Günay Aktürk Youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Günay Aktürk youtube Şiir Kanalı Fragmanı

Neyzen Tevfik'ten Nazım Hikmet'e

Günay Aktürk kimdir? Edebiyat alanında “Şiir” “Roman” “Öykü” ve “Deneme” yazarlığının dışında yaklaşık iki yıldır şiir seslendiriyorum. Elbette bunun evveliyatı 2005 yıllarına kadar dayanıyor. “Neyzen Tevfik“, “Nazım Hikmet“, “Can Yücel“, “Ömer Hayyam“, “Cemal Süreya” ve “Özdemir Asaf” bunlardan birkaçı. Bunun dışında dünya Edebiyatı serimiz de var.

* Şiir, roman ve deneme demiştik. İlk kitabım 2004 yılında öldürülen bütün çocuklar adına Berkin Elvan’a adadığım “Umudun Çocuğu” adlı şiir kitabımdır: ▶ https://bit.ly/umuduncocugu

* İkinci kitabım ise, üzerinde üç sene emek harcadığım “Sanrılar” adlı romanımdır. Doğrusu bu kitap beklediğimin de üzerinde bir potansiyele ulaştı. Bir ara yuva bile yıkacaktı, desem abartmış olmam. Kitap: “Aşk Nedir?” diye sorarken, daha da derinde “insan neden aldatır?” sorusuna bir yanıt arıyor. Bulabildi mi yoksa bulamadı mı, orası okurun kararı: ▶ https://bit.ly/sanrilarr

* Son kitabım ise 2020 çıkışlı “İnsan İnsanın Geleceğidir” adlı deneme kitabı. Aslında o kitap ileride çıkartmayı planladığım “düşünen Madde” kitabının ön çalışmasıydı. Ne demiştik? “Akılda filizlenen fikir asla toprağa düşmeyecek!” ▶ https://bit.ly/gnykitap

Evet! Aslında bütün bu yapıp ettiklerim arka bahçeye bir nefeslik gül tarlası! Öyle, nefes almak için. Daha doğrusu nefes almaya değer bir sebebimiz olsun diye. Edebi kişiliğimden de öte sıkı bir okur olduğumu düşünürüm. Zaten bütün bunlar hep o yüzden başlamadı mı! Önce düş vardı ve felsefe ondan sonra geldi. Bugün bu satırları yazdığım mekanın hem yatak odası, hem de kitaplarla dolu bir kütüphane olması tesadüf değil…

Okumak, yazmak ve düşünmek bize kaldı. Bahçıvanlık gibi: Bahçeye dadanan zehirli otlardan haber vermek. Sizin payınıza da var bir şeyler. Birbirimizin omuzları üzerinde yükseleceğiz. Bir gün mutlaka…

Bilgi ve şiir ile kalın…

Read more

Bunca Zahmete Değer Misiniz?

ilişkiler üzerine

Zahmet Bile Artık Manasını Kaybetti

zahmete değer misiniz - günay aktürk

Makalemize Marcel Proust‘un “Guermantes Tarafı” adlı kitabından bir alıntıyla başlayacağım: “Aslında” diyor “Zahmete değeceğinden emin olsak, zamanımızı bir insana harcamayı tercih ederdik. Bütün mesele budur; siz kendinizi biraz tanıyorsunuzdur herhalde. Zahmete değer misiniz, değmez misiniz?

Geçenlerde genç bir kadına bir erkekte aradığı şeyin ne olduğunu sordular. Göbekli olmasını istiyormuş. Soran taraf cevabı ciddiye alıp sebebini sorunca: “Göbeğiyle oynardım!” yanıtını aldı. Soruyu soranın yaşı da gençti. O da muhtemelen ele avuca çabuk gelsin diye çıtı pıtı bir şeyler olmasını arzular.

Bu düz mantık tüm hayvanların ortak yasalarından biridir. Zevkli duygulanışları artırdığı için, bakir aklın en becerikli eylemlerinin başında gelir. O bedende başka bir meziyet aramıyorsa elbette zahmetine katlanacak. Hatta bunu bir rutine çevirerek kendini bir nevi “zahmet” makinesine bile çevirebilir.

Bu tip insanlarla sıklıkla karşılaşırsınız. Sosyal medyada çok etkileyici gördükleri kadınlara evlilik teklif edenler bile var. Zahmet bile artık manasını kaybetti. “Her topal satıcının bir kör alıcısı bulunur.” sözü boşuna mı atasözüne dönüştü?

Siz Zahmete Değer Misiniz?

Siz zahmete değer misiniz? Madem herkes kendinden mesul, o halde ayna görevi göreyim size. Sizi bilmem ama benim kirpi dikenlerim var. Bir ara manik depresif (bipolar bozukluğu) olduğumdan bile şüphelenmiştim. Bakın bu durum bayağı tanıdık gelecek size. Bir an için coşkulu bir keyifle projeler üretirken, beş dakika sonra inanılmaz bir karamsarlık durumu. Bir ara bu vaziyeti yazmıştım. Sizlerle de paylaşmak isterim: “İki tane aklım var benim. Biri arada bir alıp başını gidiyor böyle. Ne zaman geride kalan gidenin koltuğuna gözünü dikse, işte hep böyle aklımı kaçırıyorum ben!

Böyle bir insana emek verilir mi hiç? Onunla uğraşmak oldukça yorucudur. Zahmete bile değmez. İnsan ister ki bir verip on alsın. Ama üçe bile razıyken elindekinden de oluyorsun. Gün içinde çok fazla insanla iletişim kurduğum için ülkedeki ruh hastalarının sayısının epeyce fazla olduğunu biliyorum. O yüzden hoşlandığınız kişiye yaklaşırken on defa düşünün derim.

zahmete girmek

Hadi Seni Evine Bırakayım

İnsanlara kriterleri soruluyor. Bir başkasına katacağı bir dizi değerleri olmayan kişilerin kriterleri olur mu bilmem. Ya da kişiliği zengin olan taraf sizsinizdir de, karşı tarafta derin bir karadelik vardır. Zihninizi parçalara ayırmaya başladığı zaman yavaş yavaş siz olmaktan çıkarsınız.

Kendimize kırmızı çizgiler belirleyebilmek için önce kendimizi tanımamız gerek. Belki şunlar sorulabilir: “Ben kimim? Kendimden başka birilerine faydam dokunuyor mu? Kendi varlığımı başka nesneler üzerinden mi çoğaltıyorum yoksa salt kendimle kalarak kısırlaştırıyor muyum kendimi? Bir başkasına ihtiyaç duymamdaki amaç nedir? Sadece tensel açlık mı yoksa duygusal açlığı zihinsel doyuma da ulaştırabilmek mi? Yakın bir arkadaştan beklenen şeyleri sevgilide de görebilmek! Sonu cinselliğe bağlanmayan bir gece yemeği mesela. “Hadi seni evine bırakayım.” demek gibi… Bu sayede beraberliğin ana çerçevesi daha da netleşmiş olur.

ilişkilerde uyum

Bugünün ilişkilerinde “taraflar arası uyum” dert edilen en son şey. Bunu kafaya takmıyoruz bile. İlişkilerimiz, yatak odasına misafir takımı almak gibi eksik ve savruk bir algı tarafından yönetiliyor.

Ama evet, her ilişkide bir çıkar vardır. İnsan üçe katlayacağından emin olmadığında altına bile yatırım yapmaz. Belki siz koleksiyoncuları seviyorsunuzdur. Orada öylece dursun da, ara sıra kutusundan çıkarıp okşarım, gibi. Bu da bir seçenek. Ama ne katıyor, ne kaybettiriyor? Besliyor mu çürütüyor mu? Her şeyden önce size ve yaptığınız şeylere saygısı var mı?

ilişkiler üzerine

En Kötüsü Bulduğunu Sanmaktır

Aslında en zoru da bulmak. Bulunca da elinde tutabilmek. Ama tutarken onu zincire bağlamadığından emin olmak. İlle de en büyük beceri, bulmayı başarabilmek. En kötüsü ise bulduğunu sanmak. İnsanlar ile tanklar arasında her zaman bir benzerlik görmüşümdür. Zırhlarının kalın tarafını gösteriyorlar ki çabuk delinemeyecekleri düşünülsün. Bunu zaman gösterir. Zaten pek çoğu yarı yol arkadaşı. Siz siz olun yalvar yakar olmayın. Emek verme zahmetine katlansanız bile bunun bir kumar olduğunu ve kaybetmenin de ihtimal dahilinde olduğunu kabul edin.

Olabilir yahu, karşı taraf her zaman o zahmete değer olmayabilir. Belki onlarca yıl sonra bile yapayalnız kalabilirsiniz. Belki bunu en başından beri hiç hak etmemiştir. Belki hak etmiştir de ömrü yetmemiştir. Trafik kazası, kanser ya da ne bileyim güneş çarpar. O yüzden ille de insanın bizzat kendisini zahmete değer bir kıvama getirmesi gerek. Bir gün hepiniz bir başınıza kalacaksınız, demiyorum. Zaten herkes her zaman bir başını. Bütün arayışları da o yüzden değil mi?

 

Günay Aktürk

Read more

İnsanın Özü Arzudur

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Bedenini Kontrol Eden Zihnini de Kontrol Eder

İnsanın Özü Arzudur

Sonsuz karşılaşmalar içinde bir ağacı misal göster kendine. O da ister ki gövdesinde karıncalar dolansın. Bal yapsınlar kovuklarına kovanından kovulmuş arılar. Ama onun da neşesi borcun bahşişi kadardır. Bir yaz yağmuruna karşılık otuz kasırga… Bizde bedevi bahtı varsa, onda da çöl ayazı vardır. Her seferinde gelip onu bulur!

Onun kurtuluşu da bizimkine benzer. Kara kış bu yerküreyi terk ettiği gün ağaç da özgürlüğüne kavuşacak. Yapraklar da dertli soğuktan bir insan kadar. Belki insan gibi dile gelmez ama o da başka türlü üşür.

Ama rüzgara da hak verin. Karşı koyamaz doğa kanunlarına. Kavurucu sıcaklarda kaç dilenci duası biriktirmişti oysa! Bugün hortuma dönüştü ise, o da varlığının diğer yarısı. İlkinde iyiydi de şimdi mi kötü oldu? İyi ya da berbat olduğundan değil aslında, sadece bizdeki etkilerini yorumluyoruz.

insanın özü arzudur - günay aktürk makale oku

Ay, bu gezegenin güçlü çekimine yenilip neden düşmez dünyaya? Neden durur öylece ortalık yerde? Ne diye çekip gitmez ki kendi yoluna? Ya da neden düşmez? Çünkü o da aynı yasaya tabidir. Gel-git derler adına, eylemsizlik ilkesi derler. Duruyorsa durmaya, gidiyorsa gitmeye devam eder. Bütünlüğünü korumak için o ana kadar ne yapıyorsa, onu sürdürmeye devam etmek zorunda.

Kendinizi ne zaman farelerin bile burun kıvırdığı bir kalıp bozulmuş peynir gibi hissederseniz bu ilkelere sarılın: ‘Var kalma çabası‘na: Eylemsizlik ilkesine sarılın ve var kalın. Bilinçsiz bir rüzgar ve ay kadar kararlı olun.

Spinoza: “İnsanın özü arzudur!” der. Yaptığı bütün davranışlar belli bir isteğin arzusundandır. Sizi sert bir dille eleştiren patronunuz iyi ya da kötü değildir. Sadece olumsuz duygulanışların etkisinde kalmış zayıf bir insandır. Eğer ilgilendiğiniz bir kimse sizinle ilgilenmiyorsa, hissettiğiniz acıyı “kederli duygulanış” diye tanımlayabiliriz. O duygunun etkisinde kaldığınız ölçüde güçsüzleşir ve zevk aldığınız ölçüde güçlenirsiniz.

Hayatlarımızı sahip olduğumuz zeka ile yönetmemiz umulurken, duygularımız zihnimizden daha çok çalışıyor. Ve baştan aşağı duygu alıcılarıyla doluyuz. İnsanın iki şekli vardır. İlki neşeli duygulanış, ikincisi ise kederli duygulanış. İnsanları hep bu iki halden birini yaşarken görürüz. Zihinde oluşan fikirler aslında bedenin fikirleridir. Birisiyle göz göze geldiğimizde arzunun türlü hallerinden biri öne çıkar ve bedenimiz zihnimize kendi fikrini sunar. Anılarınızı düşünün. Eski deneyimlerinizle ya seviniyor ya da acı çekiyorsunuzdur.

Meselâ hoşunuza gitmeyen ‘çirkin’ bir bakışı daha sonra yeniden hatırlar ve o kişiden uzak durmayı seçersiniz. Bedeninizin cinsel doyuma ulaşmak istediği güzel bir beden daha sonra ‘aşk’ denilen acılı duyguyu doğurabilir. Bedenlerin karşılaşması! Şiddet için de benzer şeyler söylenebilir. Vücudunuzda acılara yol açan o elleri düşünün! İnsan zihninin zevke kucak açarken acıya karşı nefret besleyen bir yapısı var. O insan sırf şiddete başvurduğu için kötü değildir, sizde uyandırdığı kederli duygulanıştan dolayı kötüdür. Yoksa V For Vendetta filminin o meşhur repliğindeki: “Şiddet iyi yönde kullanılabilir!” sözünü nereye koyacaksınız!

O halde bedenini kontrol eden zihnini de kontrol eder, dersek yanlış olmaz.

Kaşınan deri sadece zevk verebilirdi eğer fazla kaşımaktan dolayı acıyı doğurmasaydınız. Önce zevk vardı. Ve hiç doğmamış olan bu acı, yarının bir mucizesi olarak kalabilirdi. Ama acıyla da barışmak gerek. Onu düşmanımız olarak görürsek, kederli duygulanışların hakim olduğu şu dünyada zihnimizin iç çatışmalarından asla kurtulamayız. Zevk alma yöntemlerimizi çeşitlendirirsek neşeli duygulanışlarımızı da çoğaltabiliriz. Ama bunu yaparken arzunun neşe ve keder adında iki yüzü olduğunu kabullenmek kaydıyla.

Size sadece zevk vaat edildi. Herkesin cennete gitme gibi bir çabası olduğu tesadüf değil. Oysa cehennem cennetin içindedir. Asıl “sonsuz cennet” fikri zihni uyuşturan bir morfindir ki sizi cennetten uzak tutan da odur.

 

Günay Aktürk

Read more

Aptal İnsanlarla Fingirdeşen Aptal İnsanlar

Şelale Balıkları Bu İnsanlar!

aptal insanlar - günay aktürk

“Kendi başının çaresine bakan bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz.”

Martin Eden
Jack London

Dün bir mekanda otururken Bukowski okuyordum. Yalnızlığı anlattığı bölümünde bir cümle özellikle dikkatimi çekti. Diyordu ki: “Aptal insanlarla fingirdeşen aptal insanlar…” Kaliteli bir yalnızlık tarifi.

Hayat ya gerçekten köküne kadar maymuni ya da bizde bir tuhaflık var. Kendi başının çaresine bakabilen insanlar! Güzel. Yazıda yabanda kalırlarsa kurt sürüsüne kumanya olmazlar. Ama siz de onun süregelen alışkanlıklarına kurban gidersiniz.

Bu değil meselenin özü. İnsanı yalnızlığa sürükleyen aptal insanların çokluğu. Çok fazla seçeneğin olmaması. Ve günün sonunda oltada balık olursun. Aşık olsan bile gider karakterine en ters insanı seçer içgüdülerin. Sonra bir ömür iğneyi çıkartmak için uğraş.

Doğru insan doğru zamanın kayıp kişisidir. Alıcılara takılan yanlış titreşimlerdir aşk. İster aklı başında yetişkinler gibi davransınlar, isterse de memeden kesilmemiş bir çocuk gibi ağlamaklı… Doluluk ve olgunluk ne güzel sözler edebilme yeteneğinde, ne de güce ulaşabilmek için gerekli yeteneği sergileyebilmektedir.

Köpeklerin başını okşuyormuş olgun şahıs! Peki, kedileri sıkıştırmayacağının garantisini vermiş mi? Çok fazla okuyormuş. Hiç değilse Kant’ın etik anlayışına benzer bir felsefeyi içselleştirebilmiş mi? Hiç aldatmamış. Hiç deneyimlemiş mi bunu?

Şelale balıkları bu insanlar. Derin dalışlar bekleyemezsiniz. Sürekli bir düşme hali söz konusudur. Sersemlik ve sarhoşluk düzeni. Ne farkı var sanki kafa travmasından…


Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Ey Cemaat, Ön Sevişin!

ön sevişme

Diri Tutar O Tüm Bağları

ön sevişme

“Lakin sevişmeyerek geçen ömür hederdir. Dünyada aşık olmak herkese mukadderdir.”

Sabahattin Ali

Bizim Camal Ağabey anlardı o işlerden. Şu dizesini bilirsiniz ustanın: “Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah. Daha neler! Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının!

Saçı uzuyorsa, boy verip serpiliyordur. Devamını kendi kalemimden sürdüreyim bunun: “işte tam zamanı kederin, cenk meydanlarında kadeh tokuşturmanın, aşkın tam zamanı…”

Tek bilen o değil, İlhan Berk de az değil. Şu da onun marifeti: “Kirlidir aşk çocuğum, o sıvı fosil, dölyatağı, o sürgün her şeydir…” Onun bu şiiri soyun devamına hizmet eder. “O sürgün her şeydir.” diyor. Bir can geliyor dünyaya. Şiirin yarısı biyolojikse, öteki yarısı zevkin hizmetkarı. Madem girdik yatağa, güzel bitirelim sonunu, biraz zevk alalım diyor. Çünkü öncesinde: “Daya ağzını kasığıma!” diye yön veriyor gidişata.

Sevişmek yalnız şair ve yazarlar tarafından kutsanmıyor ki. Dinde de var. Şöyle bir hadis: “Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız.” İslam, ‘ön sevişin’ diyor. Bana bunlarla geleceksin fetvacı başı!

Güzeldir sevilmek ve dahi aşk etmek. Ömrü uzatır, psikolojiye yağlı ekmek sürer. Ama özü de bambaşkadır. Ön sevişme dediysek, sonu yatağa, ucu cinselliğe varan bir şey değildir. Sabah evden çıkarken boynuna iştahlı bir dudak harekatı, mutfakta aniden sıkıştırma türünden şeyler. Pek çok insan bunun, cinsel ilişki öncesinde tavuğu kızartıp tava getirmek eylemi olduğunu sanır. Amma değildir. Öyle olsaydı geri kalan zamanlarda ne olurdu? Pencereden giren bir sonbahar esintisi gibi bir üşüme, bir soğuma yaratırdı.

Ön sevişme, sevginin ve tutkunun avansıdır. Aslında gerçek aşk tam olarak budur. Bağları diri tutar. Gün içinde telefondayken sıcak bir nefes… Sonu her zaman cinselliğe bağlanmaz. Onunla her karşılaşma, her randevu yeni bir tanışma evresinden sayılır.

Günay Aktürk

Read more

Her Zaman Daha Cazip Ve Daha Lezzetli

alışkanlık

Hep Aynı Alışkanlıkların Kurbanıyız

alışkanlık

Dedi ki: “Hep aynı alışkanlıkların kurbanıyım. Ciğerime sürüngen dişlerini geçiren ne kişilerdir ne de olaylar. Hatalarını her yeni insanda bir kez daha tekrarlayan biriyim. Farklı sonuçlar alabileceğimi mi düşünüyorum? Benim yöntemlerim ilkel.

Bu bağımlılık aşılabilirdi şayet sigara filtresinin dudaklarımda bıraktığı lezzetten kurtulabilseydim. Sonunda beni ne öldürecek? Lezzetten uzak mı durmalıyım? Daha pahalı bir tütün mü içmeliyim?

Kumara yeniden dönmezdim eğer kaybetme riski zihnimde bir zevke dönüşmeseydi. Suç, kart çalanlarda mı yoksa kumarhanede mi? Her seferinde aynı kumarbaza mı yeniliyorum? Yoksa içimdeki açgözlülüğün lezzeti yeni kumarbazlara mı götürüyor beni?

Bu okların ucu ne kadar da sivri. Her seferinde delip geçeceğini anlamam için daha ne kadar vurulmam gerek? Kendime yeni bir çalılık mı bulmalıyım yoksa ormanı mı değiştirmeliyim? Yeni ormanda kurumuş yeni dallar: hani basınca çatırdayan ve kendine yeni avcıları çeken türden. Kurumuş dalların ne suçu var, adımlarım pek avanakça…

Bu şehirde yeni bir “ben” olarak doğmam gerek. Avcının şekli değişebilir ama avlanma güdüsünün lezzeti sona ermez. Yem olma alışkanlığım sona ermedikçe bugünkü tuzaklar yarın şekil değiştirebilir. Ama her zaman daha cazip ve daha lezzetli görünürler. Av ile avcı tam da bu ortak paydada buluşurlar. Ama ona yaklaşmanın, koklamanın ve ısırmanın da bir yolu yöntemi var.

Evrim, doğaya uyum sağlamayan canlıları affetmez. Ve ben insan olarak bundan neden muaf olayım ki? Uyum sağlamak onlardan biri olmak ya da onlara yaklaşırken kalkanı indirmek anlamına gelmez. Tuzağa sevdalanmadan onları alt etmek gerek. İlkel olandan lezzeti uzak tutmalı…

Read more

Tavasin – Hallac-ı Mansur (En-el Hak)

tavasin - hallac-ı mansur

Ve Şeytan Kovuldu!

Hallac-ı Mansur‘un “Tavasin” En-el Hak adlı kitabında şeytanın cennetten kovuluşunu okuyoruz. Yani bir de bu gözle bakıyoruz olaya.

Hallac-ı Mansur - Tavasin (En-el Hak) Kitabından

Tanrı şeytana sordu: “Secde etmiyor musun ey alçak?” O da şöyle söyledi: “Daha doğrusu aşık demeliydin. Aşıklar hor görülür. Bu yüzden beni alçak ve aşağılık diye adlandırıyorsun. Bana olacakları anlaşılır kitapta okudum ben ey her şeye gücü yeten ve sonrasız olan! Öyleyse nasıl alçaltabilirdim kendimi Adem’in önünde? Madem ki onu topraktan ve beni ateşten yarattın, bu iki karşıt varlık anlaşamazlar. Ben sana daha uzun bir süre hizmet ettim. Benim erdemim onunkinden daha yüksek, bilgim daha geniş. Eylemlerim daha yetkin.”

Yüce Tanrı ona dedi: “Seçim benimdir senin değil.

O da şöyle dedi: “Tüm seçimler gibi benim seçimim de senindir. Çünkü sen beni seçmiş bulunuyorsun ey yaradan. Onun önünde secde etmemi sen engelledin. Sözlerimde yanlışlık olsa benim böyle konuşmama izin vermezdin. Çünkü sen her şeyi duyansın. Onun önünde secde etmemi istemiş olsaydın buna boyun eğerdim. Seni benden daha iyi tanıyan bir kimse bilmiyorum bilgilerin içinde.”


Tavasin – Hallac-ı Mansur

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Kim Soktu O Kızgın Demirleri İçine

ilk aşk emareleri

İlk Aşk Emareleri!

ilk aşk emareleri

O kızgın demirleri kim soktu içine? Gölgede bir demirci var belli. Saplandığı gibi delip geçmemiş! Binlerce parçaya ayrılmış da her parçası bir hücrene yerleşmiş.

Bir demirci gölgesi… Yıllar geçtikçe kendine has huylar edinmiş. Tutmuş köşe başlarını geçtiğin sokakların. Öğle arasında kahvenin şekersiz olduğunu hatırlatmış. Açtığın kargonun, giydiğin elbisenin, sıktığın parfümün kokusuna sinmiş. Banyoda soğuk bir su damlası olmuş da üşütmüş! Olanca ağırlığıyla çöreklenen gece uykularında bir yabancı gibi uzaklaşmış senden. Ama sabah altı otuz otobüsünü kaçırmamak için koşarken ensende hissetmişsin nefesini…

Dinlemez olmuş medeni halini. “İyi ve kötü günde” dileklerine bile galip gelmiş. Dolanmış evin içinde salkım saçak. Mobilyalarına ve çocuklarına takılmadan yürümüş yıllar boyu. Usulca süzülüp geçmiş duvarların içinden gece yarıları. Uykunda bile seyrettiğini fark etmişsin, kan ter içinde.

Onu iyi diye tanımlayamazsın. Kötülemek için bile sebebin yok. Gençlik dönemlerinde zihnine yerleşen anılar birikintisidir. Bir hayale dönüşebilmesi için kendini sana vaadetmesine ihtiyacı da yoktur bu gölgenin. Yıllarca emzirerek kendi kendine “bağ”lar yumağına çevirdiğin bir çocuktur o. Seni besler aynı zamanda. Beslerken acıtır. Derin acılardan derin kabullenişler doğar. Kendi kendine yetmeyi öğrenirsin. Belki bir hayat felsefesine dönüşür de, bu yüzden daha yorgun ama daha bağışlayıcı olursun…

Ne zaman bulaşacağı belirsiz, duyguların mevsimsel gribidir bu! Zaman zaman yoğunlaşır ve iyileşmeye yakın daha da ılık olur ateşi. Ne ayda kaç kez geleceği bellidir ne de ne kadar süreceği konukluğunun… Ama hastalık diyemezsin buna. İnsani bir durumdur ve atlatmaktan ziyade alışmakla alakalıdır. Kimileri ilk aşk diye tarif eder.

Belki de aşkın asıl tarifi budur: cehennem ateşinin yıllar içinde bir cennet esintisine dönüşmesi… Perdeleri çekin öyleyse, dışarıda kalsın hayaletler. Ve bir hayal uğruna yanı başınızdakilere cehennemi yaşatmayın!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Yozgat : Haçlıları Bile Korkutan Şehir!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Belki Bir Faydası Olabilir Bu Şehrin!

haçlıları korkutan şehir yozgat

Bir Yozgat’lı olarak ne yazık ki yozlaşmış bir kent olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ne olmuş yani, insan hep doğduğu şehirle övünecek değil ya. Kendini dünyalı olarak ilan eden biri için böyle bir övünç saçmalık. Nereli olursanız olun. Her yıl bahar şenliklerimizde kadınlarımıza sarkmak için Sorgun ve Yozgat merkezden gelenlerin varlığını iyi biliriz.

Belki bir faydası olabilir bu şehrin. Dünya nereye doğru gittiğini bilen ama sonunu umursamayan hastalıklı liderlerle dolu. Olası bir 3. Dünya Savaşı’nda ne olacak? Bugün onu konuşuyoruz arkadaşla. Büyük şehirler felaketin olur. Hele ki bizim gibi başkentte yaşayanlar için. Kızılaya atılacak bir bomba Polatlı’ya kadar uzanır.

Kurtulsan bile kıtlık ve ölüm bekleyecek seni. Akıl hastalarından liderler yaratmanın bir sonucu. Deli gibi Nükleer bomba istifleyen bir ırktan bahsediyoruz. Kitabın beşinci sayfasında başını gösteren bu silah, ellinci sayfada umarım patlamaz. Olursa da geri zekalı bir türe dahil olduğumuzu kanıtlamış olurlar.

Yozgat bunun neresinde? Ne alakası var? En azından böyle silahlar yapacak düzeyde değil. Bu kent ile tek derdimiz olsa olsa “imam hatipler kapatılsın” düzeyinde kalır. Şöyle bakıyorum da ne masumane bir sorunmuş aslında.

Bağın bahçen varsa sahip çık kardeşim. Paran varsa altın al, platin al, hatta teneke bile işini görür. Şehirler Walking Dead dizisindeki sahneleri aratmaz. Yozgat’a gelirseniz bahçeden bir salkım domates verebilirim, şayet akşama gitmiş olursanız. Espri mi bu şimdi? Evet öyle. Dünya birbirini yemeye başladığında aklınızı kaybetmemek için bolca ihtiyacınız olacak!

Ufak bir parantez. Tanrının bu felakete karşı çıkmayacağına bahse girerim. Ortada dua edilecek bir mezar kalmayacağı için de kutsal ananelerimizi yeniden elden geçirebiliriz. Açlığın aşktan daha tez zayıflatıp avurdu avurduna geçecek suratlardaki kaybolan güzellik sebebiyle ayna satışlarında azalma görülebilir. Şimdiden aklımızı başımıza devşirmemiz lazım. Her şakaya aptalca gülen gerilemiş bir zekayla dünyayı nükleer silah ile yok edecek aptal liderler arasında sanırım her zaman tuhaf bir paralellik var!

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

Uzak Durmalı Tanrı Sureti Taşıyanlardan!

Tanrı şeytana sofra kurmaz. Bunun yerine şarabına ilaç katıp ayarını bozar. Sonra da “Kenefi pisleten piç kurusu sendin değil mi?” diye bağırır. Parmak gösterir. Etraftaki melekler ve iblisler de hemen ikna olurlar. Kafa sallayıp arka çıkarlar. Her yerinden irin ve günah akan bir topluluğun kendini temize çekme ayini! Sonra da kurban ateşe atılır!

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır!”

Platon

Kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın!” der bir yüce ozan. Tanrı sureti taşıyanlardan uzak durun! Sizi bir kasırga gibi saran tok sesli insanlardan… Ve tonlaması düzgün ayet biçimli cümleler kuranlardan… Sizi eşiti olarak görmezler.

En şatafatlı Tanrı suretlinin bile içinde bir şeytan nefesi vardır! Ve sizler eninde sonunda o “Son akşam Yemeği“nde kurban edileceksiniz: ki melekler ve iblisler katına yükselebilesiniz!

Yargılanacaksınız! Cenneti uğruna etinizi sunduğunuz efendiniz tarafından yargılanacaksınız. Önce tadınıza bakılacak, sonra da ruhunuza binlerce bıçak saplanacak! Öleceksiniz! Yeni bir Tanrının ateşli ayetleriyle dirilene kadar da ölü kalacaksınız!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more