Mikail Refili’ye Ağıt – Nazım Hikmet Ran

Mikail Refili’ye Ağıt – Nazım Hikmet Ran

Nazım Hikmet Ran’ın Mikail Refili’ye Ağıt Şiiri Hakkında

Mikail Refili’ye Ağıt, Nazım Hikmet Ran’ın ölüm, kayıp ve devrimci yoldaşlık temasını işlediği; Azerbaycanlı edebiyatçı ve eleştirmen Mikail Refili’nin ölümüne yazılmış bir şiirdir.

Şiirde yas, yalnızca kişisel bir acı olarak değil; aynı düşünce dünyasını paylaşmış insanların ardından duyulan ortak bir eksiklik olarak dile gelir. Nazım Hikmet, bu ağıtta bireysel kaybı aşarak, entelektüel ve ideolojik bir yoldaşlığın sessizce devam eden izlerini görünür kılar.

Mikail Refili’ye Ağıt - Tam Metin

Neslimin yaprak dökümü başladı,
Çoğumuz, kışa giremeyeceğiz.

Deliye döndüm refili,
haberini alır almaz…
Ne diyecektim…
Aklında mı, mikail?
Ama artık aklın yok,
burnun, ağzın, gözlerin yok…
Kardeşim! bir kemik yığınısın
Bakü’de bir mezarlıkta.

Ne diyecektim?
Moskova’da, bizde, bir yılbaşı gecesi,
Sofrada, dibinde donanmış çam ağacının,
Kocaman bir oyuncak gibiydin pırıl pırıl.
Pırıl pırıl gözlerin, dazlak kafan,
Saygıdeğer göbeğin.

Dışarıda geceye bulanmış karşı bir orman.
Sana bakıp düşünüyordum:
Eski şarap fıçısı gibi keyifli, hazret,
Eski şarap fıçısı gibi sağlam.
Benden çok sonra ölecek.
Arkamdan bir de makale döktürür,
Bir şiir yahut:
“Nazım’la moskova’da 24’te tanıştım.”

Sahi Mikail! Şair olabilirdin,
Profesör oldun.
Ama mesele bunda değil.
Yapılan işin ya çok iyisi yaşıyor bizden sonra,
Ya çok kötüsü.

Seninki orta halliydi sanırım,
Benimki de öyle.
Yani, sesimiz bu kubbede kalacak diye
Tesellimiz yok.
Ben kendi payıma üzülmüyorum buna,
Tesellisiz yaşamayı becerdim,
Beceririm tesellisiz ölmesini de,
Senin gibi refili.

Naızm Hikmet Ran

Kısa Makaleler (Kısa Ama İşlevsel)

Uzun Makaleler (Uzun Ama Keyifli)

Daha Fazla Dinleti İçin Youtube Kanalımızı Ziyaret Edin

Read more

Bir Gece Yatıp Kalktık – Bekir Coşkun

bir gece yatıp kalktık - Bekir Coşkun

Bekir Coşkun Yazıları

Bir Gece Yatıp Kalktık Cumhuriyet Yok
Yazar & Gazeteci : Bekir Coşkun
Yorum : Günay Aktürk

Sesli Makale serisinde yeni bir video daha. Bu defa Bekir Coşkun ve Bir Gece Yatıp Kalktık adlı makalesi. Dinle ve dinlettir.

Bekir Coşkun Kimdir

1945 yılında Şanlıurfa’da, memur bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Şanlıurfa’da tamamladı.

Yükseköğrenimini ise Ankara’da Başkent Gazetecilik Özel Yüksekokulu’nda tamamladı. Daha sonra 1974’te foto muhabiri olarak işe başladı. Polis muhabirliği ve parlamento muhabirliği yaptı. 1978’de Günaydın gazetesine geçti. Köşesinin adı Dokuzuncu Köy’dü. 1987’de Sabah gazetesinde Onuncu Köy başlıklı köşesini yazmaya başladı. 1993’te Hürriyet gazetesinde geçti. Şu ana kadar yayımlanmış 4 adet kitabı bulunmaktadır: “Dövlet”, “Avukatımı İstiyorum”, “Pako’ya Mektuplar” ve “Ben Pako”. Köpeği Pako’nun adıyla kaleme aldığı yazılar yayımlanmıştır. TRT’de yayınlanan “Pako’ya Mektuplar” adlı dizi başta BBC olmak üzere altı AB ülkesi televizyonu tarafından satın alınmıştır. Hayvansever kişiliğiyle de bilinen yazar; keman çalabilmektedir, bir doğa ve deniz tutkunudur. Yaz ayları Ayvalık’ın Cunda Adası’nda ikâmet etmekteydi. Bekir Coşkun, 9 Eylül 2009 tarihinde Hürriyet gazetesinden ayrılmıştır. Bekir Coşkun, 25 Eylül 2009 tarihinde Habertürk gazetesinde köşe yazarlığına başlamıştır.[2] Ancak referandumda AK Parti hükûmetine karşı yazdığı yazılardan dolayı baskı gördüğünü iddia eden Coşkun’un işine 20 Eylül 2010’da son verilmiştir.[3] Bekir Coşkun, 3 Kasım 2010 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde Onuncu Köy köşesinde yazmaktaydı. Bu gazetede yazmaya devam etmekteyken ayrılmış olup 14 Mart 2013 tarihinde Sözcü gazetesi kadrosuna katılmıştır.

Bekir Coşkun Neden Öldü

bekir Coşkun Neden Öldü

2017 yılının Ekim ayında akciğer kanseri tedavisi nedeniyle yazılarına ara veren Bekir Coşkun, o tarihten bu yana sağlığı el verdiği sürece Sözcü gazetesindeki köşesinden okurlarıyla buluşmayı sürdürdü.

Son yıllarında akciğer kanseri tedavisi gören Bekir Coşkun 18 Ekim 2020’de Ankara Şehir Hastanesi’nde akciğer kanserine bağlı solunum durması nedeniyle yaşamını yitirdi. Memleketi olan Şanlıurfa’nın Tülmen köyünde defnedildi.

Bir Gece Yatıp Kalktık - Bekir Coşkun

Bir gece yatıp kalktık Türk Ordusu yok
Darbe yapacaklardı ama
silahları tarlada gömdükleri yeri de unuttular demek…
Darbe olacak mıydı, olmayacak mıydı derken, ordu artık yoktu.

*
Bir gece yatıp kalktık yargı yok
Yargıyı bölüşmüşler; yarısı hocaya, yarısı imama…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyetçi aydınlar yok…
Hücrelerdeler…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Medya yok…
Yarısını almışlar parayı bastırıp,
kalan yarısının da gırtlağına bastırıp…
*
Bir gece yatıp kalktık ben yokum…
Muhterem karıma “Ben yok muydum şu köşede yahu?” dedim…
“Yoksun, kovuldun” dedi…
Ağladı…

bir gece yatıp kalktık - Bekir Coşkun

Bir gece yatıp kalktık…
Laiklik yok…
Devlet tekbirle açılıyor…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Türk” yok
*
Bir gece yatıp kalktık…
Bayrak yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Yarısı gitmiş…
“Türkiye” de yok…

Bir gece yatıp kalktık, marşlar yok,
andımız yok, bayramlar yok…
Bir gece yatıp kalktık, bu 4+4+4’tür dediler…
Çocuklar yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyet yok…
*
Ve bir gece yatıp kalktık ki..
Biz yokuz…
*
Yatma o zaman…
Kaldır başını artık…
Bir böcek gibi ezilip, bir dal gibi kırılıp, bir sürü gibi güdülüp,
bir toz gibi üfürülüp, bir ot gibi sökülüp, bir kuş gibi vurulacağına…
Yatma…

Bekir Coşkun – Sözcü

 

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Read more

Ey Zavallı Milletim Dinle – Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim metnini temsil eden toplumsal eleştiri temalı görsel

Ey Milletim Neden Az Gelişiyorsun

Ey Zavallı Milletim Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar adlı eserinde, topluma yöneltilmiş en sert ve en ironik yüzleşmelerden biridir. Bu metin, “neden az gelişiyoruz?” sorusunu basit bir yakınma olarak değil, düşünmeyen, sorgulamayan ve kendisiyle yüzleşmekten kaçan bir toplum eleştirisi olarak ele alır. Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim Dinle hitabıyla başlayan bu bölüm, bireyin ve milletin ortak aklını hedef alan güçlü bir edebi monologdur.

Ey zavallı milletim dinle! Şu anda hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz.

Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar.

Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz.

Oğuz Atay’ın Ey Zavallı Milletim metnini temsil eden toplumsal eleştiri temalı görsel
Read more

Zengin Bir Görgüsüze – Sappho | Günay Aktürk

Zengin Bir Görgüsüze – Sappho şiirinin sesli okuması, sade fon müziği eşliğinde

Zengin Bir Görgüsüze Şiirinin Anlamı ve Bağlamı

Zengin Bir Görgüsüze maddi varlık ile kültürel ve ahlaki derinlik arasındaki uçurumu görünür kılan çarpıcı bir şiirdir. Şiir, zenginliğin tek başına bir erdem olmadığını; görgü, incelik ve bilgelikle tamamlanmadığında bir tür yoksunluğa dönüştüğünü sezdirir.

Sappho, bu şiirde doğrudan bir öğüt vermekten çok, ironik bir bakışla insanın iç boşluğunu işaret eder. Servetin gösterişe dönüşmesi, şiirin alt katmanında bir tür ruhsuzluk eleştirisine evrilir. Bu yönüyle Zengin Bir Görgüsüze, yalnızca bireysel bir taşlama değil, aynı zamanda zamansız bir insanlık durumunun ifadesidir.

Şiirin gücü, yüksek sesle bağırmasında değil; sade, keskin ve neredeyse fısıltıya yakın bir söyleyişle okuru rahatsız etmesinde yatar. Bu rahatsızlık, şiirin asıl etkisidir.

Kısaca Sappho Kimdir? Sapho Lesbos, Eresos adasında doğmuş, Antik yunan lirik şairi, Afrodit kültü rahibesi, Ekol lideri. Doğumu yaklaşık olarak MÖ 630 ile MÖ 612 arasında; Ölümü MÖ 570 civarında kabul edilmektedir. Eusebius Sapfo’nun 45. Olimpiyatın ikinci yılında yılında en verimli çağını yaşadığından bahseder.

Zengin Bir Görgüsüze – Şiirin Tam Metni

Seni aptal. Sen kendini tüylerle süslemelisin.
Zengin giysilerle. Yığın yığın mücevherle.
Yağmalarla istiflediğin haram paraların üzerine.
Boynundaki altın kolyeler ve parlayan yüzüklerin üzerine.
Etlerin, şarapların, yiyecek yığınlarının üzerine.

Evet. Bardak bardak devirdiğin geçmiştekiler.
Sen sarhoş, kanal faresi, aptal.
Öğretmediler ki sana bilgelik yolunda
bu zenginlik lanetli bir şeydir.
İyi barındırmaz içinde.
Yalnızca bu adammış ikisi mutluluktur:
doğruluk ve saygıdır kutsayan
ölen adamların kısacık hayatını.

Zengin Bir Görgüsüze – Sappho şiirinin sesli okuması, sade fon müziği eşliğinde

Aptal, henüz öfkeyle konuşmuyorum.
Senden öç almak derdinde de değilim.
Sessiz bir ruh yaşıyor benim içimde,
senin gibi çürümüş solucanları hor gören.
Hayır. Ama kaderden kaçılmaz.
Şimdi bile sonun için hüküm verildi.

Sen, şeytan! Öldüğün zaman yatacaksın upuzun.
Hiçsin. Senin gerçek adın da ölecek.
Senin sefil hikayen de çok yaşamayacak.
Senin mezarın;
Piera’nın güllerinden sana kırıntı bile olmayacak orada.
Onların kokuları soluk verir ölümsüz hayatta.
Mezarında yenik, önemsenmeyen biri olarak
dolanacaksın Hades’in yurdunda.
Sahipsiz ölüler tarlasında küçümsenen bir zelil,
alçak bir şey olarak.

Sappho

Kısaca Sappho Kimdir?

Sappho (MÖ 610-570) Alkaios‘un çağdaşı, Yunan Lirizminin büyük ozanı. Yaşamına ilişkin eldeki bilgiler oldukça kısıtlı, tartışmalıdır. Aristokrat bir aileden gelir. MÖ VII. ve VI. yüzyıllarda bugün Midilli adıyla anılan Lesbos adasında yaşamıştır. Bir süre için başka soylularla birlikte Sicilya’ya sürüldüğü, Andros adasından Kerkolas adlı zengin bir adamla evlendiği söylenir. Kaldı ki bunlara karşı çıkanlar da vardır. Sappho üstüne anlatılanların belki de en ünlüsü genç kızlara ilgi duymasıdır.

Ozan şiirlerinde özlü, dolaysız bir dili yeğlemiş; gündelik, kişisel konuları işlemiştir. Sappho’nun şiirlerinden günümüze ulaşan parçalardır sadece. Ama bu parçalılığın, doğal eksiltilerin de şiire başka bir koku kattığı ortadadır. Çağdaş araştırmacılar Sappho söylencesini, ender somut kanıtlarından hareketle, aydınlığa kavuşturmaya çalışmaktalar hala.

Read more

Eşref Saati Nedir? | Şevket Rado – Eşref Saati Denemesi

Eşref Saati’ni temsil eden sembolik saat görseli

Günlerin Eşref Saatleri

Eşref Saati : Motivasyon Videoları
Yazar : Şevket Rado
Yorum : Günay Aktürk

Türk Edebiyatı Seçme “Motivasyon Videoları” serisinin ilki. İnsan ilişkilerinde örnek alınması gereken mükemmel bir deneme yazısı. Dinle ve dinlettir.

Şevket Rado - Eşref Saati

Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana tuhaf bir hüzün verir. En çok kendi kendimizle kaldığımız saatler, giden günün arkasından gecenin ağır ağır geldiği, daha doğrusu gündüzlerin bizleri gecelere devrettiği o saatlerdir. Kuşlar o saatlerde neden telaşlıdırlar pek bilmem ama tabiat yavaş yavaş durulur. Etrafla beraber insanın ruhuna da bir sessizlik çöker. O uçsuz bucaksız gece kendi hayatını sürdürmeye başlar.

Evet şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Yemek düşkünleri de öyle saatlerini. Dünya nimetlerinin lezzetlerine kendilerini kaptırmış olanlar öğle vaktinin gelmesini iple çekerler. İçki meraklıları istedikleri kadar vakti kerahati beklesinler. Yemekler doya doya öğleyin yenir. Öğle yemeğinden sonra gelen rehavetin tadı hiçbir gece uykusunda bulunmaz. Ama yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar. Dünyayı sabahın saat beşinde kurtlar kuşlar henüz uyanmadan tabiat daha mahmurken seyretmek ancak o yaşlarda tadına varılır zevklerdendir.

Sizin için günün hangi saati iyidir, buradan bir şey söyleyemem ama bana sorsalar saatlerin en iyisi ne akşam saatidir, ne öyle saati. Ne de sabah saati. İnsanlar için en iyi saat muhakkak ki şu nasıl işlediği pek de bilinmeyen, adına Eşref Saati dediğimiz saattir. Eşref Saati gündelik hayatımızda işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saatlerdir. Sabahleyin 9’da mı öyleyim 12.00’de mi yoksa akşam 7’de mi gelir? Gün ortasında mı gece yarısında mı teşrif eder bilinmez ama o gelince en çetin meselelerinizi tereyağından kıl çeker gibi halleder, en çıkılmaz davaların içinden tüy gibi hafif çıkarsınız.

Eşref Saati Nedir

Eğer Eşref Saati gelmişse ol dediğiniz derhal oluverir. Yıllarca ümitle beklediğiniz büyük ikramiye Eşref Saati çalar çalmaz size isabet eder. Bir türlü içinden çıkamadığınız davaları Eşref saatte çabucak halleder, sonra nasıl hallettiğinize siz de şaşarsınız. Çünkü Eşref saat gelmiştir. O saate hiçbir şeyler dayanamaz. Asırlarca ve asırlarca geçit vermeyen dumanlı dağlar bile Eşref saat gelince delinir. Treniniz onun bağrından düdüğünü öttüre öttüre geçer gider. Yalnız sizin, teker teker insanların hayatında değil, milletlerin hayatında bile Eşref saatler vardır. O saatler gelmeye görsün, milletler esaretten kurtulurlar. O saatler gelip çatınca ordular harikalar yaratır. İnsanların kaderleri o saatlerde değişir. Tarih o saatlerde adamın yüzüne gülmeye başlar.

Zamanı simgeleyen saat – Eşref Saati kavramı

Demek bütün mesele Eşref saatin gelmesine veya o saatin geldiğini anlamaya bağlıdır öyle mi? Öyledir. Hatta ben öyle zannediyorum ki Eşref Saat görünmez kuvvetlerin, esrarlı hesapların, içinden çıkılmaz bilmecelerin işlettiği bir saat değil, insanların bizzat kendileri tarafından işletilen veya sadece dikkatli olmaları sayesinde geldiği kolayca fark edilen bir saattir. Ama dikkatli olmayan, kendini hayatın akışına bırakmış veya akıntıların tersine sandalını yürütmeye çalışan insan, Eşref Saatin geldiğini fark etmek şöyle dursun, duvardaki asma saatin on ikiye çeyrek kalayı gösterdiğini bile görmez.

Milletlerin Eşref saatlerini büyük dâhiler keşfeder. Bizim gücümüz oralara yetmediği için sadece gündelik hayatımızda, hatta aile hayatımızda yer alan ufak tefek Eşref saatlerden, daha doğrusu birbirimizin Eşref saatlerini kollamanın sırlarından bahsedeceğim.

Muhakkak ki her şeyin bir zamanı vardır. Zaten Eşref Saati de bu zamandan başka bir şey değildir. İşte ne yapıp yapıp onu kollamalı. sırasını getirmek de Eşref Saati bulmak demektir. Bir ev kadınının işten yorgun argın dönen kocasına şu veya bu haberi vermenin sırası olmadığını bilmesi icap eder. Damdan düşer gibi vereceği kötü bir haber o dakikada adamcağızı çileden çıkarabilir. Evin mesut olması muhtemel havası fena halde bozulabilir. O durumda fena haberlerin bile sükûnetle karşılanacağı Eşref saat henüz gelmemiş demektir.

İyi niyetli bir kadının kocasından pahalıca bir hediye istemesi için mutlaka Eşref Saati beklemesi lazımdır. Kocası geçim sıkıntılarından acı acı şikayet ettiği, o gün kömür parası bulamadığından dert yandığı bir sırada kadın kendisinden bir kürk manto isterse, böyle bir hareket Eşref saatin kaçı gösterdiğini fark etmemenin, “Kör kör, kör parmağım gözüne!” bir misaldir. Adamcağızın haklı olarak cinleri başına toplanır, deliye döner. Sabahlara kadar bitmeyen kavgalara tutuşursa hakkı vardır.

Eşref Saati’ni temsil eden sembolik saat görseli

Fakat aynı adamın bütün sıkıntılarına rağmen hayat ufuklarını toz pembe gördüğü, omuzlarındaki geçim yükünü tüyler gibi hafif hissettiği anları da vardır. İşte o anlarda Eşref Saati tatlı tatlı çalmaktadır. Hassas kulaklar bunu duyar. Ve tam o sırada oldukça pahalı bir mantonun bir senede tükenmeyecek taksitlerini kocaya güle oynaya kabul ettirmek işten bile değildir. Adamcağız neye uğradığını ertesi gün anlar ama iş işten geçmiş, Eşref Saati harikulade oyununu oynamıştır. Erkekler hiçbir suretle dinlemeye tahammül edemeyecekleri şikayetleri Eşref saatlerde koyunlar gibi dinlerler.

Gündelik hayatın ufak tefek hadiseleri üzerinden bir gecenin geçmesini beklemek dirayetini gösterebilsek de Eşref saatin gelmesini beklesek. Böyle yaparsak geçimsizlik denen hadiselere ancak mucizelerde rastlayabiliriz. Çünkü yirmi dört saat sonra çocukların yaramazlıkları adamcağıza o kadar vahim görünmeyecek, şunun bunun kırdığı potları daha olgun karşılayacak ve her iş oluruna, çıkarına bağlanacaktır.

Şevket Rado’nun Eşref Saati denemesinin yer aldığı kitap kapağı

Benim daha ziyade erkeklerin tarafını tutar gibi görünen akıl öğretmelerime kadınlar kızabilir. “Peki ama sırf beyefendinin rahatı bozulmasın, keyfi kaçmasın diye evin bütün zahmet ve sıkıntılarını biz mi omuzlarımızda yüklenelim? Beyimizin ashabı gerilmesin diye sırtımıza yeni bir manto istemekten vazgeçelim de huzuruna salavatla mı gidelim?” diyebilirler. Hayır onu demek istemiyorum. Siz yine dert yanın, siz yine tenkit edin, siz yine isteyeceğinizi isteyin. Ama dert yanmanın ve tenkit etmenin de, bir şey istemenin de sırasını seçin. Bunları Eşref Saatine rastlatın, o kadar. Çünkü o saat sözlerinizin sükûnetle dinleneceği, isteklerinizin gönül hoşluğu ile kabul edileceği saatlerdir. Yalnız kadınlar için değil erkekler için de öyledir. Hatta nasihatler bile o saatlerde dinlenir de onun dışında en faydalılarına bile kulak asılmaz.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” diye bir söz vardır. Duvardaki saatleri yaylar işletiyorsa ev hayatındaki Eşref Saatleri de tatlı dil işletir. Onun hiç gelmeyeceğini sandığınız bir anda sarf edeceğiniz hoş bir cümle, yerinde bir iltifat Eşref saatin akrebini 12’ye getiriver. Ensesine yumruğu vur ağzından lokmasını al, diye tarif edilen kocalar olduğunu bilirsiniz. Bu ideal kocalar, Eşref saatlerini tıkır tıkır işletmesini bilen kadınların kocalarıdır. Değil ensesine yumruk vurdurmak, burunlarından kıl aldırmayan nice kocalar Eşref saat mütehassısı akıllı hanımların elinde yavaş yavaş bu hale gelirler. Her iyi şey Eşref saatte olur. Biraz sabır göstermek, biraz dikkatli davranmak, insanların bam teline dokunmamaya çalışmak evinizde Eşref Saati sık sık çaldırmak için kafidir.

Read more

Kaybettiğin Yerde Bekleme – William Shakespeare

Shakespeare ruhunu yansıtan tüy kalem, eski kitaplar ve tiyatro maskeleriyle hazırlanmış edebi illüstrasyon

Shakespeare’in En Çarpıcı Metinlerinden Biri

Kaybettiğin Yerde Bekleme William Shakespeare’in insan doğasını en çıplak hâliyle yansıtan kısa ama çarpıcı metinlerinden biridir. Bu sayfada Shakespeare’in güçlü sözlerini sesli kitap formatında yaptığım yorumla birlikte sunuyorum. Shakespeare’in evrensel bilgelik taşıyan bu metni; kader, irade, insanlık, aşk ve zaman karşısında insanın iç mücadelesini yalın bir dille anlatır.

Metnin Tamamı: Kaybettiğin Yerde Bekleme

Kaybettiğin yerde bekleme
Güçsüzler öyle yapar.
Sana kapanan kapıyı bir daha çalma,
Kapanan kapıyı acizler çalar.
Unutma ki bu aşağılık dünyadasın:
kötülüğü baştacı edip,
İyiliği çılgınlık sayan dünyada.

Şunu iyi bil ki:
işine geldiğinde şeytan da
Kutsal kitaptan örnekler verebilir.
ve cehennem boş, şeytanların hepsi burada.

Her düşünceni dile getirme.
Sana yakışmayan hiçbir düşünceyi hayata geçirme.
Samimi ol fakat asla basit davranma.
Huzur ancak gökyüzünde vardır.
Biz ise yeryüzündeyiz.

Utan, ey çağ!
Soylu insan yetiştirmez oldun.
İnsanlar göründükleri gibi olmalıdır.
Eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi.
Arama boşuna bulunmak istemeyeni.

Aşk mı kaderi kovalar yoksa kader mı aşkı,
daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi…
Sen ancak görenleri seversin,
Ben ise körüm.
Sen ne kadar kalsan da geliyorsun benimle,
ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle.

Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?
Oysa benim ruhumda savaş var,
durmadan ölüyor içimdeki insanlar.
Boğ kendini yüreğim; dilimi tutmak gerek!
Hoşçakal!
Değerin çok yüksek, tutamam seni….

William Shakespeare

Read more

Cellat Tanrım Benim – Friedrich Nietzsche

nietzsche ariadne’nin yakınması

Kim Isıtır, Kim Sever Beni Daha

Şiir : Ariadne’nin Yakınması – Cellat Tanrım Benim
Şair / Filozof : Friedrich Nietzsche
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 76. videosu. Bu kez Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci olan Friedrich Nietzsche ve Ariadne’nin Yakınması adlı şiiri. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Ariadne’nin Yakınması - Nietzsche

Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş
çırpına çırpına can çekişenler gibi,
ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım ah
Bilinmeyen ateşlerle yana yana.
Sen peşimdesin ey Düşünce!

Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle.
Sen alaycı göz
dikmişsin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle kıvrılarak
çırpınarak işkencesiyle bütün sonsuz ezaların,
Vurdun beni
sen ey zalim avcı
sen ey tanınmaz Tanrı
Vur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle
usanmadın mı bu insan işkencesinden?
Acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana niye eziyet ediyorsun
sen ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?

Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun böylesi gece yarısında?
Ne istiyorsun? Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
Kıskanç seni!
Neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
Sen, cellat Tanrı!
Yoksa köpek gibi taklalar mı ataydım karşında?
Teslim mi olaydım kendimden geçerek
Sevginle, sırnaşarak?

Boşuna!
Sürdür batırmanı zalim diken!
köpek değilim
Avınım yalnızca senin.
zalim avcı!
En gururlu esirinim.
Sen ey bulutların ardındaki haydut!
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun ey eşkıya benden?

Nasıl? Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste. Böylesi yaraşır gururuma!
Ve az konuş. Böylesi yaraşır öteki gururuma!

Ha ha!
Beni istiyorsun ha? Beni?
Her şeyimle beni?
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
Gururumu kırıyorsun işkencenle.
Sevgi ver bana.
Kim ısıtır ki beni daha?
Kim sever ki beni daha?
Sıcak eller uzat bana,
Yürek mangalları uzat bana.
Bana, yalnızların en yalnızına,
Buzunu ver ah!
Yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
Ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana kendini!

Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat Tanrım benim!

Hayır! Gel geri!
Bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım sana akıyor.
Yüreğimin son alevi seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel.
Tanınmaz Tanrım! Acım benim!
Son mutluluğum benim!

 

Friedrich Nietzsche

Read more

Bizi Taş Yapıp Susturdular (Aziz Nesin)

aziz nesin - anıt şiiri

Aziz Nesin Anıt Şiiri

Şiir : Anıt Şiiri
Şair : Aziz Nesin
Yorum : Günay Aktürk

“Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu…”

Karşı Gelme Büyüklerine

Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu.
Seni bana öldürttüler beni de sana.
Bizi bize kırdırtıp, hepimizin adına…
Adımız ki bilinmeyen asker.
O çok iyi bilinenler
Üstümüze bu anıtı diktiler.
Sakın sormayın yarattığımız tarihi bize.
Altından kalkıp da veremeyelim diye yanıt
Üstümüze dikilmiş bu görkemli anıt!
Bizi taş yapıp susturdular.
Ölümsüz olduk sonunda…

Aziz Nesin

Read more

Zengin Koca Arayan Genç Kadına Soruldu: Ya Sen Ne Vereceksin Karşılığında?

Zengin Koca

Zengin Koca Arıyormuş İki Gözümün Çiçeği

Zengin Koca

Komik gibi görünebilir ama olabildiğince küçük düşürücü bir istek. Neden bazı kadınlar kendi ayakları üzerinde duramazlar? Neden bütün varlığını, benliğini, kadınlığını Zengin ve yakışıklı bir koca uğruna satmak gayretindelerdir?

Ağaoğlu’nun genç bir karısı vardı. Sanırım yirmili yaşların başında. Gelen tepkiler üzerine, “Faturalarımı ödemekte zorlanırken neredeydiniz?” demişti. Ah şu nefes almak için bile başkalarına ihtiyaç duyan zavallılık! Ah kendini pazar tezgahına koyar gibi fiyat etiketleriyle ruhlarına değer biçenler!

Atinalı Timon kitabında şöyle söyler Shakespeare: “Her kuyumcu aynı pahayı biçer ona. Ama bilirsiniz, pahası değişmeyen şeyler, sahiplerine göre değerlenir el değiştirince.”

Değeri olmaz kolayca ele geçirilen şeylerin. Hele nadir bulunuyorsa paha biçmek de zorlaşır. Neden gümüş bakırdan, altın da gümüşten değerlidir? Sınırlı sayıdadır da ondan. Peki, herkesin güç, güzellik ve saltanat peşinde koştuğu bir ülkede insan da artık “demir” madeni seviyesine düşmüş değil mi?

Zengin Koca arayan genç kadına soruldu “Peki ya sen ne vereceksin karşılığında?” Paranın insanı ne şekle soktuğunu bir kez daha dinleyelim dahi üstadımızdan: “Çok sevdiği para yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit etmeye yarayan bir şeydir.

Read more

Büyük Taarruz Şiiri – Nazım Hikmet

Büyük Taarruz Şiiri - Nazım Hikmet Ran

Sarışın Bir Kurda Benziyordu

Şiir : Büyük Taarruz
Şair : Nazım Hikmet Ran
Yorum : Günay Aktürk

En Güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve onun Büyük Taarruz adlı şiinden kısa bir kesit. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Büyük Taarruz Şiiri - Sözleri

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,
rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle
oynayarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
‘Kim bilir belki yarın…’

Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra düşmanın müstakim cepheleri düştü.
Bunlar Karahisar güneyinde elli
Ve doğusunda 20-30 kilometreydiler.
Sonra.
Sonra düşman ordusu kuvai külliyesini ihate ettik.
Aslanlar civarında 30 Ağustos’a kadar.
Sonra.
Sonra 30 Ağustos’ta düşman kuvai külliyesi
imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikupis
Alaturka sopa yemiş bir temiz.
Ve sırmaları kopuk Frank uşağı…

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki:
“Teselyalı çoban Mihail!”
Nurettin dedi ki:
“Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni.”

Nazım Hikmet Ran

Read more