir hayran daha kazandı!”

Günay Aktürk
28.12.2014

Diğer Hikayelerimi de Okuyabilirsiniz

Read more

Bu Gidiş Nereye

Bu Gidiş Nereye şiirini betimleyen Bosch tarzı sürreal resim; kayalık bir tepe üzerinde düşünceli bir kadın ve çevresinde karanlık, gizemli figürler, yollar ve fantastik yapılar.

Nereye Gider İnsan Kendinden Uzaklaşınca?

Bu Gidiş Nereye… Bu şiir, sevdiği bir insanın kendisinden ve belki de hayattan uzaklaşmasını gören birinin şaşkınlığı, öfkesi, çaresizliği ve hâlâ kopamamış sevgisi hakkında. Biraz da insanın kendi kendisini nasıl kaybedebildiği hakkında.

Ne olduğunu tam olarak açıklamıyorum. “İstilacılar” kim, kadın neden böyle, “arayış” neyin arayışı — bunların hiçbirini kesinleştirmiyorum. Bu yüzden şiir tek bir hikâyeye kapanmıyor.

Yıllar sonra bu şiiri tekrar okuduğumda muhtemelen aklımda kalan nihai soru “Bu gidiş nereye?”den çok “Bu kadına ne oldu?” olacak gibi görünüyor…

Bu Gidiş Nereye şiirini betimleyen Bosch tarzı sürreal resim; kayalık bir tepe üzerinde düşünceli bir kadın ve çevresinde karanlık, gizemli figürler, yollar ve fantastik yapılar.

Bu gidiş nereye?
Bu arayış kimden?
Ölü bilincimde kâbus
ve gün ortasında ayan ve beyan,
nicedir hem duyar hem görürüm seni.
Kıstırmaktasın kuyruğunu nicedir.
Nicedir sarhoş,
umudun elini bırakmış bir anne güdüsüyle,
kendi yamacında gönenmektesin.
Delirdin mi sen?
İstilacılara mı erdin?
Çiğ bir sevinçte kuşkuya dahi meyletmeden kadınım,
bir garip hal eylemektesin…
Bu gidiş nereye?
Bu arayış kimden?
Delirdin mi sen?

Günay Aktürk

Diğer Şiirleri de Okuyabilirsiniz

Read more

Kimim Ben

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

Günay Aktürk Kimdir

Günay Aktürk derler bir yıldız tozuyum. Maddenin düşünen hali. İlkel bir bedende modern yapılanma!

Yaşayan beş maymun türünden biriyim. Ötekiler aslını reddetme derdinde. Ötekilerin içinde hep “ötede” duran! Okumak, düşünmek ve yazmak… Zihnimin tek boşalım mekanizması. Belki biraz edepsizce! Ama tabusuz, kanunsuz. Fakat onurluca…

Dar kafalı terörist dünyaya bir mesajım var. İnanıyorum ki insanlığı kurtaracak olan bilim ve sanattır. Biri cehaletini yontacak, öteki hayvanlığını. Uzun yıllardır kendime soruyorum. Soruyorum ki, kimim ben? İnsan mı? Maymun mu? Tırtıl mı?

Doğmadan önce de buralardaydım fakat bir ruh olarak değil. Ah hayır, o bende yok! Belki bir enerjiyim, belki bir frekans! Su buhar oldu ve: “Ben maddenin gaz haliyim” dedi buluta. Buharın aslı gaz mıdır? Yağmur olup düştü toprağa. Aslı su mudur? Belki her şeyden bir parçayım. belki kainatın ta kendisi…

Şair ve yazar Günay Aktürk’ün portre fotoğrafı

En-el Hak | Hiç

Milyarlarca ışık yılı uzaklardan geldim ben. Kimliğim, ırkım, cebimdeki beş bilgi etmez kâğıt ya da demirden metalikler, üzerimi örten şu ahlaksız çar çaput ve ardım sıra çağırdıkları yabancı isim de sıkmaya başladı artık varlığımı.

Kendi zerrelerimi görüyorum gözümün iliştiği ne varsa. Kendimi içiyorum su diye, kazmayı vurduğum toprak benden bir parça. İsin en tuhaf yanı ise Roza, kendime aşık oluyorum bir başkasında. Bir başkasının olmadığının da farkındayım üstelik ve buna rağmen her şeye ve herkese sevdalanıyorum işte.

Sen bari anla beni Roza. Sen bari anla. Mecaz yapmıyorum. Dokunduğum her şeyden milyarlarca ışık yılı uzaktayım. Mecaz yapmıyorum, anla beni. Mesela sürekli kendime sesleniyorum ama hep üzerine alıyor yabancı kulaklar. Ahh Roza ah! Keşke aklını yitirmeseydin de anlayabilseydin beni. Ama sen evindesin sevgilim. Ha? Şimdi anlayabildin mi bir parça ucundan bucağından? Anlamak hiç bu kadar anlamını yitirmemişti bu güne kadar.

Yani diyorum ki her şey yerli yerinde, bir ben uzağım koptuğum benden. Kendimi aramıyorum artık. Buldum onu. Buldum lakin hala ait değilim ona. Cem değilim. Cemdenim ama. Ölmeden önce öldüm Roza. Ben bir sonluyum ve içimdeki sonsuzluk öldürüyor beni her saniye. İçimde yaşayanı öldürmedikçe de mümkün olmayacak doğumum.

Beni çağıran toprak değil. Hayır. Çünkü o da benden bir parça. Ama o da zihinsiz ve bu yüzden evinde oturuyor milyarlarca yıldır. Ben bozuldum. Ben benden uzaklaştım. Enel Hakk eyy Roza Enel Hakk! İçimde yaşayan o ikinci bilinci öldürmedikçe rahat yok bana. Çünkü bilinci kapalıydı hakkin varoluştan beridir ve o kendi varlığını bende tanıdı. Enel Hakk ey umutsuz bilgeliğim… Artık evime dönmek istiyorum ben…

Günay Aktürk

Bendeniz Günay Aktürk’ün yazı dili; şiir, deneme ve aforizma arasında dolaşır. Kısa ama yoğun cümlelerle kurulan bu düşünce alanı, özellikle Günay Aktürk Aforizmalar başlığı altında toplanan metinlerde belirginleşir. Bu aforizmalar, yazarın hayata, insana ve varoluşa dair sorularını en sade hâliyle ortaya koyar.

Yayımlanmış Günay Aktürk Kitapları

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne
Sanrılar romanı günay aktürk
Günay Aktürk'ün İnsan İnsanın Geleceğidir kitabının kapak tasarımını gösteren, insan figürlerinden oluşan kalabalık bir yüz silüeti ve düşünsel temalı bir kompozisyon

Seslendirme Çalışmaları İçin Youtube Kanalımı Ziyaret Edebilirsiniz

Read more
Powered by Gelecek Internet