Gir Bedene Çık Bedenden – Makale Oku

gir bedene - makale oku

Bir Alıntı Bir Yorum

makale oku - gir bedene

“Bir günlüğüne de olsa başka birinin bedenine girebileceğin söylenseydi bu kimin bedeni olurdu?”

Yasak Meyve
Jojo Moyes

Ne mutlu bana ki bedenine girip rutin işleri dikizleyecegim ilgi çekici kimse yok. Eğer öyle olsaydı evimde bir fotoğrafı olurdu. Gerçi iki mağara adamıyla beraber gül bahçesinde poz vermiş gül memeli bir kadın tablosu var ama onlar dekor. Ama bazen o dekorlar ruh yatağının şelalesi olabiliyorlar 🙂

Virüs tabiatlı olsam beden ayırımı yapmazdım. Ya da liste kabarık olurdu. Veyahut: “Girecek beden olsun da!” zihniyeti hasıl olurdu. Gelgit akıllı. Ayran gönüllü. Hoş, kimi bedenler de pek yadırgamazdı bedenine girecek ruhları. Ruh olsun da canım… Biri öylesine seçmiş, ötekine hafif bir yel dokunmuş da kabul etmiş.

Başarısını mı gözlemleyeceğim? Planlarını mı ele geçireceğim? Ya da şu bilindik mesele mi? Hani o görünmez olsaydınız ne yapardınız sorusu var ya? Dizelerimde yeterince yüceldi. Bu saatten sonra kimseyi tanrı katına çıkartamam.

Aslında evrimciyim ve ruhumun yenilikle yellenen bir yelkenli olduğu doğru. En çok da bu yüzden zoru başarmak isterdim doğrusu. Zor olursa lokması da ballı olur hani. Bedenine girip bir günü onunla geçirmek yerine (benden haberi olmazsa yine platonik olur) omuz başlarından uzanıp tenini koklamak daha cazip gelir. Çayırlıktaki yeni biçilmiş taze ot kokusu gibi. Genelde eşekliğim yanıma kâr kalır da…

Ama belki yine de seçim hakkımı kullanırdım. Bir arkadaşımın altı yedi yaşlarında oğlu var. Onun ruhunu ve kalbinin saflığını hissetmek isterdim. Çocukluktan o kadar uzaklaştım ki çocuk aklıyla yazılmış bir şiirim bile yok…

 

Günay Aktürk

Read more

Ak Sakallı Bilgecik (Kısa Makaleler)

ak sakallı

Ak Sakallı Bilgecik

ak sakallı bilgecik

“Bilge dediğin hem fırlama hem de puşt olur. Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. O küfür ettiği zaman küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge, yerinden kalkmaz, aksakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir.”

Ahmet İnam
ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı

Bir Alıntı Bir Yorum

Bu adamı çok seviyorum. Özgün fikirleri var. Hele yobazlığı anlattığı o “baş yobaz” yazısına hayran kalmıştım. Hatta tam adı “Benim yobazım senin yobazını döver” idi galiba.

Bilge insan hakkındaki bu görüşleri eleştirmek için de ortada bir neden göremiyorum. Bizim bilge insan örneklerimizdeki kahramanlarımız genelde aksakallı dervişler oluyor. Özellikle de elini suya sabuna sokmayan tipler. Pek çoğu hak yolunda yürüyen ama, dünyadan elini eteğini çekmiş halleriyle, dünya canlılarına pek faydası dokunmayan tipler.

Hiçbirini de soylu bir mücadelenin içinde göremezsiniz. Halktan yana, halk ile birlikte olmaları gerekirken, bir şekilde güç sahibi olanların elini öptüğü sevgili ve ulu dervişler!

Üzerinize afiyet sokmuşam öyle bilgeye! O tür bilgeler hayatın hakiki dinamizmlerinden beslenmezler. Bilgilerinin tamamı da ilim üzerine kuruludur. Metafizik ilim. Hakikatle bağları kopmuş çürük teori yığınları…

Read more

Doygunluk Meselesi (Kısa Makaleler)

doygunluk meselesi - günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler
Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler

“Zekasını beğendiğin birinin görüntüsünü merak etme. Zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.”

Hegel

İzindeyiz Hegel 🙂 Doygunluk meselesi aslında. Bu konuda ben kendime güvenirim. Güzel bir suretten ya da bedenden etkilensem de yine de sersemletemez bu beni. Oysa on, on beş yıl önce olsa tam tersi olabilirdi. Öyleydi de. Ee ne demişim vakti zamanında: “Serde şairlik var, acı istiyor biraz da ilham kahpesi!”

Lise yıllarındayken Bulvar ve Tan gazeteleri vardı. O dönemlerde gençliğin gözdesiydi o gazeteler. Keser ve saklardık güzelce. Katlamazdık zira buruşurdu:)

Böyleydi canım, yalan yok. Ama kalbimiz temizdi. Pek çoğumuzun. Ya da kendimden pay biçiyorum. Zira (pek çok kez söylemişimdir) orta birde aşık olduğum kıza taa lise sonda… bile açılamamıştım. 🙂

Doygunluk dedik. Zaman bir buldozer gibi geçti üstümüzden. İnsan zor etkileniyor. Hepimiz değil ama. Bak yine kendimden pay biçiyorum. Yakın zamanda cinsel temalı konulara girmediğim ve hiç de istek duymadığım bir kadın demişti ki: “İstesem beş dakikada baştan çıkartabilirim seni!” Daha yüksek dozda söylemişti ama biz böyle algılamış olalım. Kendi çapında haklıydı. Köpeklere bile tecavüz edilen bir ülkede bunca özgüvenli olmasına şaşmamalıydı!

Aşmalı insan kendini. Her gece, bir önceki güne kıyasla yeni bir şey öğrenmiş olarak girmeli yatağa. Bunu önemserim. Makamından, rütbesinden, parasından ve vücudundan başka sergileyecek bir şeyi olmayan insanlara acırım…

 

Günay Aktürk

Read more

Ruhumun Kırıklarını Aldırmalı

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Saçlarımın Hasreti Uzadı Yine

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk
ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Ruhumun kırıklarını aldırmalı, saçlarımın hasreti uzadı yine. Yeniden ayrılığa mı boyamalı…

Yıllardır mırıldanır dururum bu dizeleri. Çok naif gelir. Kendi halinde saçlarını tarayan küçük ve yalnız bir kız çocuğunun saflığını hissederim. Belki büyük bir kadındır da hiç büyümemiştir.

Çay ve kahve sohbetlerinde karşılaşırım onunla. Üstünü başını yırtmaz, parçalamaz kendini. Belki de içten parçalanmak gibi bir özelliği vardır. Ama çabuk iyileşir, çabuk kalkar ayağa. Bazen de yıllarca hasta dolaşır. Belli etmez yine de, dışarıdan bakınca iyi gibi görünür. Hatta sevgiyle okşayabilir yanaklarını.

Fakat bazı kadınların saçları ne yapsalar boya tutmaz. Bu civardan değillerdir. Umutları gidicidir. Üç vakte kadar sıcaklığını hissettin hissettin, gerisi ayazdır. Ne yapsalar ısınamazlar. Çekilmiştir kanları.

Nilgün Marmara’yı anımsarım. Yeterince sevilmemiş olmaları değildir aslında mesele. Bazı kadınlar melankoliktir, bazıları yalnızlığa, bazıları da ölüme sevdalıdır. Ruhun bir tuhaf halleri işte. Sadık Hidayet usta nasıl, öyle…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan İnsanın Yamasıdır | Bir Alıntı Bir Yorum

insan insanın yamasıdır

Bir Alıntı Bir Yorum

yenilen pehlivan

“Birisi hiçbir iz bırakmadan gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık. İnsan insanın yamasıdır…”

Günay Aktürk
İnsan İnsanın Geleceğidir

“Bu deneme yazısını yazarken de okurken de aslında yalnız bir kişiyi düşünmüstüm, bir kişiyi! Bir zamanlar kirli bir örümcek ağına yakalanmışsanız, oradan yaralı bir şekilde kurtulduğunuzda o anıyı ne şekilde hatırlarsınız?

Ben örümceğin hamlelerine odaklanırım. Bu yüzden bugün onun savaş sanatına epeyce bir aşinayım artık. Bu deneyim bir kez daha tekrarlandığında labirentin sonunu gözüm kapalı bulabilirim.

Ama bazen öyle olmaz. Aklın o kadar çabuk gider ki başından, sanki daha önce böylesini yaşamamış gibi hissedersin. Ve o ağ seni en acımasız biçimlerde sarıverir.

Aslında sarsın. Sarmasını isterim. En kötüsü nedir biliyor musunuz? O korkuyla geri kalan yaşamı felçli bir hasta gibi yaşamak! Ben kurtuldum. Yenilen pehlivanın irade gücüne kimse odaklanmadı! Şimdi en güçlüsüne hazırım zelzelenin!”

Günay Aktürk

Read more

Gireni Çıkanı Çok Olursa Bir Evin

gireni çıkanı çok olanın - günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Gireni Çıkanı Çok Bir (EV) Makaleler

“Giren çıkanı bol olan bir evde fırsatlar hırsız yaratır.”

Soren Kierkegaard

Bu satırları ben yazsaydım altına ne methiyeler düzerdim… Ama ben yazmadım. Fakat düzme işini ele alabilirim!

***

Efendim olaya evin sahibi olan şahsın gözüyle bakmalı diyorum. İlkin çok canlı bir arkadaş olmalı. Dost canlısı mesela. Laflamayı seviyor. Halbuki kapısının kilidi biraz zorlanmış olsa belki kıymette pahalı olacak. Ama değil, kapı yalama olmuş. Artık giren çıkan zorlanmasın diye midir yoksa herkes elinde maymuncukla mı dolanır, bilinmez.

Sanırım çilingir de dostlarından biriydi. Belki de en samimi olanı. Ona kilit dayanır mı? En paslı kapı geçitlerinden bile huşu içinde geçer. Ev sahibi de farkında, belki de buna güveniyor.

Kapını herkese açtın diyelim, güvendin. Hadi birine güvendin beşine güvendin… Aklına gelmedi mi hiç, o kapının bir de paspası var! Onu zamanla kendi suretine mi benzettin yoksa?

Belki sen haklısındır, bilmiyorum. Hangi kapı kilidi daha yalnızdır sence? İçinde hiç anahtar dönmemiş kilitler mi, yoksa anahtarın hakiki varlığına yabancılaşmış değersiz kilitler mi?

Elbette fırsatlar hırsız yaratır. Güven sevginin mimarıdır ama istismarın da öyle. Herkesle dost olanın dostu olmaz demiş atalar. Herkesle sevgili olanın da öyle….

Günay Aktürk

Read more

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

aklı kıt, günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Aklı Kıt Olana Zaman Neylesin

Bizim ateşimiz de bir günde yanıp sönmedi. Önce yelledik ki tutuşturup pişirebilsin etimizi. Aklı kıt olana zaman neylesin? Bize sözünü geçirmekte biraz zorlandı.

Her yangın harlı aleviyle kömüre çevirebildi her eti. Ama eti pişiren de ateş değil közdü. Zamana ihtiyacımız vardı kuşkusuz. Kimler lokma aldı etimizden, kimler tükürüp attı. İşte bunların hepsi zamansızlıktan!

Zamanın sözünü geçiremediği şeyler de vardır. Yanlış anahtarın yanlış kilidi zorlaması gibi… Bu yol bu emeği istenilen menzile ulaştıramayacak! Oysa ne hoş keçi yolları var şu dünyada, ne güzel rüyalar! Ama akıl hastasının biri hep aynı kabusa talip!

Bu yüzden “aklı kıt olana zaman neylesin?” diyorum ya.

Pek çok insanın sorununun hayal dünyalarının darlığından kaynaklandığına inanırım. Medeniyetimizin pek çok öğretisi kelepçe mayasıyla yoğrulmuş. Bağımlılık yapan şeylere karşı zaafımız var. Zaman her şeyin ilacıdır ama aklın bir parçası da başta olmalı!

 

Günay Aktürk

Read more

Zehirli Masallar Furyası

Unutulamayan Masal

Masalvari Anılar

unutulamayan masal, günay aktürk

“Her gece gönlümün masalını okuyorsun. Ertesi gün beni bir masal gibi unutuyorsun.”

Furuğ Ferruhzad

Doğduğu saniye hoş bir masal fısıldanmış kulaklarına. Ama büyüteceği yerde iyiden iyiye küçültmüş onu o dizeler. Ve bir ömür o hoş ninniyi aramış durmuş.

Masal dedin mi kötüler kaybeder iyiler kazanır. Bunu kazımış kulaklarına. Bu yüzden de iyi bir son ile karşılaşmadığında, başkalarının masalını zehirlemek pahasına tek yanlı bir masal yaratmaya çalışmış.

Gelgelelim, herkesin gönlünde hiç unutamadığı ve bir kez olsun tamamlanmamış bir masal vardır. Sürekli sonu mutlu bitsin ister. Bunu yaparken de farkında olmadan masaldaki o ejderhaya dönüşür.

Her şey masaldan ibaret değil mi zaten? Her beşik zamanla küçük gelmeye başlar ve ninniler artık o çocuksu boşluğu dolduramaz olur. Insan ruhu bardağa benzer. Çocukken kolay dolar bu bardak. Ama yaş aldıkça bardak büyür ve sen dibi delinmiş sanırsın. Belki de asıl sorun büyümekte değil, büyürken o çocuğun yavas yavaş yok olmasıdır!

 

Günay Aktürk

Read more

Günaydın Eylül – Şiir Dinle

günaydın eylül, günay aktürk

Günaydın ve Eylül Şiiri

Günaydın Eylül, günay aktürk

“Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası… Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğümgökyüzü… Günaydın bulut türküsü, elçırpan ağaçlar…”

Şükrü Erbaş

Günaydın gün, günaydın eylül. Sıcak döşekler, sabahın ilk mırıltıları, doygun bedenler ve bir de tadımlık öpücük… Mutlu çiftler, sizlere de günaydın.

Günaydın altı çeyrek otobüsü; duraktaki komşu kızı, gündelikçi kadınlar, alın teri, bilek gücü ve diş gıcırtısı günaydın. Beleşçi patronlar, sizlere de günaydın.

Günaydın fısır fısır konuşan insan doğası. Muhatapsızlıktan bir türlü lanetlenemeyen fıtrat. Rutin bakışlar, ısısız yürekler, A ile B nokta arasındaki en uzak mesafe. Öğüdünü özünden almış kara çalı, sana da günaydın.

Ayağından yere çivilenmiş kanatsız güvercinler, günaydın. Betondan kentler, zehirli zihinler, satılık yandaşlar ve kiralık gazeteler… Canım, sevgilim, kanlı bir zorbanın mahzeninde tutsak olan barış, günaydın!

Günaydın kaderim, günaydın yazgım. Çalmayan alarm, gelmeyen vakit, durmayan yürek, günaydın…

Günay Aktürk

Read more

Beyimiz Pek Keyifliler Bu Sabah (Kısa Makale)

kısa makale, beyimiz keyifli

Hayaletler De Konuşur!

beyimiz pek keyifliler bu sabah, günay aktürk

“Çok çalışmam gerekiyordu ve depresyona girmeye vakit bulamıyordum.”

Didem Madak

Aradım az önce. “Efendim” i yarı uykulu ve kışkırtıcıydı. Günaydın canımm, dedim ve cevap vermesine fırsat vermeden, gün öğlen oldu ama sevgili hanımımız hâlâ eşekler gibi yatıyor mu, dedim. Hiçbir aşığın sesi bu cümlede bile bunca romantizme bürünemezdi. Ciğerden bir kahkaha patlattı. Günü o dakika aydı! “Bakıyorum da beyimiz bu sabah pek keyifliler.” dedi. Nasıl olmasın, dedim, belki sen unuttun ama bugün seninle tanışmamızın 260 ıncı yılı. Günaayy, dedi sevecen bir dille ama “elem dolu 260 yıl” deyip yapıştırıverdim latifeyi. Bir kahkaha daha ve ardından ayartıcı tonda fırçanın daniskası. Seninle alakası yok hayatım, dedim, ülkenin gidişatından…

Aslında bunların hiçbiri olmadı. Yani olsaydı tam da böyle olurdu. Kendinle konuş ama kendine cevap vermekten sakın, derler. Bu ne ki, geceleri yatağı bile paylaşamıyoruz.

Ruhumda edebiyatın coşkusu olmasa çoktan bunalıma girip nalları dikmiştim. Ruhum pek bir müsaittir buna. Düşünecek ve yazacak o kadar şey var ki ona fırsat bulamıyorum. Dingin ve olgun görünürüm ama içimde tırnaklarını kemiren talihsiz bir çocuk yaşıyor.

Telefon konuşması hayal olabilir. Ama o sabah coşkularını aradığım doğru. Şu sıralar öylesine görkemli projeler üretiyorum ki hepsini tamamlayabilmek için güçlü bir itici güce ihtiyacım var. Mesela aşık olmak gibi 😊

Günay Aktürk

Read more
Powered by Gelecek Internet