Kimin Şeyi Daha Yararlı

Günay Aktürk Makaleler serisi

Bir Alıntı Bir Yorum

kimin şeyi daha yararlı

“Kendilerindeki büyük şeylerin küçüklüğünü anlayamayanlar, başkalarındaki küçük şeylerin büyüklüğünü de gözden kaçırma eğilimindedir.”

Çay Kitabı
Okakura Kakuza

Ne yapıyorsun?

Yuvaya en fazla börtü böcek taşıyan karınca misali bu yılın deşirici güzeli sen mi olacaksın? Coşkusu tükenmeyecek zafer var mı şu dünyada? Ya da yankısı kesilmeyecek bir avaz?

Ön planda kutsadığın şeyin adı ne?

Taze bir et ise en nihayetinde kurtlanmayacak mı? Kazandığın şanlı savaşlarsa bir gün unutulmayacak mı? Nedir o seni yılbaşı arifesinde avanak hindiler gibi kabartıp duran? Şan mı, şeref mi yoksa kırk odalı bir konak mı?

Belki alıp tıkarlar içine kerametli bir türbenin! Yani padişah koltuğu dolu diyorum, en fazla Sadrazam olabilirsin. Kimse sonsuza kadar Tanrı katında anılmaz.

Bizim başkalarında gözümüze takılan küçük şeyler ise… Kendimizde var olduğunu sandığımız o hormonlu şeyle aynı ebatta! Önemli olan, kimin “şeyi” daha yararlı vatana millete 😂

Günay Aktürk

Read more

Hayatı Erteleme (Kısa Makaleler)

hayatı erteleme

Bir Alıntı Bir Yorum

hayatı erteleme - günay aktürk
hayatı erteleme - günay aktürk

“Karşımıza çıkan mutluluk anılarını hemen yakalamak gerek. Uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bpzuyor çoğu zaman.”

Emma
Jane Austen

Henüz zamanı gelmediyse, bırak da tavuk kuluçkada biraz daha ısıtsın yumurtayı. Bu hayat kümesinde daha çok yumurta çatlatacaksın. Ve inanır mısın, seve seve alışacaksın bu gidişe. Gerçekten sevmek ne zaman başlar acaba! Sanırım yeterince trajikomik bir hale geldiğinde…

Sana önce “hayatı erteleme” der, sonra da tutup “meyve olgunlaşmadan yere düşmez.” derler. Yaşamak da zaten kısa aralıklı afallama halidir. Neyzen de boşuna yaşamadı ha kenar mahallelerde. Bak, sonunda cenazesine kodamanlar da teşrif ettiler, sağını solunu kapatmaya çalışan dilenciler de! Ne koparabilirsen kâr şu hayattan. Ama Neyzen’in yaşlılığındaki fotoğraflarındaki ifadeye dikkat ettin mi hiç? Görkemli bir hayal kırıklığı! Geride kalanlarsa hâlâ telaşlı bir hırsızlık peşindeler!

Sen yine de Hayatı erteleme! Bunu yaparken de akıl sağlığını korumaya bak. En zeki olanlarımız bile bu dertten mustaripler. Belki de yalnız onlara has bir hastalıktır. Belki de değil. Ne de olsa insan psikolojisi yıllar boyu aldığı yaraların birikmesiyle kişide bir kişilik bozukluğu hasıl oluyor.

Erken çıkan yol alsa da yine de hızlı giden atın boku seyrek düşermiş. İnsan dediğin yol olmalı arkadaş! Ve bu yol bir menzile ulaşmalı. Gelip geçmeliler üzerinden memeliler ve dahi sürüngenler! Ve herkes bir şeyler öğrenmeli bu yolculuktan!

Şimdi söylediğim her şeyi unutma zamanıdır zira makalenin sonuna geldik. Neyzen üstadım ruhuma kendi nurundan üflese derdim ki cevaben: “Sikeyim yolun kaymaklısını da, yolcunun imanlısını da…” Hepimiz kıblesi kutsal ruh hastalarıyız nasılsa!

Not: Şeytanın bile kendine has kıblesi vardır. Tapınak dediğin güçlü bir tutkunun bulanık bir gölgesi değil midir… Kim demiş onun hakiki bir akıl hastalığı olmadığını! Ben son sözlerimle gölgelere karışadurayım, sen yine de hayatı erteleme!

Günay Aktürk

Read more

Ak Sakallı Bilgecik (Kısa Makaleler)

ak sakallı

Ak Sakallı Bilgecik

ak sakallı bilgecik

“Bilge dediğin hem fırlama hem de puşt olur. Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. O küfür ettiği zaman küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge, yerinden kalkmaz, aksakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir.”

Ahmet İnam
ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı

Bir Alıntı Bir Yorum

Bu adamı çok seviyorum. Özgün fikirleri var. Hele yobazlığı anlattığı o “baş yobaz” yazısına hayran kalmıştım. Hatta tam adı “Benim yobazım senin yobazını döver” idi galiba.

Bilge insan hakkındaki bu görüşleri eleştirmek için de ortada bir neden göremiyorum. Bizim bilge insan örneklerimizdeki kahramanlarımız genelde aksakallı dervişler oluyor. Özellikle de elini suya sabuna sokmayan tipler. Pek çoğu hak yolunda yürüyen ama, dünyadan elini eteğini çekmiş halleriyle, dünya canlılarına pek faydası dokunmayan tipler.

Hiçbirini de soylu bir mücadelenin içinde göremezsiniz. Halktan yana, halk ile birlikte olmaları gerekirken, bir şekilde güç sahibi olanların elini öptüğü sevgili ve ulu dervişler!

Üzerinize afiyet sokmuşam öyle bilgeye! O tür bilgeler hayatın hakiki dinamizmlerinden beslenmezler. Bilgilerinin tamamı da ilim üzerine kuruludur. Metafizik ilim. Hakikatle bağları kopmuş çürük teori yığınları…

Read more

Doygunluk Meselesi (Kısa Makaleler)

doygunluk meselesi - günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler
Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler

“Zekasını beğendiğin birinin görüntüsünü merak etme. Zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.”

Hegel

İzindeyiz Hegel 🙂 Doygunluk meselesi aslında. Bu konuda ben kendime güvenirim. Güzel bir suretten ya da bedenden etkilensem de yine de sersemletemez bu beni. Oysa on, on beş yıl önce olsa tam tersi olabilirdi. Öyleydi de. Ee ne demişim vakti zamanında: “Serde şairlik var, acı istiyor biraz da ilham kahpesi!

Lise yıllarındayken Bulvar ve Tan gazeteleri vardı. O dönemlerde gençliğin gözdesiydi o gazeteler. Keser ve saklardık güzelce. Katlamazdık zira buruşurdu:)

Böyleydi canım, yalan yok. Ama kalbimiz temizdi. Pek çoğumuzun. Ya da kendimden pay biçiyorum. Zira (pek çok kez söylemişimdir) orta birde aşık olduğum kıza taa lise sonda… bile açılamamıştım. 🙂

Doygunluk dedik. Zaman bir buldozer gibi geçti üstümüzden. İnsan zor etkileniyor. Hepimiz değil ama. Bak yine kendimden pay biçiyorum. Yakın zamanda cinsel temalı konulara girmediğim ve hiç de istek duymadığım bir kadın demişti ki: “İstesem beş dakikada baştan çıkartabilirim seni!” Daha yüksek dozda söylemişti ama biz böyle algılamış olalım. Kendi çapında haklıydı. Köpeklere bile tecavüz edilen bir ülkede bunca özgüvenli olmasına şaşmamalıydı!

Aşmalı insan kendini. Her gece, bir önceki güne kıyasla yeni bir şey öğrenmiş olarak girmeli yatağa. Bunu önemserim. Makamından, rütbesinden, parasından ve vücudundan başka sergileyecek bir şeyi olmayan insanlara acırım…

 

Günay Aktürk

Read more

Ruhumun Kırıklarını Aldırmalı

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Saçlarımın Hasreti Uzadı Yine

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk
ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Ruhumun kırıklarını aldırmalı, saçlarımın hasreti uzadı yine. Yeniden ayrılığa mı boyamalı…

Yıllardır mırıldanır dururum bu dizeleri. Çok naif gelir. Kendi halinde saçlarını tarayan küçük ve yalnız bir kız çocuğunun saflığını hissederim. Belki büyük bir kadındır da hiç büyümemiştir.

Çay ve kahve sohbetlerinde karşılaşırım onunla. Üstünü başını yırtmaz, parçalamaz kendini. Belki de içten parçalanmak gibi bir özelliği vardır. Ama çabuk iyileşir, çabuk kalkar ayağa. Bazen de yıllarca hasta dolaşır. Belli etmez yine de, dışarıdan bakınca iyi gibi görünür. Hatta sevgiyle okşayabilir yanaklarını.

Fakat bazı kadınların saçları ne yapsalar boya tutmaz. Bu civardan değillerdir. Umutları gidicidir. Üç vakte kadar sıcaklığını hissettin hissettin, gerisi ayazdır. Ne yapsalar ısınamazlar. Çekilmiştir kanları.

Nilgün Marmara’yı anımsarım. Yeterince sevilmemiş olmaları değildir aslında mesele. Bazı kadınlar melankoliktir, bazıları yalnızlığa, bazıları da ölüme sevdalıdır. Ruhun bir tuhaf halleri işte. Sadık Hidayet usta nasıl, öyle…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan İnsanın Yamasıdır | Bir Alıntı Bir Yorum

insan insanın yamasıdır

Bir Alıntı Bir Yorum

yenilen pehlivan

“Birisi hiçbir iz bırakmadan gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık. İnsan insanın yamasıdır…”

Günay Aktürk
İnsan İnsanın Geleceğidir

“Bu deneme yazısını yazarken de okurken de aslında yalnız bir kişiyi düşünmüstüm, bir kişiyi! Bir zamanlar kirli bir örümcek ağına yakalanmışsanız, oradan yaralı bir şekilde kurtulduğunuzda o anıyı ne şekilde hatırlarsınız?

Ben örümceğin hamlelerine odaklanırım. Bu yüzden bugün onun savaş sanatına epeyce bir aşinayım artık. Bu deneyim bir kez daha tekrarlandığında labirentin sonunu gözüm kapalı bulabilirim.

Ama bazen öyle olmaz. Aklın o kadar çabuk gider ki başından, sanki daha önce böylesini yaşamamış gibi hissedersin. Ve o ağ seni en acımasız biçimlerde sarıverir.

Aslında sarsın. Sarmasını isterim. En kötüsü nedir biliyor musunuz? O korkuyla geri kalan yaşamı felçli bir hasta gibi yaşamak! Ben kurtuldum. Yenilen pehlivanın irade gücüne kimse odaklanmadı! Şimdi en güçlüsüne hazırım zelzelenin!”

Günay Aktürk

Read more

Kalbim Aklımın İtaatli Bir Uşağı

Kalbim Aklımın Uşağı - sabahattin ali

Şelale Şehrinde Bir Avuç Suya Hasret!

Kalbim Aklımın Uşağı

“Kalbim aklımın itaatli bir uşağıydı.”

Sabahattin Ali

Bizimki tam tersi. Kalbimiz aklımızın uşağı olsaydı haddini bilir, yalnız kan pompalamakla yetinirdi! Öyle olur olmaz karışmazdı boyundan büyük işlere.

Aradan bunca asır geçmesine rağmen ne büyük rütbeler verilmiş şu kalbe! Kabile kafası gündemde hâlâ! Eskiden kalbin de beynimiz gibi düşünebilen meziyetleri olduğuna inanılırmış. Peygamberi kastederek: “Biz ayetlerimizi o’nun kalbine indirdik!” diye bir ayet bile var!

Bir benzetme olarak duyguları kalp ile betimliyoruz. O da beynimizin bir marifeti oysa. Acı da beyinde, düş de beyinde. Paslı bir çivi gibi geçmişte çakılı kalan anılar… Yalancı sarı saçlar. Çekik gözler. Bir şelale şehrinde yaşadığı halde hâlâ bir avuç sudan medet uman o kervan kaçkını bilinçaltı!

Duygularımız onu hayallemenin zevkini o kadar fazla tattı ki daha fazla düşünmesi için kimse zorlamadı onu. “Acıdan kaç, zevke yakınlaş!” Doğa yasaları o kadar açık ve net…

Kalbimiz aklımızın itaatli bir uşağı mı gerçekten? On yıllık bir subayın disiplini bozmaması için artık üst düzey bir rütbeliden emir alması ve ona itaat etmesi gerekmez! Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız bu sizde artık oturmuş bir alışkanlığa dönüşür!

Günay Aktürk

Read more

Gireni Çıkanı Çok Olursa Bir Evin

gireni çıkanı çok olanın - günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Gireni Çıkanı Çok Bir (EV) Makaleler

“Giren çıkanı bol olan bir evde fırsatlar hırsız yaratır.”

Soren Kierkegaard

Bu satırları ben yazsaydım altına ne methiyeler düzerdim… Ama ben yazmadım. Fakat düzme işini ele alabilirim!

***

Efendim olaya evin sahibi olan şahsın gözüyle bakmalı diyorum. İlkin çok canlı bir arkadaş olmalı. Dost canlısı mesela. Laflamayı seviyor. Halbuki kapısının kilidi biraz zorlanmış olsa belki kıymette pahalı olacak. Ama değil, kapı yalama olmuş. Artık giren çıkan zorlanmasın diye midir yoksa herkes elinde maymuncukla mı dolanır, bilinmez.

Sanırım çilingir de dostlarından biriydi. Belki de en samimi olanı. Ona kilit dayanır mı? En paslı kapı geçitlerinden bile huşu içinde geçer. Ev sahibi de farkında, belki de buna güveniyor.

Kapını herkese açtın diyelim, güvendin. Hadi birine güvendin beşine güvendin… Aklına gelmedi mi hiç, o kapının bir de paspası var! Onu zamanla kendi suretine mi benzettin yoksa?

Belki sen haklısındır, bilmiyorum. Hangi kapı kilidi daha yalnızdır sence? İçinde hiç anahtar dönmemiş kilitler mi, yoksa anahtarın hakiki varlığına yabancılaşmış değersiz kilitler mi?

Elbette fırsatlar hırsız yaratır. Güven sevginin mimarıdır ama istismarın da öyle. Herkesle dost olanın dostu olmaz demiş atalar. Herkesle sevgili olanın da öyle….

Günay Aktürk

Read more

GÜNAY AKTÜRK – SENİ SEVİYOR MUYUM

seni seviyorum ama kuru kuruya

Seni Kuru Kuruya Seviyorum

günay aktürk - seni seviyorum

“Şimdi bir kez daha soruyorum kendime aynı şeyi: seviyor muyum onu? Bir kez daha yanıt vermeye cesaret edemedim bu soruya!”

Kumarbaz
Dostoyevski

Henüz kendimi bile tanıyamadan nasıl olur da seni seviyorum diyebilirim? Hele ki geçen onca yıl tarafından bunca yıpranmışlık varken.

Yükünü tutmuş bir gemiyiz ve bir hayli zamandır bu denizlerdeyiz. Kıyıdan epeyce uzaklaşılmışsa artık aynı badirelere katlanamıyor insan. Aynı manevraları yapamıyor. Yapamıyor değil de, iştahı parçalı bulutlu diyelim. Acının arka bahçesinde açan güllerin zevki de bir yere kadar.

Hani insan kurt gibi acıkmıştır ama adım atacak mecali dahi kalmamıştır ya! Hani umudun örneği olan o “üç vakte kadar”lı falların dahi hayra yoracak bir yanı kalmamıştır ya! En çok da hayallerdeki o en ince ayrıntılar zamanla seyrekleşmeye başlamıştır ya hani… Sadece adı sanı kalmıştır. Bir de zamanın dokusuna işlemiş eski püskü duygular, öyle bir his işte.

Sevmek, eğer üstüne bir şeyler konulmuşsa sevmektir. Mutlu bir beraberlik ise, taraflar birbirlerini büyütebilmişlerse mümkündür. Yoksa kahkahasız yenilmiş kuru soğanlar zehir zıkkımdır aşık olana! Bir parça yalandır o samanlıkların seyranlık halleri! Ruhu yoksul olanın içi cehennemdir can!

Seni hala seviyor muyum? İçimde kökü kurumuş taze yapraklı bir çiçek var! Yani aslını inkar eden sahtekar bir güzellik! İşte sana olan sevgimden bu kaldı geriye.

Kapısı kırılmış ve içerisi darmadağın bir evin içinde, ağzındaki emziğiyle bir başına ve korkuyla ağlayan küçük çocuklarız bizler! Bizi ancak sevgi avutabilir. Sevgi! Güçlü kökleriyle insanı sarıp sarmalayan gerçek sevgi…

 

Günay Aktürk

Read more

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

aklı kıt, günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

Bizim ateşimiz de bir günde yanıp sönmedi. Önce yelledik ki tutuşturup pişirebilsin etimizi. Aklı kıt olana zaman neylesin? Bize sözünü geçirmekte biraz zorlandı.

Her yangın harlı aleviyle kömüre çevirebildi her eti. Ama eti pişiren de ateş değil közdü. Zamana ihtiyacımız vardı kuşkusuz. Kimler lokma aldı etimizden, kimler tükürüp attı. İşte bunların hepsi zamansızlıktan!

Zamanın sözünü geçiremediği şeyler de vardır. Yanlış anahtarın yanlış kilidi zorlaması gibi… Bu yol bu emeği istenilen menzile ulaştıramayacak! Oysa ne hoş keçi yolları var şu dünyada, ne güzel rüyalar! Ama akıl hastasının biri hep aynı kabusa talip!

Bu yüzden “aklı kıt olana zaman neylesin?” diyorum ya.

Pek çok insanın sorununun hayal dünyalarının darlığından kaynaklandığına inanırım. Medeniyetimizin pek çok öğretisi kelepçe mayasıyla yoğrulmuş. Bağımlılık yapan şeylere karşı zaafımız var. Zaman her şeyin ilacıdır ama aklın bir parçası da başta olmalı!

 

Günay Aktürk

Read more