Kırmızı Sınır Çizgileri – Makale Oku

Kırmızı sınır çizgileri

Ne Umuyordun

Geçen gün sohbet esnasında dedi ki bir arkadaşım, polisti eski sevgilim. İki senenin sonunda ayrıldık. Sürekli tartışıyorduk gibisinden bir şeyler söyledi. Anlaşamamışlarmış!

Fikirler mi çatıştı? Kırmızı Sınır Çizgileri mi geçildi? Ne olmasını beklediğini düşündüm bir süre. Ne umuyordu ki? Hem de koskoca iki sene! Genele yaydığımızda mesele polis olması değil. Koyun ile kurt koyun koyuna girmez o başka. Ama beklediğin neydi tam olarak?

Belirsiz Sınır Çizgileri

kriter

Bazı insanların dişe dokunur kırmızı sınır çizgileri yoktur. Varsa da belirsizdir. Çoğu kadın için para ve güç ön planda. Hele çoğu erkek o kadınları solda sıfır bırakır bu işte; Onun kriteri bakirelik. Evindeki uslu dursun ister. Zaten sadakat hep tek taraflıdır ve her zaman kadından istenir.

Ama bunlar kriter değil ki. Hayal kırıklığına uğramış insanlara, ne olmasını bekliyordunuz, diye tekrardan sormak istiyorum. Sizin kriterleriniz sadece yaşamı idame ettirebilme ve cinsel acı çekmeme üzerine kurulu. Kimse vermekten yana değil aslında, herkes almaktan yana.

Bu toplumda gördüğüm hakikat şu: İnsanların kalın hatlı, gözle görülür kırmızı kriterleri yok. Her güne birkaç kavga sığdırılan ilişkilerin üzerini en başından sil gitsin. Onlar birbirlerine zaten yük. Kriter olmayınca yönelim sadece duygusallığın ve cinsel açlığın doyumuna doğru kayıyor. Etkilenmek, hele ki tutkulu bir aşka doğru yönelen yoğun duygular, aranılan kişinin o olduğu izlenimini yaratıyor. Zaten aşıksanız muhtemelen hayatınızın anlamı o değildir.

Bu makalenin henüz evlenmemiş çiftlere özgü olduğu da söylenebilir. Burası az gelişmiş bir ülke. Beyinler düz kontakla çalışıyor. Fazla umuda kapılmadan çevreyi şöyle bir kolaçan etmeli önce.

Gönül Mühür Tutar Mı?

Kırmızı sınır çizgileri

Yatak, ilişkinin sonraki evrelerinde başlamalı. Üstün erdemlere sahip bir ırk değiliz, ondan yani. Sohbet etmekten lezzet almıyorsan, kahvenin yanına bile yaklaşma. 22 yaşındaki komşu kızının nişanlandığını duydum. Ne güzel balkonda kitap okuyordu. Niye bu yaşta nişanlandırdınız, dedim annesine, kendi istedi dedi. Sevmiş de onu seçmiş!

Tek neden bu mu yani? Sevmek biraz karışık bir durum. Bir kez (O yaşta) sevince gönül mühürlenir miymiş? Sevginin yanına aparat ekelemeyi bilmiyor insan. Ee çocukları böyle yetiştirmiyor muyuz biraz da? Yurt yuva diyoruz, ev kredisine doğru akan bir şelale şeklinde.

İnsanların kendi akıllarıyla karar vermeleri otuz yıl sürüyor. O da şansları varsa. Hiçbir yörüngesi olmayan kalabalıklar yaratıyoruz.

Aynı evin içinde insan nasıl da yabancıya dönüşüyor! Eşinizin kendine katlanabilme çabalarına ortak olacaksınız. Aynaya baktığınızda iki surat göreceksiniz. Kendi iç sesinizin yankısına bazen onun yankısı da karışacak. “Bir idim iki oldum, hangi “ben”le uğraşayım” meselesi. Üç balkonlu evin iki balkonu kilitlendiği için oluyor bunlar.

Makale o kadar uzadı ki bir türlü sonu gelmiyor. “Benle de lafa doyum olmuyor!” dedim az önce kendi kendime. Sen kendine yetmezken bir başkasına nasıl yeteceksin! O kendi sesine sağır ki senin cana gelip konuşmanı bekliyor. Elbette benim gibi delirmeniz gerekmez. Hele şöyle bir dolaşıp gelin bakalım madem : )

 

Günay Aktürk

Read more

Cehalet Bilincin Kabusudur

cehalet makalesi

Bir Alıntı Bir Yorum

Cehalet bilincin kabusudur

“Kendi yaşamınızı inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur.”

Jean Paul Sartre

Yaşamı olumlamak gerek. Mutsuzluğun kökenini düşünüyorum da, sanırım başat nedeni bu dünyaya ait olmamak. Daha burayı çekip çeviremeden öteki taraftaki rahatımızı düşünüyoruz. Oraya dair ortaya atılan kurallar, burada sürüngen hayatı yaşamamıza neden oluyor.

Aslında daha da kötüsü oluyor. Kolsuz bacaksız, bedensiz ve ruhsuz bırakıyoruz kendimizi. Kendini reddeden başka can yok insandan başka. Kendi bedenini şeytanın yuvası olarak gören kara fikirler yaratıldı. Arzularına düşman, bedenine iğrenerek bakıyor. Düşmanın adına nefis diyorlar ve güzele ait ne varsa onunla dolduruyorlar içini.

Kendinizi sevmeyin demeye getiriyorlar. Yalnızca kulluk edin. Kahkaha atmayın. Diyorlar ki burası sınav yeri. Burada gördükleriniz sahte güzellikler! Meyletmeyin. Madem geçici, ormanları yakmakta sorun yok! Melekler hayvanlara değil, Adem’e secde ettiler! İnsandan aşağı görüyorlar insanın dostlarını. Hayvanın ruhu yok! Ruhu olmayanın payına zulüm düştü! Hayvanı sevmeyenin insanı sevmesi beklenemezdi!

Ellerinde hali hazırda bir kıyamet var zaten. Bir gün kopacak, diyorlar. Kendi tanrılarının yakıp yıkarak yok edeceği bir gezegeni sevebilmeyi elbette akıl edemezlerdi. Domuz haramdır dedikten sonra domuza düşman kesilmek gibi!

Ne oluyorsa bu dünyanın içinde oluyor. Her şey her şeyle etkileşim halinde. Her nesneye aşk ile bakıp kendinden bir parça görmek için bilgi gerek. Şah damarından da yakın olan şey Tanrı değil, atomlar! Sizler bu gezegende, bu gezegenin malzemeleriyle doğdunuz. Gördüğünüz her şeyin malzemesi sizinkilerle aynı.

Kalp denilen şey beyinsel faaliyetler. Acı oradan. Aşk oradan. Düşünce oradan. İnsan önce vücuda geldi, sonra inşa etti kendini. Varlık elbette özden önce gelir. Ey en derin uykuların gafili! Cehalet bilincin kâbusudur!

Bilgi mutsuzluk getirir diyorlar. Ama cehalet de kendine yabancılaştırır! Sevmek eylemini varlığın özünü bilmeden nasıl başarırsın? Kendini tanıyan evreni tanır. Yabancı şehirlerde insan huzurlu olabilir mi kimseyi tanımadan, eşi dostu olmadan?

Sokaktan geçen kediyi can gözüyle görebiliyorum. Ve ortak bir ataya sahip olduğumuzu da biliyorum. İşte benim mutluluğum! Onu sevmem için onu anlamam gerek!

 

Günay Aktürk

Read more

Zamanı zamana kırdırmak

Zaman - makale oku

Bir Alıntı Bir Yorum

Zamanı zamana kırdırmak

“Saatler boyunca başka saatleri beklemek…”

Çürümenin El Kitabı
Emil Michel Cioran

Geminin kıç tarafında oturup dümenin başında yaşanacak saatleri hayal etmek! Bilmez miyim! Zaman durma noktasındadır ve çapayı ruhuna sapladığının resmidir!

Sen bir de kaptanın seyir defterini oku. O da limana yanaşacağı saatleri beklemekte! Limandaki de el sallar uzaklaşan yolcu gemilerine!

Kimse bu günü bugünden yaşamasını beceremez. Özel ve anlamlı saatler ileride değil, geçmişte kalmıştır artık. Küçük bir anı olarak hem de. Tadı damağa sonradan ilişir.

Neden böyledir peki? Tam tersi olamaz mı? Duygusal derinlikten bahsedebilir miyiz? Bütün sanatların atası sayılabilecek şiir ile de alakalıdır biraz. Şiir derinliktir. Derinlere sonda vurup yaşamın özünü damıtabilmektir. Bu yüzden şiir sevmeyen insanlara ruhsal olarak yakınlaşamam bile…

Sevdiğim kadını boynundan öptüğüm zaman biraz durur ve ölümsüzleştiririm o anı. Kokusunu içime çekerim. Duygusal derinliğin getirileri! O an zaman duruverir! O anın ne geçmişte bir anı olarak kalmasını isterim, ne de daha fazlasını talep ederek bozguna uğrarım!

Anı yaşayamayan, güzel zamanları anılar çöplüğünde istifler. Ya da yeni bir deneyimi mahvetmek için yeni saatleri bekler bekler bekler…

Günay Aktürk

Read more

Susmak Erdem Değil Kepazelik

susmak kepazelik
susmak kepazelik

Cepte Mangır Yok

Dünya dolanıyor kafamın içinde. Kafamın içinde aygırlar çiftleşiyor. Yine bir gelincik tarlasındayım. Pateteslerimi çalıyor mendeburlar! Küflü ve çillenmiş pateteslerimi… Tala talan edileli çok oldu. Sarı öküz de gitti elden. Kala kala fasulye sapları kaldı elde…

Tohuma yine zam geldi diyorlar! Köpek tohumuna! Köpeklik pahadan düştü öyleyse, şimdi kıymet it tohumluğunda!

Hiçbir tarla sıçanı kapana yakalanmıyor. Nedendir bilmem. Yoksa bu kapanları icat edenler artık lağım fareleri mi?

Kasabanın nüfüsu artsa da, beylerimiz köylüğe özenmekte. Köy muhtarı olmak vilayet valiliğinden kolay ne de olsa.

Cepte mangır yok. Şekeri suya bandırmak bizimkisi. Üstelik kuraklık da kapıda. Artık şeker kamışı bile büyük bir lüks. Bütün bunlar hep senin yüzünden. Bir türlü “Hayır” demeyi öğrenemedin. Yakında ses tellerinden bahçeye çit çekerler… Susmak erdemdir derler batıda, bizde kepazelik…

Günay Aktürk

Read more

EROS OYUNLARI

Eros Oyunları

İşte O Geliyor

Eros Oyunları

Akşam!
Saat yediye beş var.
İçi (z) kuşağıyla dolu bir dershane.
Dershanenin önündeki karanlık köşe.
Sigara içmeye inen öğrenciler:
Bakışlarına kuşku çöreklenmiş!
Bu tekinsiz adam yine kimi beklemekte?
İçlerinden birini mi?
Amma da uzun bekledi ha!
Yoksa adi bir sapık olmasın!
Yok ulan Karacaoğlan o!
Aşığını beklemekte hasretle.

Sokakta seyir halinde bir kalabalık.
Ha desen üreyecekler…
Kimi mangal ateşi,
Kimi bir kilo kanat!
Bende tatsız bir duygudurum bozukluğu…

İşte o geliyor!
Doğurgan ruhumun anaç kraliçesi!
Işte gördü beni.
Işte baktı bana!
Çıkıverdi Tanrı saklandığı delikten!
Eros’u transfer etti melek kafilesine!
Saldı şeytanlarını iştahlı gecemize!
Ve dedi:
bu gece aşırın elmalarımı dilediğinizce…

Sarıldı boynuma yırtıcı bir dişilik!
Kokusu binlerce yıllık
Ederi ağır bir özlem!
Kuytu köşelerimiz hep böyle dar
Ve karanlık olmak zorundaydı.
Çünkü vaktinden önce zamlandı hayat
Biz de zulada sakladık birbirimizi!
Cennet bahçesinde bir çift kaçak!
Eh! Rahat bir nefes aldı şu Z denen kuşak!

Birkaç saate durdu zaman!
Belki de üflenmişti sur!
Ama biz duymadık!
Belki gerçekten de yedik o elmayı!
Belki hayaldi.
Damakta lezzetli bir tat!
Belki lezzeti acısından!
Bilemiyorum.
Belki de kovulduk!
Belki tel örgüden atlarken kanattık bir tarafımızı!
Gün inkara soyunma günüymüş bugün!
Çünkü yedi kapılı yetmis bahçeye de dalsan,
Özgür iradenin de bir bedeli vardır!

 

Günay Aktürk

Read more

Ruhun Menopozlu Halleri (Makale Oku)

ruhun menopozlu halleri

Kadına Teşekkür Ederiz

ruhun menopozlu halleri

Henüz yirmi yaşındayken evlenme teklifimi geri çevren o kadınla bugün karşılaşsaydım çok teşekkür ederdim ona. Eğer evlenseydim bu mutsuz bir evlilik olurdu ve muhtemelen ayrılırdım. Ruhum henüz menopoz dönemlerine girmemişti.

Uzun soluklu bir ilişkiyi sürdürememe halini insan o yaşta kavrayamıyor. Kendini tanıyamadan bir başkasını tanıma isteğine bir tür “kalkışma hareketi” diyebilir miyiz? Aslında insanlarda önce tanıyıp arkadaş olma isteğinden bile söz edemeyiz. Yirmili yaşlarda verilen bu karar daha çok ev bark sahibi olma üzerine kurulu.

Kendi iç çatışmalarımız nihayete ermeden bir başkasına yük olmamalıyız. Başkasının yükünü de kaldıramaz böyle bir insan. Bu yüzden ayrılığa varmıyor mu sonu! Son on beş yılıma bakıyorum da nasıl bir kasırgaya yakalanmış ruhum. Gelgit halleri. Kendime bir tanı koyacak olsaydım, bu, yakın zamana kadar bipolar bozukluk hastalığını yaşadığımı fark etmek olurdu. Evet! Bipolar bozukluk! Ama bu ruhsal hastalığı atlatacak kadar güçlü olduğumun da ayrıca farkındayım.

Hala gelgitler olsa da, yoğun çalışmalar nedeniyle delirmeye fırsat bulamıyorum. Belki daha sonra. Erkeklerin de menopoza girdiklerini söylüyorlardı geçenlerde…

Şimdi kısa bir analiz yapalım. İnsan deliler gibi aşık olduğu için evlenmemeli çünkü ıslak kibritin alevi pek çabuk söner. Cinselliğini doyurmak için de yapmamalı bunu. Eğer amaç bu ise, aç bedenler için çok fazla taze et var etrafta. Tek başına yaşlanmaktan korkan birini eş diye seçeyim demeyin. Ruhsal ve zeka yönünden doymak için gelmedi size. Onun kendiyle sorunları var.

Olgun insanı olgun yapan şey her sene aldığı yaş değildir aslında. Gençliğinde akılsız bir ahmaksa ve bu ahmaklığında kararlıysa, yaşlılığın yakasına sadece ahmaklığı takacaktır. Eleştirel düşünmeyi beceremeyen insanlarla yakın ilişkiler kuramıyorum. Arka bahçesinde kendine ait bir meşguliyeti olmayanlarla da anlaşamıyorum. Sanırım bu insanlar azınlıkta. Bu sayede neden her 14 Şubatı yalnız geçirdiğimi de anlayabiliyorum:)

 

Günay Aktürk

Read more

Mükemmellik – (Makale Oku)

mükemmellik nedir

Bir Alıntı Bir Yorum

Mükemmellik, eksiksiz ve kusursuz olma durumunu ifade eden bir kavramdır. Kavram farklı bilim dallarında farklı anlamlar taşımaktadır. Matematik, fizik, kimya, etik, estetik, varlık felsefesi ve din biliminde sıklıkla kullanılmaktadır.

mükemmellik nedir

“Hayat hiçbir ölümlünün mükemmelliği yakalayabileceği kadar uzun değildir.”

Sherlock Holmes – Panik

Birileri Mükemmellik Mi dedi?

Mükemmellik! Yazarımız Doyle, o mükemmelliğin ne olduğunu biliyor muydu acaba? Hiçbir ölümlü o mükemmelliği yakalayamadıysa, ortada bir mükemmellik olduğundan nasıl bahsedebiliriz öyleyse? Önce birilerinin onu yakalaması ve neye benzediğini bilmesi gerekir ki biz de evet, zor ama ulaşılmaz değil, diyebilelim. Bence güzel bir alıntı, kulağa hoş geliyor.

“Biraz daha uzun yaşasa yakalayabilir!” demek istiyor! Öyle mi demek istiyor? Biraz daha yaşasak Tanrıyı görebiliriz, demek gibi bir şey. Onu da gören duyan yok…

Ya her şeyin sırrına erecek kadar uzun yaşasaydık, mükemmelliğin sırrına da erişebilir miydik? Bilgi insana kademeli olarak acı verir ve sonu bir yanlızlıktır. Belki sonunda Tanrı katında ulaşır insan. Farazi bir tanrı gibi belki hiçbir şeyi yaratamaz ama ne kadar aciz bir canlı olduğunu görür. Dehalar dehası olsaydı eğer, çevresinde zihnini besleyecek kimseyi bulamazdı. Onun yanında herkes bir maymun zekasında olurdu, kim bilir…

Ben katılmıyorum bu söze. Evrenin altın bir kuralı varsa, o da hiçbir şeyin mükemmel olmadığıdır. Belki de evren ve insan ve her şey, mükemmelliğe en mükemmel uzaklıktadır! (Benzer bir söz Yedinci mühür filminde aşk için kullanılmıştı)

Keşke bize bir iyilik yapıp mükemmellikten ne anladığını da söyleseydi. Ben bilimin izinden gidip mükemmelliğe inanmadığımı söylüyorum. Belki şöyle bir şeyden bahsedilebilir. Bilim ilerler ve ölümsüzlüğün sırrı keşfedilir. İnsan birkaç kez daha evrim geçirir ve hakiki bilgeliğin sırrına ulaşır. En başta yok etme tutkusunu yok eder. Yeni evrenler yaratır ve sonsuzlukta milyonlarca yıl yaşar…

 

Günay Aktürk

Makale Okumaya Devam Edin: Baba Ölmesin – Nazım’ın Çilesi

Makale Okumaya Devam Edin: Beyni Boşa Almak

Şiir Dinletisi: ORHAN VELİ – ANLATAMIYORUM

Şiir Dinletisi: Emekçi Kadın Şiiri

Read more

Baba Ölmesin – Nazım’ın Çilesi

baba ölmesin nazımın çilesi

Senin Açlığın Onunkine Benzemez

baba ölmesin nazımın çilesi

Açlık grevinin beşinci günü Celile Hanım ziyaretine geldi. Nurunu hemen hemen büsbütün kaybetmiş olan gözleriyle, oğlunun solmuş, incelmiş yüzüne baktı uzun uzun. Ne açlık grevinden, ne de hapishane dışında olup bitenlerden konuştu.

Kadınları ile nasıl da iftihar ediyordu Nazım! Analar insanı insan, kadınlar da erkeklerini erkek yaparlar. Nesi var nesi yoksa kadınlara borçludur.

Celile Hanım’ı uğurladıktan sonra, İbrahim meydana döndüğü zaman, etrafını mahkumlar sardı.

– Şair baba beş gündür yemek yemiyor, doğru mu? Hiç böyle oruç olur mu, nerede görülmüş?

– Açlık grevine girdi.

– Ne dedin, ne dedin? Grev mi? Ne grevi peki?

– Hepimizin hakkını savunmak için.

– Açlık grevinin ne faydası var ki?

– Canım,senin açlığın onunkine benzemez. Açlık grevi… Bu bir savaştır. İstediğini elde ederse hepimiz evlerimize döneceğiz.

– Kurtulur muyuz? Yani şu kodesten çıkacak mıyız?

– İstediğini yaptırırsa, elbette. Hepimiz evlerimize döneceğiz.

– Yaşasın baba! Allah ona uzun ömürler versin. Demek hepimiz kavuşacağız evimize barkımıza.

– Ya dediklerini yapmazlarsa ne olacak? Ölecek mi?

– Evet. Yapmazlarsa ölür.

– Boş ver. Ben çıkmaktan vazgeçtim. Allah kahretsin!

– Bıraksın şu orucu, söyle ona. Ölmesin.

– Yaa, senin bir yıl cezan kaldı. Benim gibi on yıl cezan olsa senin…

– Adam öldürmekten on beş yıl ceza yedim. Çıkarken de mi benim yüzümden baba ölsün? Hayır, sökmez böyle şeyler. Söyle Baba’ya, vazgeçsin orucundan. Baba Ölmesin!

Baba Ölmesin! Hepimiz gidelim yalvaralım! Baba ölmesin!

Beşinci gün akşam üstü, yetkili makamlar Bursa Hapishanesinde bir ayaklanmadan korkarak, Nazım Hikmet’i İstanbul’a götürüp Cerrahpaşa Hastanesi’ne yatırdılar…

 

Radi Fiş
Nazım’ın Çilesi
Sf: 370

Read more

Beyni Boşa Almak

Beynin Geviş Getirmesi

Beynin Geviş Getirmesi

Beynin Geviş Getirmesi

Beynimiz üç katlı müstakil bir ev. En alt katta yönetici (sürüngen beyin) oturuyor. Günlük hayattaki kimi önemli kararların uygulanmasından sorumlu. Üremek, barınmak ve savaşmak gibi. Düşünen bir akla sahip olması, ilgi alanlarının sınırlarını da artırdı. Yani işini ciddiye alıyor. O bir nevi Sabri Bey.

Katı kuralları vardır onun. Ona bir şeyler vaat ederken iki kez düşünmeli. Beş basamaklı bir merdivende bile fazladan iki basamak daha arzular. İstifçidir. Arzunun da kendine özgü bir istifi vardır. Belki adını oburluk koyabiliriz bunun. Aç gözlüdür ki mahrum kaldığı her şeyin acısını çeker. Bu yüzden eline fırsat geçtiğinde aşırıya kaçar.

Mustakil binamızın en üst katındaki zarif kiracı… Bazı binaların üçüncü katı boştur. Doluysa bile varlığıyla yokluğu birdir. Binada sözü geçmez. Gelişmemiş bir cenin gibi kendi varlığından bile habersizdir.

Kimi binalarda ise yönetici odur. Sesi gür çıkar. Kimi geceler giriş kattaki o eski yöneticiye resim dersleri verir, şiirler okur, kitaplardan alıntılar yapar. Ama yöneticiliğinden ödün vermez. Onun yönetimi altındaki müstakil evlerde sevgili “sürüngen beyin” ölçülü bir muhaliftir.

En üst kattaki yöneticiye korteks diyoruz. Yani düşünen beyin. Gelişmiş ve bir dahi olmuş. O bir şeytan olsaydı eğer, uzun gecelerde yalnız yüzünüzü yalamasa bile bundan şikayetçi olmazdınız. Belki bir kırgınlık: Bir daha böylesi bir gecenin yaşanmayacak olmasının kırgınlığı!

Read more

Onurlu Yurttaşlık

onurlu insan

Bir Alıntı Bir Yorum

onurlu yurttaşlık
onurlu yurttaşlık

“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş iptir. Uçurum üzerinde bir ip.”

Nietzsche

Onurlu yurttaşlık onursuz yurttaşlıktan daha zordur çünkü özel çaba gerektirir. Onursuz toplumların onur kazanması da bu yüzden zor.

Hiçbir ideolojinin dünyayı değiştireceğine inanmıyorum. Belki zaman zaman insanlık onurunun kazandığı, bir dizi haklara sahip olduğu dönemler görülebilir. Ama uzun sürmez bu olay. Bu bir geriye dönüş çabasıdır.

Peki neden? Çünkü insan, kitleler halinde aslaklığın peşinde. Çünkü içi boş tembel bir kafatası. Önüne bilimsel verileri koyarsın ama o gider geleceğini yine de kahve telvesinde arar. Olmadı üfüttütür kendini. Hakikati binlerce yıllık metinlerde arar. Kendi çağının insanı değildir de ondan.

Güce ve üstatlara tapar. Doğasında vardır bu. Vahşilik doğasında vardır. Sürüngen beyin gelişti ve sistematik bir cellada evrildi. Kimisi zevk alır öldürürken. Kimi bir dava uğruna yapar bunu. İnsan, hangi sebeple olursa olsun bilinçli cinayetlerini sürdürdükçe beklenen düzen gelmez. O her zaman hırslarına yenilecek.

Bunun tek bir yolu var. O yolu Nietzsche bulmuştu aslında: “üstün-insan“a evrilmek. Elimizdeki bu insan modeliyle bu iş sekteye uğruyor. “Düşünen Hayvan” insana evrildi ama dibi tutmuş bir yemek misali karasını hâlâ atamadı özünden. Üst insana geçtiğinde o karadan da kurtulacak. Onurlu insanlık menzile giden yolda bir geçit.

Ülkenin düşünmesini bilen aydın insanları milyarlarca insan kalabalığının arasından çıkabilmiş üst insan adayı. Tıpkı bilimi, sanatı ve insanlık onurunu korumaya çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri gibi…

 

Günay Aktürk

Read more