İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

“Bu dünyaya başkalarının beklentilerini karşılamak için gelmediniz. Aynı zamanda başkaları da sizin beklentilerinizi.” 

Fritz Peris

 

Hah! Aldın mı ağzının alımını! Evrene mesajlar gönderme saçmalığını kesersin artık diye umuyorum. Yok bana neden yüz vermiyor, yok mesajımı daha almadı mı falan filan… Belki vermek istemiyordur sana. Yani yüzünü. Sanki sen çok eli bonkörsün de. Çok ağlattın biraz geri dur şöyle.

Nafile anlamaz insan soyu. Ne demiş atalar, katranı kaynatsan olur mu şeker? Ama yine de huyunu atasından almış. Çok istiyor ki koluna takıp yürüsün. Bir boktan anlamaz helâya gardiyan yazılır. Peh! Ağzına fermuar çek hele. Anavatan kan ağlıyor baksana. Sen hâlâ kur peşindesin. Ağrı kesicin yoksa neyin var elinde?

Olabilir. Bodur tavuk her daim piliç olabilir. Ama sana ne bundan? Her şey sahip olana kadar sende. Hem işin öteki yanı da var. Bu işler ince işler, adamı kötü şişler aslanım. Ama doğru ya! Aç eşek katırdan tez gidermiş. Bazı insanlar kısır kalsalar diyorum. Kalsalar da soyları tükense. Esasen bende cinsiyet ayrımı yoktur. Gözlerim de gözdür hani! Bir baktım mı ya insan görürüm karşımda ya şeytan!

 

Günay Aktürk

Read more

Güzel Olan Her Şey Günahtır

güzel olan her şey günahtır

Güzel Olan Her Şey Günahtır

güzel olan her şey günahtır

“Hayatta sevdiğim ne varsa ya yasa dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıyor.”

Woody Allen

 

Günahın olduğu yerde birileri cehennemin konforlu köşelerine kurulmuş demektir. O halde ne zebani bildiğimiz türden bir zebanidir, ne de azabın tadı katran tadındadır.

Yasanın dışına itilmiş olan davranış biçimlerini en iyi yasa koyucular yaşıyor. Önümüze konulan ahlâk kurallarını gerçekten savunuyor olsalardı, sanırım bin katına çıkardı zalimlikleri! Ya o şişmanlatan şeyler? Bakın işte onu kıçından anlamışlar. Bu yüzden şeytanın asıl şeytanlığı orada çıkıyor ortaya. İblis “ayin” filminde söyle bağırıyordu: “Hastalıklı dünyanın çürümüş gerçeğini o çok kıymetli rahmine yerleştirmemi ister misin?” Şeytan tayfasını tanımak kolay. Kadınsı olana saldıran her zihniyet şeytanın yaveri olsa gerek.

Onlarınki “edep yetmezliği” ise bizimkisi yaşamın özü. Bu “özü” eski bir Çin Atasözüne bağlayıp yatayım artık. Şöyle der Çin’in artık geçmişe gömülmüş bilgeliği: “Hayatta üç şey güzeldir. Et yemek, ete binmek, etin içine et koymak!

Ve dikkat edin, tarihte yapılmış olan ve bugün bile tekrarlanan bütün kötülükler o üç şeyi sorunsuzca yaşamak uğruna. Bedenin ve ruhun keyfi için… Mecaz yeteneğiniz gelişmişse kitaplığınızı şu kitap ile şereflendirin: “Hakk’ın Emri Rızası – Başköylü Seyyid Hasan Efendi.

 

Günay Aktürk

Read more

Mutluluk Üzerine Yazılar

mutluluk üzerine yazılar

Mutluluk Üzerine Yazılar

mutluluk üzerine yazılar

Mutluluk, elde etmek için peşinden koşulacak ve sonra da kaybetmemek için çaba sarf edilecek bir şey değildir.

Sefiller
Victor Hugo

 

Kalabalıklara karışmak isteyen insanlar geldi aklıma. Sürekli eğlencenin süresiz mutluluk getireceğine inanan insanlar. Her yerde olan hiçbir yerdedir sözüne inanırım. İnsan kendini kalabalıklarda kaybeder. O kadar uğultuludur ki duyamaz iç sesini. Bakın, psikolojik rahatsızlık duymaksızın iki gün evde kalamıyorlar.

Ne yapıyorlar? İş güç icat ediyorlar. Yeni yemek tarifleri ya da dizi abonelikleri gibi. Sıradan gibi görünüyor ama ciddi bir sorun. Kimse kusura bakmasın ama bu işe yaramaz kalabalıklar hayattan zevk almak konusunda henüz emekleme çağında bile değiller. Kendilerini adayacak dişe dokunur hiçbir şeyleri yok. Bütün gün evde kalsa sıkıntıdan patlayacak kadar boş zamanı olması hiç normal görünmüyor gözüme. Yani bakıyorum içi boş.

Normal zamanlarda her şey neden normal görünür anlamış değilim. Nefes al ve gündelik saçmalıklardan bahset. Avm açılışlarını kaçırma. Diskoda eğlen. Her gün bir yerlerde boy göster ve sürekli poz ver. Mutlu ve sağlıklı görünmeyi unutma. Bir de epeyce eğlenmiş... Hemen paylaş bir yerlerde. Seksi unutma. Bu kadar boş bir hayatın en büyük heyecanı bedensel tatminlerdir. Peki, mutluluk nedir sorusunun yanıtı mıdır bunlar?

Aslında sorun bunların yapılıyor olmasında değil. İnsan nefes almak ister ama aslen soluksuz kalmaya ihtiyacı var. Sorun, bunların artık rutine dönüşmüş olması. Yaptığınız şey bir başkasına saçma gelebilir ama bunların hiç birisi uğraştan sayılmaz. Bu ruh ne ile dolacak? Hem, zihin zorlanmalı ki elde edilen şeyler kıymete binsin. Bu insanlar için hayatın hiçbir değeri yoktur ve dünya üç günlüktür. Zira içi boş bir yaşam ancak zevk ile yaşanırsa yaşanmaya değerdir. Onu kaybetseler bile yasını tutmaya değmez zira yas tutacak hiçbir şey yaşanmamıştır.

İnsanın dişe dokunur bir uğraşı ve kavgası olacak arkadaş. Mutluluk dışarıdan gelirse, bir gün girdiği kapıdan çıkıp gider. Ve o “bir gün” sürekli tekrarlanır…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsanlığı Utanç Kurtaracak

İnsanlığı Utanç Kurtaracak

İnsanlığı Utanç Kurtaracak

İnsanlığı Utanç Kurtaracak

1972 yapım bir Sovyet filmi olan Solaris’te söylenen replik. “İnsanlığı utanç kurtaracak.” Yüreği güzel insanların başlarını okşarken söylenebilir bu. Ötekilere gelince, önce onları bulmalıyız. Robin Sharma bu durumu fark etmiş.

Diyor ki: “İnsanlık çok ilerledi, artık gözükmüyor.” Ne kadar da utanç verici! Sahiden! Nerede bu insanlık? İzini gören, sesini duyan var mı? Sanırım bize bir dürbün lazım. Ama nereye bakacağımız da önemli. Yine geriye doğru gitmiş olabilir. Huyu kurusun, hep yapar bunu. Yularını gevşetmeye gelmiyor. Binlerce yıl önce çıktığı kulübesini has yuvasıdır zannediyor zavallı.

Ne vardı orada avcılıktan başka? Boğazlamak da değildi marifeti. Leş yiyiciliği… Bunları konuşasım var yine. Her gün haberlerde görüyorum o kayıp insanı. Görünüşe bakılırsa yine bir yalak bulmuş kendine. Ya girip yıkanacak pis suda ya da içecek onu. Bir ucu lağıma karışmış ama bunu düşünmesi gerekmez. Çünkü işini tartarak yapanlardan değildir o. Birilerini linç ederken alacağı kârı düşünür sadece. Avını boğazlarken vahşeti vahşet olarak görmez de, bataklığın doğası budur zanneder.

Açıp okudum tarihi. Katran dozunda bir karanlık… İçine işlemiş olan o “geriye dönme” hevesi her çağa bulaşmış görünüyor. Bu yobazlık illeti doğasında mı var insan denen yamyamın? Bakın ben söylüyorum size. Eğitilmezse başka bir türe dönüşüyor. İnsan ile alakası yok. Hayvana da çok uzak. Sadece bizim ırkımızda görülen tehlikeli bir ara tür.

Düşünme yeteneğine sahip olduğu belli. Onu tehlikeli kılan da bu zaten. İnsan olabilmek için sadece düşünebilmek yetmiyor. O düşünceyi zevkini kurgulamak için kullandığı gözden kaçmasın. Yarattığı teknolojinin altında kaldı mendebur. Elma ağacında armut yetiştirebiliyor fakat çığlık seslerine kulakları hâlâ tıkalı.

Peki, nasıl kurtarabiliriz onu? Eğer iğnesini batıracağı bir damar arıyorsa, damarına iğne batırılmalı. Yani utanç duyması için utanca maruz kalmalıdır mı diyorum? Sanırım kast ettiğim şey o. Özümüzde hayvan olmamız hayvanlığın kötü bir şey olduğunu göstermez. Savaşılacak tek düşman doyumsuzluktur ve o, havanın doğasında olan bir şey değil.

Çağdaş demek yalnızca görgülü ve bilgili demek midir? Hiç sanmıyorum. Şuna yürekten inanıyorum ki bunların hepsi vicdan yetmezliğinden. Yaşını başını almış, duyguları ve zihni nasırlaşmış insanlardan umudumu kestim. Eğer insanlığı utanç kurtaracak ise, insan bu duyguya çocukluğunda sahip olmalı. Bu da demek oluyor ki gelecek yalnızca çocukların omuzlarında yükselecek. Bu yüzden bir tanesine bile olsa sanatı ve bilimi aşılayabilmek hayat memat meselesidir.

 

Günay Aktürk

Read more

Onun Kalbinde Delik Var

Bataklığıma Gel!

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar
Evet, birazcık boydan kısa olabilirler.
Olsun, manası uzun ama!
Derin ve iç gıdıklayıcı…
Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Onun Kalbinde Delik var
2- Akıl İle Aşkın Çatışması
3- Bataklığıma Gel
4- Baykuşun Gözleri
5- Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Onun Kalbinde Delik Var

Onun kalbinde delik var

Onun kalbinde kocaman bir delik var. Altına gümüşten bir tas koyup içtim içine dolan o soğuk, o renksiz ve kokusuz duygusuzluğu.

Belli ki hırpalanmış. Ne varsa içinde güzele ve umuda dair, boşaltılmış içi. Ama zihin tedavi edecek kendini zamanla. Kalbindeki o neşter yarığı kapanacak ve tekrardan açacak kanatlarını sevilmek için.

Yaşanan şey kendini tekrarladıkça daha da umursamaz olacak umuda karşı. Nasırlaşan kabini kesmek için daha da keskin neşterlere ihtiyaç duyulacak.

İlk yaranın muhatabı her ilişkide daha da derinden hissedilecek ve yeni deneyimlerde kıyas olarak kabul edilecek.

Bütün bunlar en başından beri böyle olmak zorunda değildi, eğer ki vakti zamanında güzelce sevilmiş olsaydı. Ama bazen en başından beri gerektiği gibi sevilmiş olmak da, kalbin zamanla vebalı bir kemirgene dönüşmesine engel değil.

İnsan neyse odur. Kişinin kendi zihnini yararak içinden yeni birisini çıkartabilmesi bazen bütün bir ömre dahi sığmayabiliyor.

Akıl İle Aşkın Çatışması

Aşk İle Aklın Çatışması

Akıl der ki: “Bana bırak bu işi, kenara çekil sen. Geçmişte çektiğin acılardan haberdarım. Bunu sana duygular yaptı. Yürek köşkünde oturuyor o namussuz. Beni o kapıdan az kovmamıştın! Ama yine de affettim seni!

Çekil, henüz yeterince güçlü değil. Bırak başlamadan bitireyim işini. Akıl tarafından idare edilmeyen bir beden daha çok acılar çeker. Çekil diyorum sana. Duyguların peşine takılıp bir yabancıyla sevişeceğine gel ve benimle seviş. Ben tek gerçeğim.

Onun tüm marifeti hayaller kurdurtup kudurttukça kudurtmak seni! Ne çabuk unuttun ihaneti ve de yüz çevirmeleri Tatlı bir surete ilk günden kanacak kadar aptal yetiştirmedim seni. Sana önümden çekil diyorum!“

Bu tartışmaları yürek köşkünden huzursuzlukla izleyen “duygu” da der ki cevaben: “Çevir önünü çevir, sakın bırakayım deme ukala aklı! Her geçen gün daha da kararan nefreti yıkmaya kararlı gönül köşkümü. İnsanlıktan çıkmış. Kimseye güveni yok.

Sevmek denilen erdemi yanlış öğretmişler ona. Yarattığım tutkuları yaşamak yerine işi gücü hesap kitap tutmak hepten istila edip köleleştirme peşinde başını okşayanları. Akıl tarafından mı idare edilmek istiyorsun? İçinde yaşadığı toplum kadar kirlenmiş aklın mayası bozuktur.

 

Günay Aktürk

Evet, ihanete uğradın. Yüz çevirenler de oldu senden. Seni acıyla büyüttüğüm doğru. Ama yaralarını yine sevgiyle saracağım. Acıda hiç bir mana göremeyen akıl zevkten başka neyin peşine düşer Akılla kardeş gibi yaşayamayacaksak eğer, batır aklın bağrına huzursuzluğun kara oklarını. Çevir önünü seni beceriksiz! Kirletmesin bahçemin güllerini çamurlu botlarıyla!”

 

Günay Aktürk

Bataklığıma Gel

Bataklığıma Gel!

Beklenilen kişi gelmesin. Onun kendi bataklığında mutlu olduğu yadsınamaz. Bir yabancı gelsin bunun yerine. Gelsin ve yarının bekleneni olsun. Herkes herkese aşık olamaz. Elektirik meselesi var. Şu sıralar bayağı zamlı. İçini titretmiyorsa aradığın o değildir. Bunu aklına çivile.

 

Sen körsün. İlk önce bedenine baktığın için körsün. Şehveti gören “göz” değildir. Şehveti cinsel arzular görür. Ve de o en puslu silüetleri bile akıl almaz şekillere sokabilecek bir yeteneğe sahiptir. Öyle bir sokar ki bir daha çıkartamazsın oradan.

İlkin gözlerine bak. İki göz arasında görünmez bir sicim vardır. İletkendir o. Elektrik geldi mi? Hâlâ yok mu? Şalter atmıştır. Depoya in bak bakalım ana şalter kalkık mı. Bedenine fazla bakma ki yanlış şalteri kaldırmış olmayasın.

Şunu diyorum, bakışlarından etkilenmediğin hiçbir yabancıyla bataklıkta cilveleşmeye kalkışma. Onunla dibe dalamazsın. Daldığını mı ima ediyorsun? Yanlışın var. Şehvetin bataklığıdır o. Bu akşam içime “Vüs’at O. Bener” kaçmış olmalı. Çok fena elektrik aldım herhal.

 

Günay Aktürk

Baykuşun Gözleri

Baykuşun Gözleri

Sevgili kadınımızın doğum günü hediyesi. Başbaşa neler konuşuyoruz neler. Ne devletler yıkıp ne anarşik yazılar yazıyoruz. Salıyorum onu Atlas okyanusunun beri tarafından havaya, Hızır aleyhisselam’ın batırdığı gemileri bile görebiliyorum.

Baykuşun gözleri benim gözlerim. Acısı benim acım. Varlığı tarafından ehlileşen kara kanatlı bir yırtıcıyım ben. Kanat çırpışında yıkadım kanlı gagamı. Şimdi her şey için iki kez düşünüyorum.

Pençelerini omuzlarıma saplıyor bazen. Kendi yükümü onda hayalliyorum. Bazen de bizzat sevgilim oluveriyor. “Özledim” diyorum, “ne zaman geleceksin?”

“Gelmem için önce gitmem gerek” diyor. “Ben sendeyim, kokun burnumun direğinde… Gözlerim yaba gibi ellerini süzüyor geceleri çalışma masandan. Saçlarımı okşayan parmakların mapushane duvarları gibi son zamanlarda. Dokunduğun anda alev alıyorum. Seni çok özledim…”

 

Günay Aktürk

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında. Acı çekmeden dalıp gitmenin ender yollarından biridir. Ama için bir tuhaf olur bir yaprağın sallandığını görünce. Ah evet, kalp sadece kan pompalamaya yarar ama bazen etrafının karıncalandığı da olur.

Severim insanlardan arınmış yalnızlığı. Gün olur, bir çekirge sesini en güzel insan melodisine bile değişmem. Ama insansız da yapamam. Ama yaklaşamam da. Acıtacağını bilirim çünkü. Bilirim tutkuları olduğunu. Sürekli mızmızlanıp bir şeyler ister senden.

Bazen el uzatır. Bazen de kırıverir uzattığın eli. İnsanın insana yenilmediği an yok gibidir. Bu yüzden ihtiyaç duymuştur dosta.

Bir keçiyle dost olmak isterdim. İnadı doğaldır onun. Seninle gönül bağı da yoktur. Bir gün çekip gitse belki canın da yanar ama yine de bir başka güzeldir gidişi. Bir köpeğin evcil insanı olmak isterdim mesela. Bakışlarındaki saflığı arıyor insan. Bir Golden köpeğinin Sapiens maymunu! Ah ne güzel bir dostluktur bu.

Kelimeler olmayınca yanlış da anlaşılmıyorsun. Düşünce olmayınca bir de… Sırf düşünebiliyorum diye bir köpeğin karşısında başımı yere yıkmışımdır. Ah hayır, ondan daha üstün olmamın aramızdaki eşitliği bozduğu için değil. Düşüncenin beni eninde sonunda kirleteceğinden… Bu yüzden bilgeleri tanrılardan daha çok severim. Bütün hayvanlar arasında en fazla kirlenen hayvan benim, ah ne acı… Çünkü ben bir insanım ve bilinçli hesaplarım var.

Sevgilimle konuşmam gerek. O anlar dilimden. Ah benim küçük yazarım… Merhaba de seninle aynı oranda kirlenmiş sevgiline…

 

Günay Aktürk

Read more

Akraba Mı Akbaba Mı

akraba mı akbaba mı

Akrabayı Akrep Soksun

akraba mı akbaba mı

Akraba mı akbaba mı? Çok çetrefilli bir meseleyi hümâyun. Ben de dikkat ediyorum. Bu samimiyet tahrip gücü yüksek saatli bir bomba gibi. Her an her şey olabilir.

Dostoyevski’den bir alıntı yapalım. Akrabalar arasındaki ilişkileri söyle tanımlıyor: “Akrabalar arasında zorunlu bir sevgi bağı vardır. Oysa sevginin önce hak edilmesi gerekir. İşte bu yüzden akrabalar arasındaki sevgi, samimiyetsiz ve iğrençtir.

Aslında başarılı kötülük eylemlerinin sırrı çok açık. Bir yabancıdan çok daha kolay sızabiliyorlar içimize. Zaten içimizdeler. Acaba bu yüzden mi “kötülük içinizde!” diyorlar? Değilse bile umursamakta fayda var.

Akrabayı akrep soksun” demiş atalar. Soksun tabii. Yengeçler de yardıma gelsin. Akraba değil akbaba çünkü. Az biraz yılanlığı da var. Sanki bir yollu hayvanat bahçesi. Ama değil. Hayvanlara hakaret etmek istemeyiz. Ne demiş Nietzsche: “Hayvan olmak için masumiyet gerekir.” Normalde birine güvenmek için belli sınavlardan geçiririz onu. Fakat kan bağı için bu sınava gerek duyulmuyor. Neden çünkü evrim tarafından bile desteklenmiş bir seçilim mekanizması bu.

Biyolojinin penceresinden bakarsanız, akrabalarınızın hayatta kalmasıyla sizin hayatta kalmanız arasında pek fark yok. Buraya kadar güzel. Güzel ama evrim mekanizmasının bizim 21. yüzyılda yaşadığımızdan haberi yok ki. Bu kadar bencil ve aşağılık yaratıklara dönüştüğümüzden de haberi yok. O bizi hâlâ milyonlarca yıl önce Afrika savanasında yaşam mücadelesi veren orta halli bir Erectus ya da Habilis sanıyor. Bu mekanizmaya birilerinin artık gerçekleri hatırlatması gerekiyor.

Neyse… Hepsi tastamam kötü değil tabii ki. Akraba denilen şey seçmece karpuza benzer, seç seç al. Ama yine de o soruyu zaman zaman sormakta fayda var: “Akraba mı akbaba mı?

Günay Aktürk

Read more

Virüs Günlerinde Aşk Ve Kapı Tokmağı

virüs günlerinde aşk ve kapı tokmağı
virüs günlerinde aşk ve kapı tokmağı

“Ah, ne delilikler yaptım bir bilsen! Elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmeden önce fırlatıp attığın izmaritini çaldım ve onu, dudakların değmiş olduğu için kutsal bir nesne saydım…”

Bilinmeyen Bir kadının Mektubu
Stefan Zweig

 

Ne diyeceğimi biliyorsunuz. Geniş zamanlarda herkes yapar bunu. Hayal için de, acı için de bol bol zaman vardır. Şimdi de öpsene o kapı tokmağını! O izmarite çıplak elinle dokunsana! Gözler de can telaşına düşmüş, tanıdık suretlerde bile hastalıktan kuşkulanıyorlar.

Aman canım boş verin bunları. Hep tanrılara kurban verecek değiliz ya, bir de aşka kurban gidelim ve öpelim kapı tokmağını. Ödülü tatlı bir öpücük olduktan sonra, boğularak ölmeyi göze alamaz mı insan?

Alamaz mı gerçekten? Yunus boşa yanmış öyleyse, yok yere dönmüş Mevlana. Bunlar sizin kutsalınızdı hani? Yalnızca sağlıklı ve barış zamanlarında mı tutunursunuz tutkuya? Dün Boğaziçi Köprüsüne çıkanlar, haftada üç litre kefir içmeye başlamışlar bugün!

Düşman başına bugün kapı tokmağı. Ama evet, yaşatmalı insan insanı. Kutsayıp durmamalı ölümü. Lakin bu mudur mesele? Bir öpücük uğruna can veren avanak belli ki pazarda pazarlığa oturmuş. Gider ayak aklı fikri işgalde! Savunma hattındaki doruklarda o zevki avlayalım da, tek dert ölüp gitmek olsun! Bir de yüce bir madalyon takarlar ardından. Bu yüzden çoğu aşk yanlış anlaşılmıştır.

Ödülsüz aşk yolculuğu da en az ödülsüz inanç kadar gerçekçidir. Peki, o tokmağa dokunacak mıyız yoksa bulanın münasip bir yerine gitsin mi diyeceğiz? Bu mesele bizimle ilgili değil. Boşuna ota boka kutsamayalım ölümü. Bu onunla ilgili. Onu yaşatmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz? Ama Evrim yasaları da der ki: “Bırak önce o dokunsun!”

 

Günay Aktürk

Read more

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yitimi

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği nedir

Ahlak Alçaldı Ve Namus Bir Adım Öne Çıktı!

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği

“Ruhsal bozukluklar, içinde yaşadığımız toplumun doğurduğu cinsel aksaklıkların sonucudurlar.”

Wilhelm Reich

 

Aksatmayın dedik şunu. Kendi mezarınızı kazıyorsunuz ördüğünüz geleneklerinizle. Peki, ne oldu karşılığı? Kural koyan da sizsiniz, “Yasaklar delinmek içindir.” diyen de. Öyleyse bazıları bazı geceler mutlak suretle aksatmalı bu işi. Ama kim aksatacak ve hangi gece olacak (doğru bir deyimle olmayacak) bu iş bilmiyoruz. En azından kimleri kısırlaştırmamız gerektiğini biliyoruz.

Her şey cinsel yasaklarla başlıyor gibi. Kadın cinayetleri, çocuk suçları ve eğitimin bunca çökmesi de bizzat bununla ilintili. Ahlak yitimi diyorum ben buna. Kadına saygısızlığın temeli de ahlaksız bir namus algısı değil midir? Namus da penise hizmet ediyor. Ahlâkın temeli böyle kurulunca diğer suçlar da peşinden geliyor onun.

Kadına saygı duyan birisi başka ne gibi suçları işlemeye yönelebilir? Sanırım sadece düşünce suçu! Açıklayayım. Böyle bir ortamda baş etmesi gereken o kadar ahlaksızlık vardır ki karakter zamanla doğru bir zemine kendiliğinden oturacaktır diye düşünüyorum. Sırf üç gramlık et parçasına ulaşmak için göstermelik basit bir yöntem olmamalı bu. Zira böylesi çok var. Kendisini içeriden parçalayarak içiyle bir olmuş hakiki bir ahlaktan bahsediyorum.

O halde çözüm basit. Sadece kadına saygı duy ve bırak gerisi kendiliğinden düzelsin. Biz bu fikri daha da genişleterek ucu ta Şamanizme kadar uzanan eski bir bilgiyle birleştirelim. “Eline, beline ve diline hakim ol.” İnsanlık bu üç maddeye tıpkı bir tanrıya tapar gibi tapsaydı bugün böyle mi olurdu? Yo tanrıya tapar gibi olmasın. Tapınmanın olduğu yerde ahlaksızlık belli ki yeniden doğuyor. Biz evrensel bir bilgi diye kabullenelim.

 

Günay Aktürk

Read more

(14) En İyi Kitap Alıntıları

Günay Aktürk

Kitap Alıntıları Ve Sözleri

Bu sayfada yer alan kitap alıntıları; Edgar Allan Poe, Jo Cotterill, Jean-Jacques Rousseau, Sabahattin Eyüboğlu, Zülfü Livaneli, Lucille Ball, Francis Bacon, Birhan Keskin, Richard Lewontin, Friedrich Nietzsche, Mihail Bulgakov, Sabahattin Ali, Murathan Mungan, Wilhelm Reich, Clarissa P. Estes, William James, Carl Gustav Jung, Romain Gary, Ernest Hemingway, Mark Wolynn, Franz Kafka, Carl Sagan, Romeo ve Juliet, Stanley Coren, Dostoyevski ve Ceyhun Atuf Kansu gibi edebiyat, felsefe, psikoloji ve bilim dünyasının güçlü isimlerinden seçilmiş sözlerden oluşmaktadır.

Dünya edebiyatının önemli yazarlarından seçilmiş kitap alıntılarını temsil eden edebi kolaj görseli

1

“Her şey tersine dönmüş. Katiller masumları yargılıyorlar.”

İki Şehrin Hikayesi
Charles Dickens

2

Mutsuzluğumuzun yegane nedeni, bir başımıza kalamamamızdır.”

Kızıl Ölüm Maskesi
Edgar Allan Poe

3

“Kitaplar size hikayelerden fazlasını verir. Kitaplar size kaybettiğiniz insanları geri verir.”

Limon Kütüphanesi
Jo Cotterill

4

“Bilgiye aşıktı, kendisi de bilgiliydi ama biraz ukalalığı vardı.”

İtiraflar
Jean-Jacques Rousseau

5

“Softalık bütün insanlığın baş belasıdır.”

Sabahattin Eyüboğlu

6

“Apaçık ve hazır olanı reddedip uzaktaki ve belirsiz olanı yeğlemek insan doğasının sapkınlığının bir özelliğidir.”

Bütün Hikayeleri
Edgar Allan Poe

7

“Bu kadar cinayetten sonra şunu kabul edelim artık. Bu ülke hasta. İşin kötüsü bunu düzeltmesi beklenecek kurumlar da hasta.”

Zülfü Livaneli

8

“Egoistlerin iyi bir yanı vardır: Başkaları hakkında konuşmazlar.”

Lucille Ball

9

“Servetiyle her şeye sahip olabileceğini sanan pek çok kişi, evvela kendisini satışaçıkartmıştır.”

Francis Bacon

10

“Bilme, tanıma beni. Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci yok içimde.”

Birhan Keskin

11

“Bizi biz yapan iki milyar yıllık evrimin yanında yüz günlük devrimin bizi değiştireceğini nasıl düşünebiliririz ki?”

İdeoloji Olarak Biyoloji
Lewontin

12

“Bari hayvan olarak mükammel olsaydın. Fakat hayvan olmak için masum olmak gerekir.”

Nietzsche

13

“Ah, şikayet edemeyeceğiniz biri tarafından inciltilmek ne acı!”

Francis Bacon

14

“Seven kişi, sevdiğinin kaderini paylaşmak zorundadır.”

Usta ve Margarita
Mihail Bulgakov

15

“Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.”

Canım Aliye Ruhum Filiz
Sabahattin Ali

16

“Hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı. Hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra.”

Murathan Mungan

17

“Ruhsal bozukluklar, içinde yaşadığımız toplumun doğurduğu cinsel aksaklıkların sonucudurlar.”

Bedensel Boşalmanın İşlevi
Wilhelm Reich

18

“Erkek, eşinin mezarından dönerken kimi alsam ki diye düşünür.”

Eskiler

19

“Elinizden geldiğince bağışlayın, biraz unutun, epeyce yaratın.”

Kurtlarla Koşan Kadınlar
Clarissa P. Estes

20

“Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan ona hayallerini sor.”

Öğretmenlere Öğütler
William James

“Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan ona hayallerini sor.”

Öğretmenlere Öğütler
William James

21

“Bir erkeğin tam olabilmesi için daha ne kadar kadınlığa gerek duyduğunu biliyor musun?”

Kırmızı Kitap
Carl Gustav Jung

22

“Seksen dört yaşındayım ama üzülecek hiç kimsemyok. Sevdiği birini yitirmek korkunç bir yalnızlık, hiç kimseyi yitirmemiş olmak daha da korkunç bir yalnızlık.”

Kral Salomon’un Bunalımı
Romain Gray

23

“Öleceğiz ama köprüyü de uçuracağız.”

Çanlar Kimin İçin Çalıyor
Ernest Hemingwey

24

“Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar.”

Seninle Başlamadı
Mark Wolynn

25

“Güzel günlerdi onlar. O ilk güzel günler, en azından aynı güzellikte bir daha tekrarlanmamıştı.”

Dönüşüm
Franz Kafka

26

“Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar. Sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar.”

Carl Sagan

27

“Ah, uzaktan görünen aşk, nasıl da acımasız ve kaba denendiğinde…”

Romeo ve Juliet

28

“Köpeklerin en büyük korkusu evden onsuz çıktığınızda tekrar geri gelmeyeceğinizdir.”

Stanley Coren

29

“Artık susmuyor da eskisi gibi. Durmadan konuşuyor. Kitapları da düşürmüyor elinden.”

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Dostoyevski

30

“En güzel oyuncağı yaşamaktır çocukların.”

Halk Albümü
Ceyhun Atuf Kansu

Kitaplar karanlıkta bir ateş lavrasıdır. Onlar olmadan dünyanın karanlığa bürünmesi kaçınılmaz. Tiranlığın hüküm sürmesinin nedeni de tam olarak bu. Gerçeklik algımız kirli. Tüm çabamız, kendi payımıza temizleyebildiğimiz kadarını temizlemek. Bu çaba yalnız yozlaşan aklı temizleme çabası da değil. İşe kendimizi yontmakla başlıyoruz.

Bugünlük kitap alıntıları bu kadar : )

Daha fazlası için İnstagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Read more

Kavra Kırbacın Sapını

kavra kırbacın sapını
kavra kırbacın sapını

Al şu zinciri ve kendi yamaçlarındaki paslı kazıklarına bağla beni. Bir gün eninde sonunda kavgasını yapacağız nasıl olsa. O güne kadar en derin çukurlarında demirleyip azgın kasırgalarına bırakıyorum bu yelkenliyi!

Kavra kırbacın sapını, kesiver cezasını erdemli davranışlarımın. Şimdiden kara bulutlarını serbest bıraktın, gökyüzüm çamurlu ya, yine de tam gezmelik! Öyle görünür başlarda. Ama önünde sonunda fırtına çıkar. Kimin kurtulup kimin kaybolacağına fırtına karar verecek.

Her insan bir nebze yük gemisine benzer. Zamanla yolcu gemisine evrilir ve en nihayetinde savaş gemisi olarak ortaya çıkar. Bazen de öyle olmaz. Bir sandaldır o. Denize fazla açılmamışken: “Bu sandalın kürekleri tuzlu sulara dayanamıyor artık!” deyip bırakır kendini kara sulara.

Elimizde (Nietzsche’nin deyimiyle) evrim kuramımız var. Ve bu evrimin dişiler hakkında neler söylediğinden haberdar mıyız? Kadın da bir dişidir ama insana doğru evrimleştikçe kadınlaşıyor. Görünen o ki sırf medeniyetimizin bir dizi getirilerinden ötürü evrimin bazı maddeleri saf dışı kalmış durumda. Kadınlarımızın (ev bekçisi) olma zorunluluğu gibi. Kadın artık kazanabiliyor. Onu dört duvar arasına sıkıştıran zihniyet Orta Çağ zihniyetidir ve kadının hiçbir derdine deva olamaz. O kadar!

 

 

Günay Aktürk

Read more