Anne Şiiri – Bekir Kilerci

bekir kilerci - ana kayıp oğlundan mektup var

Bekir Kilerci Şiirleri

En güzel Şiirler serisine yeni bir anne şiiri . Bu defa Bekir Kilerci ve Ana Kayıp Oğlundan Mektup Var Sana adlı eseri. Savaşçının Türküsü adlı kitabından alınmıştır | Seslendiren: Günay Aktürk | Şiir Dinle ve dinlettir.

Ana! Kayıp Oğlundan Mektup Var Sana!

Kaybolursam bir gün ortadan,
bulamazsanız mezarımı bile,
ağlama demem sana
ağla anne canın çektiğince.
Deme yalnız kimseye,
“suçsuzdu oğlum”
de açık açık:
“Beyni yıkadılar sandım önce, gençliktir geçer dedim.
Uğraştım vazgeçirmek için,
pazarlığa soktum sütümü,
helal etmem dedim, sende ana-baba ol
anlarsın dedim.
Bazen güldü,
bazen kızdı.
Saklanayım mı dedi yatağının altına,
gormezden mi gelelim her şeyi,
yaltaklanayım mı hırsızlara.
gözlerine girmek için
boğazını mı sıkayım bizim gibilerin.
Sen beni bunun için mi taşıdın rahminde?
Yoksullar anama küfretsin diye.
Ana yüreği dedim, yanar,
yakma kendini.
Ziyan etme gençliğini,
hem size yaptırmazlar,
ne Deniz’ler
ne Mahir’ler beceremediler.
Bazen kızdı bazen güldü.
Anlarsın dedi her seferinde anlarsın anne ilerde”
Bunları anlat anne,
sonra yakışıklı bir resmimi al eline,
git diğer anaların yanına
basın yaygarayı hep birlikte:
“Kemikleri bile olsa bırakmayız size,
verin çocuklarımızı bize”
Orada nasıl olsa bizden biri çıkar karşına
Tutup kaldır çenesini
bak gözlerindeki ışıltıya
Derine bak en derine
Ben oradayım işte.
Gülümserim oradan sana derim ki:
“Anne, iyi bak kendine!”
Sonra yakala kolundan yoldaşımı sayım
çek kendine, sıkıca sarıl
duy kokusunu, çek içine.
Nasıl, aynı ben değil mi?
Böyle işte anne
aynen böyle
şimdi anladın mı beni?

Burhanettin Akdoğdu

(Bekir Kilerci)

(Kaldıraç’ta yazdığı ismiyle Bekir Kilerci, Uludağ Üniversitesi öğrencisi, şair yazar, Devrimci) 13 Aralık 1997’de Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde işkencede katledildi.

Read more

Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

EROS OYUNLARI

Eros Oyunları

İşte O Geliyor

Eros Oyunları

Akşam!
Saat yediye beş var.
İçi (z) kuşağıyla dolu bir dershane.
Dershanenin önündeki karanlık köşe.
Sigara içmeye inen öğrenciler:
Bakışlarına kuşku çöreklenmiş!
Bu tekinsiz adam yine kimi beklemekte?
İçlerinden birini mi?
Amma da uzun bekledi ha!
Yoksa adi bir sapık olmasın!
Yok ulan Karacaoğlan o!
Aşığını beklemekte hasretle.

Sokakta seyir halinde bir kalabalık.
Ha desen üreyecekler…
Kimi mangal ateşi,
Kimi bir kilo kanat!
Bende tatsız bir duygudurum bozukluğu…

İşte o geliyor!
Doğurgan ruhumun anaç kraliçesi!
Işte gördü beni.
Işte baktı bana!
Çıkıverdi Tanrı saklandığı delikten!
Eros’u transfer etti melek kafilesine!
Saldı şeytanlarını iştahlı gecemize!
Ve dedi:
bu gece aşırın elmalarımı dilediğinizce…

Sarıldı boynuma yırtıcı bir dişilik!
Kokusu binlerce yıllık
Ederi ağır bir özlem!
Kuytu köşelerimiz hep böyle dar
Ve karanlık olmak zorundaydı.
Çünkü vaktinden önce zamlandı hayat
Biz de zulada sakladık birbirimizi!
Cennet bahçesinde bir çift kaçak!
Eh! Rahat bir nefes aldı şu Z denen kuşak!

Birkaç saate durdu zaman!
Belki de üflenmişti sur!
Ama biz duymadık!
Belki gerçekten de yedik o elmayı!
Belki hayaldi.
Damakta lezzetli bir tat!
Belki lezzeti acısından!
Bilemiyorum.
Belki de kovulduk!
Belki tel örgüden atlarken kanattık bir tarafımızı!
Gün inkara soyunma günüymüş bugün!
Çünkü yedi kapılı yetmis bahçeye de dalsan,
Özgür iradenin de bir bedeli vardır!

 

Günay Aktürk

Read more

Cahit Sıtkı Tarancı – Desem Ki

cahit sıtkı tarancı - desem ki

Desem Ki

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Cahit Sıtkı Tarancı ve Desem ki adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir. Bu pazarınız güzel geçsin. Aşk ile kalın…

Sözleri

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Cahit Sıtkı Tarancı

Read more

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Emekçi Kadın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için bendeniz Günay Aktürk ün kaleminden Emekçi Kadın şiiri | Umudun Çocuğu adlı şiir kitabımdan. Dinle ve dinlettir.

Kutlama değil farkındalık günü. Evde, işte ve sokakta “Eşitim” diyebilmek. Çünkü aslanın dişisi de aslandır erkeği de! Bizde insan vardır, kadın mı erkek mi sorulmaz, diyebilmek! Eğer diyemiyorsan, kaburga kemiğine kadar iner bu mesele.

“Tanrının Emaneti” yalanına sarılma, kimse kimseye emanet değil. Herkes kendi başına. O senin namusun da değil. Senin yanında kendini güçlü ve saygın hissediyorsa o zaman namuslusundur, yoksa namussuz! Namus senin davranışlarında. Karşılıklı yani.

Kutlama günü değil. Neyi kutluyorsun? Ama o isterse kutlar. Dün neyi yapmakta özgürse bugün de ona devam edecek.

Akşamın karanlığında bir kadını sokakta yalnız yürürken görürsem nasıl gururlanırım… Derim ki olması gereken şey bu. Ama bir adamı arabayla yanından geçerken gördüğümde sinirlenmeden edemem. Acaba biri yüz metre ötede bir şey mi yapacak! İşte ülkeyi getirdiğiniz hâl! Bu bokun içinde tam olarak neyi kutladığınızdan dün de bihaberdiniz bugün de…

Günay Aktürk

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar İçin

Ey kadın, dedi egemen güç!
Sen ki bir doğum makinesi!
Sen ki evinin sadık bekçisi,
Eğil ve itaat et ey günahkâr insan.
Eğitilmemiş ve horlanmış
dokuz yaşındaki çocuk gelin,
daha çok doğur ve daha fazla sus!
Sen ki kutsal kocasının
kaburga kemiği…

Oysa sen bu dünyada suskun bir köle
ve erkeğe sunulmuş huri değilsin kardeşim.
İnsanlıktan ve eşitlikten uzak
Yüzyıllar boyunca sömürülmektesin.
Alnında Havva’nın günahıyla yaşayan,
dokuz nefisli bir şeytan olamazsın sen.

Şimdilerde iki katına çıkarttılar köleliğini.
Seçiyor ve seçiliyorsun belki artık.
Ama yetmez ey işçi kadını yetmez.
Sokaklar tehlikeli ve yabancı hala
ve cinsiyetin hala yazılı alnında.
Basit ve sahte bir özgürlük vadederek
İşte budur diyorlar hak ettiğin eşitlik.

Her şey iki kat daha ağır şimdilerde.
Bilek gücün de sömürülmekte bugün.
Maaşa bağlandı artık insan emeği.
Gündüz mesaide paralı bir dişli,
akşam kendi kalesinde hizmetçi.
Ama kurtuluşun yakın ve ayandır artık.
Kendi sınıfının erkeğiyle ezilen kadın,
ancak kendi sınıfıyla kazanacak savaşı.

Günay Aktürk
2 Mart 2014

Günay Aktürk Kitapları

umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Read more

Charles Bukowski Kadınlar

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Charles Bukowski Kadınlar – Seçme Alıntılar ve Metnin Teması

Charles Bukowski, Kadınlar adlı eserinde aşkı, arzuyu, yalnızlığı ve modern ilişkilerin çürümesini sert ve filtresiz bir dille ele alır. Bu metin, romantik ideallerden çok, insanın iç dünyasındaki çatlaklara ve kadın–erkek ilişkilerinin güç, korku ve bağımlılık ekseninde nasıl şekillendiğine odaklanır.

Bukowski’nin kadınlara bakışı ne yücelticidir ne de uzlaşmacı; aksine çelişkili, rahatsız edici ve çoğu zaman acımasızdır. Kadınlar metninde yer alan bu seçme alıntılar, yazarın aşk, cinsellik, yalnızlık ve bireysel özgürlük üzerine düşüncelerini açıkça ortaya koyar. Bu sayfada yer alan bölümler, eserin tamamını değil; ruhunu, tonunu ve felsefesini yansıtan pasajları bir araya getirir.

Charles Bukowski Kadınlar eserinin temalarını yansıtan, yazısız alegorik Bosch tarzı çok figürlü sahne

Kadınlar – Sözleri (Seçme Alıntılar)


Bir kadın olarak doğmuş olsaydım kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için, sürekli kadınları arzuladım. Buna rağmen kadınlar beni hep korkuttu. Çünkü onlar hep ruhunuzu ele geçirmek ister. Öyle olsa benden geriye ne kalırdı korumak isteyeceğim.


Bazı kadınlar erkekler kadar aşağılık değildi. Bazıları ise para için ruhunu bile satabilirdi. Ruhunu satan bir kadın, bir fahişe kadar saygın olamazdı. Onlardan hep kaçtım.


Kadınlar sizi sevebilir. Fakat bir süre sonra bir şey olur onlara, sizi ölürken izlemek isterler, arabayla sizi ezip suratınıza tükürmek isterler.


Kadınlar korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuma sahip olmak istiyorlardı. Oysa ben ruhumdan arta kalanı kendime saklıyordum. Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü özel isteklerde bulunmuyorlardı. Gittiklerinde de hiçbir şey yitirilmiş olmuyordu.


İnsan ilişkileri doğru düzgün yürümüyordu nasılsa. İlk iki hafta herşey canlı gider, sonra taraflar ilgilerini kaybederlerdi. Maskeler düşer, gerçek yüzler görünmeye başlar: çatlaklar, bönler, kaçıklar, kinciler, sadistler, katiller. Modern toplum kendi türünü yaratmıştı ve insanlar birbirleriyle besleniyorlardı. Ölümle düello gibiydi.


Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.


Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.


Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.


Charles Bukowski’nin kadınlar temasını alegorik sahnelerle anlatan, yaşlı bir adam, kadın figürleri, tutku, yalnızlık ve insan ilişkilerinin çürümesini betimleyen yazısız resim

Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. Ama yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.

Herkes kendinin özel, ayrıcalıklı, müstesna olduğunu düşünüyordu. Balkonundaki saksıları sulayan kocakarı bile.

Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.

Erkekler futbol seyreder, bira içip bowling oynarken onlar, yani kadınlar, bizim hakkımızda düşünüyor, bizi inceliyor, karar vermeye çalışıyorlardı – bizi bıraksalar mı, atsalar mı, değiştirseler mi, öldürseler mi, yoksa sadece terk mi etseler?


Aşık olmadığıma sevindim. Aşık insanlar asabi, tehlikeli olurlar, perspektif duygularını kaybederler. Sinirli, can sıkıcı psikopatlara dönüşürler…


Zordur benimle yürümek!
Bunu benimle yola çıkanlar bilir,
hepsi yarı yolda gittiler!
Suç kimde? Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor.
Yapacak bir şey yok! Suçum var mı?
Tabii ki var; zor yola, kolay kişilerle çıkmak
en büyük hatam!


Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Nazım Hikmet – Akrep Gibisin Kardeşim

Akrep Gibisin Kardeşim

Akrep Gibisin Kardeşim!

SÖZLERİ

Akrep gibisin kardeşim
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi
korkunçsun kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin.

— demeye de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim

Nazım Hikmet RAN

Dinlemeye Devam Edin: Her Şey Sende Gizli

Daha Fazlası İçin Resmi Youtube Kanalı Takip Edin

Read more

Deryada Bir Çakıl Taşı – Uzun Makaleler

Günay Aktürk, uzun makaleler

Günay Olmanın Anlamı!

Günay Aktürk, uzun makaleler

O zamanlar dünya kocamandı. Herkes kocaman. Bakmayın, bugün her şey küçücük. İnsanlar da küçücük. Ufaldıkça ufaldılar. Elbette o günlerin geri gelmesini isterdim. Bugün her şeyle ben başa çıkmaya çalışıyorum. Ama o günlerde bütün derdim Super Mario adında ufak tefek bir boyacıyı prensesine kavuşturmak için bölüm atlamaya çalışmaktı.

Çocukluğum sakin ve güzel geçti. Babaannemin peşinde koştura koştura sonunda zatürre geçirmekten başka hastalanmadım. Yıllar sonra soğuk bir Ankara sabahında ödem yapan bu hastalık, ruhumdaki gelgitlerin yanında ufacık bir sarsıntı gibiydi sadece. O çocuktan asla şikayetçi değilim!

İnsan büyüdükçe yaşamın lezzeti de kayboluyor. Kocaman bir boşluk duygusu! Okul yıllarımda bile iç sesime yarenlik eden ve bir türlü atlatamadığım o deryada bir çakıl taşı olmanın manasızlığı yıllarca hüküm sürdü. Yaşamak ile kendini öldürmek arasında gidip gelen ruh, uzun senelerden sonra bana bir hediye verdi sonunda: edebiyat.

Kalem, keşfettiği cevheri daldığı derinliklerden çıkartıyor. Hayat artık bir manaya sahip olduğu için çekilebilir değil. Hâlâ mahrumum ondan. Ama yaşamak hoş kokulu bir sabah kahvesi gibi rutine bağladı kendini.

Şu anda oturduğum balkonda bir amacım olmadığı için kendimi öldürmeli miyim? Biliyorum ki şu yıldız benden bir parça. Gecenin yarı sessiz yarı mırıltılı sesleri huzur veriyor. Yaşamın içindeki konumumu artık anlayabiliyorum. Yaşam ile ölüm arasındaki farkın ortadan kalkmasıyla her şey daha da kolaylaşıyor.

Fotoğraftaki bu çocuk ile aramda otuz yıla yakın mesafe var. Ne yorucu bir maratondu ama! Bazı geceler kendime Günay olmanın anlamını sorarım. Bu gece o soruya yeni ve lezzetli bir yanıt verebilmiş olmak canlılığıma yegane delil. Bu işi sürdürebilmenin tek yolu bu.

 

Günay Aktürk

Read more

Günaydın Eylül – Şiir Dinle

günaydın eylül, günay aktürk

Günaydın ve Eylül Şiiri

Günaydın Eylül, günay aktürk

“Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası… Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğümgökyüzü… Günaydın bulut türküsü, elçırpan ağaçlar…”

Şükrü Erbaş

Günaydın gün, günaydın eylül. Sıcak döşekler, sabahın ilk mırıltıları, doygun bedenler ve bir de tadımlık öpücük… Mutlu çiftler, sizlere de günaydın.

Günaydın altı çeyrek otobüsü; duraktaki komşu kızı, gündelikçi kadınlar, alın teri, bilek gücü ve diş gıcırtısı günaydın. Beleşçi patronlar, sizlere de günaydın.

Günaydın fısır fısır konuşan insan doğası. Muhatapsızlıktan bir türlü lanetlenemeyen fıtrat. Rutin bakışlar, ısısız yürekler, A ile B nokta arasındaki en uzak mesafe. Öğüdünü özünden almış kara çalı, sana da günaydın.

Ayağından yere çivilenmiş kanatsız güvercinler, günaydın. Betondan kentler, zehirli zihinler, satılık yandaşlar ve kiralık gazeteler… Canım, sevgilim, kanlı bir zorbanın mahzeninde tutsak olan barış, günaydın!

Günaydın kaderim, günaydın yazgım. Çalmayan alarm, gelmeyen vakit, durmayan yürek, günaydın…

Günay Aktürk

Read more

Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more