Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak

Günay Aktürk, aşk şiirleri

Karaktersizliğin Kutsal Seçimi!

Kötü Erkek Seçiminde Ustalaşmak, günay aktürk

“Yanlış seçimler hep böyle yapılır zaten. Başka seçim şansının olmadığına kendini inandırarak.”

Irvin D. Yalom

Toplumumuzdaki bir dizi asalak erkeklerin neden revaçta olduklarını anlayamıyorum. Evet, hiçbir kadın şiddet göreceği ya da kendisini öldüreceğini bildiği biriyle yakın ilişki kurmaz. Belki başlarda kendini ideal erkek olarak göstermiştir. Ama yine de yok mudur bunun belirtisi; Yürümesinden, oturmasından, konuşmasından, küfürlerinden; doğaya, kadına, mazluma ve dünyaya bakışından anlaşılmaz mı?

Belki kimi nasıl seçeceğini bilmiyordur. Gençliktir, toydur, insan konusunda deneyimsizdir. Bir de çevresi kötüyse yirmili yaşlar alabildiğine tehlikelidir. Ben sosyete muhitinde büyümedim. Yıllar önce bali çeken insanları ve ruh hallerini yakından tanıdım. Parklarda ve köşe başlarında toplanan serserilerin yaşlarındayken genç kızların bu tiplerde ne aradıklarını hiçbir zaman anlayamamıştım. Gençliğin içinde bir “piç” deyimi vardı ve kızlar hoşlanıyordu onlardan.

Kötü bir deneyimdi ama hayatımın her evresinde bu müsveddelerin benden bir adım önde koştuklarını gördüm. Sadece şans ile açıklanamazdı. İyi karakterin, bilginin ve sanatsallığın söylendiği gibi pek de umursanmadığı bir ülkede yaşadığımı çok iyi biliyorum. Ağalıkla erkeklik birbirine mi karıştırılıyor yoksa?

Son yıllarda tanıştığım kadınların neden daha olgun olduklarını da anlayabiliyorum artık. Neden bir kadınla eskiye oranla bugün çok daha mutlu olduğumu da. Belki otuzundan sonra olgunlaşıyor kadın, kim bilir! Otuzunda artık iyiyle kötüyü birbirinden ayırabilecek dozda veri sahibi oluyor. Bazı talihsiz bilinçler ne yazık ki bu kadar şansa bile sahip olamıyorlar.

“Bir serseriyle sevgili olsam bile bana zarar vermeye hakkı yok!” Evet, kesinlikle yok. Ama öyle bir dünya da yok. Seni “kapatma” zihniyetiyle sahiplenen, bedeninde koşulsuz hak eddia eden biri ileriye dönük potansiyel bir katildir!

Günay Aktürk

Read more

Yaması Mükemmel Bir Zaaf (Günay Aktürk)

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk makale

Bir Alıntı Bir Yorum

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk

“Mükemmellik ekleyecek bir şey kalmadığında değil, çıkartacak bir şey kalmadığında elde edilir.”

S. Exupery

AKŞAM ULUMASI

Keşke insan da yamalarından kurtulabilse. Yıllar içinde ruhu yırtılmış ve zamanla delik genişlemiş. “Burayı kapatmalı” demiş ve kirli bir çarşafla örtmüş üstünü.

Yürüyen insanların atan kalpleri yanıltmasın. Atıyor ama insanda kalp çarpıntısı yaratacak dozda atıyor. Vicdan yetmezligi bundan. Uygun doku bulunamadığından tehlikeli zombilere dönüşmüş haldeler.

Kimse onlardan mükemmel olmalarını istemiyor. Ama mükemmele yakın olmayınca kusurlu yanlarını beslemeye başlıyorlar. Ruhları bir bağımlının dağınık odası gibi.

Fakat asıl suçlu gerçekten onlar mı? Onlara bu zemini hazırlayanlar “aslı bozuk” kanaat önderleri değil mi? İnsanlık tarihi “kendini yont” diyen bilgelerin cesetleriyle dolu.

Belki de aptallık her zaman çoğunlukta olacak. Dünya nüfusunun kalabalık olmasından mıdır? Belki yeraltı madenlerinden. Çünkü cümle belanın nedeni doyumsuzluktan. Yedi milyar insan topyekun kendini yontamaz. Böyle gelmiş böyle gidecek, mi diyeceğiz? Sonuç ona mı işaret ediyor?

Bence bu iş bugünkü insan profiliyle olmaz. Bir sınır var bir türlü aşamadığımız. Aptallığı körükleyen cehaletin boş kafalardan yok olması gerek. Belki ihtiyacımız olan tek şey, doğarken boş kafayla doğmamayı sağlamak. Bilim binlerce yıl sonra bunu başaramaz mı? Belki…

 

Günay Aktürk

Read more

Deryada Bir Çakıl Taşı – Uzun Makaleler

Günay Aktürk, uzun makaleler

Günay Olmanın Anlamı!

Günay Aktürk, uzun makaleler

O zamanlar dünya kocamandı. Herkes kocaman. Bakmayın, bugün her şey küçücük. İnsanlar da küçücük. Ufaldıkça ufaldılar. Elbette o günlerin geri gelmesini isterdim. Bugün her şeyle ben başa çıkmaya çalışıyorum. Ama o günlerde bütün derdim Super Mario adında ufak tefek bir boyacıyı prensesine kavuşturmak için bölüm atlamaya çalışmaktı.

Çocukluğum sakin ve güzel geçti. Babaannemin peşinde koştura koştura sonunda zatürre geçirmekten başka hastalanmadım. Yıllar sonra soğuk bir Ankara sabahında ödem yapan bu hastalık, ruhumdaki gelgitlerin yanında ufacık bir sarsıntı gibiydi sadece. O çocuktan asla şikayetçi değilim!

İnsan büyüdükçe yaşamın lezzeti de kayboluyor. Kocaman bir boşluk duygusu! Okul yıllarımda bile iç sesime yarenlik eden ve bir türlü atlatamadığım o deryada bir çakıl taşı olmanın manasızlığı yıllarca hüküm sürdü. Yaşamak ile kendini öldürmek arasında gidip gelen ruh, uzun senelerden sonra bana bir hediye verdi sonunda: edebiyat.

Kalem, keşfettiği cevheri daldığı derinliklerden çıkartıyor. Hayat artık bir manaya sahip olduğu için çekilebilir değil. Hâlâ mahrumum ondan. Ama yaşamak hoş kokulu bir sabah kahvesi gibi rutine bağladı kendini.

Şu anda oturduğum balkonda bir amacım olmadığı için kendimi öldürmeli miyim? Biliyorum ki şu yıldız benden bir parça. Gecenin yarı sessiz yarı mırıltılı sesleri huzur veriyor. Yaşamın içindeki konumumu artık anlayabiliyorum. Yaşam ile ölüm arasındaki farkın ortadan kalkmasıyla her şey daha da kolaylaşıyor.

Fotoğraftaki bu çocuk ile aramda otuz yıla yakın mesafe var. Ne yorucu bir maratondu ama! Bazı geceler kendime Günay olmanın anlamını sorarım. Bu gece o soruya yeni ve lezzetli bir yanıt verebilmiş olmak canlılığıma yegane delil. Bu işi sürdürebilmenin tek yolu bu.

 

Günay Aktürk

Read more

Günaydın Eylül – Şiir Dinle

günaydın eylül, günay aktürk

Günaydın ve Eylül Şiiri

Günaydın Eylül, günay aktürk

“Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası… Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğümgökyüzü… Günaydın bulut türküsü, elçırpan ağaçlar…”

Şükrü Erbaş

Günaydın gün, günaydın eylül. Sıcak döşekler, sabahın ilk mırıltıları, doygun bedenler ve bir de tadımlık öpücük… Mutlu çiftler, sizlere de günaydın.

Günaydın altı çeyrek otobüsü; duraktaki komşu kızı, gündelikçi kadınlar, alın teri, bilek gücü ve diş gıcırtısı günaydın. Beleşçi patronlar, sizlere de günaydın.

Günaydın fısır fısır konuşan insan doğası. Muhatapsızlıktan bir türlü lanetlenemeyen fıtrat. Rutin bakışlar, ısısız yürekler, A ile B nokta arasındaki en uzak mesafe. Öğüdünü özünden almış kara çalı, sana da günaydın.

Ayağından yere çivilenmiş kanatsız güvercinler, günaydın. Betondan kentler, zehirli zihinler, satılık yandaşlar ve kiralık gazeteler… Canım, sevgilim, kanlı bir zorbanın mahzeninde tutsak olan barış, günaydın!

Günaydın kaderim, günaydın yazgım. Çalmayan alarm, gelmeyen vakit, durmayan yürek, günaydın…

Günay Aktürk

Read more

İlk Günah İlk İsyan – Kısa Makaleler

ilk günah - kısa makale, günay aktürk

Günah Sicili!

ilk günah ilk isyan - Kısa makaleler

“Babaannem hep derdi: “İnsanlar kendi işlediği kocaman günahları çuvala basar, senin küçük yanlışını duvara asar.” diye.”

Ben her zaman küçük ve insani günahların sahiplerini sahiplenmişimdir. Kalabalık kitlelerin homurdandığı günahları! Üstelik meselenin dokusuna ahlak ipi de işlenmişse. Üstelik geri kafalı yargıçlar tarafından cezalandırılmış, siyasilerin ağızlarına da iyice pelesenk olmuşsa. Yargı binasını insan hakları üzerine inşa ederim. Özgür seçimlerin cezalandırıldığı tezek kokulu bir yüzyıl!

Herkes karşı çıkıyorsa orada gizlenen bir şeyler var demektir. Ne mal olduğunu bilirim çünkü insanoğlunun. Kendine “ademoğlu” demiş ve ilk günahı taşlamıştır çünkü. İlk günah ilk isyan idi. Edebin manası, edepsiz kafalarca yorumlanamaz. Yorumlanıyorsa kendi edepsizliğini sırça köşklerde yaşatmak içindir.

Yeri gelmişken… Nedir o ilk günah? Cennetten kovuluş mu? İsyan mı edilmişti yoksa cehaletten miydi? Ya bugünün günahları? Dünyadaki bu cehennemin yaratıcıları tanrıcılık mı oynuyor? Tanrı adına konuşan küçük zebanicikler!

Eskilerin bilgeliğine pek güvenmem. Eskinin vampir dişleri vardır. Bilgiden uzak bir karanlığı temsil ederler. Bugünün vampirleri de eskinin tohumu değil mi? Onlar körelmiş masallar uğruna merhameti çöpe attılar. İçlerinden pek azı ömürleri boyunca dişe dokunur üç beş öğüt biriktirebilmişler.

Artık dişleri döküldüğü için sadece homurdanmakla yetiniyorlar. Açıp da bakmalı eski defterlere. O sivri dişlere kaç masumun kanı bulaşmıştır kim bilir…

Günay Aktürk

Read more

Beyimiz Pek Keyifliler Bu Sabah (Kısa Makale)

kısa makale, beyimiz keyifli

Hayaletler De Konuşur!

beyimiz pek keyifliler bu sabah, günay aktürk

“Çok çalışmam gerekiyordu ve depresyona girmeye vakit bulamıyordum.”

Didem Madak

Aradım az önce. “Efendim” i yarı uykulu ve kışkırtıcıydı. Günaydın canımm, dedim ve cevap vermesine fırsat vermeden, gün öğlen oldu ama sevgili hanımımız hâlâ eşekler gibi yatıyor mu, dedim. Hiçbir aşığın sesi bu cümlede bile bunca romantizme bürünemezdi. Ciğerden bir kahkaha patlattı. Günü o dakika aydı! “Bakıyorum da beyimiz bu sabah pek keyifliler.” dedi. Nasıl olmasın, dedim, belki sen unuttun ama bugün seninle tanışmamızın 260 ıncı yılı. Günaayy, dedi sevecen bir dille ama “elem dolu 260 yıl” deyip yapıştırıverdim latifeyi. Bir kahkaha daha ve ardından ayartıcı tonda fırçanın daniskası. Seninle alakası yok hayatım, dedim, ülkenin gidişatından…

Aslında bunların hiçbiri olmadı. Yani olsaydı tam da böyle olurdu. Kendinle konuş ama kendine cevap vermekten sakın, derler. Bu ne ki, geceleri yatağı bile paylaşamıyoruz.

Ruhumda edebiyatın coşkusu olmasa çoktan bunalıma girip nalları dikmiştim. Ruhum pek bir müsaittir buna. Düşünecek ve yazacak o kadar şey var ki ona fırsat bulamıyorum. Dingin ve olgun görünürüm ama içimde tırnaklarını kemiren talihsiz bir çocuk yaşıyor.

Telefon konuşması hayal olabilir. Ama o sabah coşkularını aradığım doğru. Şu sıralar öylesine görkemli projeler üretiyorum ki hepsini tamamlayabilmek için güçlü bir itici güce ihtiyacım var. Mesela aşık olmak gibi 😊

Günay Aktürk

Read more

Kurcalamadan Düşün (Kısa Makaleler)

düşünmek, kısa makale, oku

Bir Alıntı Bir Yorum

kurcalamadan düşün, kısa makaleler

“Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.”

Sefiller
Victor Hugo

Düşünerek hayal etmek! Belki de kurcalamadan düşünmek gerek. Zevk almak için kim bilir, soru sormadan hayal etmeli… Obur gözlerimizi kısmayı öğrenmeliyiz. Yoksa sonu halüsinasyon. Bütün sözcükleri işiteyim derken, gaipten gelen seslerle delirmek içten bile değil. Çekip almalı aklı, tutsak düştüğü o kısacık anlardan.

Belki de bu bir fırsattır. Şu anki anlarımızı iyileştirebilirsek, gelecekteki “ben” daha mutlu olacaktır. Gelecek belki de asla gelmeyecek. Çünkü dün ve yarın, “Bulanık bir zihinde küçük bir kabarcık.” Beş yüz bin yıla kaç ömür sığdı dersiniz? Bizimkisi beş yüz kilometrelik bir yolda ufacık bir çakıl taşı.

Bizler bu çağın, kısa ömürlü olduğu halde hayalin uzun menzilli yanılsamalarına kanan zamane hayalperestleriyiz!

Ömür geçiyor ömür. Ne beklenen geliyor, ne olması gereken yaşanıyor.” İşte bu son cümle düşüncenin yerine hayali koymaya bire bir misal!

Günay Aktürk

Read more

Gel Tanış Olalım Seninle (Kısa Makaleler)

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel Tanış Olalım Seninle

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel tanış olalım seninle” demenin aklıma bile ilişmediği günler…

Vakti zamanında kendimi çok parçalamıştım. İsterdim ki dünya da parçalansın benimle birlikte ama nerede bende o şans. Artık umutlu düşünüyorum. Gözlerime baka baka geçip gitti önümden zaman. O öylece giderken “dur!” diye bağırdım zamana. Durup baktı gözlerime. Onunla ne yapacağımı, onu nasıl değerlendireceğimi bilemediğimden sadece baktım.

Sana, gel tanış olalım seninle demek için erken bir saatti.

Baktı ki adam olmayacak benden: “Zaman treninin arka vagonlarında uyanırsın genç adam!” dedi. “Orası geç uyananların vagonudur. Ön vagonlar sana göre değil.

Yani öyle demiş. Ancak şimdi duyabiliyorum o sözcükleri. Ben de daldım evvelce kitaplara. Bilim öğrendim. Dinler tarihine daldım. Şiir yazdım. Romanlar kurguladım. Bu süreçte çokça taşa tuttular beni. Dilim sivrilmişti çünkü. Bazıları da dedi ki: “Sen de o ozanlar gibi yakılmaya emin adımlarla ilerliyorsun. Dikkat et!

Acele edelim, vakit dar. Artık tanış olalım seninle!

Birkaç sene oldu arka vagonlarda uyanalı. Bayağı şeyler biriktirmişim. Öğrendiğim bilgiler benimle mezara giderse gözüm açık kalır. Ben de işi büyütmeye karar verdim. Bilgiyi paylaşmak tüm canlılığın en büyük “dini” olduğunu fark ettim. Bir defa uyandıysam eğer, diğerlerini de dürtme zamanıdır. Sonunda yakılacak olsam da…

 

Günay Aktürk

Read more

Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more

Tehlikeli Düşünceler (Kısa Makaleler)

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Tehlikeli Düşünceler

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Aslında en Tehlikeli düşünceler tartışılan, hatta mümkünse çokça tartışılan ama eleştirilmesi sakıncalı olan düşüncelerdir. Küçük bir azınlık bu düşüncelerden nemalanır. En tepede gücü elinde tutanlar bulunur. Oradan aşağıya kademeli olarak yağcısı, balcısı, incisi cincisi şeklinde iner. O faydalı düşünceyi canlı tutmak için sürekli tartıştırır. Eleştiri ve özgür düşünce ise sırça köşkün surlarına indirilen bir balyozdur. Saltanat tehlikeye girer.

Aslında kendi de inanmaz. Bir zamanlar inanıyor idiyse de para, güç, makam, önü düğmeli cüppe ve silahlı birlikler tatlı geldiği için “düşünce” ile arasındaki bağ giderek zayıflar. Artık “para” adında yeni bir tanrı edinmiştir kendine. Paranın olduğu yerde ahlak yeniden şekillenir.

Toplumun aşağı kademelerinde de gözlemlenebilir bu. En çok da kadına bakışta belirir. Kadın yoksul ve çaresiz ise şeriatın katı kuralları uygulanır. Ama giderek para ve makam merdivenlerinde yükselmeye başlarsa kadın, şeriat yıkılır ve daha özgürlükçü bir rejim doğar.

Paranın açamayacağı kapı yoktur.” sözünü ilke edinen ve serveti insani erdemlerden önde tutanlar için ahlak nedir ki? Şart sunulsa aile içi toplu sekse bile yanaşırlar, yanaştıkları görülmüştür. Sırf birilerine yaranmak için evli oldukları halde koynuna gireceğini ilan eden insanlar gördü bu ülke ve sıkça tekrarlandı.

Sözün özü o ki “tehlike”, fikirlerine ölümüne bağlı olduklarından gelmiyor. Pek çoğu hafif bir şaplakta bile yollarından dönüp “Sakallı Celal” üstadımızın deyimiyle epeyce gülünç oluyorlar. En ağırı da bu tür ödleklerin elinde suikaste kurban gitmek değil mi zaten!

 

Günay Aktürk

Read more