Umudun Öteki Yüzü (Kısa Makale)

umut, kısa makale

Umudun Ya Da Umutsuzluğun Psikolojisi

umudun öteki yüzü

“Kim çıkardı seninle benim arama koydu, bu umut denen şeyi!”

Özdemir Asaf

Kim olacak sen çıkardın. Zihnine olası görüntüler getirmeseydin, şehvetle baksa da gözünde büyümezdi. Ama bunu yaptın. “Umudun öteki yüzü” umutsuzluktan çok taktiksel bir keyif içeriyordu belki de. Ben de duymak isterdim bir gece yarısı hiç işitilmemiş kulak çınlamalarını… Sonra a peşi sıra gelen kendi kendine konuşmalarnı:

“Acaba bu çınlamaların nedeni o mu? Şu anda benden mi bahsediyor kendine? Yok canım ne diye düşünsün! Ben de az domuzun dölü değilim hani, ağzım burnum yerinde maşallah. (Erkeksen kaslı yerlerini, kadınsan göğüslerini yoklarsın) Hmm, neden olmasın! Acaba şu anda tam olarak ne geçiyor aklından! Ah! Böyle şeyler söyleme sersem, ayıp.”

Zamanla durum netleşir ve aradaki mesafe giderek uzar. Bu öyle bir uzamadır ki ufukta bir nokta kadar ötelerdedir. Bu hâl ve vaziyetin kaç yaşında vuku bulduğu da önemlidir. İlk gençlik dönemlerinde ağır olur zıpkın yarası! İlkler özeldir. Unutulmazdır. Yıllar sonra her şeyi tastamam hatırlamayabilirsin. Ama hissettirdiği duyguları asla unutamazsın. Beynimizin en iyi yeteneklerinden biridir bu.

Unutulmaz olması, içinde her zaman saçmalık barındırır. Dokunma yoktur. Romantik bir öpüşme de yoktur. Hele ki güzel anılar hiç yoktur. Seni beslememiştir. Bir şeyler katmamıştır. Doyurmamıştır. Belki olgunlaştırdığı doğrudur ama bu bile onun değil senin yüreğinin marifetidir. Belki de bu yüzden asla unutulmayacak olması haksızlıktır. Zalim bir diktatörün bir zihni bir ömür işgal etmesi gibi. Tek fark, yıllar sonra o yoğun duygular durulduğunda hafiften gülümsetmesidir!

Sen bana bakma. “Umudun öteki yüzü” belki daha da çekicidir bu yüzünden. Git ve kapısını çal. Yaşam oldukça doğurgandır ve hiçbir çocuk da şeytan olarak gelmemiştir dünyaya!

 

Günay Aktürk

Read more

Usulüne Uygun İlişkiler (Kısa Makale)

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

İdeal İlişki Varsayımı

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

Eh biz de bu yüzden isteklerimize çeki düzen verdik. Yapılandırmaya gittik de denebilir. Ne istediğini bilen gibisi var mı! Özgün bir makale gibi sürekli okumak isterim onu. Kendime aşinayım artık. Aynada iki kişi görmek isterim.

Usulüne uygun bir yolu olmalı ilişkilerdeki çıkmazların. Öfkelendirdiğinde bacaklarına seve seve ağda yapmak geçmeli içimden. Bu da barışmak için cilveli bir fırsat sayılır hani! Ama asla ölümcül dozda bir uyuşturucu gibi şırınga etmemeli kendini.

Bir gün baktım ki tam başı ağrıdı ağrıyacak: “Zaten benim de bugün dizlerimin romatizması tutmuştu, iyi oldu ağrıdığı!” deyip kibirli kibirli süzmeliyim. Fakat ara sıra bahanelerini güncellemeli ya da: “İşin gücün yok mu senin domuz!” demeli ve gülmeli.

Özletmeli. Kimi dolunay akşamlarında çayımda dudak payı bırakmalı. Çay soğumalı ve üşümeli dudaklarım. Ama asla çiğ düşmemeli o güzel sabahlarımıza.

Bakıyorum… Son on beş yıldır herkes yalnızca görsel teşhirciliğe soyundu. Kasları olan vücudunu sergiledi, cüzdanı olan görgüsüzlüğünü! Öteki baktı ki iyi iş görüyor dolgun kalçalar, fenomen olmanın yollarını aradı.

Yani aslında herkes sahip olduğu şeyi sundu karşı tarafa. İnsanların kalitesi düşünce ilişkilerin de kalitesi düşmüş oldu. “Ben” yalnız kendi arzularına odaklandı. Eh, böyle bir ruhun farklı dokunuşlara susaması da kaçınılmazdı!

 

Günay Aktürk

Read more

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Belki de tuhaf bir davranış sergilemiş olabilirim az önce. Yatağımın yanında süpürgeden sökülmüş bir sap duruyor. Gecenin çökmesiyle beraber kudurup hunharca yaşayan gürültülü üst komşum için. Fakat başka bir şey oldu bugün.

Yalnız yaşamış bir kadının haberini okudum. Bir zamanlar İngiltere’de televizyon başında kalp krizi geçirerek ölen ve 42 sene boyunca kimsenin haberi olmayan bir kadın. “Böyle bir son mu olacak?” dedim. Ödenmeyen faturaların tahsilatı için çilingir yardımıyla içeri girecek olan devlet baba sayesinde mi?

Hayatımın geri kalanını huzurla yaşayacağımı biliyorum. Üstelik bu dolu dolu geçen tek kişilik tiyatroyu ben seçtim. Asla pişman olmayacağım. Ayrıca yazdığım şeylerle en geç bir hafta içinde ortaya çıkmazsam kuşkuya düşecek insanları unutamam. Sağ olsunlar.

Ya diyorum bir gün ses tonumu beğenmezsem? Çamaşırları asarken “Rica etsem mandalı uzatabilir misin?” diye kendime seslendiğim sırada: “Her defasında aynı salak soruyu sormaktan vazgeç!” şeklinde yanıtlayan içimdeki ses bir gün ürkütmeye başlarsa beni!

Sen asla yalnız yürümeyeceksin!” böyle söylemişti. Biliyorum. Biz bunu “yalnız kalmazsın” diye de düzeltebiliriz. Çok istememe rağmen artık müstakil bir evde yaşamak isteyeceğimden emin değilim. Belki de bu yüzden, bir süredir üst kattaki komşudan gürültü patırtı çıkmayınca endişeyle sopayı alıp bir kaç kez vurdum tavana!

 

Günay Aktürk

Read more

Kaybetti O Yetisini Düşünen İnsan

düşünen insan ali şeriati

Saygın Bir Miden Olsun Ey İnsan

Okuyan Okuduğunu anlamıyor, dinleyen dinlediğini anlamıyor. Ne kalıyor geriye? “Hafızın sesi güzel!” mi?

Ali Şeriati

düşünen insan ali şeriati

Yanık ve içli bir ses kalıyor geriye. İlahi olanı anlayamama gayreti, hikmetinden sual olunmaz fikrine meydan veriyor. Sen sual etmeyecek olduktan sonra “kadiri mutlak“ın yerini her şey kolaylıkla doldurabilir. Tabii din tüccarları da bunun farkında, ortalıkta düşünen insanlar dolaşmasın diye sorgulamayı yasaklıyorlar.

Düşünemeyen insanlar zaten bu beceriden muaflar. Bir erkek bir kadını baskıladığı derecede ilkeldir. Kadınları zapturapt altına almalarının nedeni de bu. Biz de bu yüzden düşüncenin gücüne inanan insanlar yaratmak gayretindeyiz. Asıl siz bu işin yansımasına bakın. Biz buna yeltenince kâfir yaftasıyla sopayı gösterip cehennem ateşini olanca görkemiyle önümüze seriyorlar.

Cehalet mi korkudan beslenir yoksa korku mu cehaletten? İkisi de birbirini besler diye düşünüyorum. Bir çocuğu geceleri hayaletlerle korkutursanız, kendisine zarar vermemeleri için zamanlara onlara yalvarmaya başlar. Sözünden çıkmadığı takdirde zarar görmeyeceği öğüdünü almıştır büyüklerinden. İnsanın arkasında böyle bir güç varken düşünmeye gerek duyar mı hiç? Boyuna zalimler için yaşasın cehennem der ama suya sabuna sokmaz elini. Neden sokmaz dersiniz? Çünkü kadiri mutlak güç günü geldiğinde hepsinin icabına bakacaktır da ondan. Peki, senin icabına bakmayacak mı sanıyorsun? Gördün, şahit oldun ama sesini çıkartmadın. Çünkü korkuyordun. Hey ötekiler! Kurduğunuz korku imparatorluğunun dünyayı nasıl bir yere çevirdiğinin farkında mısınız?

düşünen insan makalesi

Düşünce gücünün ortalıktan sıvışma olayına tekrar gelelim. Savunma mekanizmanı delip geçiyor bu korku. Çünkü o mekanizma hiç gelişmemiş. Adeta ilkel bir örümcek ağı! Bir sineği bile avlayamayacaksa düşünen bir beyne sahip olduğun için boşuna övünüyorsun demektir.

Peki, ne yapmak gerekiyor? İlk önce korkularımızdan arınmamız gerekiyor. Bunu yapmak için de bu korkuları yaratanlara çevirelim yönümüzü. Mesela cehennem ateşini öyle bir anlatıyorlar ki duyan da dört gün dört gece konakladılar zanneder. Burada Bill Maher’e kulak verelim. “Öldüğünüzde ne olacağını biliyorum, diyenlere gelince… Hiçbir şey bilmediklerini garanti ediyorum. Bundan nasıl mı bu kadar eminim? Çünkü ben bilmiyorum. Sende de benim sahip olmadığım o zihinsel yetenekler yok.

Ulaştığımız inanç ve fikirler kendi ürünümüz olmalı. Tabii dünyada yeni namına bir fikir yok, her şey daha önce düşünülüp ortaya saçılmış. Aslında biraz düşününce bu fikrin bile hatalı olduğu ortaya çıkıyor. Varoluşa dair hiçbir şey bilmiyorsun. Sadece inancının söylediği kadarıyla ve onlar da kanıtlanmaya müsait bilgiler değil. Paralel evrenler hakkında da bir şey bildiğin söylenemez. Bizlere yaşamın öz dokusuna dair güçlü bilgiler vereceğini düşündüğüm kuantum mekaniği hakkında ne söyleyebilirsin? Bu ve bunun gibi hipotezler henüz araştırma konuları ama bir gün mutlaka gerçeği öğreneceğiz. Tabii o güne kadar aptallık, düşünen tek bir insan bile bırakmazsa.

düşünen insan heykeli ve sözleri

Fakat bilinen şeylerin ne kadarına sahipsin diye sormak zorundayım? Ne diyordu Newton: “Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.” Demek ki insan tek başına hiçbir şeymiş. Bilgi ağını kullanarak evrensel bir zekâ yaratılıyor. Peki, sen kimlerin omuzları üzerinde baş aşağı düşmekte olduğunu ne zaman idrak edeceksin?

Karşıt görüşlerden de haberdar olmak! Bize gereken şey bu. Rehberimiz mantık olmalı. İnancımızı besleyen fikirleri aramak nafile bir çaba. Bilimsel bir akılla düşünmeliyiz. Gözünün önünde sandığın şey deneylenebiliyor mu? Gerçeklik algının kirlenmesine müsaade etmemelisin. Beyin öyle kudretlidir ki bir defa çalışmaya başladığı zaman alt edemeyeceği korku kalmadığını göreceksin. İnsanlığı “şüphe” geliştirecek. Yuttuğun her şeyi hazmetmekten vazgeç artık. Saygın bir miden olsun. İnanıyorum. “Düşünen insan” düşünme yeteneğini bir gün yeniden kazanacak.

Günay Aktürk

Read more

Erkek – Şehvet – Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

Erkek - Şehvet Ve Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

“Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda dişinin her davranışı şehvet olarak algılanırlar.”

Frida Kahlo

 

İslam toplumlarında kadını kara çarşaflara dolamak, sünnet etmek, iş hayatından soyutlamak, boşanma hakkını yasaklamak, erkeğe kul köle etmek gibi şeyler hat safhada. Bu aslında erkek krallığından başka bir şey değil. Aman erkek şehvete kapılır topuklu giyme, aman tahrik olur kahkaha atma, vücut kıvrımlarını gizle, tokalaşma… Her şey düşünülmüş de o hiç dinmeyen şehvetiyle inmeyen penisi hakkında hiçbir şey düşünülmemiş.

Öyleyse bizde bir üretim hatası var. Evet evet kesin var. Erkeklik organımız bozulmuş gibi tuhaf haller sergiliyor. Ben tanrı olsam ilk önce yarattığım şeydeki aksaklıklarla ilgilenirdim. Ha, düzeltemiyor muyum, yeniden yapılandırmaya gitmek için helak etmeyi denerdim. Madem yaratıyorsun bari bu kadar aptal yaratma değil mi?

Sınavdasın diyorlar. Öyleyse ilkokul düzeyinde bir sınav olmalı bu. Yoksa bu kadar ahmak tıp fakültesi düzeyindeki bir sınavı nasıl geçecek!

Ne yaparsanız yapın kadının şehvetini de ayrıca yok edemezsiniz. Hatta sünnet bile etseniz. O da yakışıklı gördüğü bir erkek hakkında ara sıra fantezi kurmaya devam edecek. Siz sıradan bir bacak arasına bile razısınız ama onlar için güçlü erkekler ön sırada. Ben buna evrimsel gelişimin bir sonucu diyorum, çünkü öyle. Eh bu da size dert olsun. Ee cennetteki yedi erkeğin cinsel gücüne sahip o katır gibi güçlü erkek modelini yaratırken düşünecektiniz bunu!

Günay Aktürk

Read more

Hasta Ruh

Hasta Ruh uzun makaleler

Bir Virüsün Ete Kemiğe Bürünmüş Hali

Hasta Ruh uzun makaleler

Yüzlerce doktor tarafından tedavi edildi de bedenim, tek bir neşter darbesiyle ruhumdan içeri girmeyi beceremedi hiçbir cerrah! Karşılaştığım bütün hekimler sol yanımı deşerek kendilerini tedavi etmeye çalıştılar. Bir gece yarısı yarı canlı bir halde masada yatarken ben, o soğuk zemine acımasızca devirdi de beni, soylu ya da soysuz bir yabancıyla sevişmeye koyuldu hekimin biri.

O günlerde sürekli olarak şu alıntıyı tekrarlıyordum oysa: “Hayatım artık senindir. İhtiyacın olduğunda gel ve onu al!” Nedir bu yarım yamalak işler, bu beceriksizlik, adam sendecilik? Bu dünya kirli bir şehir hastanesi. Hakikî hekimler nerede? Kulağıma çalınmıştı geçenlerde. Bir çoğu çook ötelerde, sınır ötesindeki bir savaş cephesinde!

Gördüm onlardan bazılarını. Döndüklerinde ölümcül yaralar almış, bir çoğu da bırakmıştı hekimliği. Çocuk yapmıştı bazıları. En azından buydu işin kârı. Kimisi zıpkınla vurulmuş, kimisi de vurgun yemişti dip dalgasından. Olta diyordu içlerinden en acılı olanı, bir anda avlandım sazan gibi!

Kitabın birinde okumuştum bir zamanlar aşağıdaki dizeleri. Sanırım Longfellow:

“Deniz durgun ve derin
Kucağına aldığı her şey uykuda
Tek bir adım ve her şey bitecek
Bir atılış, bir kabarcık ve sonsuzluk.”

İyileşirsin. Önce hastalanıp sonra iyileşen kıymetli bir hazinedir gözümde. Tüm bunların dışında bir de yalancı hastalar vardır. Hekimler kadar günahkardır onlar da. Bir virüsün ete kemiğe bürünmüş halidir. Bakarsın, “En kıymetli hazinem!’ filan dersin. Sen aşk mı sandın bütün bunları? Bütün bunlar bay penis ile bayan vajina arasında geçen hastalıklı diyaloglardır. Asıl aşkın, aşk geçtikten sonra başlayan bir şey olduğunu söyleyen bilge ne güzel söylemiştir! Her şeye rağmen gereklidir bunlar.

Doğası gereği tutku, bir üreme aldatmacası olsa da bizleri dünyaya bağlayan şeyler tensel ve tinsel gereklilikler değil midir? Zaten gerçek diye kabullendiğimiz ne varsa gerçeğin soluk birer kopyası değiller midir? Ne çelişkidir ama! Görüyorum insanı. Bir dizi ilkel komutlarla çalışan organik maddeleriz. Üzerine giydiğimiz çıplak bedenin ihtirasları bu gerçeği iyi saklıyor. Bir de etkileyici suretlerin çekimi tarafından eklenmiş tanrısal yakıştırmalar var. Bütün bunlara 21. yüzyılın medeniyetini de katarsak cennet kaçakları olduğumuza inanmamak için hiçbir sebep bulamaz olduk. Yani neredeyse!

Günay Aktürk

Read more

Boğacaksınız Kadını Yahu

arkamı sana yaslıyorum makale

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa makaleler

1- Arkamı Sana Yaslıyorum
2- Boğacaksınız Kadını Yahu
3- Kötü Bir Yazgı
4- Hiç Mi Sevilmemiş
5- Tolstoy’un Elması

Arkamı Sana Yaslıyorum

arkamı sana yaslıyorum makale

Aman ha, arkamı sana yaslıyorum, cüzdanı yoklayayım deme. Ha dersen ki bu başına gelebilecek en iyi şey olur, o başka. Esprili insan evladını severim. Yapacağı şeyi önceden sızdırmaz. O zaman yasla sırtını sırtıma. Yine de haberin olsun, arkadan iş çevirenleri sevmem. İste verelim birader. Yani cüzdanı. Yahu seninle uğraşmaktan düşmanı gözleyemez olduk! Ne de olsa uzun yıllar iş çevirmişler arkamızdan. Şimdi dolu görünce insan huylanıyor.

Dostluk da bu değil midir zaten? Güven denilen imdat halatı, sevginin de dostluğun da mimarıdır. Hakkım var güzel bağladım meseleyi. Yoksa sonu şerre yanaşıyordu. Öyle pis pis yanaşan şeylerden zeval gelir. Şimdi asıl soruyu sorma zamanı: ya senin sırtın sağlam mı?

 

Günay Aktürk

Boğacaksınız Kadını Yahu

Boğacaksınız kadını

Açılın bakalım, bırakın da rahat nefes alsın kadıncağız. Sevmez öyle bulaşıkvari işleri. Duyguları henüz toy, fazla sevgi şımartmaz belki ama soğutabilir. Vantilatör planını harekete geçirmek lazım. Hay Allah! Boğacaksınız kadını yahu! Geri çekilin dedik. Yani size de pes bayım! Durup dururken nereden çıktı bu ilk yardım uzmanlığı! İlle de ille sunni solunum mu yapmanız gerek?

Çayıra çıksın biraz, kendine gelir. Otlamasa da çimen kokusu kendine getirir onu. Çoktandır dışarı çıkmadı ya, ihtiyacı var. Ama durun bir dakika! Asıl patlayacak olan siz değil misiniz bayım? Ne bu deli haller böyle? Neydi o söz? “Aklı tarafından terk edilmiş olmak koymaz adama. Akıl, alışkanlığa çevirmesiyse kaçılığını!” Aa kızmaya başlıyorum ama geri çekilin biraz!

 

Günay Aktürk

Kötü Bir Yazgı

kötü bir yazgı

Kötü bir yazgı. Evet, anlıyorum. Her şey arap saçına dönmüş. Elimi atsam elim kurur. Hani nerede ellerin, kolların nerede? Belli ki ruhun epeyce ecel teri dökmüş, savrulmuş hayallerin. Yetişmen gereken menzilin on mil daha gerisindesin. Dağınık bir hangar gibisin anlıyorum. Fakat işe iyi yönünden bakmalısın. Yapacak çok işin var daha. Belki yıllarca oyalanacaksın bununla. Onu al buraya koy, o düşü kaldır bu sevinci parlat, olmadı yeni bir hangara taşın. Hayatında senin gibi sorunları olmayan insanlar senden daha kötü durumdalar. Ne heyecan, ne bir yenilik ne de bir milimlik ilerleme…

Dereden akan sular hep aynı damlacıklardan oluşuyor. Ruhu sarsıntı görmeyenlerin zihinleri ne kadar da acınası… Vur kaşığı kafasına, sonsuz bir boşlukta çınlasın dursun… Her şeyin yolunda olması, yıllardır hep aynı yerde duruyor olduğuna delalet. Durmak debelenmek demek. Çamura batmış bir araba gibi. Öyleyse haydi, ilerleyelim biz…

 

Günay Aktürk

Hiç Mi Sevilmemiş

hiç sevilmemiş

Üç şairi emziren kadına katılıyorum. Anlatmalı. Dinlemeli. Herkes anlatmak istemez. Herkes dinlemek istemez. Özel olduğuna inandığın kişiye açarsın çeneni. Yalnız onun hizmetine verirsin kulaklarını. Her şeyde ortak olmak faydalıdır. “Sende yara varsa ben de merhem fabrikatörüyüm!” Herkes herkese sığınmaz. Herkes de açmaz barınağını bir başkasına. Bu iş böyle olduktan sonra nerede soluklanacak hiç sevilmemiş olanlar?

 

Günay Aktürk

Tolstoy'un Elması

tolstoy ve elma

Çünkü artık ağacın elmaya, elmanın da ağaca ihtiyacı kalmamıştır. Ağaç, elma yeterince olgunlaştığı için besin takviyesini keser. Elma da: “Lanet gelsin senin besinine!” diyerekten kendini bırakıverir aşağıya.

Elma olgunlaşmadan da düşebilir. Bunu belirleyen şey elmanın gelişim sürecindeki aksaklıklar olabileceği gibi, çevre şartları da olabilir.

Aslında birbiri ardına gelen olaylar belirler bunu. Sebep, sonucun maktülüdür.

Belki meyvelikte ölümcül bir salgın vardır. Belki don vurmuştur. Belki birileri meyveliği yok etmek istiyordur. Kim bilir…

 

Günay Aktürk

Read more

Emeğin Marjinal Ürünü

Emeğin Marjinal Ürünü
Emeğin Marjinal Ürünü

Ben de bir zamanlar nohut ekmiştim. Ama hasat zamanı geldiğinde tarla onu mısır koçanı olarak algıladı. Emeğin marjinal ürünü! Dikkatinizi cezbederim mısır değil, koçan olarak. Sapı elimde kaldı sanki.

Bunca emeğin karşılığı bu mu, dedim, ters düz konuşma, dedi. “Verdiğin emekle ancak bu kadar oluyor.” Sulak bir tarlaydı. İnsan tarlayı seçer ama tarla da sahibini seçmez mi? Terini toprağa dökmeyen insanı sahibi olarak benimsemez.

Ama ellerim nasırlıdır!” dedim. Tarla bilmez mi o nasırın hangi toprağın marifeti olduğunu? Uzlaşamadık. Acaba tohumumu mu beğenmedi?

Belki de benden kaliteli başaklar üretileceğine inanmadı. Gitti ve savruk bir çiftçiye verdi kendini.

Günay Aktürk

Read more

İnsan Psikolojisi – Sosyal Hayvan

insan davranışları

İnsan Mezarlığında Klinik Bir Vaka

İnsan Psikolojisi

Dikkat! Makalenin kimi kısımlarını çocuklarınızdan uzak tutunuz : )

Bugün Fernando Pessua’nın şu sözleri beni çok etkiledi: “Nasıl yaşadıysam öyle öleceğim. Kenar mahallenin birinde, bir eskicide, alıcısı bulunmamış mektuplara düşülmüş notların arasında kiloyla satılacağım.

Birilerine çok fazla işledik, birileri çok fazla geçti bize. Tıpkı iki tas suyun birbirine karışması gibi. Ayır bakalım şimdi nasıl ayıracaksan damlaları. Sosyal hayvan olmanın getirisi. Ya da götürüsü. Kısaca getir götür işlerine bakıyoruz. Gerisini karıştırma.

Bakın söylüyorum. Bu bir hafıza kaydıdır. Birilerinin bilinçlerinde yaşamaya devam edeceğiz. Mesela bu sabah başını okşadığım köpeğin içgüdülerine yerleştim artık. Zamanla havlaması azalacak diye umuyorum. Korkusuz yatacak kaldırımlarda. Kendine güveni geldiği zaman, belki de sert bir tekmenin bedelini ağır ödetecek sahibine.

Yarını şu anda ilmek ilmek örüyoruz diyorum. Birbirimize tattırdığımız duygusal deneyimlerde belirlenecek yarınlardaki biz. Bunda bir anormallik yok. İnsan psikolojisine en ağır darbeyi yine insan vuracak.

Al sana bir örnek daha. Bugün aşırı yağmurdan giderler tıkanmış. Balkonu su bastı. Bir yandan aşağıdan gelen çamurlu su, diğer yandan şiddetli rüzgâr ve yağmur… Kasırgaya yakalanmış gemilerden hiçbir farkım yoktu. Gökyüzünün delinmiş haliydi bu ayrıca. Soğuk ve ıslak bir gömlek gibi yapışıverdi ruhuma kara duygular. Şimdi neler olacağını söyleyeyim. Bir süre baş etmeye çalıştığım o çamurlu suyla beraber yaşayacağız. Onun bana yaşattığı deneyim zihnimde bu şekilde tanımlandı demek oluyor bu. Sabah olduğunda hava yeniden açacak, biliyorum. O an geldiğinde yeni tanımlamalar için burada bekliyor olacağım onu.

İnsan Psikolojisi

insan psikolojisi nedir

Yaşam zincirinde hayvanların belli bir yeri ve önemi varken, yıkıcı varlığıyla “insanı” tanımlamakta zorlanıyorum. Önceleri doğaya aykırı bir ucube olduğumuzu düşünürdüm. Düşünen aklıyla bile kendini doğaya adapte edemeyen hakiki bir aptal! Bence yerimizi yaşamın başıyla kıçı arasında geçen zamanın bir yerinde kaybettik. Bir avuç yem için gıdaklayan tavuklar olmak mıdır amaç? Sahibinin amaçlarına hizmet ettiğinin bile farkında olmayan horoz sürüsü olmak mı? Asıl evimiz olan doğayı cehenneme çevirip, içinde sahte uygarlıklar yaratmak!

İnsan zekası medeniyetler kurduğundan beri yapmayı bildiği tek şey birbirlerine bir şekilde dokunmak. Ne yani, kâr olarak elimize geçen yalnızca bu muydu? Bence ondan sonra başlıyor iş. Bakın anlatayım. Yüzlerce şiir yazdım kadınlara. O şiirler şimdilerde başka insanların ruhlarına yuvalanmış durumdalar. Dizelerim halka açık bir gemi filosu. Onlara kattığım duyguların binlerce şekle girdiğinden haberdarım. Artık tanınmaz hale geldiklerini de biliyorum. Farklı suretlerde can buldum demek oluyor bu. İnsan da böyle. Zamanla dönüşüyor ve onu değiştiren şey ile beraber yaşamaya başlıyor.

Yaşama insani anlamlar katmak zorundayız. Zira insan psikolojisi denilen o özel ve milattan kalma aygıt çok çabuk bozuluveriyor.

Sosyal Bir Hayvanın Anormal Halleri

Ne olursa olsun batsın demekten hoşlanıyorum… Birbirlerinin dokularına karışmaya çalışan şu insanların izledikleri yol yerin dibine batsın. Bakış açıları bir bataklık şapırtısına benziyor. Başlarda bir taraf köleyken diğer taraf efendi. Sonlara doğru iki ezeli düşman çıkıyor ortaya. Yıpratıcı bir karışım modeli. İşte aptal insan yığınlarının keşfettikleri sahte gerçek! Birine dokunduğumuz zaman sizce de onun dümenine çabucak geçmek istemiyor muyuz? Nasıl düşünmesi ve yaşaması gerektiğini ondan daha iyi biliyor gibi bir halimiz var. Bu, kendi boktanlığımızdan doğan bir telafi çabası değil. “Bana bak, beni besle. Beni farklı yollarla doyur. Kölem ol ve kırbaç tapınağıma çaputlar as.” “Eğer benim gibi düşünüyorsan seninle aynı fikirdeyim!” İçler acısı değil mi sizce de? Bir de halk olarak nefret ediyoruz domuzlardan!

sosyal hayvan

Dünya, içinde çok fazla sahtekâr barındıran bir gezegen. Birçoğu eli kırbaçlı efendisinin şatosunda süt banyosu yapmaktan memnun. Buralarda hile ve hurdayla karışır insanlar birbirlerinin dokularına. Onur gereksizdir onlar için. Hayatta kalmanın en iğrenç yolları araştırılır. Alçalmaktan korkmazlar çünkü alçalmak onların nazarında sadece aç kalmaktır. Yoksullaşmaktan korktukları için nefretle bakarlar yoksullara. Bir gün onlar gibi yoksul olmaktan it gibi tırstıkları için.

Yoksullara nefretle bakan yalnız varsıllar değildir. Önüne bir parça kemik atılmış olan ruhu satılıklar da nefretle bakarlar. Halkın içinde ama halka düşman olarak… Birbirine karışmanın en iğrenç yoludur bu. İnsanlığa giden yolu tıkarlar çünkü.

Hane hane, birey birey sahtekar sürüsü barındırır içinde bu gezegen. Orgazm taklidi yapan kadınlar, sözde en sadık ve babacan erkekler. Kendini lükse ve şöhrete satan kadınlar, paranın ve penisin fahişesi olmuş erkekler… Sadakatsiz kadınlar, sadakatsiz erkekler. Kadınlar ve erkekler. Cinsel organları tutuşmuş sadakatsiz… Kadınlar… Ve erkekler…

Bu dünya, hiç kuşku yok ki kaliteli insanları da barındırıyor içinde. Onların hep azınlıkta olduklarını düşünmüşümdür. Bir araya gelseler belki sadece muhtar çıkartabilecek bir köy kadar kalabalıktırlar. Hatta bu kalitelerini bir zamanlar kire pise çok fazla bulanmış olmalarına borçlu bile olabilirler. Belli olur mu hiç?

Bununla birlikte anormal bir psikolojiye sahip oldukları kaçmadı gözümden. İnsan insana rastlar da sağlam kalır mı hiç psikolojisi? Onlar yine de daha fazla karışmalı dokumuza. Bize huzuru getirecek olan o azınlıktır. Ama lütfen başlarına bela olmayalım onların!

Günay Aktürk

insan davranışları

Bu da belki kısa bir dipnot olarak burada kalabilir: “Satılmış olan soysuz bir haraminin koynuna girdiğinde, soluk bir hayalet olarak biz de orada olacağız.

Read more

Ruh Sağlığı Ve İmar Planı

RUH SAĞLIĞI VE İMAR PLANI makalesi

İNSAN BİR NEVİ KAÇAK YAPILANMADIR!

“Bak şu insan yığınlarına, çarpık kentleşme gibi nasıl da eciş bücüş olmuşlar…”

Günay Aktürk

RUH SAĞLIĞI VE İMAR PLANI makalesi

Trevanian, Şibumi kitabında diyor ki: “Hayatım alelade çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resme benziyor.” İçi oyulmuş tatsız bir kabak tadı veriyor olmalı. Bir tanım da biz yapalım mı? Bence yanlışlıkla helâya düşmüş bir baraka çizimidir insan! Çizen kim? Doğa yasaları gibi görünüyor.

Evrenin bizim için planları yok. Sadece üretip salıveriyor doğaya. Ne bir garanti ne de yol yardımı, tek başınasın. Kutsal ya da saçma sapan görevler verse anlardım ama acı çekmen ya da yıkıma uğraman bile umurunda değil onun. Manyak mı bu? Akıl mı arıyoruz evrende? Aradığımız şey bilinç mi? Geçer geçer! Bari yağmur dinene kadar şu saçağın altına tüneyiver! Ama ruh sağlığına dikkat etmelisin. Üşütük derler sonra. Bir kez yapılıp atıldın ya bu yerküreye, dua et de besin zincirinde aşağılarda kalmayasın.

Evet, sadede gelelim… Diyordum ki insan bir zevk tohumu mudur? Bu makalenin yazımından yaklaşık 2439 yıl önce şöyle haykırmış Sokrates: “Çocuklar zevk tohumu değildir. İlgilenemeyeceğiniz çocukları dünyaya getirmeyin.” Yani o günlerde bile aslında çocuklara zevk tohumu gözüyle bakılıyormuş. Yavrula yavrula at. Ne bir meslek edindir, ne eğit ne rotasını belirlemesine yardımcı ol. Ne sanatla doldur içini, ne bilimsel bir bakış açısı ver ne de ruh sağlığını yokla. Benim gözüm kesmiyor da o yüzden yapmıyorum.

Önceden tasarlanmadın madem, öyleyse yolunu bulmalısın. Ama bil ki rotası çizilmemiş bir seyahat bu insan yaşamı. Herkes aynı zamanda hem sürücü hem otostopçu. Küçücük bir deneyim bütün bir süreci etkiliyor. Genelde yanlış zamanda yanlış yerlerde oluyoruz. Rotamız yağ gibi akıp giden bir otobanda bir başkasıyla birleşebilir. Ama bir süre sonra bir taraf rotadan ayrılır. Kendince nedenleri vardır. Her zaman böyle olur demiyorum. Ama enderdir yol arkadaşlıkları.

Memnun musun hayatına dair ayrıntılardan? Bir şansın daha olsa yine böyle mi doldururdun içini? Çoğu insan buna cevap veremez çünkü nasıl yaşamak istediğini bile bilmiyor. Sen biliyor musun? Sana sorduğum şey yarın ne yapacağın değil, şu anda ne yapıyorsun? Çünkü şu andaki meşguliyetin bütün bir ömür ne yapacağına az biraz ışık tutuyor gibi. Yalnız kaldığında hissettiğin şeyler mesela? Ruh sağlığın ne alemde? Seni her yıl yeniden inşa edecek olan bir imar planıdır ruh sağlığın! Her zaman kaliteli olmak zorunda demiyorum. Denizler bile bir köpürür bir durlur? Sendeki ne sıklıkla oluyor? Kendinle geçinebiliyor musun, bana ondan haber ver.

Günay Aktürk

Read more