Affetmek, tasmayı sahibine teslim etmektir.

kendini affetmek - günay aktürk

Affetmek Nedir Ne Değildir?

kendini affetmek - günay aktürk

Affetmek, tasmayı sahibine teslim etmektir. Dersin ki: “Artık onun tarafından kontrol edilmeyeceğim!” Yorgunluğun dinginliğidir affetmek. Sırtındaki kamburu kesip atmaktır.

Hayat, elimizdeki bir tek sayfayı benzer cümlelerle doldurmaktan ibaret. Eski yazılanları silerek yeni deneyimler eklemek. Alttaki yazı ne kadar iyi silinirse üzerine yazılanlar o kadar belirgin olur. Yoksa birbirine karışır cümleler! Okuyana da okutana da zulümdür.

Ama bağışlamak yanlış anlaşılıyor. Onunla yeni bir kahve randevusu için sözleşmek değildir bağışlamak. Sırf bağışladın diye konuşmak ve görüşmek zorunda da değilsindir. Aslında onun o bütün yapıp ettiklerine karşı öfkeye, nefrete ya da kedere bulanmadan yapılan bir bağışlamadır bu. Çoğu zaman sandığımız kadar ağır darbeler almamışızdır. Bizleri sinir hastası ederek vücudumuza yüksek tansiyon illetini bulaştıran ana neden, aslında alabildiğine güçlü ‘duygusal‘ tepkilerimizdir. İnsanları kafamızda değerli ve değersiz gruplar halinde kategorileştiren de bu duygusal anlamlar değil midir? Öyleyse insanın acı çektiği zindanı, kendi zihninin zindanlarında aramalı.

Affetmek İyi Mi?

Affetmek nedir diye sorarsanız, tüm bu şeylere karşı yeni bakış açıları getirmektir. Bize iyi gelmeyen kişileri ya da olayları olmadıkları şekilleriyle yorumlamaktan vazgeçmek. Her şeyin belki de göründüğü gibi olduğunun kabulü. Affetmek, pekişmiş bakış açılarının anlamını yitirmesidir.

Affetmek her ne kadar bağları koparmak anlamına gelse de, yine de sıcağı sıcağına olmaz. Bunun için zaman gereklidir.

affetmek psikolojide ne demek

Dün akşam on sekiz yaşlarında iki sevgiliye rast geldim. Yanlarından geçip giderken genç kadının ağlayarak şunları söylediğini duydum: “Her ne kadar sineye çeksem de kırıldım, kırıldım, kırıldım…” Belli ki çocuğun yaptığı hatayı görmezden gelse de, bunun iç dünyasındaki ağırlığını fazla taşıyamamış. Duygusal bağımlılığın yoğun olarak yaşandığı ilk günlerde kırılmak çok kolay, affetmek ise daha zordur. Bir duruşa sahip olandan beklenen budur. Yara tazeyken yaralayana yaralasın diye ikinci bir şans daha verilmez. Akıl da bunu gerektirir ama duyuların bu denli güçlü olması kişide akıl bırakmaz ki. Sıklıkla affeder. Ama bu affediş yalnızca görünüştedir. Kaybetme korkusu, kıskançlık ve öfke gibi duygular tarafından daha da artar köleliği. Unutmayın, faydalı affedişin asıl amacı kamburlarımızdan kurtulmaktı.

Kaşınan yara enfeksiyon kapmış olabilir.” diyor doktorlar. Yaranız kaşınıyor ve acı çekerek hatırlıyorsanız muhtemelen affetmenin zamanı gelmemiştir. İnsan kendi değerini bilmeli. Sevgiliye yüklenen anlamların gerçek olup olmadığı sorgulamalı.

Ah Şu Leyla İle Mecnun Çarpıntısı Yok Mu...

Ama bizde Leyla ile Mecnun kültürü var. Ferhat’ın Şirin için dağları delmesi kutsallaştırılır da, Şirin’in bu aşk için neler yaptığı sorulmaz. Elbette elmanın da bizi sevmesi gerekmez. Ama elmanın ödül olarak kendini sunduğu durumlarda içinin biraz kurtlanmış olması lazım. Yani içine kurt düşürecek bir sevgi olması lazım ortada. Oysa boyuna karşılıksız aşklar yaratıp: “Ne gelirse yardan, razı ol yarandan!” Diyoruz. Derdi görmezden geldikten sonra, ortada affı gerektirecek sorun da olmuyor doğal olarak. Karşılıksız aşkın kutsallığını savunanlardan mısınız? O zaman asla ısırık istemeyeceksiniz elmadan. Karşılıksız aşklar insana kederli duygulanışlar getirir ki özgürlüğün de baş düşmanı sayılır. Neşenin az olduğu kederli ama ilahi bir dervişlik mi hayal ediyorsunuz? Karşılıklı zihinsel beslenmelerle büyüyen bir ilişki yerine istediğiniz bu mu?

Yavaştan toparlanalım. Aklıma şimdi kurduğum bir benzetme geldi ki söylemeden bitirmek istemem. Affetmek, elektrik gidip geldiğinde masadaki son lokmayı kimin çaldığını artık umursamamaktır. “Senden beklenir.” dersiniz umudunuz kırılarak. Doygunluk ve bıkkınlık iç içedir burada. Artık laf sokma zahmetine bile katlanamadan Nazım’ın: “Artık sen de de herkes gibisin!” dizeleri şimdi daha iyi anlaşılır.

affetmek nedir - günay aktürk

Allah Değil Affetmez O!

Bir de şunu söyleyenler var: “Çocuk değilim ağlamam, Allah değilim affetmem.” Vay canına! Bu sözün -farkında bile olmadan- Tanrıdan daha üstün olduğunu ima eden bir kibirden söylendiğini düşünmüşümdür hep. “O affeder ama ben affetmem! Benim çizgilerim daha keskindir.” Affetmeyen insanlar zayıf insanlardır zira duygularının tahakkümü altında bocalayıp dururlar. Bakmayın bağışlamıyorum dediklerine. Kapı bir kez aralanmaya görsün, kölemiz isyankar beddualarını o anda geri çeker.

Affetmek de affedememek de olayları yorumlama biçimimizdir. Kaybetmekten korkmamaktır affetmek. Daha doğrusu ortada kaybetmeye değer bir şey görememektir. Kıskanmamaktır. Belki de ondan sağlıklı çocuklar doğuramayacağını içten içe kabul etmektir.

 

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

Bir İnsanı Affetmek

Bir İnsanı Affetmek

Affetmek Erdemdir

Bir İnsanı Affetmek

“Elinizden geldiğince bağışlayın, biraz unutun, epeyce yaratın.”

Kurtlarla Koşan Kadınlar / Clarissa Estes

 

Gel anam gel patron çıldırdı. Kafayı yedi, tımarhaneye kapattık. Yüz kızartıcı suçun yoksa seni de affettik. Hatta unuttuk gitti. Unuttuk diye poker partisindeki yerine “sonsuza kadar rezerve” yazmadık ya, seni hepten hatırlamamaya karar verdik. Bugünden böyle “Bir bok böceğinin günlüğü”nü yazmaya başlayabilirsin.

Bir insanı affetmek… Orası kolay. Önce içimizi dökelim de… Meğer ne kadar oyalamışsın bizi. İşi gücü bırakıp senden medet ummuşuz. Kararmış köklerine sarılıp çaputlar takmışız ölgün yapraklarına. Bir de açtık ki gözümüzü ne görelim! Az kalsın rengine bürünüyormuşuz!

Kahve İçtik Üç Rekat da Kahkaha Attık

Seni yakamızdan düşürdükten sonra ilk iş olarak saçlarımızı taradık. Kahve içtik ve üç rekât da kahkaha attık. Mesela ben yazmaya ve yaratmaya devam ettim. Öteki yeni bir yağlı boya takımı aldı kendine. Diğeri kafasına koymuş, akademisyen olacak. Bizim salya sümük Emine biraz bocalıyor ama o da yeniden kitap siparişlerini vermeye başlayacakmış. Fal küresinde çıktı geçen gün. Dozun her geçen gün azalıyor.

Sait Faik’e özendim bu aralar. Ben de bir insanı affetmekle başlar her şey diyorum. Yine de ara sıra nefes almak ve üç beş kapıyı çalmak için dışarıya çıkmak dışında ilgimizi çeken bir şey yok dışarıda. Elimize para geçerse dünya turuna çıkacağız. Ben bahçeli bir ev almayı düşünüyorum. Ayağım toprağa basmalı. Öteki Lost adalarına gidecekmiş. Diğerinin kafasında yeni bir sergi projesi var. Salya sümük Emine’yi tımarhaneye sokan o yaratık boşuna sevinmesin. Haydutlar kraliçesini okuyordu geçenlerde. Çükünü kesip yasa koyucuların arasına yükselmesi uzun sürmez.

Dingin bir ruh; başını okşayacak kedi ve köpekler, kitaplar, yağmur sonrası toprak kokusu, biraz kahkaha, birazcık seks, acı bir kahve, hatırlı dostlar, bilim ve sanat… Bundan sonra yaşamımız böyle geçecek. Gerekli görürsek travmatik destek de alabiliriz. Gerçi çoğu psikolog akıl hastası gibi görünüyor ama belli etmemeye çalışacağız artık. Delireceksek de bazı şeyleri anlamış olarak delirmeliyiz. Bilgi çağında sürüngen bir deli olarak ölmek aptalca bir seçenek olurdu hani.

Küçücük bir ayrıntı daha var aslında. Bir insanı affetmek için önce onun yarattığı sanrılı çığlıklardan hepten kurtulmak gerek. İnsan ayak bağlarıyla hızlı koşamaz ki. Keşke ölümcül duygularınla kıvranırken başarabilseydik affetmeyi. Başaramadık. Eskisi kadar sancı çekmediğimiz bir dönemde affediyoruz seni. Övünülecek bir yanı yok bunun. Bizim oralarda: “Nasıl olsa götün kıyıya çıktı!” diye bir deyim vardır. Manası açık. Bir insanı affetmekle başlar her şey… Biraz kopya bir söz gibi dursa da önemli değil. Aslına bakarsan bir başarımız daha var. En azından seni yaşatmayı başaracak kadar insanlaşabildik. Ulaşamayınca ya da ayrılınca kan akıtan insansı şeytanlardan bahsediyorum. Kirli bir toplumun kanayan yarasına bir damla kan da biz akıtmadık. Aslında bu yüzden affettik seni. Belki de bugün seni hiç olmadığı kadar sevmemiz bundan!

Affetmek isteyip de affedememek nedir diye soracak olursan da, duyguların elindeki emziğin yasaklanmasıdır diyebilirim. Derin bir açlık hali. Seni doyuma ulaştıracak köprülerin yıkılışı. Öfkenin doğuşu! Ama buna sevgi denmez. Buna dense dense, aşağılık bir sırtlanın tesadüfen ele geçirdiği avın elinden kaçtığı an ortaya çıkan ölümcül bir öfke denir.

Günay Aktürk

Read more